- SRİ LANKA -
Katliamların hesabı bir gün mutlaka sorulacak!
Sri Lanka’daki gelişmeler ve devletin Tamillere karşı işlediği cürüm, katliam hakkında en son dergimizin 132. sayısında, 25 Mart tarihli yazımızda tavır takınmıştık.
O tarihten bugüne kadar geçen iki aylık zaman sürecinde de gerçekleştirilen katliamlar soykırıma benzer biçimlere büründü. Sri Lanka devletinin barbarlığını –ki gerçekte yaşananların, yani barbarlığın gerçek düzeyi, sözkonusu bölgeye gazetecilerin bırakılmaması sonucu tam olarak bilinmemektedir– yazmak, tarif etmek bile zor.
Uluslararası Kızıl Haç Örgütü çalışanlarının ifadelerine göre yaşananlar “akıl almayacak düzeyde insani bir felaket”tir.
Katledilen sivil insan sayısı düşük gösterilse bile, BM verilerine göre Ocak 2009 tarihinden Mayıs ayı ortalarına kadar 10.000 civarında sivil insan katledilmiştir. Yüzbinlercesi göç yollarında… Resmi açıklamalara göre 280.000 insan “toplama kamplarında” toplatılmış ve “potansiyel terörist olma” suçlamasıyla her an devletin terörüne maruz kalma durumundadır. Göç yollarındaki tüm bu insanların yaşama koşulları her an açlıkla, ölümle yüz yüze kalınan bir ortamdır.
Tüm bu barbarlık “terörizme karşı mücadele” adına Sri Lanka devletinin Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) örgütüne karşı başlattığı yok etme yönlü savaşının ürünü.
LTTE 2002 yılında hem de devletle karşılıklı anlaşma temelinde ateşkes ilan etmiş ve 2008 yılı başına kadar, devletin ateşkesi tek yanlı olarak sonlandırmasına kadar da esasında bu karara uymuştu. Ateşkesi bitiren devletin başkanıydı. Mahinda Rajapakse özellikle LTTE’nin önder kadrosunu elimine etmeye kararlıydı. Bu hedefini açıkça da ilan etmişti. 2008 yılı ortalarında gerçekleştiremediği bu hedefine 2009 yılının Nisan ayı ortalarına kadar varmak için elinden ne geldiyse yaptı.
Sonuçta, dünyanın gözü önünde katliamlar gerçekleştire gerçekleştire LTTE’yi askeri olarak Mayıs ayı ortasında yenilgiye uğratıp çoğu önde gelen yönetici kesimi de katlettiler. 17 Mayıs’a gelindiğinde LTTE silahları bıraktığını ilan etti. LTTE sözcüsü Pathmanathan sözkonusu kararı şöyle açıkladı:
“Halkımızın desteği ile aleyhteki koşullara rağmen gelişen Sri Lanka ordusuna karşı durduk. Şu anda bombardıman, hastalık ve açlıkta ölenler bizim halkımızdır. Biz halkımıza daha fazla zarar verilmesine izin vermeyiz. Elimizde son bir seçeneğimiz kaldı, düşmanın insanlarımızı katletme gerekçesini ortadan kaldırmak. Biz silahlarımızı susturma kararı verdik. Tek üzüntümüz kaybedilen masum yaşamlar ve daha fazla direniş göstermeyişimizdir.” (18 Mayıs tarihli medyadan)
Böylece LTTE silahları susturma temelinde mücadeleyi durdurduklarını ilan ediyordu. Bu tavır silahıyla düşmana teslim olma biçiminde olmasa da, gerçekte teslim olmayı başka biçimde ilan etme tavrıydı. LTTE’nin gerçekten de ya teslim olma ya da toplu ihtihar dışında bir seçeneği kalmamıştı. Bunun bilincinde olan devlet güçleri, “barış görüşmeleri başlatılsın” yönlü LTTE’nin çağrısına yeni bir katliamla cevap verdi. 250-300 civarında LTTE gerillasını, silahlarını bıraktıkları halde katletti. Bunlar arasında örgütün beyin takımı da vardı. Örneğin LTTE’nin siyasi kolu lideri olan B. Nadesan ile yine liderlerden biri olan Puleedevan’ın katledilmesi olayı Pathmanathan’ın açıklamasına göre şöyle gerçekleşmiştir:
“LTTE’nin ‘silahın sesini kısma’ kararını açıkladıktan hemen sonra uluslararası toplumun bazı üye devletleri, Sri Lanka ordusu ile savaşın sona erdirilmesi yönünde tartışmaların yapılması için anlaşmaların yapıldığını ilettiler.
Bize, silahsız bir şekilde ve elimizde beyaz bayraklar taşıyarak savaş bölgesine gidip, Sri Lanka ordusunun 58’inci bölüğü ile görüşmemiz söylendi. siyasi kolumuzun başı olan B. Nadesan ile Puleedevan 58’inci bölük yetkilileri tarafından çağrıldılar ve silahsız bir şekilde, ellerinde beyaz bayraklarla görüşmek üzere belirtilen yere gittiler. Ancak katledildiler. Bu olayı şiddetle kınıyoruz.” (22 Mayıs, Yeni Özgür Politika)
Pathmanathan burada sözkonusu devletlerin adını vermiyor ama başta BM olmak üzere ABD, AB içindeki emperyalistler, Rusya, Çin, Japonya gibi güçlerin Sri Lanka devletinin katliamlarına destek verdiği aşikardır.
LTTE’nin silahları bırakma kararını açıklamasının ardında LTTE’nin baş lideri Prabhakaran’ın öldürüldüğü haberi de medyaya yansıdı. İlk başta liderlerinin hâlâ yaşadığı yönlü açıklama yapan LTTE, sonraki günlerde: “Bugün, anlatılmaz bir üzüntü ve ağır bir yürekle eşsiz liderimizi, Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları (LTTE) yüksek komutanının, Sri Lanka hükümetinin askeri operasyonuna karşı savaşarak şehit düştüğünü ilan ediyoruz.” (26 Mayıs tarihli medyadan) yönlü açıklamayı yaptı.
Sri Lanka ordusunun LTTE yöneticilerini elimine etme yönlü amacına ulaştığını, ülkeyi “teröristlerden temizlediğini” açıklaması ve evet bu kadar cinayeti, katliamları kutlaması; egemenlerin iktidarlarını korumak için ezilenlere karşı her tür barbarlığa başvurabileceğinin yeni bir ispatıdır. Bunlar ölüsevicidir. Ne kadar insan katlettiklerine göre sevinç nidaları da yükselmektedir.
Sri Lanka egemenleri şimdilik zafer naraları atıp duruyor. Fakat LTTE’nin askeri yenilgisi, önderlerinin büyük bölümünün katledilmesi gerçeği de, ezilenlerin kurtuluş için mücadelesini bitirmeye yetmeyecektir. Baskının, zulmün olduğu her yerde, buna karşı direniş ve mücadele de olacaktır.
Kuşkusuz ki LTTE büyük bir yenilgi almıştır. Özellikle de örgütün beyin takımının çoğu katledilmiştir. Fakat buna rağmen LTTE güçleri tümüyle yok olmamıştır. Hem ülke içinde hem de yurtdışında Tamil halkının özgürlüğü için mücadeleyi sürdürecekler vardır, olacaktır. Sri Lanka devletinin Tamil halkına yönelik katliamlarının hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır.
Emperyalistlerin sahtekarlığı…
Sri Lanka devletinin ateşkesi tek yanlı olarak sonlandırdığı 2008 yılı Ocak ayından beri LTTE’ye yönelik yoğun biçimde sürdürdüğü savaş, kelimenin gerçek anlamıyla çoğu emperyalist devletin de savaşıydı. Bu açıdan Tamil halkına yönelik katliamlardan, Sri Lanka devletine destek veren tüm güçler sorumludur, suçludur.
LTTE Avrupalı arabulucularla görüşmeler sonucunda devletle birlikte ateşkes ilan edip bu karara uyduğu halde ABD ve AB LTTE’yi “terörist örgütler listesi”ne aldılar. Mali kaynaklarını kurutmaya çalıştılar. Sri Lanka devletini mali ve askeri olarak destekleyip ordusunu modernize etmesini sağladılar.
Mahinda Rajapakse devlet başkanı olarak ateşkese son verip saldırıya geçtiğinde seslerini çıkarmadılar. LTTE gerçekte saldırıya karşı kendisini koruma çabası içindeyken, LTTE’yi savaşın sorumlusu ve suçlusu ilan ettiler. Tüm tavırları aslında Sri Lanka devletine ve ordusuna “LTTE’yi elimine et ama sivillere fazla zarar verme” biçimindeki bir tavırdı. Kuşkusuz ki sivillerin durumu gerçekte bunların umurunda değildi, değildir.
Gerçek durumun böyle olduğunu son üç-dört aylık süreçte yeniden yaşadık, gördük. BM Güvenlik Konseyi Sri Lanka’daki durumu ilk kez Mayıs ayı başlarında resmi olarak gündemine aldı ve Tamillere yönelik katliam gerçekleştiren Sri Lanka devletini değil, LTTE güçlerini suçladı, yargıladı. Aynı biçimde yaptığı çağrıda LTTE güçlerinin teslim olmasını ve sözkonusu çatışma alanındaki sivilleri “serbest bırakmasını” talep etti. Ne kadar büyük bir yüzsüzlük ve sahtekârlık!
LTTE hep yeniden ateşkesten yana olduğunu ilan ettiği halde, Sri Lanka yönetiminin tüm uluslararası kurum ve kuruluşların ve emperyalistlerin cılız çağrılarına açıkça hayır cevabını verdiği; ne olursa olsun LTTE’yi yenilgiye uğratana kadar savaşılacaktır yönlü açıklamalara rağmen, savaşın suçlusu ve sorumlusu olarak LTTE yargılanıyor!
Emperyalistlerin sahtekârlıklarına uzun uzun örnekler verilebilir. Ama bu kadarı yeter! Sri Lanka’daki gelişmeler ve LTTE’ye karşı takınılan tavırlar, bir kez daha emperyalistlerin halkların düşmanı olduğunu, ezilen ulus ve milliyetlerin özgürlüğü, kurtuluşu için mücadelede sömürücülere güvenilemeyeceğini belgelemiştir. Sözkonusu gelişmeler ezilen ulusun temsilcilerinin ezen ulus, devletin temsilcileriyle pazarlıklar yürüterek kurtuluşa varamayacağını da bir kez daha göstermiştir.
Emperyalistlerin Tamillere ve milli azınlıklara daha fazla hak verilmesi, çatışmalara son verilmesi yönlü çağrıları da gerçekte sahtekârlıktan başka bir şey değildir. Sri Lanka yönetimi daha şimdiden ordusunun sayısını 200 binden 300 bine çıkarmayı planlamış ve Tamillerin özgürlüğü için gelişebilecek yeni bir mücadeleyi başından bastırma ve sözkonusu güçleri yok etmenin önlemlerini almaya yönelmiştir.
Sri Lanka ordusunun komutanlarından Sarath Fonseka ordunun asker sayısını yükseltme kararının, Tamil gerillalarının yeni bir lider önderliğinde yeniden silahlı mücadeleye başlayabileceği ihtimaline karşı alındığını açıkladı.
Egemenler önlemlerini alıyor. Ezilen millet ve milliyetler için esas mesele, doğru bir siyaset temelinde özgürlük için mücadeleyi geliştirmektir. Bunun için alınan yenilgiden ders çıkarmak zorunludur.
Tamil milletinin gerçek kurtuluşu Sri Lanka egemenleriyle pazarlıklarla değil, ancak ve ancak onların egemenliğinin devrimle yıkılmasıyla kazanılabilir.
Bir kez daha Tamil halkına yönelik katliamları lanetliyor ve Tamil ulusuna özgürlük şiarını haykırıyoruz. Dayanışmamız Tamil ulusunun özgürlük için mücadelesiyledir!
27 Mayıs 2009 √
