Bolşevikler, 1997'de 6. Kongre'de İbrahim Kaypakkaya'nın bu konudaki görüşlerini değerlendiren aşağıdaki tezleri karar altına aldılar (1):
İBRAHİM KAYPAKKAYA’NIN FAŞİZM,
KK-T'DE FAŞİST
İKTİDAR VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE
KONULARINDAKİ GÖRÜŞLERİ HAKKINDA
TEZLER…
1) İbrahim KAYPAKKAYA, KK-T'de faşizm ve faşizme karşı mücadele sorunlarında, esas olarak Marksist-Leninist öğretinin sınıflar ve sınıf mücadelesi, devlet ve devrim, faşizm ve faşizme karşı birleşik cephe üzerine öğretilerini çıkış noktası olarak almıştır.
2) O’nun faşizme karşı mücadele perspektifinin merkezinde sürekli ve sistemli olarak faşizmin, işçi sınıfının önderliği ve komünist partisinin yönlendiriciliği altında bir devrimle yıkılması durmaktadır.
3) İbrahim KAYPAKKAYA, Marksist-Leninist teoriye dayanarak, KK-T’de faşizmin iktidara gelişini ve faşist iktidarın pekişmesini somut tarihi gelişimi içinde de incelemektedir.
4) O, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin başından itibaren faşist bir devlet olduğunu doğru olarak tespit etmiştir. Bu devlette egemen olan kemalist ideoloji, gerçekte faşist ideolojinin KK-T’ye uyarlanmış biçimidir.
5) İbrahim KAYPAKKAYA, Şafak revizyonizminin faşizm üzerine tezleriyle polemik içinde, şunları da tespit etmiştir:
– Faşist kemalist diktatörlük askeri, feodal ve bürokratik özelliklere de sahiptir.
– Türkiye Cumhuriyeti devletinin faşist niteliği değişmeden kalmış, fakat uluslararası konjonktüre ve ülkede işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıfların hareketinin gelişimine bağlı olarak, faşist diktatörlük kimi zaman koyulaşmış, kimi zaman da çok sınırlı ve kısa sürelerle de olsa bazı demokratik haklar tanınarak faşizm yumuşatılmış, bu anlamda yarıfaşist dönemler de yaşanmıştır.
– KK-T’de parlamento, başından itibaren faşizmin yüzüne geçirilen kaba ve uydurma bir maske olmuştur.
– Reformist bir milli burjuva hükümeti, antifaşist bir halk hükümetinden nitelik olarak ayrıdır. Birincisi, kapitalist düzeni savunma temelinde gericilikle uzlaşma hükümeti; ikincisi ise, faşizme ve gericiliğe karşı bir savaş hükümetidir.
– Antifaşist mücadele, iktidarın kime ait olacağı mücadelesidir. KK-T’de antifeodal, antiemperyalist cephenin sınıf muhtevası, antifaşist cephenin sınıf muhtevasıyla bir ve aynıdır. Gerçek antifaşist iktidar mücadelesi, aynı zamanda antifeodal ve antiemperyalist iktidar mücadelesi, yani işçi sınıfı önderliğinde demokratik halk devrimi mücadelesidir.
6) İbrahim KAYPAKKAYA’nın bu tespitleri, yaşadığı dönemde, tüm sol hareket üzerinde hakim olan Kemalizm hayranlığına, faşizm ve faşizme karşı mücadele konusunda egemen olan revizyonist görüşlere vurulmuş büyük bir darbedir. Bu tespitler, komünist hareketin KK-T’de yeniden ayakları üzerine dikilmesi ve antifaşist mücadelede açık bir devrim perspektifine sahip olması için muazzam bir ideolojik cephanedir.
7) İbrahim KAYPAKKAYA, faşizm konusunda esasta doğru Marksist-Leninist çizgi geliştirirken kimi tali ve ağırlıklı olarak teorik hatalar da yapmıştır.
İbrahim KAYPAKKAYA’nın faşizm konusunda yaptığı hataları Bolşevikler şöyle değerlendirmektedir:
– İbrahim KAYPAKKAYA, KK-T’de faşizm sorununu tartışırken onun çıkış noktası yalnızca Marksizm-Leninizm’in bu alandaki temel tezleri değildir. O, bu noktada da Marksizm-Leninizm’in bu konudaki temel tezleri yanında, aynı zamanda Marksizm-Leninizm adına savunduğu Mao Zedung Düşüncesi’nin yanlışlarından da etkilenmekte, bu ikisini birleştirmeye çalışmaktadır. Bu, en açık bir biçimde, KK-T’de faşizm tehlikesi niçin geçici değildir sorusunun tartışıldığı yerde kendini göstermektedir. O bağlamdaki tartışmada, İbrahim KAYPAKKAYA, önce açıkça Mao Zedung Düşüncesi’nin yanlış “yarısömürge/yarıfeodal ülkeler” genellemesini yapmaktadır, hemen ardından da “emperyalizmin toptan çöküşe gittiği çağ”ı, faşizme yönelmenin gerekçelerinden biri yapmaktadır.
(O’nun bu teorik hatası, daha sonra O’nun izleyicileri olan bizler tarafından iyice geliştirilmiş, 1981’e kadar savunduğumuz “bütün yarısömürge, yarıfeodal ülkelerde sürekli faşizm teorisi”nin dayanağı yapılmıştır.)
– İbrahim KAYPAKKAYA, yarısömürge, yarıfeodal ülkelerde faşizmin sınıfsal dayanağının komprador burjuvazi ve toprak ağaları olduğu görüşüne sahiptir. Karşıdevrimci sınıfları, yalnızca bu iki sınıf olarak tanımlamaktadır. KK-T’deki kemalist faşist diktatörlüğün sınıf temelinin komprador burjuvazi ve toprak ağaları olduğu tespitinin çıkış noktalarından biri, bu teorik yaklaşımdır. Bu yaklaşım, O’nun Marksizm-Leninizm’in geliştirilmesi olarak savunduğu Mao Zedung Düşüncesi’nin yaklaşımıdır.
Bu yaklaşım, aynı zamanda “milli burjuva” diktatörlüğünün, ya da küçük burjuva diktatörlüğünün faşist olamayacağı yaklaşımıyla da tamamlanmaktadır. Bu, yanlış bir yaklaşımdır. Emperyalizm çağında burjuvazinin her kesimi, faşist bir diktatörlük kurabilir. Faşizm, yalnızca tekelci burjuvazinin veya komprador burjuvazinin yönetim biçimi değildir; ya da tersi, burjuvazinin tekelci veya komprador olmayan kesimleri mutlaka burjuva demokratı değildir. Genelde emperyalizm çağında, emperyalist ülkelerde hakim olan burjuvazi, tekelci emperyalist burjuvazi, daha başka bir tanımla finans kapital; emperyalizme bağımlı ülkelerde de emperyalizme bağımlı burjuvazi ve onunla ittifak içinde olan sınıf ve katmanlar, en başta da feodallerdir. Hal böyle olduğu için, emperyalist ülkelerde faşizm “finans kapital”in; emperyalizme bağımlı ülkelerde de “emperyalizme bağımlı burjuvazinin (bu bağımlılık ille de komprador biçiminde bir bağımlılık –yani kelimenin dar anlamıyla yalnızca ticari temsilcilik– anlamında bir bağımlılık da olmayabilir) ve toprak ağalarının (kimi hallerde kapitalistleşmiş toprak beylerinin) “açık terörcü diktatörlüğü”dür. Fakat bu, belirli olağanüstü şartlarda iktidara gelebilecek olan “milli burjuva”, ya da küçük burjuva sınıfların diktatörlüğünün ille de burjuva demokratik olacağı anlamına gelmez.
– İbrahim KAYPAKKAYA’nın, Mao Zedung Düşüncesi savunuculuğuyla bağıntılı bir başka hatası, faşist diktatörlüğü yıkmanın askeri yolu olarak, halk savaşı stratejisini mutlaklaştırmasıdır.

