İBRAHİM KAYPAKKAYA YOLDAŞIN BUGÜN DE BOLŞEVİKLERİN
ELİNDE HER TÜRDEN OPORTÜNİZM VE REVİZYONİZME KARŞI
SİLAH OLAN BAZI GÖRÜŞLERİ:
İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN
1960'LARDA
"SOL"U VE BUNUN İÇİNDE
PROLETER DEVRİMCİ AYDINLIK'IN
KONUMUNU DEĞERLENDİRMESİ
"1965 yılının sonunda ve 1966 yılının başında pasifist, parlamentarist TİP yönetici kliğiyle, askeri darbeye bel bağlayan Mihri Belli kliği arasında ortaya çıkan mücadele gittikçe şiddetlenerek devam ediyordu. Bu iki klik arasında özünde hiç bir fark yoktu. İkisi de, esasta, modern revizyonizmin «kapitalist olmayan yol» tezinde birleşiyorlardı. Tek fark, birinin seçimlere ve parlamentoya bel bağlamasına karşılık, diğerinin, askeri bir darbeye umut bağlamış olmasıydı. TİP kliği, bütün hesaplarını seçimlerde alacağı oylar üzerine kuruyor, kendisine parlamento yolunun kapanacağı endişesiyle işçi sınıfımızın, yoksul köylülerin ve gençliğin aktif mücadelesine hayasızca saldırıyordu. Kasım 1967'de Türk Solu çevresinde toplanan M. Belli burjuva kliği ise, Doğan Avcıoğlu'yla kolkola, üniversite gençliğinin eylemlerini bir kaldıraç gibi kullanarak askeri darbe tezgâhlamanın hesapları içindeydiler. Öte yandan M. Belli kliği, geniş emekçi kitlelerine, işçi sınıfına ve köylülere sırtını dönmüştü. Dünya komünist hareketine, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi'ne sırtını dönmüştü. «Cezayir sosyalizmi» safsatalarıyla işçi sınıfının, yoksul köylülerin, devrimci aydınların ve gençliğin bilincini bulandırıyor, gözüne kül serpiyordu. Reformcu bir burjuva diktatörlüğünü, proletarya iktidarı ve sosyalizm olarak yutturmaya çalışıyordu. Proletaryanın bağımsız siyasi örgütlenmesini, proletarya önderliğini reddediyordu. Tam bir hakim millet milliyetçiliği güdüyor, faşist ırkçılıkta bile «olumlu» bir yan olduğunu iddia edecek kadar alçalıyor, Türk hakim sınıflarının milli baskı politikasına suç ortaklığı ediyordu.
Gerek TİP hareketi, gerekse M. Belli hareketi sınıf muhtevası itibarıyla, milli burjuvazinin iki siyasi akımıydı. Ne var ki, suratlarına sosyalizm maskesi takmışlardı.
Bu iki akımın da ipliği çoktan pazara çıktığı için, bunların üzerinde uzun uzadıya durmanın artık gereği yoktur.
Şimdiki Şafak revizyonizmi, işte bu iki burjuva kliği arasında mücadelenin sertleştiği bir ortamda, Kasım 1968'de, Aydınlık Sosyalist Dergi (ASD) ile, M. Belli'nin kuyruğunda sahneye çıktı. Her konuda M. Belli'ye sadık bir çizgi izledi. M. Belli'nin kaba-saba teorilerini ve saçmalıklarını enine boyuna geliştirdi. İşçi ve köylü edebiyatıyla M. Belli revizyonizmini süsledi.
İşçi-Köylü (İ-K) gazetesinin çıkarılmış olması, M. Belli'den ayrı bir hareket olmanın ve devrimci bir çizgi izlemenin delili olarak ileri sürülmektedir. Bu, saçmalığın ta kendisidir. Bir hareketin çizgisini belirleyen şey, şöyle ya da böyle bir yayın organı çıkarmak değildir. Önemli olan, yayın organının muhtevasıdır. «Biz işçilere, köylülere eğiliyorduk»; evet ama, bir komünist gibi değil de, bir burjuva gibi… Burjuvazinin işçi ve köylülere eğilmediğini nereden çıkartıyorsunuz? Yükselen işçi, köylü hareketlerinin zorlamasıyla çıkan İşçi-Köylü gazetesinin siyasi çizgisi de, M. Belli çizgisinin tıpkısıydı. Görevi, «işçilere ve köylülere milli bilinç [yani burjuva ideolojisi] ulaştırmak» ve asker-sivil aydınlara işçi köylü hareketlerini tanıtmaktı. İktidarı ele geçiren burjuva subayları işçi ve köylülerin hareketlerinden haberdar olmalıydılar ki (!), iktidara geldikten sonra onların meselelerine de lûtfedip eğilmeliydiler! İşçi-Köylü'nün çıkarılmasına yol açan mantık, işte bu harika mantıktı! İşçi-Köylü'nün ideolojik çizgisini inceleyen herkes, bu çizginin, tamamen ve kesinlikle M. Belli'nin burjuva çizgisi olduğunu açıkça görecektir. O kadar ki, M. Belli'nin «sosyalizm yasağı», İşçi-Köylü'ye de sinmişti ve İşçi-Köylü'nün ilk sayılarında uzun süre «sosyalizm» kelimesini dahi kullanmaktan büyük bir titizlikle kaçınılmıştı.
Bugün, bu gerçekler, sinsi Şafak revizyonizmi tarafından, kedinin pisliğini örtmesi gibi gizlenmeye çalışılmaktadır.
REVİZYONİZMİN BİRİNCİ DEFA KILIK
DEĞİŞTİRMESİ:
PROLETER DEVRİMCİ AYDINLIK (PDA)
İktisadi buhranın gittikçe derinleşmesi, hakim sınıflar arasındaki çelişmelerin şiddetlenmesi ve bunlara bağlı olarak işçi, köylü ve gençliğin şiddete dayanan eylemlerinin yükselmesi karşısında revizyonist klik, suratına yeni bir maske takarak bu eylemleri pasifleştirmeye girişti. M. Belli saflarında yeni bir çelişme ortaya çıkmıştı. Bir yanda, gençliğin kendiliğinden gelme mücadelesini temsil eden ve bu anlamda aktivizmi savunan küçük-burjuva gençlik önderleri, öbür yanda da her türlü aktif mücadeleyi reddeden pasifist burjuva unsur vardı. İkinci grubun başını M. Belli'yle birlikte şimdiki Şafak revizyonistleri çekiyordu. TDGF Kurultayı'nda mücadele açığa çıktı. Bilindiği gibi bir müddet sonra yayın organları da ikiye ayrıldı ve PDA dergisi çıkarıldı. O günkü adıyla PDA revizyonizmi, gençliğin kendiliğinden gelme hareketlerine tercüman olan küçük-burjuva önderlere karşı uzun müddet M. Belli'nin sağcı çizgisini savundu. PDA'nın 1. sayısında, «biz, Türk Solu'nun açtığı yolda yürüdük», «Türk Solu ve PDA, hareketimizin değişik ihtiyaçlarına cevap veren iki yayın organıdır» diye yazdılar. Böylece M. Belli çizgisine bağlılıklarını açıkça ilan ettiler.
M. Belli ise, bir ara ortada bir tavır takındı. Gençlik kitlesinin büyük çoğunluğunun PDA revizyonizmine cephe alması üzerine, ustaca bir manevrayla «askeri darbe» emellerine daha müsait gördüğü TDGF yöneticileri tarafında yer aldı. M. Belli'yle, tipik küçük-burjuvalar olan gençlik önderleri arasında böylece bir ittifak doğdu. Gençlik kitlesine bunlar hakim oldular. PDA revizyonist kliği, görüşlerine sadakatle sarıldığı M. Belli'nin ihanetine uğradı. Bunun üzerine görüşlerinde ufak tefek değişiklikler yapmak zorunda kaldı. Ama Mihrici öz değişmedi.
Gençlik hareketleri, elbette, küçük-burjuva karakterinden ötürü bir sürü zaaflar ve sakatlıklar taşıyordu! Bu tabii bir şeydi! Ve ancak, işçi, köylü kitleleri arasında kök salmış bir komünist partinin önderliği, gençliğin mücadelesini, geniş emekçi yığınlarının mücadelesiyle birleştirebilir ve bu zaafları ortadan kaldırabilirdi. Fakat henüz komünist bir önderlik yoktu! Çeşitli revizyonist klikler, en başta da M. Belli kliği, gençliği kendi emellerine alet etmek için elinden gelen herşeyi yapıyor, gençlik hareketleri üzerinde etkili oluyorlardı! Gençlik hareketinin tabiatından gelen zaaflarla revizyonizmin etkisinden ileri gelen zaaflar birleşince, ülkemizin bu yiğit evlatlarının devrimci potansiyeli çıkmaz yollarda çarçur ediliyordu.
PDA kliği, gençliğin, gittikçe ağırlaşan faşist baskılara karşı şehitler vererek yürüttüğü militan mücadelesini dışardan seyretmekle ve ona sövmekle yetindi. Bu, onun gençlik kitlesinden tamamen kopmasına yol açtı.
Öte yandan PDA revizyonizmi, demokratik devrimin özünün toprak devrimi olduğunu reddediyordu. Köylülerin devrimci rolünü reddediyordu. Silahlı mücadeleyi, «henüz şartların elverişli olmadığı» gerekçesiyle reddediyordu. Marksist-Leninist devlet ve devrim teorilerini reddediyordu. Milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını reddediyordu. Burjuva milliyetçiliği devam ediyordu. Buna karşılık M. Belli'nin, «Filipin demokrasisi şartlarında proletarya partisi kurulamaz», «demokratik devrimde proletarya önderliği zorunlu değildir», «demokratik devrimden durmadan sosyalizme geçileceği söylenemez» şeklindeki kaba teorileri terkedilmişti. Onun dışında, M. Belli'nin Kemalizm tahlili, tarih tahlili, Türkiye'de karşı-devrim teorisi devam ettiriliyordu.
Öte yandan, tam da burjuva politikacılarına yakışacak bir tavırla, mal bulmuş mağribi gibi Hikmet Kıvılcımlı revizyonistinin fikirlerine sarıldılar! Yayın organlarını ardına kadar, onun yazılarına açtılar ve Kıvılcımlı-M. Belli kırması bir ideoloji yarattılar. Korkut Boratav'ın Milliyet'in "Düşünenlerin Düşüncesi" sütununa yakışacak anti-Marksist-Leninist feodalizm tahlilleri bununla birleşti. Türkiye'de feodalizmin varlığını inkâr etme noktasına vardılar.
Uluslararası plânda, dünya komünist
hareketiyle modern revizyonistler arasında ortacı bir tutum benimsendi.
Sovyetler Birliği'nde ve Doğu Avrupa ülkelerinde burjuvazinin iktidarı
tekrar ele geçirdiği, proletarya diktatörlüğünün burjuva diktatörlüğüne
dönüştüğü reddediliyordu. Hele Sovyetler Birliği'nde modern
revizyonizmin sosyal-emperyalizme dönüştüğü kesinlikle reddediliyordu.
Büyük Proleter Kültür Devrimi'nin tecrübeleri reddediliyordu. Hem
sosyalizmle, hem de başını Sovyet revizyonist kliğinin çektiği modern
revizyonizmle dost geçinme yolu tutuluyordu. SBKP'nin ve diğer
revizyonist partilerin ufak-tefek (!) hatalar işlediği kabul ediliyordu.
(Kendilerinin işlediği cinsten!…) Sonradan TİİKP olarak adlandırılan
burjuva kulübü bu şartlarda, bu ideolojik temel üzerinde doğdu. Bir
yandan başlıca konularda modern revizyonist çizgiyi sürdüren PDA kliği,
daha sonra Mao Zedung Düşüncesi'ne el attı. Bu nasıl mümkün oldu?
Elbette Mao Zedung Düşüncesinin özünü bir kenara bırakarak…"
(İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme
Yazılar, sf. 263-268)

