Emine Arslan direnişe devam ediyor
Emine Arslan sekiz yıldır çalıştığı DESA'nın Sefaköy'deki fabrikasından sendikalı olduğu ve diğer işçileri örgütlediği için işten çıkarıldı. Bugünlerde direnişinin 1. yılını geride bırakmak üzere. Hergün sabahın erken saatlerinden akşam saat 7’ye kadar fabrikanın önünde bekleyerek direnişini duyurmaya çalışıyor. Hem kadın hem de hakkını arayan bir işçi olarak yaşadığı zorluklara rağmen kararlılığı ve direngenliği sayesinde mücadelesini kamuoyuna duyurmayı başardı. Türkiye’nin değişik illerinde, DESA direnişiyle dayanınşma kadın platformları oluşturuldu. Bu platformlar yaptıkları çeşitli eylemlerle Emine Arslan’ın bu onurlu mücadelesinde yalnız olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Bu platformlardan bir tanesi olan DESA Direnişiyle Dayanışma İstanbul Kadın Platformu da her fırsatta çeşitli etkinlikler düzenleyerek, Taksim Beyoğlundaki DESA mağazası önünde protesto eylemleri gerçekleştirerek Emine Arslan ile dayanışmasını sürdürmeye devam ediyor. Çoğunluğunu İstanbul Kadın Platformunun bileşenlerinin oluşturduğu bu platformun, kadınların sadece kadın olmalarından kaynaklı yaşadığı baskı ve şiddete karşı değil aynı zamanda işçi kadınların sorunları ve mücadelelerinin de yanında yer alması oldukça sevindiricidir. Emine Arslan’ın direnişinin başlangıcından itibaren onun yanında yer alan kadın platformunun istikrarlı bir şekilde desteğini devam ettirmesi, bu tür platformların çoğu zaman bir kaç eylemle sınırlı kalması gözönünde bulundurulduğunda özellikle dikkate değerdir.
Türkiye’de kadın sendikalılık oranının oldukça düşük olduğu bilindiğinde Emine Arslan’ın mücadelesi işçi ve emekçi kadınlar açısından önemli bir yere sahiptir.
Tüm okurlarımızı, özellikle kadın okurlarımızı Emine Arslan’ın sendikalı olarak işe geri alınması mücadelesinin yanında yer almaya, DESA Direnişiyle Dayanışma İstanbul Kadın Platformu’nun etkinliklerine aktif bir şekilde katılmaya çağırıyoruz.
Aşağıda Emine Arslan ile yapılan kısa bir söyleşiyi, direniş ile ilgili hafızalarımızı tazelemek amacıyla yayınlıyoruz:
"Bazen, öğlen yemeğinde hazır malları yüklemek zorunda bırakıldığımızdan yemek yiyemiyorduk. Solvent ve ağır yapıştırıcı maddelerle çalışıyoruz ama bunlardan bizi koruyucu bir önlem yoktu.Ancak patron, bütün bunlara rağmen DESA’nın anlaşmalı olduğu bir marka ziyarete geldiğinde bütün uluslar arası standartları uyguluyormuş gibi fabrikada düzenleme yapıyordu, daha doğrusu bunu bile bize yaptırıyordu. Eğer talep ettiği bir şeye karşı çıkarsak, hepimizi kapının önüne koymakla tehdit ediyordu. Anlaşmalı markalar gelmeden önce; yangın merdivenin hep kapalı olan kapısının önü açılır, çocuk odaları yapılırdı. Onlar gittikten sonra her şey eski haline getirilirdi. Kendi hastalığımızda veya çocuğumuz hasta olduğunda elimizdeki iş bitene kadar işten izin alamazdık; bırakıp gidersek işten atmakla korkutuluyordu. Tırlardan yükleri indirme işini kadınlara da yaptırırlardı. Bir arkadaşımız hamile kaldığı için işten çıkarıldı mesela. Yaptığımız mesaileri gerçek saati ile yazdırmazdı. 12 saat mesai yapıyorsak 6 saat imzalatırdı. Bütün bu kötü çalışma koşulları beni sendikalaşmaya götürdü. Arkadaşlarımı da eve çağırıp, onlarla sendikalaşma üzerine konuşmaya başladık. Sonra Deri_İş sendikasına üye olduk. Patron bizim sendikaya üye olduğumuzu duyunca çok sinirlendi. “DESA 36 yıldır sendikasızdı ve öyle de kalacak”, dedi. Ama onun demesiyle olmaz. Biz cumartesi ve Pazar çalışmak istemiyoruz. Fazla mesailerimizin karşılığını almak istiyoruz. Asgari ücretle çalışmak istemiyoruz.Sendikalı olduğumuzu ve işçilerin benim evimde örgütlendiğini öğrendiklerinde bana iş aksattığım iddiasıyla iki kez ihtarda bulundular ve ihtar tutanağını imzalamamı istediler. İmzalamayacağımı, bunun tuzak olduğunu söylediğimde de aynı günün akşamı işten çıkarıldığımı söylediler. Tazminatımı istediğimde de vermediler. İşten çıkarıldığımı sendikama ilettim, sendika DESA’ya baskı yapmaya başladı. Ben ve sendikadan görevli arkadaşlar fabrikanın önünde beklemeye başladık. Bu arada polisler de bize baskı yapmaya başladı. Kaldırım işgal cezası kestiler, gözaltına aldılar. Bizi işçilerle buluşturmamak için her gün çevik kuvvet polisleri aramızda etten duvar ördü. Fabrika içinde de patron, işçi arkadaşlarımın bana selam vermesini bile onları tehdit ederek engelledi.
Direnişe başlarken ve sonrasında ev içinde bir sorunla karşılaştın mı?
Ben DESA’daki haklarımı almak için direnişe başladığımda eşim beni destekledi. Fakat direnişimi desteklemeseydi ve karşı çıksaydı da ben haklarımı almak için direnişi seçerdim. Zaten çalışırken daha zor bir hayatım vardı. İki gün eve gidemiyordum. En azından şimdi evime akşam 7’de gidebiliyorum. İşten çıkarılıp eve erken gittiğimde oğlum çok şaşırmıştı.
Direnişe geçtikten sonra hayatında ne değişti?
Hayata bakışım değişti. Fabrikadayken nefes alacak zamanımız yoktu. Direnişe geçmekle birlikte kendime güvenim arttı. Sevdiklerimle daha çok vakit geçirme şansı buldum. Kadınlarla dayanışmanın gücünü fark ettim.
Çalışırken ya da direnişteyken erkek egemenliğinin sana yansıyan taraflarını gözlemledin mi?
Erkek egemenliği, aynı işi yaptığımız erkek arkadaşımın, ondan önce işe alınmış olmama rağmen, benden daha fazla maaş almasını sağlıyor. Kadının emeğime değer verilmiyor. Aynı şeyi polis de yaptı. Direnişe başladığımda, “Git evine çamaşırını, bulaşığını yıka” dedi. Karşısındaki erkek olsaydı bunu diyemezdi. “Git başka yerde iş bul” derdi. Beni eve kapatıyor, git çamaşırını yıka diyor. Sendikalarda da fabrikalarda da kadınlar çoğalmalı.
Gelecek umudun ne?
İşçi hakları açısından daha iyi durumda olabileceğimiz, insanca yaşayabileceğimiz bir dünya.
(sosyalistfeministkolektif.org sitesinden alınmıştır.)
Haziran 2009 √
