Bolşevikler,  1997'de 6. Kongre'de İbrahim Kaypakkaya'nın bu konudaki görüşlerini değerlendiren aşağıdaki tezleri karar altına aldılar (6):

İBRAHİM  KAYPAKKAYA

VE SİLAHLI  MÜCADELE/SİLAHLI  DEVRİM

Her devrimin en temel sorunu, siyasi iktidar sorunu, siyasi egemenliğin ele geçirilmesi sorunudur. Egemenliği elinde bulunduran hiçbir gerici sınıf, gönüllü olarak egemenliğini başka sınıflara bırakmamıştır ve bırakmayacaktır. Toplumsal gelişmenin önünde engel olan gerici sınıf ancak zora dayanarak; öncelikle karşı-devrimci şiddet araçlarıyla örgütlediği ve ayakta tuttuğu egemenliği, emekçi yığınların devrimci şiddeti ile parçalanarak, egemen sınıf konumundan uzaklaştırılabilir. Bu, sınıf savaşımlarının tarihi tarafından binlerce kez kanıtlanan gerçek, KK-T gibi faşist diktatörlüğün olduğu ülkelerde, devrimci savaşıma atılan her sınıfın, örgütün başından hesaba katması gereken bir olgudur. İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, sınıf savaşımının bu dersini her zaman çıkış noktası olarak ele almış, hem bir yandan şiddete dayalı devrimi, silahlı mücadeleyi reddeden pasifistlere karşı, hem de yığınların silahlı mücadelesinin yerine ve onların adına küçük öncü grupların devlete karşı silahlı mücadelesini savunan fokocu teorilere (bu konuda kendi bazı yanlışlıklarına rağmen) karşı, şiddete dayalı devrimi ve halk yığınlarının silahlı devrim savaşımını savunmuştur.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nden çıkarttığı sonuçlarda, bu bağıntıda şunları yazıyor İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş:

"İşçi hareketi birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Aybar-Aren oportünizmine ve bütün pasifist, parlamentarist görüşlere ağır bir darbe indirdi.

İkinci olarak işçi hareketi, burjuva devlet ve teorilerine ağır bir darbe indirdi. Halkın kurtuluşunu hakim sınıfların ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü işçi direnişi tanklarla, süngülerle, sıkıyönetimle bastırılmıştı. Süngülerin gölgesine sığınan patronlar, sıkıyönetim makamlarıyla birlikte yüzlerce işçiyi işten atmışlardı. Yüzlerce devrimci işçi ve aydın, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bütün bunlar M. Belli'nin, D. Avcıoğlu'nun ve H. Kıvılcımlı'nın cuntacı hayallerinin ve anti-Marksist-Leninist devlet ve ordu tahlillerinin saçmalığını ortaya çıkardı.

Üçüncüsü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, gerçek kahramanın kitleler olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bir avuç seçkin aydın grubuna dayanarak devrim yapmayı hayal eden bireyci küçük-burjuva akımlarına ağır bir darbe indirdi." (İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar, sf. 273-274)

Bir başka yerde, silahlı mücadelenin her biçiminden ödü kopan ve silahlı mücadelenin her biçimini reddetmek için kılıktan kılığa giren Şafak revizyonistlerini İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş şöyle teşhir ediyor:

"15. Şafak Revizyonistleri Silahlı Mücadeleyi Kuşa Çeviriyor.

Mekanik burjuva kafası, sun'i mantık, birçok konuda olduğu gibi, silahlı mücadele konusunda da kendisini gösteriyor. Şafak revizyonistleri, halk kitlelerini terbiyeli maymun gibi, işaret ettikleri yerlere bastırarak silahlı mücadele yolunda ilerletebileceklerini sanıyorlar! Oraya basma yasak! Şuraya değme! Buna vurma! Şunu kırma! Silahlı mücadele değil, ip üzerinde cambazlık!

Revizyonist klik, «banka soymayı», («soyma» yerine «paraya el koyma» denmeli) ilke olarak reddediyor. Bu eylemin hangi politikaya hizmet ettiğine bakmadan, bizzat eylemi reddediyor. Oysa, hem işçi sınıfı devrimcileri, hem de burjuvazinin temsilcileri nasıl yayın organı çıkarabilirse, bunun gibi burjuva devrimcileri de banka soyabilir, yerine göre işçi sınıfı temsilcileri de…

Revizyonist klik, işçi sınıfı temsilcilerinin asla banka soyamayacağını, kim yaparsa yapsın, bizzat «banka soyma»nın yanlış bir şey olduğunu iddia ediyor:

«Çünkü her şeyden önce, bu gibi eylemlerin kendileri ihtilalci eylemler değillerdir» (YİKÇ, sf. 20).

«Bu eylemler, halkın gerçek ihtiyaç ve taleplerine cevap vermemektedir. Bu gibi eylemlerin daima (abç) kitlelerden kopuk kalmaya mahkum oluşunun nedeni de budur» (age, sf. 37).

«THKP-THKC ve THKO gibi örgütler… yanlış hedeflere (abç) saldırıyorlar» (age, sf. 40).

«Bu gibi eylemler (abç) aslında Marksist-Leninist çalışma tarzının tam tersi olan kendiliğinden bir mücadele anlayışının ifadesidir» (age, sf. 49).

«Bu gibi eylemler (abç) kitlelerin ve kadroların devrimci gücünü israf etmekte, saptırmakta, çürütmektedir.»

«Banka soyma ve adam kaçırma gibi sözümona askeri eylemlerin hakim sınıflar tarafından yenilgiye uğratılmasında şaşılacak hiç bir şey yoktur. Bu durum, bu eylemlerin (abç) her bakımdan halk kitlelerinden kopuk kalmasının tabii sonucudur.»

«Çünkü, bu eylemler gerçek ihtilalci eylemler değildir. Bir ideolojiyi, küçük-burjuva siyasi çizgisini ifade etmektedir.»

«Siyasi iktidar hedefine yönelmeyen; iktidarın bugünkü sahibi hakim sınıflara yönelmeyen; kitlelere gerçek düşmanlarını (abç) ve siyasi iktidar hedefini açık açık kavratmayan eylemler…» (age, sf. 75-76).

Görüldüğü gibi revizyonist kliğin önderleri, bizzat eylemi suçlamaktadırlar. Bu ifadelerin tevile gelir yanı yoktur. Açık ve kesindir! Bu baylar, iddialarında o kadar ileri gitmişlerdir ki, Lenin yoldaşı dahi tahrife girişmişlerdir.

«Lenin'de banka soymak, adam kaçırmak gibi eylemlerle ihtilal yapılabileceğini destekleyen tek kelime bulmak mümkün degildir» (age, sf. 19).

Lenin yoldaş, elbette ki bu eylemlerle ihtilal yapılabileceğini söylemiyor, ama bu eylemleri ilke olarak reddetmiyor da. Hatta savunuyor. Grevlerle de ihtilal yapılamaz ama grev reddedilebilinir mi? Bu baylar, Lenin yoldaşın «Partizan Savaşı» makalesinden habersiz değillerdir. Kendilerinin çeviri listelerinde bu makalenin de adı var. Ayrıca, revizyonizmin başı olan kişi, bu makaleden, şu cümleleri aktarmıştır.

«…Marksistler, bırakalım ebedi olarak, geçici olarak dahi herhangi bir mücadele biçimini reddetmezler. Bütün mücadele biçimlerini ihtilal yoluna bağımlı kılarlar».

Lenin yoldaşın bu tamamen doğru cümlelerini, kendilerinin sadece legal yayıncılıktan ibaret olan faaliyetlerini haklı çıkarmak için kullanmaya yeltenen bu alçaklar, Lenin yoldaşın aynı makalede, «banka soygunları»nı desteklediğini görmemiş olabilirler mi? Lenin yoldaşı dahi tahrifte sakınca görmeyen bu baylar, Stalin yoldaşın banka soygunları düzenlediğini bilmiyor olabilirler mi? Lenin ve Stalin yoldaşlar, banka soymayı desteklemek ve yürütmekle acaba «Marksizm-Leninizme yabancı bir ideolojiyi, küçük-burjuva siyasi çizgisini» mi izlediler? Kitle çizgisine aykırı, ihtilalci olmayan bir yol mu tuttular? Kitlelerin ve kadroların devrimci gücünü mü israf ettiler, çürüttüler, saptırdılar? Onlar da böylece «yanlış hedefler»e mi saldırmış oldular? Anarşist ve kendiliğindenci bir çalışma tarzına mı kapıldılar? Revizyonistler üstü kapalı olarak bunu söylemiş olmuyorlar mı? «Banka soyma»nın halkın gerçek ihtiyacına cevap vermediğini, onun yerine sahte talepleri geçirdiğini söylüyorlar. Bu baylara soruyoruz: Silahlanmak, halkın gerçek talebi değil midir? Sahte bir talep midir? Bankalardaki paralara el koyarak silahlanmak, niçin iktidar mücadelesine hizmet etmesin? Kendilerinin, ihtilalci mücadelenin yerine geçirdikleri «somut talepler» için mücadeleden, yani «ücretler, iş saatleri, iş güvenliği, vb.…» için yürütülen mücadeleden daha direkt olarak iktidar mücadelesine hizmet etmiyor mu?

Bu baylara soruyoruz; bankerler, «iktidarın bugünkü sahibi olan yerli hakim sınıflara» dahil değil mi? Bunlara saldırmak, niçin «yanlış hedeflere» saldırmak oluyor? Yoksa, siz bunları devrimin dostu olarak mı görüyorsunuz? Bankerler, size bu iyiliğinizden dolayı ne kadar minnettar kalsalar azdır.

«Adam kaçırma»ya gelince (buna düşmanları esir almak veya teslim almak demek daha doğru olur); proleter devrimcileri ilke olarak bunu da reddetmezler! Falan yada filan soygun olayı yanlış olabileceği gibi, bazı «kaçırma» olayları da yanlış bulunabilir ama, ilke olarak, «adam kaçırmak» reddedilemez. Mesela düşman ordusunun önemli bir subayını kaçırarak esir almak, hak etmiş toprak ağalarını ve benzeri halk düşmanı zalimleri kaçırarak kurşuna dizmek vs… yanlış değil doğrudur. İhtilalci, Marksist-Leninist çizgiye uygundur.

Yanlış olan, bizzat eylemin biçimi değildir. O eylemi yürütenlerin yani THKP-THKC ve THKO'nun bir bütün olarak ideolojileri ve politik çizgileri yanlıştır, sakattır. İktidar mücadelesinin yerini bizzat sözkonusu eylemlerin almış olması, bu eylemlerin mücadelenin bel kemiğini teşkil ediyor olması yanlıştır, sakattır.

Ülkemizde, silahlı mücadele esas olarak, köylük bölgelerde, mahalli ve merkezi otoritenin yıkılması, yerine proletarya önderliğinde köylü hakimiyetinin kurulması hedefine yönelmelidir. Bugünkü aşamada bu mücadelenin biçimi köylülerin gerilla savaşıdır. Gerilla faaliyeti, toprak ağalarının, halk düşmanı bürokratların, ihbarcıların, faizcilerin imhasını, çeşitli şekillerde cezalandırılmalarını, paralarına, silahlarına el konulmasını, karakolların basılmasını ve silahlara el konulmasını, canlı ve cansız bir yığın hedefe saldırıyı içerir. Fakat tüm bu saldırıların bir ortak hedefi vardır. O da, gerici otoriteyi zayıflatmak, parçalamak ve giderek yıkmak, yerine devrimci otoriteyi geçirmek! Bugün ülkemizde silahlı mücadele, esas olarak bu olmalıdır. Fakat, önce de belirttiğimiz gibi, bu mücadeleye destek olmak üzere, «banka soymak ve adam kaçırmak» eylemleri ilke olarak reddedilemez.

Revizyonist baylar şöyle diyorlar: «Yenilginin sebebi sınıfsaldır, ideolojiktir. Halk kitlelerini seferber edememek ve hakim sınıflar önünde yenik düşmek, oportünist bir küçük-burjuva ideolojisi taşımanın kaçınılmaz sonucudur.» Peki baylar, başarıya ulaşan bir hareket, Marksist-Leninist midir? Proletarya ideolojisi mi taşımaktadır? Bu mantıkla siz, başarıya ulaşan bir burjuva hareketi önünde secdeye inmeye hazırsınız! O hareketin çeşitli alanlarda tezahür eden ideolojisine bakmadan, sadece sonucuna bakarak Marksist-Leninist olup olmadığına karar vermek sizin gibi burjuva kafalılara çok yakışıyor.

Şu mantığa bakın!

«Halkın silahlı mücadelesi de yenilgiden geçerek çelikleşir ve düşmanı alteder. Ama öfkeli küçük-burjuva aydınlarımızın yenilgisinden tamamen farklıdır (?). Halkın mücadelesinin yenilgileri, içinde zafer tohumları taşır. Kitleler, her yenilgiden dersler çıkararak yenmesini öğrenirler. Ama küçük-burjuva hareketlerinin yenilgilerinden çıkaracağımız ders, bir daha böyle hareketlere girişmemektir» (age, sf. 84-85) (abç)

Saçmalamak dediğin bu kadar olur!

Bir kere, her yenilginin iki sebebi vardır. Birincisi objektif sebep: Objektif şartlar, belli bir gücün aleyhine, diğerlerinin lehine ise zayıf olan için bu şartlarda yenilgi kaçınılmazdır. İkincisi subjektif sebep: Objektif şartlar başarı kazanmaya elverişli olduğu halde, hata yapan yani dış dünyanın kanunlarını kavrayıp, düşüncesini ve davranışlarını bu kanunlara uydurmayan, yani gerçeğe aykırı davranan, yenilgiye uğrar. Hangi sınıf, grup, örgüt, kişi yenilirse yenilsin sebep yukarıdakilerden biridir veya her ikisidir. Küçük-burjuva aydınların yenilgisi de, işçilerin, köylülerin yenilgisi de bu iki sebepten ileri gelir. Tamamen farklı olan nedir?

İkincisi, «halkın yenilgileri, içinde zafer tohumları taşır» deniliyor. Evet, ama niçin? Çünkü halk, işçiler ve köylüler objektif olarak yenme imkanına sahiptir; subjektif olarak gerçeği kavradıktan ve mücadeleyi bu gerçeğe uygun olarak yürüttükten sonra, yenmemesi için sebep yoktur; işte yenilgiler, halkın gerçeği kavramasına, ona uygun düşünmesine ve hareket etmesine yardım eder.

Küçük-burjuva aydınlarına gelince; onların yalnız başlarına objektif olarak, düşmanı yenme imkanları yoktur. Ama onların yenilgileri de, gerçeklerin kavranmasına ve düşüncemizin ve davranışımızın bu gerçeklere uydurulmasına hizmet eder. Mesela, bunların yenilgilerinden şu gerçeği kavrarız: işçiler ve köylüler, harekete geçirilmeden düşmanı yenmeye imkan yoktur. Bu anlamda, onların yenilgileri de içinde zafer tohumları taşır. Çünkü yenilgi, objektif gerçeğin kavranmasına, küçük-burjuva aydınların halkla birleşmesine yol açar.

İdealist bay bambaşka sonuca, bir daha banka soymamak gerektiği sonucuna varıyor! Üstelik, küçük-burjuva aydınlarını da halktan saymamak gibi, yepyeni bir teori yaratıyor.

THKO, THKP-THKC, iki küçük burjuva akımıdır. Bunlar, kitlelerin sınıfsal mücadelesi yerine, bir avuç öfkeli aydının komploculuğunu geçirmek istedikleri için, ideolojileri her bakımdan, proletarya ideolojisine, Marksizm-Leninizmin evrensel ilkelerine aykırı olduğu için komünist değildirler! Banka soymalarından dolayı ve başarısız oldukları için, komünist olmadıklarını söylemek, neşteri vurulmaması gereken yere vurmaktır! Çünkü bir komünist hareket de, yukarıda belirttiğimiz gibi, iktidar mücadelesini destekleyecek şekilde, banka soygunlarına girişebilir ve hatta, hatalar yaptığı için veya başka sebeplerle başarısızlıklara da uğrayabilir. Ama, sizin mekanik düşünmeye alışmış beyniniz, bir türlü bunu almıyor!

Yine revizyonist klik, YİKÇ adlı gevezelikler ve saçmalıklar şaheserinde, şehirlerde gerilla faaliyetine girişilmesini ilke olarak reddediyor! Şehirlerde girişilecek gerilla faaliyeti kırlık bölgelerdeki toprak devrimi mücadelesine bağımlı olmalı ve onu destekleyecek biçimde yürütülmelidir. Fakat şehirlerde gerilla faaliyetini ilke olarak reddetmek, silahlı mücadeleyi kalıplara döken (a), (b), (c) diye sıralayan anlayışın ifadesidir. Ülke çapında, bir bütün olarak düşman bizden güçlü olduğu sürece, şehirlerdeki politikamız, esas olarak «kuvvet toplamak ve fırsat kollamak»tır. Ve zaman zaman ayaklanmalar düzenleyerek köylük bölgelere çekilmektir.

Bunun yanında birincisi, kırlık bölgelerdeki mücadeleye destek olmak üzere; ikincisi, gerici saldırılara karşı aktif savunma vasıtası olarak! Üçüncüsü, kuvvet biriktirme vasıtalarından biri olarak şehirlerde de gerilla eylemlerine girişilebilir ve girişilmelidir. Bu amaçlarla banka soyulabileceği gibi, yani hükümetin ve gericilerin paralarına el konulabileceği gibi, şehirlerde sınıf düşmanları da imha edilebilir; mesela, polis ajanları, faşist subaylar, işkenceci polisler, faşist teşkilatların elebaşıları, zalim patronlar ve yardakçıları, grev kırıcılar, ajan-provokatörler, ihbarcılar, devrimcileri kurşunlayanlar ve bunlara idam cezası verenler, emperyalizmin ajanları vs… kurşuna dizilebilir. Ayrıca ulaştırma ve haberleşme hatları felce uğratılabilir; cephanelikler, askeri depolar vb. soyulabilir veya sabote edilebilir; önemli evraklara el konulabilir; veya bunlar imha edilebilir; hapishaneden adam kaçırılabilir, bazı askeri üslere ve karargâhlara, polis karargâhlarına, faşist teşkilatların merkezlerine sabotajlar düzenlenebilir, vb. …

Revizyonist baylarımız bütün bunları reddediyorlar. Onların silahlı mücadeleyi, Lenin yoldaşın eleştirdiği ve «kakavanlıkla» itham ettiği şekilde anladıklarına, bundan daha iyi örnek olabilir mi?

Demagojiye imkan vermemek için bir kere daha tekrarlayalım: Biz, yukarıdaki eylemleri ilke olarak benimserken, toprak devrimi için köylük bölgelerde yürütülecek silahlı mücadelenin esas olması gerektiğini, şehirlerdeki mücadelenin ve diğer bütün mücadele biçimlerinin ona tabi olması gerektiğini asla akıldan çıkarmıyoruz.

Fakat revizyonist klik, binbir dereden su getirerek durmadan kösteklediği silahlı mücadeleyi, bir de sağına soluna sınır kazıkları dikerek, iyice kuşa çeviriyor; silahlı mücadeleyi karmaşık, çok renkli, inişli çıkışlı olarak değil, kendilerinin masa başında makale yazması gibi, basit, tekdüze ve dümdüz bir şey olarak görüyor!

«Komünist hareketin belli bazı ihtiyaçlarını karşılamak gerektiğinde bu tür eylemleri yasaklamak söz konusu olamaz".

Devrimci ahlâk, istikrar ve ilke namına zerre kadar bir şey tanıdıkları yok. Bu revizyonist hainler, bizzat eylemleri yerin dibine batırdıktan sonra şimdi de «bazı ihtiyaçları karşılamak için bu tür eylemlerin yapılabileceği»ni kabul etmiş gözüküyorlar. Bu konuda artık doğru düşünmeye başladıkları için mi? Hayır (çünkü o taktirde, «Yaşasın İhtilalci Kitle Çizgisi» denilen paçavrayı yakmaları gerekirdi)! Sadece eleştiri oklarından pek nazik vücutlarını korumak için! Üstelik şehirlerde gerilla faaliyetinin anlamını ve önemini yine da kavrayamamışlardır. Belirttiğimiz gibi, şehirlerde gerilla eylemlerinin amacı, bazı ihtiyaçları karşılamaktan da ibaret değildir. Şehirlerde girişilecek gerilla faaliyeti, köylük bölgelerdeki mücadeleye destek olarak, gerici saldırılara karşı aktif savunma vasıtası olarak ve kuvvet biriktirme vasıtalarından biri olarak önem taşır. Revizyonist baylar, meselenin özünü yine de kavrayamamışlardır." (İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar, "15. Şafak Revizyonistleri Silahlı Mücadeleyi Kuşa Çeviriyor", sf. 370-378)