Devrimci homofobi üzerine

Son günlerde internet ortamında, dergilerde hararetli bir şekilde yürüyen bir tartışma var. Tartışmanın bir yanında Yürüyüş dergisi, diğer yanında LGBTT (Lezbiyen-Gay-Biseksüel-Transseksüel) örgütü ve bu örgütün Güler Zere’ye ve hasta tutsaklara özgürlük eylemleri için oluşturulan eylem birliği içinde karar alma mekanizmasında yer alma isteğine destek veren gruplar var. Yürüyüş çevresinin bu isteğini ilke olarak reddeden tavrı üzerine bir dizi örgüt, bu eylem birliğinden çekildi.. Bu tabii ki bu grupların Güler Zere ve hasta tutsaklara özgürlük mücadelesinden vaz geçmesi, bu mücadeleyi bırakması anlamına gelmiyor. Fakat Yürüyüş çevresi bunu böyle görüp göstermeye özen gösteriyor.
Tartışma içinde Yürüyüş çevresi, aslında toplumun LGBT‘e karşı bütün gerici önyargılarını hem de devrimcilik adına savunuyor. Yürüyüş’ün konuyla ilgili yazısında şöyle deniyor:
“Tartışmanın özü, kendilerine “LGBTT” adını veren bir cinsel sapkınlık grubunun devrimcilere dayatılmasıydı. Bu grup, Güler Zere’ye ve hasta tutsaklara özgürlük eylemlerine katılan bir gruptu. Güler Zere ve tüm hasta tutsaklar için halkın tüm kesimlerini birleştirme perspektifiyle hareket ettik. Bu çerçevede de söz konusu grubun katılımına da özel bir itirazımız olmadı. Ancak bu grup, “karar alma mekanizması”nda yer almak istediğinde buna itiraz ettik. Çünkü eşcinselliği, bir cinsel sapkınlığı böyle bir platform içinde meşrulaştıramazdık. Kuşkusuz bu sorun ekonomik, siyasal, ahlaki, kültürel boyutlarıyla ayrıca ele alınabilir; ama tavrımızın anlaşılması açısından kısaca belirtelim.
Eşcinsellik bir cinsel sapkınlık ve hastalıktır. Kapitalizm, cinselliği, aşkı sadece bir haz duygusuna indirgemiş ve bunu teşvik ederek sapkınlığı kanıksattırıp yaygınlaştırmaktadır. Bu sorun, kapitalizmin insanı kendisine, doğaya ve değerlerine yabancılaştırmasının ürünlerinden biridir. Bu, alkışlanacak, meşrulaştırılacak bir şey değildir; kişisel bazda tedavi edilmeli, ama daha önemlisi, ekonomik, sosyal, kültürel koşulların değişmesiyle, eşcinselliğe ve benzeri sapkınlıklara zemin hazırlayan koşullar yok edilmelidir.
Bunun ötesinde, devrimciler elbette, kapitalizmin ezdiği kullandığı tüm kesimler gibi, eşcinsellerin ezilmesine, kullanılmasını da karşı çıkar. İkincisi, bu kesimler eğer, anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleye katılmak isterlerse, buna engel olmaz. Ama burada esas olan, karşımıza cinsel kimlikleriyle değil, siyasi nitelikleriyle çıkmalarıdır.”
Burada söylenenler konusunda:
* “Kendine LGBTT adını veren cinsel sapkınlık grubu” değerlendirmesi, devrimcilik adına savunulsa da, yanlış bir değerlendirmedir. Devrimcilerin, yetişkin insanların, kendi tercih ve eğilimleri ile başka insanları taciz etmeksizin cinselliğini nasıl yaşayacakları konusunda bir değerlendirme yapıp, kimi cinsel eğilim ve tercihleri –bunlar toplumsal norm olarak dayatılmış olsa bile- üstün ve doğru görüp, diğerlerini “sapkınlık” olarak adlandırması yanlıştır.
* LGBTT heteroseksüel ilişkinin norm olarak dayatıldığı, ikiyüzlü toplumda cinsellik konusunda kendi “azınlık” haklarını savunanların örgütüdür. Bu örgütün devrimci örgütlerle birlikte devrimci tutsaklarla dayanışma eylemleri içinde yer almak istemesi gayet olumlu bir tavırdır. “Halkın tüm kesimlerini birleştirmek perspektifi” ile hareket ettiğini söyleyenlerin LGBTT’nin de gelmesinden, geldiğinde evet karar mekanizması içinde yer almak istemesinden rahatsız olması anlaşılır bir şey değildir. Halk içinde LGBTT’ler var mıdır? Varsa bunların kendilerine karşı yönelen özel baskılara karşı örgütlenip mücadele etmesi anlaşılır ve doğru değil midir? Bizzat devrimci örgütlerin bu insanların sorunlarına sahip çıkması gerekmez mi?
* Yürüyüş aslında LGBTT‘lerin eylem birliğine gelmesinden rahatsızdır. Gelmelerine kerhen de olsa bir şey dememişlerdir. Fakat LGBT başka örgütlerle eşit hak isteyince, Yürüyüş “ilkesel” tavrını koymuştur: “eşcinselliği, bir cinsel sapkınlığı böyle bir platform içinde meşrulaştıramazdık.” Bu tavrın devrimcilikle bir ilgisi yoktur. Yalnızca heteroseksüeller mi devrimci tutsaklarla dayanışma içinde olma hakkına sahiptir? LGBTT kendi cinsel tercihlerini, eğilimlerini, pratiklerini herkese norm olarak dayatmak isteyenlerin gözünde sapkınlıktır ancak.
* “Eşcinsellik bir cinsel sapkınlık ve hastalıktır. Kapitalizm, cinselliği, aşkı sadece bir haz duygusuna indirgemiş ve bunu teşvik ederek sapkınlığı kanıksattırıp yaygınlaştırmaktadır. Bu sorun, kapitalizmin insanı kendisine, doğaya ve değerlerine yabancılaştırmasının ürünlerinden biridir.”
Burada Yürüyüş dergisinin takındığı tavır, aslında kapitalist toplumda cinsellik konusunda egemen olan anlayış ve önyargıların devrimcilik adına tekrarlanmasıdır. Eşcinselliği “cinsel sapkınlık ve hastalık” olarak değerlendirmek, kapitalist toplumun egemen anlayışıdır. Kapitalist toplum heteroseksüel ve monogam ilişkiyi norm olarak dayatan, “ahlaklı” “namuslu” tek ilişki biçimi olarak gösteren toplumdur. Tabii bu monogaminin kaçınılmaz yol arkadaşı yaygın/resmi ve gayrı resmi fuhuş, eşlerin birbirini “aldatması” vs.dir. Marksist yaklaşımda kapitalist toplumun bu normu teşhir edilir. Geleceğin toplumunun insanlarının cinselliği konusunda, onlar nasıl yapacağına kendileri karar vereceklerdir denip geçilir. Cinselliğin bir biçimini norm olarak getirip dayatmak, onun dışındakileri “sapkınlık” “hastalık” olarak adlandırmak yanlış bir yaklaşımın ifadesidir. Bu kapitalist toplumun ikiyüzlülüğünün, sahtekârlığının da ifadesidir aynı zamanda. Eşcinselliğin doğaya yabancı olduğu, insani değerlere ters olduğu, kapitalizmin ürünü olduğu vs.nin tümü yanlış, sadece kapitalist toplumun egemen önyargılarının tekrarı olan tavırlardır. Doğada cinselliğin yalnızca bir biçimi –monogam heteroseksüel ilişki- yoktur. İnsanlık tarihinde monogam heteroseksüel ilişki ancak son 200 yıllık tarihin ürünüdür. Eşcinselliğin tarihi kapitalizmin tarihinden çok eskidir. Kapitalizmin ürünü değildir. Yani kapitalizmin ortadan kaldırılmasıyla bu “hastalık” ve “sapkınlığın” ortadan kaldırılacağını vb. söylemek de bütünüyle yanlıştır.
* “Bunun ötesinde, devrimciler elbette, kapitalizmin ezdiği kullandığı tüm kesimler gibi, eşcinsellerin ezilmesine, kullanılmasını da karşı çıkar. İkincisi, bu kesimler eğer, anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleye katılmak isterlerse, buna engel olmaz. Ama burada esas olan, karşımıza cinsel kimlikleriyle değil, siyasi nitelikleriyle çıkmalarıdır.”
Peki ama bu “eşcinsellik” (LGBTT eşcinsellikten geniştir!) eğer “tedavi edilmesi gereken” bir “sapkınlık”sa, ve LGBTT insanlar fakat bunu hiç de sapkınlık olarak görmüyor, kendi cinselliklerini kendi istedikleri gibi yaşamak istiyorlarsa ne olacaktır? Tedavici devrimci arkadaşlar bu “sapkınlar”ın ezilmesine nasıl karşı çıkacaklardır? Kendileri “tedavi” gerekliliğini savunanlar, nasıl olup ta ezilmeye karşı çıkacaklardır. Eşcinselliğin kendisinin “sapkınlık” ilan edilmesi, ezmenin bir parçası değil midir? Cinsel tercihi bizim istediğimizden değişik olanlara, kendi tercihimizi dayatmak ezme, baskı değil midir? Bizzat “sapkınlık” değerlendirmesi bir aşağılama, bir baskı değil midir?
LGBT insanlar kendi cinsel özgürlüklerini savunduklarında, eşitlik istediklerinde, bunun için gerçekten mücadele ettiklerinde kapitalist sistemle karşı karşıya geleceklerdir. Bu insanları ezen bu sistemdir. Antikapitalist mücadelede bu insanların kendi cinsel kimlikleriyle de katılmasını gerçek hiçbir devrimci reddedemez. Onların cinsel kimlikleri bugün onların siyasi kimlikleridir de aynı zamanda.
Güler Zere ve Hasta Tutsaklara Özgürlük Platformu içerisinde, eşcinselliğin sapkınlık, hastalık olarak adlandırılmasına karşı çıktık/çıkıyoruz. Platform içerisinde yukarıda ifade etmeye çalıştığımız görüşleri öz olarak savunduk. LGBTT’nin platform içerisinde yer almasının olumlu olduğunu, platform içerisinde yer almalarına bağlı olarak karar alma mekanizmalarında da olmaları gerektiği tavrını takındık. Platformu terk eden örgütlerin, platformu terk etme tavrını doğru bulmuyoruz. Bir eylem birliğinde, eylem birliğine katılan örgütler arasında, önemli olan bir dizi siyasi meselede aynı görüşler üzerine anlaşmak değil, -bu mümkünde değil- eylemin yönelimi konusunda anlaşmaktır. Güler Zere ve Hasta Tutsaklara Özgürlük Platformunun yönelimini doğru bulduğumuz için platform içinde yer alıyor, bu konuda olduğu gibi tartışılan çeşitli konularda platformu terk etme yerine, platformda kalarak doğru görüşlerin mücadelesini vermenin/savunmanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

5 Ocak 2010 ✓