Irkçı saldırılar artıyor

Hedefte Romanlar var

Ülkelerimizde demokrasi yönündeki –sözünü ettiğimiz gerici burjuva demokrasisi, gerçek demokrasi yönünde atılacak her adımın karşısında yalnızca burjuvazinin bir bölümü değil tümü duruyor- her gelişmenin önü statükocu güçler tarafından kesilmeye çalışılıyor. En etkin silahlardan biri Türk ırkçılığının kışkırtılmasıdır. Bunun için “şehit cenazeleri”, askere gönderme törenleri gibi her türlü araç ve fırsat kullanılıyor. Türk ırkçıları söylem ve eylemleriyle vatanı “bölünme tehlikesine” karşı savunma iddiasındalar. Gerçekte yaptıkları halkları, emekçileri birbirine düşman etmek, emekçilerin bölünmüşlüğünü derinleştirmek. Bu bağlamda Türk ırkçılığının en güncel hedefi kuşkusuz Kürtler. Çünkü Kürtler uyanan ulusal bilinçleri ile artık kendi ulusal haklarını açıkça talep ediyor, mücadelesini veriyor. Ulusal baskıya direniyor. Hesap soruyor. Bu yüzden ırkçı hezeyanın ve saldırıların güncel hedefinde öncelikle Kürtler duruyor. En azgın ırkçılar kesin bir kıyamın, bir soykırımın yolunu açmak için ellerindeki tüm araç ve imkânlarla, Kürtleri sokağa dökmek için her provokasyonu yapıyor. Kürtlere legal siyaset imkanları yasaklanıyor. Seçilmiş belediye başkanları, Kürt ulusuna yapılan baskılara karşı çıkıp, demokrasi talep eden insanlar cürüm işlemiş sayılıp, zindanlara atılıyor. Yetmiyor, hak arayan, taleplerini haykıran Kürtlere ateş açılıyor. Yetmiyor batının belli bölgelerine çalışmaya gelen Kürtlere karşı faşist saldırılar düzenleniyor. vs. Yapmak istedikleri Kürtlerle Türkleri genel bir çatışmanın içine çekmek. Hesapları soykırım. Burjuvazinin küçümsenmeyecek bir kesimi, 21. yüzyılda soykırım çözümünün çözüm olamayacağını, hele hele Kuzey Kürdistan, Türkiye’de gibi Kürtlerin ve Türklerin iyice iç içe girip yaşadığı bir ülkede bu “çözüm” ün hiç olamayacağını görüyor. Bu gibi “çözüm” önerilerinin sonuçta bugünkü birliği de parçalayacağını görüyor ve sorunun “barışcıl” çözümü için belirli -asgari- bazı ulusal hakların verilmesini istiyor. Azgın ırkçılar bunları da hain ilan edip, ırkçı kışkırtmalarına devam ediyorlar.
Azdırılan Türk ırkçılığı, örgütlü sivil faşist güçlerin –yer yer polis, jandarma gözetim ve denetiminde- linç girişimlerinde de kendini gösteriyor.
Türk ırkçılığının andaki öncelikli hedefi hakkını arayan Kürtler, fakat tabii yalnızca Kürtler değil. Onlar Türk olmayan “öteki”lerin tümüne düşmanlar. Ve bu düşmanlıklarını bazen eylemlerle de kusuyorlar. Bunun en son örneği yılbaşı gecesi ve ertesinde Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşandı.
5 Ocak gecesi Selendi’de yüzlerce kişi 30 yıllık komşuları olan Romanların araçlarına ve evlerine saldırdı. Onlarca araç-ev yakıldı, tahrip edildi. “Vurun Çingenelere” nidalarıyla saldıranlar, Roman halk üzerinde tam bir terör estirdiler.
Olayların gerisinde yılbaşı gecesinde yaşanan bir kavga var. Burhan Uçkun adlı bir Roman vatandaş gece yılbaşı gecesi bir kahveye girip çay istediğinde, Kahvecinin “Ben Çingenelere çay vermem, çık git” ırkçı tepkisiyle karşılaşıyor. Bunun üzerine çıkan tartışma kavgaya dönüşüyor. Uçkun’un babası aynı gün geçirdiği kalp kriziyle ölüyor. Olaydan beş gün sonra kavgaya karışan iki grup arasında yeniden kavga çıkıyor. “Vurun Çingenelere” çağrıları, bine yakın kişinin toplanıp Roman mahallesini basması, onlarca aracı, evi yakıp yıkması ile sonlanıyor. Bu baskın ve linç olayları ancak 5 saat sonra ve ancak Selendi’deki Romanların Jandarma kontrolünde Selendi’den çıkarılması ile durdurulabiliyor. Selendi’de yaşayan 15 i çocuk, 20’si kadın toplam 74 Roman, Gördes’te yaşayan akrabalarının yanına götürülüyor. Sürgünle sonuçlanıyor olay. Olaylarla ilgili gözaltına alınan bir tek kişi bile yok! Sonradan Manisa valisi vb. devreye girip Romanların evlerine geri dönmesi çağrısı yapıyor, yıkılan evlerin yapılacağı vb. söyleniyor. Fakat bu sözlere ne kadar güven olur? Bir dahaki “kızgınlık”ta bu linç girişimlerinin, gerçekten linçe dönüşmeyeceğinin garantisi nedir?
Irkçılık aslında yapısaldır. Sömürü sisteminin genlerinde vardır. Bu sistem sürdükçe, ırkçılık var oldukça benzer olayların yaşanması kaçınılmazdır. Ülkelerimizde bugünkü şartlarda sarsılan iktidarlarını kaptırmamak için direnen statükocu güçlerin ortamı germekten çıkar umduğu ortamda bu gibi olayların daha sıklıkla gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Buna karşı uyanık olmak, oyuna gelmemek, halkların kardeşliği bayrağı altında her saldırıda saldırıya uğrayanlarla aynı saflarda olmak görevdir.

8 Ocak 2010 ✓