AEP-MK ÜYESİ FİKRET ŞEHU’NUN
ÇKP DEĞERLENDİRMESİ ÜZERİNE
HK’nın 131. sayısında, AEP-MK (Arnavutluk Emek Partisi - Merkez Komite) üyesi Fikret Şehu’nun bir konuşması yayınlandı. Bu konuşma, uluslararası proleter sosyalist hareketin tartıştığı bazı temel sorunlara, ÇKP (Çin Komünist Partisi) eleştirisi vesilesiyle açıklık getirme savını taşımanın yanı sıra, uluslararası komünist hareket içinde muhtemel yeni bölünmelerin de habercisi olma özelliğine sahiptir. Bizim kanımız o ki bu konuşma, aynı zamanda AEP’nin de eleştirici bir süzgeçten geçirilmesi sorununu, bütün dünya Marksist-Leninistlerin önüne getirmiştir. Fikret Şehu, “Avrupa komünizmi diye adlandırılan revizyonist akımın kurulması ve Çin revizyonizminin sahneye açıkca çıkması”nı(26) şöyle izah ediyor:
“Uluslararası burjuvazi ve emperyalizm, buhran dönemlerinde her zaman yükünü hafifletmek için Marksizm-Leninizme döneklik edenleri kullanmaya çalışırlar. Kapitalist dünya sistemini içine alan ve sadece ekonomik olmayan, fakat toplumsal ve siyasi, ideolojik ve ahlaki buhran olan ağır buhranın bugünkü şartlarında Avrupa komünizmi diye adlandırılan revizyonizminin sahneye açıkça çıkması bununla izah edilebilir.”(27)
Görüleceği gibi, uluslararası burjuvazinin ve emperyalizmin, Marksizm-Leninizme döneklik edenleri kullanmaya çalışmaları, Avrupa komünizmi ve Çin revizyonizminin ortaya çıkmasının nedeni olarak gösterilmektedir. Çeviri yanlış yapılmamışsa, bu anlayış idealizmin ifadesidir. Avrupa komünizmi ve Çin revizyonizmi, ancak kendilerini var eden özgül koşullar incelenebilirse ortaya çıkış nedenleri açıklanabilir. Avrupa komünizmi ve Çin revizyonizmi, uluslararası burjuvazinin ve emperyalizmin, Marksizm-Leninizme döneklik edenleri kullanmak istemeleri nedeniyle ortaya çıkmamıştır; Avrupa konünizmi ve Çin revizyonizmi tarihi bir süreç içerisinde ortaya çıktıktan sonra, uluslararası burjuvazi ve emperyalizm tarafından kullanılmak istenmektedir ve kullanılmaktadır.
Konuşmanın son bölümünde ÇKP değerlendirmesi yer alır. Denir ki:
“… Çin’e gelince, teori ve pratikte Çin yönetimi, gerek Çin devrimi sırasında gerekse devrimden sonra liberal ve burjuva demokratik tutumlar takınmıştır. O, proletaryanın hakim rolünden ve sınıf mücadelesinin işçi sınıfının yararına yürütülmesinden yana asla olmamıştır. Küçük burjuvazinin ve orta burjuvazinin devrimde hakim role sahip olmaları için faliyet göstermiştir.
“Devrimden sonra Çin revizyonist yönetimi, sınıfsal uyumun ve sınıf olarak burjuvazinin varlığına izin vermenin çizgisini izlemiş ve Enver Hoca yoldaşın söylediği gibi sömürücü sınıflara karşı iyiliksever, oportünist bir tutum takınmış ve pratikte iktidarı onlarla bölüşmüştür.
“Çin revizyonistleri, hiçbir zaman, gerçekten proleter partisi, Leninist tipte bir parti olan partinin önder ve ayrılmaz rolünden yana olmamışlardır.
“Onlar uzun zamandan beri, Marksist-Leninist ideolojinin bir sosyalist ülkede yegane hakim ideoloji olmasından yana değillerdir. Tersine bugün ‘Avrupa komünistlerinin’ tantanalı bir şekilde propaganda ettikleri ideolojik çoğulculuğu öğütlemişlerdir.”(28)
Bu konuşmadan çıkardığımız sonuç:
1. ÇKP, teoride ve pratikte, gerek Çin devrimi sırasında, gerekse devrimden sonra liberal ve burjuva demokratik tutumlar takınmıştır.
2. ÇKP, proletaryanın hakim rolünden ve sınıf mücadelesinin işçi sınıfının yararına yürütülmesinden yana asla olmamıştır.
3. ÇKP, proletaryanın değil, küçük burjuvazinin ve orta burjuvazinin devrimde hakim role sahip olmaları için faaliyet göstermiştir.
4. ÇKP, hiçbir zaman gerçekten proleter partisi, Leninist tipte parti olan partinin önder rölünden yana olmamıştır.
5. ÇKP, uzun bir zamandan beri, ideolojinin Çin’de yegane hakim ideoloji olmasından yana değildir.
6. ÇKP, bugün “Avrupa Komünistlerinin” tantanalı bir şekilde propaganda ettikleri ideolojik çoğulculuğu öğütlemektedir.
Bizce bu konuşma, hem daha önceki AEP değerlendirmeleriyle, hem de kendi mantık örgüsü içinde gözle görülür çelişmeler ve tutarsızlıklar taşımaktadır.
Şöyle ki:
ÇKP, gerek devrim sırasında, gerekse devrimden sonra revizyonist bir yapıya sahipse, yani Çin halkına devrim mücadelesinde önderlik eden siyaset ve ideoloji revizyonist ideoloji ve siyaset ise, neden Çin’deki siyasal ve toplumsal değişiklikliği “devrim” olarak niteliyoruz ve “sosyalist bir ülke”den söz ediyoruz. Marksizm-Leninizm bize öğretiyor ki, revizyonistler devrim yapamazlar; onların “devrim” dediği şey özünde karşı devrimdir.
ÇKP, devrimde proletaryanın hegemonyasını değil de, küçük burjuvazinin ve orta burjuvazinin devrimde hakim role sahip olmaları için faaliyet göstermişse, küçük burjuvazinin ve orta burjuvazininin devrimde egemen olmasını engelleyen toplumsal güç neydi ve bu güç hangi siyasi örgütlenmede ifadesini buluyordu. Eğer ÇKP, bütün hayatı boyunca revizyonist idiyse, Marksist-Leninist ideolojinin hakim ideoloji olmasına karşı çıktıysa, onun bu alandaki faaliyetlerini sonuca ulaştırmayan neydi? İktidarı bu nitelikte bir parti ele geçirdiyse, neden Sovyetler Birliği’ndeki duruma benzer bir durum daha önce gerçekleşmedi?
Öte yanda, Çin gericiliğine, Japon emperyalizmine ve Amerikan emperyalizmine ve onların uşağı Çan Kay Şek kliğine karşı mücadelede, daha sonra modern revizyonizme ve sosyal emperyalizme karşı mücadelede Çin halkına, “küçük burjuvazinin ve orta burjuvazinin devrimde hakim role sahip olmaları için faaliyet” gösteren ÇKP mi önderlik etti?
Gerçek böyleyse, emperyalizme ve uşaklarına karşı, proletaryanın öncülüğü olmadan, gerçek anlamda bir komünist partinin öncülüğü olmadan, prolaryanın siyaseti ve ideolojisi olmadan da, zafer kazanma olasılığı var demektir; ki bu anlayış, burjuva ve reformcu hayallerin, oportünist ve revizyonist görüşlerin yayılmasına hizmet eder. Emperyalizm ve proletarya devrimleri çağında, proletaryanın dışında hiçbir sınıfın önderliği kesin ve kalıcı zafer sağlayamaz.
Stalin, 1927’lerde ÇKP’yi şöyle değerlendiriyor:
“… Eğer Çin Komünist Partisi, kısa zamanda iki bin üyeli bir grup olmaktan çıkıp 60.000 üyeli bir yığın partisi durumuna gelmişse; eğer Çin Komünist Partisi, bu dönem içinde, üç milyon proleteri sendikalar içinde örgütlemeyi başarmışsa; eğer Çin Komünist Partisi, milyonlarca köylüyü uyuşukluklarından kurtarmayı ve onlarca milyon köylüyü devrimci köylü birlikleri içine çekmeyi başarmışsa; eğer Çin Komünist Partisi, bu dönem içinde, ulusal ordunun birçok alay ve tümenlerini kendine kazanmayı başarmışsa; eğer Çin Komünist Partisi, bu dönem içinde, proletarya hegemonyası düşüncesini, bir istek olmaktan çıkartıp bir gerçek durumuna dönüştürmeyi başarmışsa; eğer Çin Komünist Partisi, kısa bir süre içinde, bütün bu başarıları gerçekleştirmeyi başarmışsa, bu durum, başka şeyler yanında, onun, Lenin tarafından çizilmiş yolu izlemiş olmasıyla açıklanabilir.”(29)
Stalin bu değerlendirmesinde yanılmış mıdır?
“Onlar uzun zamandan beri, Marksist-Leninist ideolojinin bir sosyalist ülkede yegane hakim ideoloji olmalarından yana değillerdir” denirken, dolaylı olarak Çin’in bir sosyalist ülke olmadığını kabul etmiş oluyor Fikret Şehu. Peki, “hiçbir zaman”, “asla” proletaryanın hakim olmasından yana olmayan bir parti mi sosyalizmi gerçekleştirdi? Devrime önderlik eden parti sosyalizmden ve işçi sınıfından yana değilse, sosyalizmden nasıl söz edilebilir? Bu sosyalizm burjuva ya da küçük burjuva sosyalizmi ise, neden yıllarca ÇKP’ye, Çin’e, Çin yönetimine karşı açık tavır izlenmedi.
Bütün tarihi boyunca “liberal ve burjuva demokratik” tutum izleyen, “proletaryanın ve partisinin önder rolünden yana” “asla” olmayan ve bütün faaliyetini “küçük burjuvazinin ve orta burjuvazininin devrimde hakim role sahip olmaları” için gösteren bir parti, “Komünist Parti” adına, “proletaryanın devrimci partisi” adına layık olabilir mi? Doğaldır ki, olamaz. AEP-MK üyesi Fikret Şehu’ya ve dolayısıyla AEP’ye göre, ÇKP, hayatının hiçbir döneminde, gerçek anlamda bir Komünist Partisi olmayı “asla” başaramamıştır.
Bu değerlendirmeye göre, ÇKP yöneticileri de bütün parti tarihi boyunca “revizyonizmin ve opotünizmin” temsilcileri olarak ele alınmak gerekir.
ÇKP’yi Mao Zedung’dan ayrı ve bağımsız ele alabilir miyiz? Hayır… Ama bu değerlendirme, kaçınılmaz olarak bizi Mao Zedung’un da “oportünist ve revizyonist” olduğu değerlendirmesine kadar götürecektir.
ÇKP önderliğinin zaman zaman sağ ya da “sol” oportünistlerin eline geçtiği doğrudur. Ama bu, ÇKP’nin bütün hayatı boyunca revizyonist ve oportünist olduğu anlamına gelmez. Marksistler, şu ya da bu konuda değerlendirme yaparlarken gerçek olgulardan hareket ederler; tarihi koşulları gözönünde bulundururlar. Örneğin ÇKP tarihi incelenirken, iki çizgi arasındaki mücadele ve bu mücadelenin siyasi sonuçları doğru değerlendirilmelidir. Bir zamanlar “Çin Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri olan Cen Du-Siyu bir burjuva radikal demokratıydı. Marksizm-Leninizmi hiç kavramamıştı. (…) Cen Du-Siyu, o günkü aşamasında burjuva demkoratik nitelikte olan Çin devriminin kaçınılmaz bir şekilde burjuva cumhuriyetle sonuçlanacağını ve bu yüzden de burjuvazinin önderlik edeceğini söylüyordu.”(30) Buna karşılık Mao Zedung, ÇKP içinde Marksizm-Leninizmi temsil etmiştir. Zaman zaman parti önderliğini ele geçiren ya da yönetimde etkin duruma gelen burjuva radikallere, sağ ve “sol” oportünistlere karşı, Mao Zedung Marksizm-Leninizmi savunmuştur. Mao Zedung’un da çeşitli dönemlerde hataları olabilir. Hataları tarihi zorluklar ve koşullar içinde ele almak gerekir. Özellikle ölümünden sonra Mao Zedung’a yeni Çin yönetimi tarafından yöneltilen “eleştiriler”in içeriğini ve amacını iyi kavramak ve bu konuda çok dikkatli olmak gerekir.
Yazımız ÇKP’nin ve Mao Zedung’un değerlendirmesini hedef almamaktadır. Bu konulara ileride değineceğiz. Biz, bu yazımızda başka bir noktaya, AEP’nin ÇKP’yi değerlendirme öz ve biçimine değinmek istiyoruz.
Bugün, uluslararası alanda, komünist hareketin genel çizgisini kaba hatalarıyla da olsa savunan gruplar ve yeni tipte Marksist-Leninist partilerin gözleri ve kulakları Tiran’a çevrilmiştir. Tiran’dan çıkan her ses, dikkatle izlenmekte ve dünya gelişmesinin sorunları üzerine geliştirdikleri yeni tezler, yeni ve can alıcı tartışmalara yol açmaktadır. Bazı gruplar ve kendi kendilerini “parti” ilan eden bazı siyasetler, eski alışkanlıklarını, siyasi alanda yön değiştirdikleri halde hâlâ bağnazca sürdürmektedirler. Daha düne kadar kulaklarını Pekin’den ayırmayanlar, bu kez de, aynı küçük burjuva anlayıştan kaynaklanan yaranma, göze girme çabası, onaylanma ve kölece bir ruh haliyle ezberciliklerini sürdürmektedirler ve çeşitli tutum ve davranışarıyla kendi içeriklerini sergilemektedirler. Başta HK, DHY ve HB olmak üzere, bu konuda birbirleriyle amansızca yarışıyorlar. Onlar, asıl tayin edici şeyin, ülkemiz devrimci hareketinin niteliği olduğunu unutuyorlar. Onlar, yalnız başına Tiran’ın onayının devrimci mücadelemiz için tayin edici olacağını sanıyorlar; yanılıyorlar. Kitlelere gitmeden, kitlelerce kabul edilmeden, kitlelerin önderi olmadan Tiran’ın onayını bekliyorlar. Bu nedenle, AEP’nin gözle görülür yanlış değerlendirmeleri karşısında “AEP eleştirilemez” mantığı ile susuyorlar ve eleştiri yönelten siyasetlere karşı da bağnazca saldırıyorlar.
Bize göre, eleştirilemeyecek hiçbir parti, önder, hareket olamaz. Biz eleştiri özeleştiri mekanizmasını Marksist-Leninistlerin vazgeçilmez bir silahı olarak görüyoruz ve bu silahı işletmeye kararlıyız.
AEP’nin son zamanlarda yayınlanan bazı görüşleri, devrimci saflarda kafa bulanıklığına neden olacak yanları içermektedir. Parti içinde sınıf mücadelesinin ifadesi olan iki çizgi arasındaki mücadelenin reddi, aslında diyalektiğin reddidir. İmtiyazlar ve krediler konusu, sömürge ve yarı sömürge, yarı feodal ülkelerde, kırların ve köylülüğün devrimdeki rolü vb. konularda Marksizm-Leninizm ile çelişen görüşler görmekteyiz. Bize bulanık ve anlaşılmaz gelen her konuyu, bundan böyle, olanaklarımız nispetinde açıklamaya çalışacağız. Görüşlerimizi ve eleştirilerimizi sunarken, Enver Hoca’nın şu sözlerini anmadan geçemeyeceğiz:
“Eleştirilerimizi Sovyet yoldaşların ve diğerlerinin doğru bir biçimde onaylayacakları konusunda iyimseriz; buna inancımız tamdır. Eleştirimiz sert, fakat açık ve samimidir ve ilişkilerimizi sağlamlaştırmaya yöneliktir.”(31)
Biz de, eleştirilerimizin Arnavut yoldaşlar tarafından böyle karşılanacağına inanıyoruz.
Şimdi konumuza gelelim:
AEP, 81 Komünist ve İşçi Partisi’nin Moskova’da 16 Kasım 1960’ta yaptığı toplantıda, Sovyetler Birliği önderliğinin
“… gerçeğe dayanmayan ve hiçbir temeli olmayan hatalardan dolayı Çin Komünist Partisi’nin uluslararası Komünist hareket tarafından mahkûm edilmesini”(32) sağlama girişimlerinin karşısına dikildi. Çünkü “AEP’nin bütün üyelerinin ortak görüşü ÇKP’yi Marksizm-Leninizm’den sapmakla, 1957 Moskova Bildirisi’ni çiğnemek ve ondan ayrılmakla haksız yere suçlayan Sovyet yoldaşların ağır bir hata işledikleri”(33) yolundaydı. Sovyet yöneticileri, ÇKP’yi “doğmatik”, “sekter”, “savaştan yana”, “barış içinde bir arada yaşama ilkesine karşı”, “sosyalist kamp içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olmayı istemek”, “hizipçi ve Troçkist”, “Komünist hareket için büyük bir tehlike” vb. suçlamalarıyla mahkûm etmeye çalışıyorlardı.
Bir zamanlar modern revizyonizmin saldırılarına karşı ÇKP’yi savunan AEP, bugün Fikret Şehu’nun konuşmasıyla ÇKP’yi hiçbir zaman ve “asla” Marksist-Leninist olmayı başaramamış bir parti olarak değerlendirmektedir. Oysa AEP tarihi bize ÇKP için çok farklı şeyler öğrenmiştir.
AEP tarihi der ki:
“Devrimci saflarda yer alan sosyalist ülkeler ve hürriyet, bağımsızlık ve sosyalizm uğruna müadele eden bütün güçler, ABD emperyalizminin ve Sovyet revizyonist emperyalizminin esas ve ortak düşmanlarıydı. Onların en büyük düşmanı, ABD kapitalistlerinin ve modern revizyonistlerin hegemonyacı emellerinin karşısına dikilen aşılmaz engel, Çin Halk Cumhuriyeti’ydi. Esas darbelerini Çin Halk Cumhuriyeti’ne yöneltmeleri işte bu yüzdendir.”(34)
“Çin Halk Cumhuriyeti’nin ve başta büyük Marksist-Leninist Mao Zedung’un bulunduğu Çin Komünist Partisi’nin dünya devrimci komünist ve kurtuluş hareketinde oynadığı muazzam rolü gözönünde bulunduran AEP şunu ortaya koydu:
“Bütün Marksist-Leninist partiler ve güçler, eşit ve bağımsız bir şekilde, Çin Komünist Partisi ve Çin Halk Cumhuriyeti’yle sıkıca birleşmeli ve düşmanlarımızın çarpıp parçalanacakları çelikten bir blok meydana getirmelidirler.”(35)
AEP tarihi 1971’de yayınlanmıştır. Enver Hoca 1960’ta:
“Marksizm-Leninizmin ilkelerini ve Moskova Bildirisi’ni (1957) tahrif eden akıma karşı Marksist ilkeleri açıkça savunan partiler, Bükreş’te sadece Çin Komünist Partisi ile Emek Partimiz…”(36)
Yine diyordu ki:
“Biz Bükreş’te Marksizm-Leninizmi savunduk, partinin çizgisini savunduk. Biz bu ilkeli ve yürekli mücadeleyi verirken, bir yandan kendimizi Çin’li yoldaşlarla aynı safta bulduk, çünkü onlar da tıpkı bizim partimiz gibi Marksizm-Leninizmin saflığını korumak için mücadele eden şanlı partilerini savunuyorlardı.”(37)
“Partimiz, Çin’li yoldaşlarla ve aynı şekilde doğru tavır alan başka partilerden yoldaşlarla birlikte Marksizm-Lenenizmin öğretilerini sağlam kanıtlar getirerek savundu.”(38)
Fikret Şehu ile Enver Hoca’nın birbirleriyle taban tabana zıt bu iki değerlendirmesi bizleri düşündürmektedir. Çünkü biz biliyoruz ki bu görüşler sadece Fikret Şehu’nun görüşleri değildir.
1970’te, Lenin’in doğumunun 100. yıldönümünde, AEP-MK üyesi Ramiz Alia şöyle diyordu:
“Leninizmin gerçek mirasçıları ve savunucuları, onu uygulayanlar ve geliştirenler, Lenin’in öğretilerinin devrimci özüne ve ruhuna sadakatla bağlı kalan hareketlerinin her adımında Lenin’in ölümsüz fikirlerini rehber alan Çin Komünist Partisi, Marksist-Leninist partiler ve sağlıklı güçlerdir; dünya komünizm davasını ilerletenler, zaferle dolu Marksizm-Leninizmin öğretilerinin saflığını tutarlı bir şekilde ve yılmadan savunanlar, burjuvaziye, emperyalizme ve oportünizme karşı kararlılıkla mücadele edenlerdir.
“Lenin’in doğumunun yüzüncü yıldönümünde sosyalizmin bayrağı yüce Çin halkı üzerinde gururla dalgalanmaktadır. Başında büyük Marksist-Leninist Mao Zedung yoldaş bulunan Çin Komünist Partisi, Çin halkına Lenin’in yolunda rehberlik etmektedir. Rusya’daki Ekim Devrimi’nden sonra en önemli dünya olayı olan Çin Devrimi, sosyalizme ve komünizme zaferle ilerlemektedir. Çinli komünistler, proletaryanın devrimci teorisine sadakatın ve düşmanlarına karşı amansızca mücadelenin parlak bir örneğini vermişlerdir. Mao Zedung’un yaratıcı düşüncesi, Marksizm-Leninizm hazinesine, eleştirici ve devrimci ruhunun korunması ve yeniden geliştirilmesine muazzam katkılarda bulunmuştur.”(39)
1971’de, AEP’nin 6. Kongre Raporları’nda Enver Hoca Çin için şöyle diyordu:
“Halk Çin’i ve Arnavutluk, Marksist-Leninist çizgiyi tutarlı bir şekilde izleyen ve sosyalizmi inşa eden bu iki ülke, devrimci hareketi önemli ölçüde etkilemekte, genişlemesi yönünde devrimci harekete coşkunluk veren, teşvik edici bir örnek olmakta ve halkların devrim ve kurtuluş mücadelelerini destekleyen sağlam bir dayanak teşkil etmektedir.”(40)
“Devrimci harketin bütün dünyada güç kazanmasında ve büyümesinde devrimin ve sosyalizmin kudretli kalesi Çin Halk Cumhuriyeti özellikle önemli bir rol oynamıştır.”(41)
Yine Enver Hoca şöyle der:
“Arnavutluk Konünistleri ve Arnavutluk halkı, kardeş Çin halkının Çin Komünist Partisi’nin önderliği altında, Çin’deki sosyalist devrim ve sosyalist kurtuluşta proletarya diktatörlüğünün sağlamlaştırılması, anavatanın güçlendirilmesi ve ilerletilmesi için yürütülen sınıf mücadelesinde kazandığı başarıları sonsuz bir sevinçle karşılamaktadır.” (…) “Çin halkının şanlı devriminde ve sosyalizmin inşasında kazandığı tarihi zaferler, yeni halk Çin’inin yaratılması ve onun bugün dünyada sahip olduğu büyük itibar, büyük devrimci Mao Zedung yoldaşın adına, öğretilerine doğrudan bağlıdır. Bu ünlü Marksist-Leninistin eseri, proletaryanın devrimci teorisinin ve pratiğinin zenginleştirilmesine yapılmış bir katkıdır.”(42)
Övücü bu sözlerden sonra Fikret Şehu’nun değerlendirmesi üzerine ciddiyetle eğilmek ve düşünmek gerekiyor. Mao Zedung’un ölümünden sonra Çin’de meydana gelen değişimlerin kökleri Çin tarihinin derinliklerinde aranmalıdır. Yeni oportünizme karşı mücadele ederken “sol” hatalara düşmekten kaçınılmalıdır. Çin’in geçmişi değerlendirilirken, özellikle modern revizyoninstlere fırsat verilmemeli ve modern revizyonizme teslimiyetçilik izlenimi uyandıracak tutumlardan uzak durulmalıdır. Ve en önemlisi, salt kendi görüşleri içinde tutarlı olabilmesi için bile geçmişin değerlendirilmesi sağlıklı bir özeleştiri biçiminde ele alınmalı, eleştiri maddi dayanaklar üzerine oturtulmalıdır.
Şunu belirtelim ki, bu sorunlar üzerinde Marksist-Leninist olmanın gerektirdiği sorumlulukla durulmazsa, bu tutum yeni olumsuzlukları da peşi sıra getirecektir. Evet düşünmemiz gerekiyor; sözgelimi bugün AEP, “halk savaşı” anlayışı üstüne ne düşünmektedir? Eğer o “halk savaşı” anlayışını “anti Marksist” buluyorsa ve onun bu yorumlayışı halk savaşı kuramcısı ve önderlerinin (örneğin Mao’nun) utangaç bir biçimde “anti Marksist” ilan edilişiyse, AEP’i “Marksizm-Leninizmin uluslararası merkezi” sayan ve de “dervim platformları esas olarak halk savaşı anlayışı üstüne kurulu” olan siyasetlerin (diyelim ki HK’nın) tutumları nasıl açıklanabilir? Hem “halk savaşı” demek, hem de “Marksizm-Leninizmin uluslararası merkezi” sunuşuyla, AEP’nin “halk savaşı”na ilişkin görüşlerini yayınlarında (üstelik yorumsuz olarak) yayınlamak nasıl açıklanabilir? (bkz. HK, s. 134) Ve yine ÇKP’ye “hiçbir zaman komünist olmadı” diyen ve bu sözle kendi geçmişine, hem Stalin’e, hem birçok örgüte ve komünist öndere “tekzip’ çıkaran AEP’nin, bu tutumuna ilişkin olarak, şimdi onu “uluslararası Marksizm-Leninizm merkezi” sayan gruplar ya da partilerin açık değerlendirmeleri nedir? AEP’nin, yeni Çin revizyonist yönetiminin “Mao’yu eleştiri” kampanyaları için açık tutumu nedir? AEP’e sadakatle bağlılığı bilinen kimi örgütlerin (diyelim ki KPD-ML’nin) Mao’ya yönelttiği “nitelemeler”e karşı AEP’nin tutumu nedir? Ve ayrıca bu örgütlerin özellikle bu konudaki tutumları AEP’den bağımsız olabilir mi? Bugün siyasi akımlar, taraftarlarına Marksizm-Leninizmi öğretmede eğitim kitapları olarak hem “ÇKP dünya komünizminin önderi”, hem “ÇKP hiçbir zaman komünist olmadı” diyen AEP’nin görüşlerini önerirken (sözgelimi P.B. Sayı 9) kendine neyi kıstas almakta, taraftarlarına bu uyumsuzluğu nasıl açıklamaktadır? AEP’ye çelişkileri, olumsuzlukları, uyumsuzlukları da dahil, her şeyiyle teslim, her şeyinin kopya siyasetini mi? Bu ve benzeri sorular uzatılabilir. Bizim üzerinde durup hatırlatmamız gereken şey bu sorunun demogoji konusu edilmemesidir. Yapılması gereken devrimci eleştiri, özeleştirinin bu soruna ilişkin özünü ve biçimini tesbittir. Yoksa tek tek ülkelerde, devrimin kendi özgülünü bulma çabası yeni engellerle karşılaşacaktır.
Bizim özel noktaları önümüzdeki sayılarda açacağımız AEP eleştirisi, genel hatlarıyla bu merkezdedir.
1978 Aralık’ında Güney’in 32. sayısında yayınlandı.
