İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN

15/16 HAZİRAN'DAN ÇIKARDIĞI

DERSLERDE DOĞRU OLANI SAVUNMAK;

YANLIŞLARINI ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ

SİLAHI İLE AŞMAK

MARKSİST-LENİNİSTLERİN GÖREVİDİR!

 

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi; gerek işçi sınıfı, gerekse devrimci gruplar açısından büyük bir mücadele okulu oldu.

Bütün devrimci gruplar, 15-16 Haziran'dan kendilerine göre dersler çıkardılar. O dönemde PDA saflarında çalışan, daha sonra PDA'dan ayrılarak TKP/ML'yi kuran İbrahim KAYPAKKAYA da 15-16 Haziran'ı şöyle değerlendirdi:

"İşçi sınıfımızın kendiliğinden gelme mücadelesi 15-16 Haziran'da doruğuna ulaştı. İşçiler bütün burjuva ve küçük-burjuva revizyonist kliklerini tepeleyip geçtiler. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve arkasından gelen sıkıyönetim, bazı kadroların bilincinde önemli bir sıçrama yarattı. Bu arkadaşlar, işçi hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli dersler çıkardılar.

İşçi hareketi, birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Aybar-Aren oportünizmine ve bütün pasifist, parlamentarist görüşlere ağır bir darbe indirdi.

İkinci olarak, işçi hareketi, burjuva devlet teorilerine ağır bir darbe indirdi. Halkın kurtuluşunu hakim sınıfların ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü işçi direnişi tanklarla, süngülerle, sıkıyönetimle bastırılmıştı. Süngülerin gölgesine sığınan patronlar, sıkıyönetim makamlarıyla birlikte yüzlerce işçiyi işten atmışlardı. Yüzlerce devrimci işçi ve aydın, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bütün bunlar M. Belli'nin, D. Avcıoğlu'nun ve H. Kıvılcımlı'nın cuntacı hayallerinin ve anti-Marksist-Leninist devlet ve ordu tahlillerinin saçmalığını ortaya çıkardı.

Üçüncüsü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, gerçek kahramanın kitleler olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bir avuç seçkin aydın grubuna dayanarak devrim yapmayı hayal eden bireyci küçük-burjuva akımlarına ağır bir darbe indirdi.

Dördüncüsü, 15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını, şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdi. PDA kliğinin belirsiz bir gelecekte, şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir darbe indirdi.

Beşincisi, 15-16 Haziran'dan sonra gelen ve üç ay süren sıkıyönetim, en zor şartlarda dahi mücadeleye devam etmenin ancak gerçekten devrimci bir örgütlenmeyle, kanun dışı bir temel atarak ve çalışmaları bu temel üzerine inşa ederek mümkün olabileceğini gösterdi. Legaliteye bel bağlamanın, revizyonist örgütlenmenin, şiddetlenen sınıf mücadelesi şartlarında halkımıza zarar vermekten başka bir işe yaramayacağını gösterdi.

Altıncısı, 15-16 Haziran direnişi, ülkemizde devrimin objektif şartlarının ne kadar olgunlaştığının somut bir delili oldu."

(İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar, s. 273-275, Ocak Yayınları, İstanbul 1979)

İbrahim KAYPAKKAYA'nın 15-16 Haziran'ın bir yıl ertesinde yaptığı bu değerlendirmeler, bugün de Marksist-Leninistler açısından 15-16 Haziran değerlendirmesinde çıkış noktası olarak alınmak zorundadır.

Bu değerlendirme, yapıldığı tarihi şartlarda Marksist-Leninistlerin soruna nasıl yaklaştıklarını gösteren; ve onların kendilerini nasıl hem "revizyonizm", reformizm ve pasifizmden; ve hem de ona tepki olarak çıkıp gelişen "sol" sapmadan ayırmaya çalıştıklarını gösteren bir değerlendirmedir. Sorun bu değerlendirmenin doğru yanlarına sahip çıkıp onları geliştirmek, yanlış yanlarını eleştiri-özeleştiri yöntemiyle aşmaktır. Ne yazık ki, Marksist-Leninistler bu görevi layıkıyla yerine getirmemişlerdir.

İbrahim KAYPAKKAYA'nın sürdürücüsü olduğunu söyleyenler 1981 yılına gelene dek, Partizan'dan ayrılıp Bolşevik Partizan olarak ortaya çıkana dek, 15-16 Haziran konusunda İbrahim'in ortaya koyduğu bu dersleri hiçbir eleştiri getirmeden aynen savunmuşlardır.

1981'de örgütsel bağların kesilmesinin ertesinde yayınlanan bir makalede ilk defa: "1972'de yapılan bu değerlendirmelerin belli yanlış ve eksiklikleri de barındırdığı" tespit edildi ve bu hata ve eksiklikler konusundaki görüşler ortaya kondu. Bu, kuşkusuz hataların aşılması, İbrahim KAYPAKKAYA'nın doğru savunulması yönünde atılmış ileri bir adımdı. Ama bu adım atılırken, yalnızca hatalar konusunda tavır takınılması, o günkü tarihi koşularda anlaşılır olsa bile, İbrahim KAYPAKKAYA'nın kazanımlarının doğru savunulmaması anlamına geliyordu. Daha sonra atılan bu ileri adım bir adım dahi ilerletilmedi.

Gelinen noktada, İbrahim KAYPAKKAYA'nın 15-16 Haziran'dan çıkardığı dersler hakkında şunları söylemek istiyoruz:

İbrahim KAYPAKKAYA 15-16 Haziran işçi mücadelesinden çıkardığı derslerin en başına: "İşçi hareketi birinci olarak, devrimin ŞİDDETE dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi" tespitini koyuyor. Bu, yazımızın başında ortaya koyduğumuz gibi, modern revizyonist-reformist-pasifist "sol"un egemen olduğu şartlarda; modern revizyonizmin "barışçıl geçiş" tezlerinin "Marksizm-Leninizme" katkı olarak savunulduğu şartlarda büsbütün önem kazanan, Marksizm-Leninizmin "şiddete dayalı devrim" ilkesinin parlak bir savunusu İbrahim KAYPAKKAYA'nın çıkardığı, savunulması gereken doğru bir derstir. Gerçekten de 15-16 Haziran, Aybar-Aren (TİP) oportünizminin hiç mi hiç istemediği, onların parlamentarist yoluna darbe vuran bir olaydı.

İbrahim KAYPAKKAYA, çıkardığı ikinci ders olarak, 15-16 Haziran'ın "burjuva devlet teorilerine ağır bir darbe indirdiğini" belirtiyor. Gerçekten de görmek isteyen gözlere 15-16 Haziran ve ardından gelen sıkıyönetim uygulamaları, Kemal Türkler gibi revizyonist-reformistlerin "gözbebeği şerefli Türk Ordusu"nun gerçek fonksiyonunun ne olduğunu göstermek için yeterli malzemeyi bir kez daha sağladı. Bu, makalenin başında da ortaya koymaya çalıştığımız "milli, anti-emperyalist ordu" hayallerinin hakim olduğu ortamda olağanüstü önemde bir gelişmeydi. Marksist-Leninistler 15-16 Haziran deneylerinden de yola çıkarak, "sınıflarüstü" ordu-devlet safsatalarına karşı başarılı bir mücadele yürütebilirlerdi.

İbrahim KAYPAKKAYA'nın çıkardığı üçüncü ders, 15-16 Haziran işçi hareketinin "gerçek kahramanın kitleler olduğu" dersidir. Bu ders gerçekten de, hele hele revizyonizm-reformizm-pasifizme tepki olarak çıkan fokoculuğun geliştiği şartlarda, çok önemli bir tespittir; ve İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın merkeze revizyonizmi koymasına rağmen, ideolojik mücadeleyi her iki cephede de, hem sağ hem de sol oportünizme karşı yürüttüğünün açık bir göstergesidir. Onun bu tavrı, öğrenilmesi, örnek alınması, savunulması gereken bir tavırdır.

İbrahim KAYPAKKAYA 15-16 Haziran'dan beşinci ders olarak, "gerçekten devrimci bir örgütlenme, kanun dışı bir temel atarak, çalışmaları bu temel üzerinde inşa etme" dersini çıkartıyor. Marksizm-Leninizmin bu ilkesel öğretisi, burada İbrahim KAYPAKKAYA tarafından 15-16 Haziran deneylerinden de yola çıkılarak parlak bir şekilde savunulmaktadır. İbrahim KAYPAKKAYA'nın burada ortaya koyduğu ders, ne yazık ki, bizim tarafımızdan teorik olarak savunulsa bile, pratikte, uygulamada çok ağır hata ve sapmaların ortaya çıktığı, bu anlamda kavranmamış olan bir derstir. Gerçek anlamda "illegal temel üzerinde çalışmaları inşa etme"nin gerçekleştirilememiş olması, komünistlerin (bu arada diğer devrimci örgütlerin) örgütsel alanda bunca ağır kayıplar vermesinin önemli nedenlerinden biri olmuştur.

İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN 15-16 HAZİRAN'DAN ÇIKARDIĞI DERSLER BU NOKTALARDA DOĞRU OLAN, MARKSİST-LENİNİST OLAN TEZLERDİR. VE İBRAHİM KAYPAKKAYA'YI, O DÖNEMDE MARKSİZM-LENİNİZM ADINA KONUŞAN DİĞER GRUPLARDAN, KİŞİLERDEN İLKESEL OLARAK AYIRAN TEZLERDİR. BU NOKTALARDA İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN GÖRÜŞLERİNİN SAVUNULMASI VE GELİŞTİRİLMESİ GÖREVİ MARKSİST-LENİNİSTLER TARAFINDAN YETERİNCE YERİNE GETİRİLMEMİŞTİR.

***

İbrahim KAYPAKKAYA'nın çıkardığı dersler bunlarla sınırlı değildir.

İbrahim KAYPAKKAYA, 15-16 Haziran'dan çıkardığı derslerin dördüncüsünde yanılmaktadır. O şöyle demektedir:

"15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını, şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdi. PDA kliğinin belirsiz bir gelecekte şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir darbe indirdi."

15-16 Haziran direnişinin bastırılmasından, bunun "devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını" gösterdiği, "şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğu"nu gösterdiği, "şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir darbe indirdiği" gibi dersler çıkarmak, bu hareketin bastırılmasından bu sonuçlara varmak, ancak zorlama ile, 15-16 Haziran işçi direnişine onun sahip olmadığı nitelikler atfetmekle mümkündür.

İbrahim KAYPAKKAYA 15-16 Haziran'dan çıkardığı derslerin en başında, 15-16 Haziran'ın işçi sınıfının kendiliğinden gelme mücadelesinin doruk noktası olduğu tespitini yapıyor. Ki bu tespit somut olgu tespiti olarak doğru bir tespittir. Gerçekten de 15 -16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesinin 1970'deki doruk noktasıdır. İbrahim KAYPAKKAYA bu hareketin komünist önderlikten yoksun olduğunun; reformist, revizyonistlerin bu hareket içinde büyük etkiye sahip olduğunun, bu hareketin kısıtlı-sınırlı taleplerle ortaya çıkan ve iktidar sorununu gündeme getirmeyen, silahsız-örgütsüz bir hareket olduğunun da bilgisi ve bilincindedir. Ama buna rağmen, bu hareketin bastırılmasından yukardaki sonuçları çıkarabilmektedir. Bu nasıl olmaktadır? Bunun bizce açıklaması şudur: İbrahim KAYPAKKAYA bu noktada hareketi olduğu gibi değerlendirmemekte, onu, savunduğu halk savaşı teorisini haklı gösterecek, onu doğrulayacak şekilde, yanlış bir biçimde yorumlamaktadır.

İbrahim KAYPAKKAYA bu dersleri çıkarmakla, 15-16 Haziran'a onun sahip olmadığı nitelikler atfetme konumuna girmektedir. Çünkü:

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının siyasi iktidarı ele geçirmek için giriştiği bir hareket değildir. Bir devrim hareketi değildir. Bu yüzden de bu hareketin bastırılması, "ilk başlarda devrimin şehirlerde başarıya ulaşamayacağını" gösteren bir olgu değildir.

15-16 Haziran işçi direnişi, işçi sınıfının iktidarı ele geçirmek için giriştiği bir silahlı genel ayaklanma değildir. Bu yüzden de "şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine" darbe indirmesi sözkonusu değildir.

15-16 Haziran işçi direnişi, işçi sınıfının Komünist Partisi önderliğinde, varolan iktidarı devirmek için giriştiği; örgütlü, bilinçli, iktidara yönelik; bir silahlı ayaklanma değildir.

15-16 Haziran işçi direnişi, işçi sınıfının sendika kanunlarında yapılmak istenen değişikliklere duyduğu tepkinin ifadesi olan; kendiliğinden bir mücadeleydi; silahsız bir gösteriydi.

Bu mücadelede işçi sınıfı, bırakalım komünist anlamda bir örgütlenmeyi bir yana, sendikal alanda bile örgütlü değildi. İşçi sınıfı kesinlikle örgütsüz ve silahsızdı. Bu hareketi "devrim" ile, "işçi ayaklanması" ile eşitlemek, harekete olmayan bir nitelik vermektir.

Böyle bir hareketin, işçi sınıfının örgütsüz ve silahsız bir hareketinin "bastırılması" doğaldır. (Kaldı ki, bu hareket bastırılmasına rağmen, geçici de olsa amacına ulaşmış, hakim sınıflar planladıkları kanun değişikliğini ertelemek zorunda kalmışlardır.) Bu hareketin bastırılmasından yola çıkarak; bu hareketin şehirlerdeki işçi ayaklanmalarının kırlara çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdiği vb. sonucunu çıkarmak; Komünist Partisi önderliğindeki bir örgütlü silahlı genel ayaklanma ile, demokratik bir talep temelinde gelişen ve ayaklanmaya dönüşmeyen, kendiliğinden silahsız kitle eylemini eşitlemek demektir ki, bunun yanlışlığı ortadadır.

İbrahim KAYPAKKAYA, Türkiye'de devrimin askeri yolu olarak halk savaşı yolunun geçerliliğini ispatlamak için burada gerçeği zorlamakta; 15-16 Haziran işçi direnişinden çıkarılması imkansız olan bir ders çıkarmakta; bunun için 15-16 Haziran işçi direnişini sanki bu işçi direnişi iktidara yönelik silahlı bir genel ayaklanma imiş gibi gösterme durumuna düşmektedir.

Diğer yandan İbrahim KAYPAKKAYA, PDA ile yanlış bir temelde polemiğe girmekte; PDA'yı "şehirlerde genel ayaklanma hayali"ni savunduğu noktasından eleştirmektedir. Aydınlık'ın gerçekten savunduğu, şehirlerde işçi sınıfının silahlı genel ayaklanması değildi. Aydınlık esas olarak bir askeri darbe bekliyordu. Bütün planları bunun üzerine kurulu idi. Kitle hareketinin bu askeri darbe planı içindeki rolü ise; birincisi, o günkü hükümeti zayıflatmak ve darbe ortamını hazırlamak; ikincisi, darbecilere "kitlenin talepleri"ni (!) aktarmaktı. Onlar bu yüzden 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişini "devrim"in (siz darbe deyin) arifesi olarak gördüler ve gürültülü bir biçimde propagandasını yaptılar. Ama 15-16 Haziran sonrası gelen sıkıyönetim, ordunun kimin ordusu olduğunu görmek isteyenlere, kör olmayanlara gösterdi.

İbrahim KAYPAKKAYA PDA ile girdiği polemikte Aydınlık'ı sanki Aydınlık gerçekten "silahlı genel ayaklanma" yanlısı imiş gibi göstererek; onu bu temelde eleştirerek de hataya düştü.

Çin'de gerçekleşen şekli ile Halk Savaşı yolu (yani toprak devrimine bağlı olarak kırlarda kızıl siyasi iktidar bölgelerinin kurulması ve şehirlerin süreç içinde kırlardan sarılarak kurtarılması) İbrahim KAYPAKKAYA için Türkiye ve tüm yarı-sömürge yarı-feodal ülkeler için kesin olarak geçerli olan; genel geçerliliği olan yoldu. Bu, İbrahim KAYPAKKAYA için tartışılmayacak kadar açık bir gerçekti. O, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nden çıkarılması gerekli olan en önemli derslerden birini çıkaramadı.

İbrahim KAYPAKKAYA, 15-16 Haziran Direnişi'nden çıkardığı derslerin üçüncüsünde doğru olarak, bu mücadelenin "gerçek kahramanın kitleler olduğunu" gösterdiğini tespit etti. Ama bu yeterli değildi. 15-16 Haziran işçi direnişi, pratik olarak İŞÇİ SINIFININ MUAZZAM GÜCÜNÜ göstermişti. İŞÇİ SINIFI DURDUĞU ZAMAN HAYATIN DURDUĞUNU göstermişti. Marksizmin en devrimci sınıfın işçi sınıfı olduğu; İŞÇİ SINIFININ DEVRİMDE ÖNCÜ SINIF olduğu öğretilerinin doğruluğunu bir kez daha pratikte ispatlamıştı. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi İŞÇİ SINIFI İÇİNDE ÇALIŞMANIN DEVRİMİN ZAFERİ İÇİN HAYATİ ÖNEMİNİ göstermişti. 15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfının KOMÜNİST BİR ÖNDERLİKTEN YOKSUN OLDUĞUNU göstermişti. İŞÇİ SINIFININ ESAS OLARAK ÖRGÜTSÜZ OLDUĞUNU, örgütlü kesiminde REFORMİST VE REVİZYONİSTLERİN HAKİM OLDUĞUNU göstermişti.

Bütün bu olgulardan alınması gereken ders, çıkarılması gereken sonuç ne olmalı idi?

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi gerçekte Marksist-Leninistlere güçlerini işçi sınıfı içinde çalışmaya yoğunlaştırma için açık bir çağrı idi. 15-16 Haziran işçi direnişi, Marksist-Leninistlerin önüne işçi sınıfının reformizmin ve revizyonizmin etkisinden kurtarılması için tutarlı, sistemli, planlı mücadeleyi; işçi sınıfının ileri kesimlerinin komünizm davasına kazanılması görevini acil görev olarak koymuştu. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfı temeline oturtulmuş gerçekten Marksist-Leninist bir sınıf partisinin yaratılması, güçlerin bu görevin çözümü için yoğunlaştırılması sonucunu çıkarabilmek için verileri bir kez daha Marksist-Leninistlerin önüne pratik olarak koymuştu.

Ama ne yazık ki, İbrahim KAYPAKKAYA ve diğer komünistler 15-16 Haziran direnişinden çıkarılması gereken bu dersi çıkarmadılar, bu sonuçlara varmadılar.

1973 yenilgisinden sonra, yeniden toparlanma döneminde de ve daha sonra da TKP/ML içinde geçmiş bu konuda köklü bir şekilde gözden geçirilmedi. Hata ve eksiklikler aşılmadı.

Sınıf mücadelesinin yeniden yükseldiği koşullarda da, bu mücadele pratikte öncelikle büyük şehirlerde gelişmesine; işçi sınıfı içinde gelişmesine; yüzbinlerce işçinin katıldığı yüzlerce grev olmasına; buna karşılık bir tek kendiliğinden gelişen toprak mücadelesi olmamasına rağmen; kırlık bölgede gelişen sınıf mücadelesi de daha çok doğrudan devlet güçlerini ve faşizmi hedef alan; ve yer yer milli çelişme temelinde gelişen mücadele olmasına rağmen, "feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişme baş çelişmedir" şeklindeki Türkiye gerçeklerine uymayan tespite bağnazca sarılındı. Çin'deki devrimin somut yolunun Türkiye'ye şabloncu bir şekilde uygulanması sonucu ortaya çıkan bu baş çelişme tespiti; üzerinde tartışılması bile kabul edilmeyen bir dogma olarak savunulmaya devam edildi. Bu baş çelişme tespitinin yanlış olduğunu söyleyenlere "revizyonist-Troçkist kırması" vb. denerek, bu "inançsızlar" (!) "müminler" tarafından aforoz edilmeye çalışıldı.

Şehirlerde sınıf mücadelesi, kırlara oranla çok daha büyük bir hızla gelişmesine rağmen, şehirlerde ve işçi sınıfı içinde çalışmanın tali olduğu söylenmeye devam edildi. Bilinçli ve planlı olmayan çalışma bile işçi sınıfı içindeki çalışmanın ne kadar önemli olduğunu; hiç de iddia edildiği gibi tali olmadığını hergün ispatlamasına rağmen; gerçekler teorimize, kendi yarattığımız dogmalara uydurulmaya çalışıldı. Bütün bunların sonucunda, işçi sınıfı içinde, işçi sınıfının en ileri kesimini, öncüyü komünizm davasına kazanmak için bilinçli, planlı bir çalışma yürütülmedi. İşçi sınıfının ileri kesimleri içinde revizyonistler hakimiyetlerini korumakla kalmayıp, daha da ilerlettiler. İşçi sınıfının öncüsü olduğunu iddia eden TKP/ML ise, işçi sınıfı içindeki etki açısından güçsüz gruplardan biri durumunda kaldı.

İbrahim KAYPAKKAYA'nın 1971/72'de 15-16 Haziran'ı değerlendirirken çıkardığı derslerden dördüncüsünde yaptığı önemli hata; yapıldığı tarihi şartlarda, daha sonra bu hatayı devralıp başka tarihi şartlarda sürdürenlerin; daha sonra eleştirilere rağmen bu hatayı bağnazca savunmaya devam edenlerin hatalarıyla aynı ağırlıkta değerlendirilemez. Onun bu alanda yaptığı hata, doğrudan doğruya yeni bir çağın Marksizm-Leninizmi olarak savunduğu ve 1971/72 şartlarında modern revizyonizme karşı mücadelede Marksist-Leninistlerin gerçekten sahip çıktığı "Mao Zedung Düşüncesi"nin, işçi sınıfını küçümseyen; "Asya, Afrika, Latin Amerika"daki "devrimin fırtına merkezleri" olan ülkelerde halk savaşı askeri stratejisini tek geçerli strateji ilan eden önemli sapmaları ile doğrudan bağıntılı ve önemli ölçüde onların ürünüdür.

İbrahim KAYPAKKAYA'nın çıkardığı altıncı derste de "Mao Zedung Düşüncesi"nin yanlışlarının izleri açıktır. İbrahim KAYPAKKAYA'nın, "altıncısı, 15-16 Haziran direnişi ülkemizde devrimin objektif şartlarının ne kadar olgunlaştığının delili oldu" şeklindeki tespiti, aynı dönemde "Devrimci Durum" konusunda İbrahim KAYPAKKAYA'nın savunduğu; "Mao Zedung Düşüncesi" adına savunulan görüşlerle, Lenin'in öğretisini iç içe savunduğu eklektik tespitlerden bağımsız olarak ele alındığında bir sorun yoktur. Ancak bunlarla bağ içinde ele alındığında, buradaki tespit "sürekli devrimci durum" tespitinin de bir kanıtı olarak ele alınması halinde yanlıştır. Ki İbrahim KAYPAKKAYA'nın genel çizgisi gözönüne alındığında durum budur.

Onun bu alandaki hatası, "Mao Zedung Düşüncesi"nin uluslararası planda Marksizm-Leninizm olarak kabul edildiği; modern revizyonizm / Marksizm-Leninizm çatışmasında, "Mao Zedung Düşüncesi"nin önemli yanlışlarının da Marksizm-Leninizm, evet Marksizm-Leninizme katkı olarak kabul edildiği şartlarda; "Mao Zedung Düşüncesi"ne Marksist-Leninist saflardan hiçbir elle tutulur açık eleştiri getirilmediği şartlarda yapılan bir hatadır. Genel değerlendirmede bu tarihi gerçek gözönünde bulundurulmak zorundadır. İbrahim KAYPAKKAYA'nın hatası genç bir Marksist-Leninistin, genç bir Komünistin hatasıdır. (H. Yeşil, "İşçi Sınıfı Hareketi Üzerine Yazılar", Dönüşüm Yay. 1991, İstanbul, sayfa 83-91)