İBRAHİM KAYPAKKAYA YOLDAŞIN BUGÜN DE BOLŞEVİKLERİN
ELİNDE HER TÜRDEN OPORTÜNİZM VE REVİZYONİZME KARŞI
SİLAH OLAN BAZI GÖRÜŞLERİ:

İbrahim KAYPAKKAYA Yoldaş

ve Proletarya Diktatörlüğü

"Yalnızca sınıf mücadelesini temsil eden biri, henüz Marksist değildir, henüz burjuvaca düşünmenin ve burjuva siyasetinin sınırları içinde olabilir. Marksizmi sınıf mücadelesi öğretisiyle sınırlamak, onu budamak, bozmak, burjuvazi için kabul edilebilir bir şeye indirgemek demektir. Ancak sınıf mücadelesinin kabulünü, proletarya diktatörlüğünün kabulüne dek genişleten kişi bir Marksisttir. Marksisti sıradan küçük (ve de büyük) burjuvadan en derin şekilde ayırt eden şey, işte budur. Marksizmin gerçekten anlaşılıp kabul edilmesinin denek taşı bu olmalıdır." (Lenin, Tüm Eserler, cilt 21, "Devlet ve Devrim", sf. 493, Leninizm Dizisi, 1. Defter, İnter Yayınları, Temmuz 1990, İstanbul, sf. 26)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş gerçek bir Marksist, bir Komünist'ti. O, yalnızca sınıfları ve sınıf mücadelesini kabul etmekle yetinmiyor; sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulü ve onun tutarlı savunusuna dek genişletiyordu.
O, proletarya diktatörlüğü teorisi yerine, "halkın devleti" safsatasını ileri süren modern revizyonistlerin ve onların KK-T'deki uşaklarının ve her türden küçük-burjuva teorinin karşısına, proletarya diktatörlüğünün mutlak gerekliliğini savunarak çıkmıştır. O, devrimin ilk aşaması olarak savunduğu "Demokratik Halk Devrimi" sonucu kurulacak "Demokratik Halk Diktatörlüğü"nden durmaksızın, Proletarya Diktatörlüğünün gerçekleştirilmesi için devrimin sürekli kılınmasını savunmuştur. O, proletarya diktatörlüğü şartlarında da devrimin sürdürülmesini savunmuştur.
İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş; Demokratik Halk Diktatörlüğünün —ya da işçi-köylü diktatörlüğünün— "proletarya diktatörlüğünün özgül bir biçimi" olduğunu söyleyen menşevik revizyonistlerin
(TKP/ML İkinci Konferans Raporu, sf. 39) ve TD"K"P'li revizyonistlerin (TDKP Kongre Belgeleri, sf. 38) tersine; "demokratik halk cumhuriyeti, işçi-köylü diktatörlüğü" (Seçme Yazılar, sf. 143) ile proletarya diktatörlüğü arasında özde ayrım olduğunu vurguluyor; ve sosyalizmin inşası için proletarya diktatörlüğünün gerekliliğini savunuyordu. O, şöyle diyordu:

"Demokratik halk diktatörlüğü gerçekleştirildikten sonra, önderliği elinde tutan PROLETARYA, YOKSUL VE AŞAĞI-ORTA KÖYLÜLERLE BİRLEŞEREK DURMAKSIZIN PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜNÜ GERÇEKLEŞTİRMELİ VE SOSYALİZMİN İNŞASINA GİRİŞMELİDİR." (İ. KAYPAKKAYA, Bütün Yazılar, YD baskısı, sf. 216) (Bu konuda menşeviklerin çarpıtmalarının geniş eleştirisi için bkz. TKP/ML II. Konferansı Üzerine, "Bir Adım İleri, Kaç Adım Geri?" broşürü,sf. 87-116)*

Bunlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın proletarya diktatörlüğü konusunda savunduğu görüşlerin özü ve esasıdır. İbrahim KAYPAKKAYA'nın bu alandaki çizgisine damgasını vuran bu görüşlerdir.
İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, proletarya diktatörlüğü olan sosyalizm ile Demokratik Halk Diktatörlüğü arasındaki sınıfsal ayrımı doğru bir biçimde koymasına karşın, geçişin biçimi bağlamında ortaya koyduğu görüşlerle de "MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ"nin düşünceleri üzerindeki etkisini sergilemektedir. O şöyle demektedir:

"Bugünün hakim sınıfları kimlerdir? … Bunlar demokratik halk devrimiyle "hakim" mevkilerinden alaşağı edildiği zaman, hakim sınıflar kimler olacaktır? Esas itibariyle işçi sınıfı, köylüler, şehir küçük-burjuvazisi, milli burjuvazinin devrimci kanadı. Bu ittifak içindeki hakim sınıflar ise proletarya olacaktır. Açıktır ki, demokratik halk iktidarının hakim sınıfları arasındaki çelişme, artık eski anlamdaki hakim sınıflar içindeki çelişmeden tamamen farklıdır. Ve devrimci halkın kendi içindeki, "halk içindeki", antagonist olmayan ve barışçıl metodlarla çözümlenebilen çelişmedir." (age, sf. 90)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, burada Kültür Devrimi sırasında savunulan biçimiyle "Mao Zedung Düşüncesi"nin bir temel yanlışını yinelemektedir. O yanlış da şudur: Mao Zedung Düşüncesi, yanlış bir biçimde herhangi bir çelişmenin andaki çözüm biçimi ile, o çelişmenin niteliği arasında mekanik bir ilişki kurar. Mao Zedung Düşüncesi'ne göre, içinde bulunulan anda "barışçıl yöntemlerle" çözümlenebilir olan çelişmeler, antagonist olmayan çelişmelerdir. Çin'de milli burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişmeler, demokratik halk iktidarı şartlarında bir süre "barışçıl yöntemlerle" ("barışçıl"dan burada anlaşılan, "iç savaşa başvurmadan"dır. /BN) çözülmeye çalışılmıştır. Bu dönemde bu çelişmenin antagonist olmadığı söylenmiştir. Bu, teorik olarak bütünüyle yanlıştır, pratik siyasi sonuçları açısından da burjuvaziye karşı hayırhah bir tavrın gelişmesine yol açabilir ve açmıştır da! Hayır, burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişme antagonist bir çelişmedir. Ve bu hep böyledir. Kuşkusuz bu çelişmenin antagonist olması, o çelişmenin çözümü için mücadelede yalnızca şiddet yöntemleri kullanılacağı anlamına gelmez. Şiddet ve onun sınıf mücadelesi açısından en üst biçimi olan iç savaş, ancak belli dönemlerde esas yöntem olur. Bu, iç savaşın yürümediği dönemde, bu çelişmenin antagonist niteliğinin değiştiği vb. anlamına gelmez. İbrahim KAYPAKKAYA'nın bu bağlamda savunduğu Mao Zedung Düşüncesi'nin teorik yanlışı, onun proletarya diktatörlüğü konusunda savunduğu doğru görüşlerden bir sapmadır. O, bu noktada savunduğu teorik yanlışı, pratik siyasi sonuçlarına kadar genişletmemiş, hiç bir zaman milli burjuvazinin "devrimci kanadı" ile de sınıf işbirliğini savunma konumuna girmemiştir.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş

ve İttifaklar Sorunu

İttifaklar konusunda bir komünistten beklenilen ilk yanıt, her türlü sınıf ile ittifakta proletaryanın önderliğinin mutlak şart olduğu, proletaryanın ittifakta önderliği ve dolayısıyla hegemonyası olmadan devrimin gerçek zaferine götürülemeyeceğidir. İbrahim yoldaş, Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) revizyonistleri ile tartışmada şunları doğru olarak savunuyordu:

"Biz işçi sınıfı hareketiyiz, onun öncü müfrezesiyiz. Köylü hareketi asla değil. Ülkemizin bugünkü somut şartları bize köylülükle ilgili görevler yüklüyor, ama bu geçicidir, bizi asıl görevimize yaklaştıran geçici bir adımdır. Köylülük, kitle olarak, bir bütün olarak, «üretim araçlarının özel mülkiyeti alanında» bulunmaktadır. Ve kapitalist toplumun temelinin muhafazasından yanadır. Köylülük, modern sanayi karşısında dağılan ve yok olmaya giden bir sınıftır. Oysa proletarya, mülkiyetle bütün bağlarını koparmıştır. Modern sanayiin özel ürünü ve asıl ürünüdür. Modern sanayiin gelişmesiyle birlikte gelişir ve güçlenir. Geçmişi değil, geleceği temsil eder. Yok olanı değil, büyüyüp gelişeni temsil eder. Özel mülkiyetin muhafazasını değil, kesinlikle ortadan kaldırılmasını ister. Bu nitelikleri dolayısıyla da toplumun bütün emekçi kesimlerinin, bu düzenden acı çeken insanlığın tümünün kurtuluşunu, tarih, işçi sınıfının omuzlarına yüklemiştir.

Proletarya partileri de, şartların gerekli kıldığı hallerde burjuva demokrasisini son sınırlarına kadar genişletmek ister ve bunun için aktif ve kararlı olarak mücadele eder ama bunu, proleter demokrasisine geçişin (yani proleter diktatörlüğüne geçişin) bütün önşartlarını yaratmak için yapar. Orada durmak ve onunla yetinmek için değil. Peki, yoksul ve aşağı-orta halli köylülerin de proletarya ile birlikte proletarya demokrasisi için mücadele etmesi neyi gösterir? İşçi sınıfı ile bunların arasında bir fark olmadığını mı? Hayır! Sadece, kapitalizmin temelleri yıkılmadıkça, bu köylü tabakalarının kesin kurtuluşlarının da imkânsız olduğunu, bunların kesin kurtuluşunun proletaryanın kurtuluşuna bağlı olduğunu. Öte yandan, bunlar, proletaryanın vazgeçilmez önder rolü olmadan, burjuva demokrasisinden bir adım bile öteye ilerleyemezler. Bugün ülkemiz şartlarında ise, proletaryanın önderliği olmadan, değil proletarya demokrasisine geçmek, burjuva demokrasisini bile son sınırına kadar genişletemezler. Kaldı ki, köylü kavramı sadece yoksul ve aşağı-orta halli köylüleri değil, zengin ve orta köylüleri de içine alır." (İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar, Ocak Yayınları, 1979 İstanbul, sf. 36-38)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş hiçbir yanlış anlamaya meydan vermeyecek berraklıkta, demokratik devrim aşamasında temel ittifakın "işçi-köylü ittifakı" olduğunu; demokratik devrim aşaması içinde milli burjuvazinin devrimci kanadının da ittifak içinde yer alabileceğini ortaya koymuştur. Onun bu konudaki tespitleri şöyledir:

"Yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde milli ve demokratik devrimin tamamlanması görevi yani emperyalizmin ve feodalizmin tamamen ve kesinlikle tasfiyesi görevi artık proletaryanın sınıf hareketinin omuzlarındadır. Burjuvazi artık kendisinin tarihi görevleri olan bu görevleri başaracak güçte ve yetenekte değildir. Sadece milli burjuvazinin bir kanadı, devrimci kanadı, proletarya önderliğindeki birleşik halk cephesinde bir müttefik olarak yer alabilir. O da durmaksızın yalpalayarak, bocalayarak. Çağımız için genel, yaygın ve tipik olan durum budur." (Seçme Yazılar, Ocak Yay., sf. 213)

"Halkın birleşik cephesi… esas olarak sınıflararası ittifak olacak"tır, "bu ittifakın temelini işçi-köylü ittifakı" oluşturacaktır. (age. sf. 406)

1972 şartlarında milli burjuvazi ile ittifak konusunda ise İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş şunları söylüyordu:

"Milli burjuvazinin temsilcileri, en sağından en soluna kadar, seçim veya askeri darbe yoluyla iktidarı ele geçirmek, bugünkü düzenin göze batan yanlarını biraz törpülemek, işçiler ve köylüler üzerinde kendi diktatörlüklerini kurmak için çalışmıyorlar mı? Çoğu zaman faşizme kuyruk sallamıyorlar mı? Bunlarla bugünkü şartlarda, proletarya önderliğinde ve halkın demokratik diktatörlüğü hedefine yönelen bir halk cephesi kurmak mümkün müdür? Bugüne kadar mümkün olmuş mudur?" (Age. sf. 413)

TD"K"P revizyonistleri Kemalizm hayranlıklarını teorik olarak gerekçelendirme çabası içinde İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın "komprador burjuva ve toprak ağalarına ilerici nitelik atfettiği" şeklinde harika!!! bir eleştiri! getirmişlerdi.** Aşağıda İbrahim KAYPAKKAYA'nın bırakalım komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ilericiliğini!!!, milli burjuvazinin ilericiliği hakkındaki düşüncelerinin ne olduğu görülmektedir:

"23— Şafak Revizyonistleri, Orta Burjuvazinin, Komprador Büyük Burjuvazi ve Toprak Ağaları Klikleriyle "Bir Arada Durabileceğini" reddediyor.
"12 Mart'tan Sonra Dünya'da ve Türkiye'de Siyasi Durum" broşüründe şöyle diyorlar:
"Büyük burjuvazi ve orta burjuvazi bir arada duramaz" (sf. 56)

Bu bir genellemedir. Bazı özel şartlarda doğru olabilecek olan bir ifade, genellendiği zaman tamamen yanlış olur. Bu, orta burjuvazinin sınıfsal karakterinin inkârıdır. Bu revizyonistler, Marksizm-Leninizmin orta burjuvazi hakkındaki yargısını bilmiyor olamazlar:

"Orta burjuvazi zaman zaman devrim saflarına, zaman zaman karşı-devrim saflarına katılır. Bir kanadı devrim saflarına katılırken, bir kanadı da karşı-devrim saflarına katılabilir vb." Revizyonistler bir çırpıda dünya tecrübesini çiğneyip geçiyorlar ve onun yerine kendi gerici ütopyalarını koyuyorlar. Ülkemizin gerçekleri de, milli karakterdeki orta burjuvazinin, güçlü bir devrimci siyasi hareket olmadığı dönemlerde, uzun yıllar, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları kliklerine yamandıklarının sayısız örneklerini vermektedir. "Büyük burjuvazi ve orta burjuvazi bir arada duramaz" ifadesi, ülkemizin gerçeklerine de aykırıdır. Çin'de orta burjuvazinin, birçok defalar Guomindang göstericilerinin peşinden gittiğine Mao Zedung işaret etmektedir. Yukarıdaki ifade, Çin Devrimi'nin objektif gerçekleriyle de çelişmektedir.
Orta burjuvaziye layık olmadığı bir nitelik atfetmek, revizyonist hainlerin orta burjuvaziye bel bağlama eğilimlerinin başka bir görüntüsüdür."
(Age., sf. 420) (Bu konuda menşeviklerle yürütülen polemik hakkında bkz. "Bir Adım İleri, Kaç Adım Geri?", sf. 80-85)

İbrahim KAYPAKKAYA Yoldaş

ve Parti İçi Mücadele:

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, "parti disiplini" perdesi arkasına sığınarak ideolojik mücadelenin gizlenmesine şiddetle karşı çıkıyordu. O bu konuda şunları söylüyordu:

"…Revizyonistler, «parti disiplini» perdesi arkasına sığınarak, iki çizgi arasındaki mücadeleyi kadrolardan gizlediler. Doğru devrimci düşünceleri, hayasızca ve alçakça bastırma yoluna gittiler. Bunda bir ölçüde de başarılı oldular. Bugün birçok yoldaş, bu «ani» ve «beklenmedik» «bölünme» karşısında şaşkına dönmüştür. Meseleleri, henüz sıfırdan başlayarak öğrenmeye çalışmaktadır. Revizyonistler, kadroların şaşkınlığından faydalanarak bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar, hakkımızda bir yığın ipe sapa gelmez dedikodularla, iftira kampanyalarıyla, şahsi saldırılarla, meselenin özünü gözlerden saklamaya, pisliklerini gizlemeye, bizleri karalamaya çalışıyorlar. Onlar, elbette kendilerine yakışan mücadele yolunu —iftira, yalan, dedikodu, şahsi saldırı ve eleştirinin bayağılaştırılması yolunu— tutacaklardır ve bunda şaşılacak bir taraf yoktur.
Proleter devrimciler de elbette kendilerine yakışan yolu tutacaklardır. Meselenin özünü ön plâna çıkararak, burjuva kliğin ideolojik, politik, örgütsel ve taktik çizgisini sergilemek yolunu… Buna iki bakımdan acilen ihtiyaç vardır. Birincisi, şaşkınlığa düşen militan kadrolara, iki çizgi arasındaki mücadeleyi doğru olarak kavratmak, onların Marksizm-Leninizm safında yer almalarını sağlamak. İkincisi de, yeniden örgütlenmeye giriştiğimiz bu dönemde, örgütümüzün üzerine kurulacağı, doğru ideolojik, politik, örgütsel ve taktik ilkeleri tespit ederek bunlar üzerinde birlik sağlamak."
(Age., s. 262-263)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, "hizipçi ve bölücü" suçlaması karşısında ise şu Marksist-Leninist görüşleri savunuyordu:

"«Hizipçi» ve «Bölücü» Olan Kimdir?
Hizipçi ve bölücü olanlar; revizyonist çizgide ısrar edenlerdir. Bütün eleştirilere rağmen hatalarını düzeltmeyenler, düzeltmemekte ısrar edenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, samimiyetle özeleştiri yapmak yerine, sadece çok sıkıştıkları zaman, revizyonist özü yeni bir biçimle kamufle edenlerdir. Hizipçi olanlar, kendilerine eleştiri yönelten kadrolardan örgütün imkânlarını esirgeyenler, kendilerine yağcılık ve dalkavukluk yapanlara bütün imkânları sergileyenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, örgüt içinde körükörüne itaati, dalkavukluğu, sırt sıvazlamayı teşvik edenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, kendilerine gelince her şeyi iyi, başkalarına gelince herşeyi kötü gösterenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, örgüt içi eleştiriyi bastırmaya çalışanlardır. Kendilerine yönelen eleştirileri kadrolardan gizleyenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, kendilerini eleştiren kadroları iğrenç bir iftira ve dedikodu kampanyası ile yıpratmaya, diğer kadroların gözünden düşürmeye, tecrit etmeye çalışanlardır. Hizipçi ve bölücü olanlar, eleştiri mekanizmasını işleten kadrolar aleyhine sinsi plânlar hazırlayanlardır. Bu gibi kadrolara silahlı komplolar düzenleyenlerdir. Hizipçi ve bölücü olanlar, hem demokrasi hem de merkeziyetçilik ilkesini çiğneyerek kendilerine en aşırı demokrasiyi, Marksist-Leninistlere de en aşırı merkeziyetçiliği uygulamak isteyenlerdir…"
(Age., sf. 313-314)

"İflah olmaz burjuvaların hakim olduğu partilerde, Marksist-Leninistlerin kendi aralarında birleşerek bunlara karşı mücadele etmeleri hizipçilik değildir. Tarihi bir görevdir. Proletaryaya ve emekçi halka karşı vazgeçilmez bir yükümlülüktür. Hizipçi olanlar, iflah olmaz burjuvalardır. Çünkü bunlar, kendi küçük kliklerinin menfaati adına proletaryanın ve emekçi halkın menfaatlerine sırtlarını çevirmişlerdir. Çünkü bunlar, kendi küçük kliklerinin menfaati adına proletaryanın ve emekçi halkın birliğini baltalamışlardır. Halkın menfaati ile partinin menfaati çeliştiği zaman Marksist-Leninistler, halkın menfaatinden yana çıkarlar. Bu hizipçilik değildir. Partinin menfaati adına, halkın menfaatlerinin karşısında yer almak, işte budur hizipçilik. Marksist-Leninistler, halkın menfaati ile, partinin menfaatinin aynılaşmasını istiyorlardı. Bu da ancak, burjuva önderliğin partiyi soktuğu teslimiyet ve ihanet yolundan onu ayırmakla mümkündü. Burjuva önderliği eleştiri ve ikna yoluyla düzeltmek imkânsız olduğuna göre yapılacak şey, iflah olmazları tecrit etmek, ihanete giden yollarında yalnız başlarına bırakmak, partiyi ve kadroları devrim yolunda birleştirmektir. Kim ki bu çabayı hizipçilik olarak niteler, o kimse, «birlik» adına halka ihanet yolunda yürümeyi mübah görüyor demektir. Evet, biz birlik istiyoruz, en yüce amacımızdır bu. Ama nasıl bir birlik? Proletaryaya ve emekçi halka ihanet yolunda bir «birlik» mi? Biz böyle bir «birlik» te yokuz. Böyle bir «birlik» ne kadar bölünürse, o kadar iyidir. İhanetin elebaşıları ne kadar tecrit edilirlerse, o kadar iyidir. Böyle bir «birlik»i baltaladığımız için revizyonist klik bizi «bölücülük»le itham ediyorsa, biz böyle bir «bölücülük»ü severek kabulleniriz. Proletaryaya ve halka hizmet yolunda bir birlik mi? Biz böyle bir birliği candan arzuluyoruz. Bu birliği baltalayanların en amansız düşmanlarıyız. Burjuva önderliğe karşı yürüttüğümüz mücadelenin bir sebebi de, onun böyle bir birliği sürekli olarak baltalamasıdır; revizyonizm yolunda, yani halka ihanet yolunda bir «birlik» istemesidir." (Age., sf. 315-316)

 

İbrahim KAYPAKKAYA Yoldaş

ve Marksist-Leninist Yöntem

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş söz ile pratik uyumluluğuna büyük önem veriyor, ve Şafak revizyonistlerini bu noktada şöyle teşhir ediyordu:

"PDA revizyonizminin zaten reformcu burjuvaziden başka dayanacağı bir kuvvet de yoktur. Faşizmi altetmek bir yana, artan faşist baskılar karşısında kendi varlığını bile korumaktan acizdir o. Revizyonist kliğin bağımsız bir gücü yoktur. Dayanacağı silahlı kuvvetleri yoktur. Köylüler arasında çalışması yoktur, şehirde işçiler arasında amatörce bir çalışması var, fakat işçiler üzerinde hiçbir etkisi yoktur. İşçi sınıfımıza reformist ve faşist sendikalar hakimdir. Öğrenci gençlikten daha önce tecrit olduğunu belirttik. O halde, hangi örgütlenme ile ve kim harekete geçirilecek? Bu şartlarda silaha sarılalım çağrısı tamamen bir palavracılık değil de nedir?" (Age., sf. 285-286)

 "Palavra edebiyatı aldı yürüdü. Halk savaşı gevezelikleri göğe çıktı." (Age., sf. 280)

Onun burada söyledikleri bugün de "çam bile deviremeyecek" bir yapıya sahip olmalarına rağmen halk savaşı edebiyatından vazgeçmeyen Menşevikler; 12 Eylül'den sonra uzun süre dimdik ayaktayız edebiyatı yapan TD"K"P revizyonistleri, vb. için de geçerlidir.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş özeleştiri konusunda da, görüş değiştirdikleri halde, eski görüşlerin özeleştirisini yapmayan Şafak revizyonistleri hakkında şu tespitleri yapıyordu:

"Fakat bu değişme bile oportünistçe ve sahtekârca oldu. Sanki öteden beri aynı şeyleri savunuyormuş gibi, pişkin bir tavırla özeleştiriye yan çizdiler." (Age., sf. 280)

İbrahim KAYPAKKAYA'nın sorunlara yaklaşımda yöntemini gösteren ve İbrahim KAYPAKKAYA'nın "Seçme Yazıları" içinde yayınlanmamış olan iki yazı vardır. Bu iki yazıyı aşağıda yayınlıyoruz.

Yazıların her ikisi de, İbrahim KAYPAKKAYA henüz "Şafak revizyonizmi" ile örgütsel bağını koparmadan önce, O, TİİKP içinde iken kaleme alınmıştır. Yazılardan birincisi, Mart 1971 tarihlidir ve İbrahim KAYPAKKAYA'nın özeleştiri sorununa nasıl yaklaştığının iyi bir örneğidir.

Diğer yazı, 29 Ağustos 1971 tarihli bir mektuptur. Bu mektupta İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, PDA (Şafak/TİİKP) saflarından o dönemde ayrılmış olan "sol" oportünist bir grup hakkında, TİİKP merkezinin almak istediği bir karar üzerine görüşlerini belirtmektedir.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, daha sonra örgütsel bağını da kestiği PDA revizyonistlerinin, ayrılan grup hakkında yaptıkları "sol oportünist" genel değerlendirmesi ile hemfikirdir; ancak "sol oportünizm"in, yapılan sağ hataların bir cezası olduğu görüşündedir ve bunun metne konmasını talep etmektedir. O, daha sonra yapılan sağ hatalar hakkında görüşlerini sistemli ve öz olarak ortaya koymakta, 1972'de "Genel Eleştiri"de genişçe ortaya koyduğu hemen tüm görüşleri burada bir mektup çerçevesi içinde savunmaktadır.

 

*  Bu broşür Ağustos 1981'de TKP/ML içindeki Bolşevikler Menşeviklerden örgütsel olarak da ayrıldıktan sonra Bolşeviklerin TKP/ML 2. Konferans Raporuna eleştirileri olarak yayınlanmıştır. Bu belge, TKP/ML 2. Konferansı sonrasında gerçekleşen örgütsel bölünmenin ideolojik ve siyasi temellerini kavramak açısından önemli bir belgedir. Bu belgede, "2. Konferans'ın hazırlığı üzerine", "1957 ve 1960 Deklarasyonları hakkında tartışma ve karar", "63 Polemikleri üzerine tartışma ve bu konuda alınan karar üzerine", "Demokratik halk devrimi -demokratik halk iktidarı konusundaki tartışma ve alınan karar üzerine", "AEP sorunu ve bu konuda alınan karar üzerine", "tartışmanın sınırı sorunu", "gerilla savaşına hazırlık dönemi sorunu", "içinde bulunduğumuz durumun değerlendirilmesi", "1. Merkez Komitesi'nin ve bölgelerin değerlendirilmesi", "özeleştiri", "MK hizibi nereye?" noktalarına tavır takınılır ve doğru yanıtlar verilir.

   Yurtdışında 1981 yılında Bolşevik Partizan Yayınları arasında çıkan bu broşür ve bu özel sayıda adını verdiğimiz, yurtdışında yayınlanmış diğer tüm broşürler, dergimiz kitaplığından temin edilebilir. [geri dön]

** TD"K"P'nin görüşlerini savunan teorik bir yayın organı konumunda olan "Parti Bayrağı"nın 1978 yılında yayınlanan 7/8/9. sayılarında İbrahim KAYPAKKAYA'nın görüşlerini genişçe eleştiren bir yazı çıktı. Bu akımın İbrahim KAYPAKKAYA'nın komprador burjuvaziyi ilerici gördüğü konusundaki eleştirisi için bkz. Parti Bayrağı, sayı 7/78, sf. 87-89. [geri dön]