GRUPÇULUĞA KARŞI MÜCADELE ÖZÜNDE FELSEFİ İDEALİZME KARŞI MÜCADELEDİR

 

“Kay­naş­mış bir grup ha­lin­de, sarp ve zor­lu bir yol­da bir­bi­ri­mi­zin el­le­ri­ne sı­kı sı­kı­ya sa­rıl­mış ola­rak iler­li­yo­ruz. Düş­man ate­şi al­tın­da yü­rü­mek zo­run­da­yız. Öz­gür­ce be­nim­se­di­ği­miz bir ka­rar­la düş­man­la sa­vaş­mak ama­cıy­la, da­ha ba­şın­da ken­di­mi­zi tek ba­şı­na bir grup ola­rak ayır­dı­ğı­mız için, uz­laş­ma yo­lu ye­ri­ne mü­ca­de­le yo­lu­nu seç­miş ol­du­ğu­muz için, bi­zi suç­la­yan kim­se­le­rin bu­lun­du­ğu ya­kı­nı­mız­da­ki ba­tak­lı­ğa çe­kil­me­mek ama­cıy­la bir­leş­miş bu­lu­nu­yo­ruz.”
LE­NİN

Ça­ğı­mız em­per­ya­lizm ve pro­le­tar­ya dev­rim­le­ri ça­ğı­dır. Emek ile ser­ma­ye ara­sın­da­ki te­mel çe­liş­me, esas ola­rak, sis­tem­li bir bi­çim­de, em­per­ya­liz­min top­lum­sal güç­le­ri ile sos­ya­liz­min top­lum­sal güç­le­ri ara­sın­da sür­mek­te­dir. Bu mü­ca­de­le, de­ği­şik top­lum­sal ve si­ya­sal ya­pı­la­ra sa­hip çe­şit­li ül­ke­ler­de fark­lı siy­asi ve top­lum­sal sis­tem­le­re sa­hip ül­ke­ler ara­sın­da, te­me­li­ni sı­nıf­sal özün oluş­tur­du­ğu, eko­no­mik, si­ya­sal, top­lum­sal, kül­tü­rel, sa­nat­sal, es­te­tik, fel­se­fi vb. ça­lış­ma­lar ve ça­tış­ma­lar bi­çi­min­de, de­ği­şik ko­şul­lar­da, ba­rış­çı ya da ba­rış­çı ol­ma­yan mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­ne ta­bi ola­rak, hiç dur­mak­sı­zın ge­li­şe­rek, za­yıf­la­ya­rak ya da çö­ke­rek sü­rer. Bir yan­da em­per­ya­list, ka­pi­ta­list, re­viz­yo­nist güç­ler, var­lık­la­rı­nı ve “ge­liş­me­le­ri­ni” bun­la­rın var­lı­ğın­da gö­ren iş­bir­lik­çi­ler, çe­şit­li sı­nıf ve ta­ba­ka­la­ra men­sup uşak­lar ve yar­dak­çı­la­rı, ya­ni köh­ne­miş dün­ya ve bun­la­rın —iç­te ve dış­ta— çe­şit­li top­lum­sal da­ya­nak­la­rı; di­ğer yan­da, ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya, ulu­sal ve top­lum­sal kur­tu­luş ha­re­ket­le­ri, dev­rim­ci halk­lar ve sos­ya­liz­min ül­ke­le­ri var­dır. Ka­pi­ta­list sis­tem ile sos­ya­list sis­tem ara­sın­da­ki çe­liş­me­de mer­ke­zi ifa­de­si­ni bu­lan bu çe­liş­me­ler, ça­ğı­mı­zın ev­ren­sel ger­çe­ği­dir. Bu ay­nı za­man­da, ça­ğı­mız­da­ki sı­nıf mü­ca­de­le­le­ri­nin mer­ke­zin­de iti­ci ve de­vin­di­ri­ci bir güç ola­rak dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın bu­lun­du­ğu­nu gös­te­rir.

Em­per­ya­liz­min güç­le­ri ile sos­ya­liz­min güç­le­ri ara­sın­da­ki mü­ca­de­le, kar­şı kar­şı­ya saf­laş­mış, mer­ke­zi yö­ne­tim­le­re sa­hip dü­zen­li or­du­lar ve si­lah­lı cep­he­ler bi­çi­min­de an­la­şıl­ma­ma­lı­dır. Bu mü­ca­de­le, tek tek ül­ke­ler­de ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da, kar­ma­şık, çok cep­he­li ve iç içe sü­rer.

Ça­ğı­mız­da, pro­le­tar­ya eme­ğin ni­hai kur­tu­lu­şu­nun de­ğiş­mez ve en ka­rar­lı ön­cü­sü­dür; ezi­len halk­la­rın ve ulus­la­rın her tür­lü sı­nıf bas­kı­la­rın­dan ve mil­li bas­kı­lar­dan —ki mil­li bas­kı­lar da özün­de sı­nıf bas­kı­la­rı­dır— kur­tul­ma­la­rı­nın, sos­ya­liz­min in­şa­sı­nın ve sı­nıf­sız top­lu­mu kur­ma­nın ide­olo­jik, si­ya­si ve ör­güt­sel yol­ gös­te­ri­ci­si­dir ve ça­ğı­mı­zın en dev­rim­ci sı­nı­fı­dır.

Bu tes­bit, top­lum­sal olay­la­ra, her tür­den top­lum­sal çe­liş­me­le­re, ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­re ba­kı­şı­mı­zın be­lir­le­yi­ci­si ve öl­çü­tü­dür. Biz, her ola­yı, her öne­ri­yi her si­ya­sal ve ör­güt­sel bi­çim­le­ni­şi, baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re, bü­tün emek­çi kit­le­le­re, ezi­len ulus ve halk­la­ra ya­rar­la­rı ya da za­rar­la­rı açı­sın­dan ele alı­rız; dev­ri­me kat­kı­la­rı ya da kat­tı­ğı za­af­la­rı açı­sın­dan de­ğer­len­di­ri­riz.
Dün­ya­nın ne­re­sin­de olur­sa ol­sun, dev­rim­ci iş­çi ve köy­lü ha­re­ket­le­ri, dev­rim­ci ulu­sal kur­tu­luş ve ba­ğım­sız­lık ha­re­ket­le­ri, de­mok­ra­tik halk ha­re­ket­le­ri, on­la­rın gü­cü­nü ve et­kin­li­ği­ni yıp­ra­tan her ha­re­ket, her çe­liş­me, sos­ya­liz­min güç­len­me­si­ne hiz­met eder; dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ni za­yıf­la­tır.

Dün­ya­nın ne­re­sin­de olur­sa ol­sun, dev­rim güç­le­ri­ne za­rar ve­ren, dev­rim­ci ge­li­şi­mi ya­vaş­la­tan, pro­le­ter sı­nıf ba­kı­şın­dan uzak­la­şan her tu­tum ve dav­ra­nış da dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ni ge­çi­ci de ol­sa güç­len­di­rir; sos­ya­liz­min güç­le­ri­ni ge­çi­ci de ol­sa za­yıf­la­tır.

Grup­çu­lu­ğa duy­du­ğu­muz tep­ki, ba­zı­la­rı­nın san­dı­ğı gi­bi “grup ba­lı­ğı” av­la­ma ni­ye­ti­miz­den de­ğil, dev­ri­me ve dev­rim­ci ge­liş­me­ye ver­di­ği za­rar­la­rı açık­ça gör­me­miz­den ve bu olum­suz­lu­ğa ka­yıt­sız kal­mak is­te­me­yi­şi­miz­den kay­nak­lan­mak­ta­dır. Dev­rim­ci so­rum­lu­lu­ğu­muz, dev­ri­mi­mi­zin çe­şit­li te­mel so­run­la­rın­da, bi­zim­le ben­zer bi­linç­li ra­hat­sız­lık­la­rı du­yan dev­rim­ci­ler­le sı­kı sı­kı­ya kay­naş­ma­mı­zı, bi­zi dört­bir yan­dan sar­ma­ya ça­lı­şan dev­ri­min giz­li ve açık düş­man­la­rı­na kar­şı bir­lik­te sa­vaş­ma­mı­zı em­re­di­yor. Biz bu kav­ga­da yal­nız ol­ma­dı­ğı­mı­zı bi­li­yo­ruz. Bi­zi, ken­di grup­la­rı­na eleş­ti­ri­ci bir göz­le bak­tı­ğı­mız için “bi­rey­ci­lik”, “ka­ri­ye­rizm” vb. sı­fat­lar­la suç­la­yan­lar, ken­di­le­riy­le uz­laş­ma ye­ri­ne mü­ca­de­le yo­lu­nu seç­miş ol­ma­mı­zı ha­yıf­la­na­rak kar­şı­lı­yor­lar. İyi­ce bi­lin­cin­de­yiz ki, dev­ri­min te­mel ya­sa­la­rın­dan en kü­çük sap­ma­nın bi­zi gö­tü­re­ce­ği yer opor­tü­nizm ve re­viz­yo­nizm­dir.

Opor­tü­niz­min bir gös­ter­ge­si olan grup­çu­luk, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ev­ren­sel il­ke­le­ri­nin her ül­ke­nin so­mut dev­rim­ci pra­ti­ğiy­le ya­ra­tı­cı bir tarz­da bir­leş­ti­ril­me­si te­mel ya­sa­sı­nı red­de­den an­la­yı­şı ifa­de eder. Grup­çu­luk­ta ıs­rar, grup içe­rik­li “par­ti”de ıs­rar, sa­de­ce isim­le —ad­da­ki de­ği­şik­lik­le— grup­çu­lu­ğun giz­le­ne­ce­ği­ni san­mak, sı­nıf mü­ca­de­lesi­nin özü ve mü­ca­de­le araç­la­rı­nın doğ­ru bi­çim­de kav­ran­ma­ma­sı­nın bir so­nu­cu­dur. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni, sa­de­ce sö­mü­rü­cü sı­nıf­lar­dan eko­no­mik ve si­ya­si hak­lar is­te­me, halk düş­man­la­rı­nı bas­ma­ka­lıp söz­ler­le teş­hir, ka­ba­ca aji­tas­yon ve pro­pa­gan­da ile ye­tin­me, kes­kin “si­ya­si dev­rim” nu­tuk­la­rıy­la kad­ro­la­rı kı­zış­tır­ma, kat­le­di­len dev­rim­ci­le­rin ce­na­za­le­ri­ni kal­dır­ma bi­çi­min­de an­la­yan­lar, ne söy­ler­ler­se söy­le­sin­ler, so­nuç­ta, si­ya­si ik­ti­da­rın şid­det yo­luy­la ele ge­çi­ril­me­si mü­ca­de­le­si­nin en te­mel un­su­ru ve yol­ gös­te­ri­ci­si olan ide­olo­jik mü­ca­de­le­yi özü iti­ba­riy­le yer­li ye­ri­ne otur­ta­maz ve de­vrim da­va­sın­da­ki an­la­mı­nı kav­ra­ya­maz­lar. İde­olo­jik mü­ca­de­le­den, si­ya­si kar­şıt­la­rı­na küf­ret­me­yi, laf cam­baz­lı­ğı­nı, po­le­mi­ği ve de­ma­go­ji­yi an­la­yan­lar, şa­ta­fat­lı söz­ler­le ta­raf­tar­la­rı­nın göz­le­ri­ni bo­ya­ma­ya ça­lı­şan­lar iyi bil­me­li­dir­ler ki, yap­tık­la­rı so­nuç ola­rak halk düş­man­la­rı­nın işi­ne ya­ra­mak­ta ve ken­di­le­ri­ni de­ğil, bir yı­ğın sa­mi­mi un­su­ru da için­de bu­lun­duk­la­rı ba­tak­lı­ğa doğ­ru çek­mek­te­dir­ler.

Bu­gün, dev­rim­ci ve yurt­se­ver saf­lar­da, ken­di­li­ğin­den­li­ğin, kü­çük ­bur­ju­va bi­rey­ci­li­ğin, de­di­ko­du ve asıl­sız ka­ra­la­ma ça­ba­la­rı­nın yay­gın ve yı­kı­cı et­ki­le­re sa­hip ol­du­ğu­nu gö­rü­yo­ruz; bu, sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni ide­olo­jik plan­da, dev­rim­ci ve yurt­se­ver saf­lar­da, grup­la­rın biz­zat ken­di iç­le­rin­de ve bi­linç­le­ri­nin do­ku­sun­da dü­rüst­çe, bi­lim­sel te­mel­le­re da­ya­lı bi­çim­de, her tür­lü ön­yar­gı­dan uzak sür­dü­re­me­dik­le­ri için­dir. Bur­ju­va ide­olo­ji­si­nin çe­şit­li gö­rü­nüm­le­ri­ne kar­şı mü­ca­de­le­yi yal­nız­ca ken­di dış­la­rı­na kar­şı an­la­yan, kü­çük­ bur­ju­va­ca bir ya­nıl­maz­lık ve ken­di­ni be­ğen­miş­lik duy­gu­su ile ken­di iç­le­rin­de­ki bur­ju­va et­ki ve eği­lim­le­re kar­şı göz­le­ri­ni ka­pa­yan, bu ne­den­ler­le bi­rey­ci yan ve has­ta­lık­la­rı ye­ne­me­miş, Mark­sist ol­ma­yı, te­mel ba­zı so­run­la­rı “Kur’an ez­ber­ci­li­ği” bi­çi­min­de an­la­yan, Mark­sist-Le­ni­nist ku­ra­ma, di­ya­lek­tik bir kav­ra­yış­la ha­ya­ti­yet ka­zan­dır­ma ye­te­ne­ğin­den yok­sun “grup ön­der­le­ri”, grup­çu­lu­ğun par­ça­lan­ma­sı mü­ca­de­le­si­nin önün­de­ki en önem­li en­gel­ler­dir. En ge­niş halk kit­le­le­ri ve dev­rim­ci­ler ve grup ta­raf­tar­la­rı­nın önün­de, on­la­rın dev­ri­me za­rar­lı tu­tum­la­rı­nı mah­kûm et­me­di­ği­miz sü­re­ce on­lar, dev­rim is­te­ğiy­le do­lu yüz­ler­ce, bin­ler­ce iyi ni­yet­li in­sa­na grup­çu­luk mik­ro­bu aşı­la­ma­ya de­vam ede­cek­ler­dir; grup çık­ma­zı­nın do­ğal bir so­nu­cu ola­rak da, gru­ba inan­cın yit­me­si, dev­rim inan­cın yit­me­si­ne, grup ön­der­le­ri­ne gü­ven­siz­lik, ge­nel ola­rak dev­rim­ci­le­re gü­ven­siz­li­ğe dö­nü­şe­cek­tir ve çok sa­yı­da emek­çi­nin umut­suz­lu­ğa ve ka­ram­sar­lı­ğa ka­pıl­ma­la­rı­na, yıl­gın­lı­ğa düş­me­le­ri­ne, re­viz­yo­niz­min ve opor­tü­niz­min ku­ca­ğı­na itil­me­le­ri­ne ne­den ola­cak­lar­dır. On­la­rın ni­te­li­ği iyi­ce açı­ğa vu­rul­ma­lı­dır ki, kit­le­ler ki­min ar­dın­dan gi­di­le­ce­ği, ger­çek ön­der­lik, sah­te ön­der­lik ko­nu­la­rın­da açık bir fik­re sa­hip ol­sun­lar.

Bi­rey­ci­li­ğe kar­şı, her alan­da top­lum­cu ve ko­lek­tif ça­ba­yı ve bi­çim­len­me­le­ri ha­ya­ta ge­çir­me­ye ça­lı­şan­lar, her tür­den açık ge­ri­ci­li­ğin ya­nı sı­ra kar­şı­la­rın­da Mark­sizm-Le­ni­nizm­le ona­rıl­mak is­te­nen kü­çük ­bur­ju­va ide­olo­ji­si­ni ve sa­vu­nu­cu­la­rı­nı da bu­lur­lar. Top­lu ola­rak ça­lı­şan ve güç­lük­le­rin or­tak mü­ca­de­ley­le aşı­la­ca­ğı­nı pra­tik­ten öğ­ren­miş olan pro­le­tar­ya­da ve en ile­ri un­sur­la­rın­da or­tak mü­ca­de­le ve bir­lik ru­hu ge­li­şir­ken, kü­çük bur­ju­va, ken­di­si­ni ve ta­raf­tar­la­rı­nı çe­şit­li gös­ter­ge­ler­le al­da­ta­rak, bi­rey­sel dün­ya­sı­nın köh­ne­miş ça­tı­sın­da ıs­rar eder. Çün­kü kü­çük ­bur­ju­va, ob­jek­tif ger­çe­ği ve bu ger­çe­ği va­re­den zıt­lık­la­rı kav­ra­ya­ma­dı­ğı için kar­şı­sı­na çı­kan si­ya­si ve ör­güt­sel so­run­la­ra doğ­ru çö­züm ve öne­ri­le­ri ge­ti­re­mez. “İs­tek”in ve ek­lek­tik bi­çim­de şur­dan bur­dan top­la­dı­ğı bil­gi­le­rin ye­ter­li ola­ca­ğı­nı dü­şü­ne­rek yo­la çı­kar, so­nuç ala­ma­yın­ca te­la­şa ka­pı­lır, şa­şı­rır ve hal­ka kar­şı da, dü­şün­ce­le­ri­ni kav­ra­ya­ma­yan­la­ra kar­şı da zo­ra baş vu­rur; ka­çı­nıl­maz ola­rak ye­ni­lir. Ma­ce­ra­cı­lı­ğın özün­de, ob­jek­tif iç ve dış ko­şul­la­rı kav­ra­ya­ma­mak, bu ko­şul­la­ra uy­gun sub­jek­tif ko­şul­la­rı ya­rat­ma­da yet­mez­lik ve ace­le­ci­lik ya­tar. Ör­ne­ğin, 1971 ha­re­ket­le­ri, özel­lik­le de THKO ha­re­ke­ti, bu ace­le­ci­li­ğin, so­rum­suz­lu­ğun, dev­rim­de “ön­der­lik” kap­ma kü­çük­ bur­ju­va te­la­şı­nın bir so­nu­cu ola­rak or­ta­ya çık­mış­tır. Ve bu­gün “par­ti” adıy­la or­ta­ya çı­kan­lar, öz iti­ba­riy­le yi­ne bu man­tık­tan ha­re­ket et­mek­te­dir­ler. Çün­kü on­la­rın öz­le­ri de­ğiş­me­miş­tir.

Kü­çük­ bur­ju­va bi­rey­ci­li­ği­nin kay­na­ğın­dan can­bu­lan ve bu te­mel­de bi­çim­len­miş ve ör­güt­len­miş grup­lar, ken­di­le­ri­ne ne ad ta­kar­lar­sa tak­sın­lar, öz­le­ri ge­re­ği, ulu­sal plan­da pro­le­tar­ya­nın “dü­şün­ce ve ey­lem” bir­li­ği­ni oluş­tu­ra­maz­lar; pro­le­ter en­ter­nas­yo­na­liz­mi­nin bi­rin­ci ko­şu­lu olan bu gö­re­vi ye­ri­ne ge­tir­mez­ler. On­lar, iş­çi sı­nı­fı­nın en ile­ri, en bi­linç­li, en fe­da­kâr un­sur­la­rı­nı ken­di bay­rak­la­rı al­tın­da top­la­ya­maz­lar; çün­kü o bay­ra­ğın göl­ge­sin­de ken­di­le­rin­den baş­ka­sı­nın ol­ma­sı­nı bi­le hoş­gö­rüy­le kar­şı­la­ya­maz­lar. Ta­bi­at­la­rı ge­re­ği on­lar, kit­le­le­ri dev­ri­me yön­len­di­re­mez­ler. Ken­di ül­ke­le­rin­de dev­rim güç­le­ri­nin bir­li­ği­ni ya­rat­ma­yan­lar, ka­çı­nıl­maz ola­rak, ken­di gü­cü­ne gü­ven te­mel il­ke­si­ni ha­ya­ta ge­çi­re­mez­ler. Çün­kü grup­çu­luk­ta ıs­rar, bi­rey­ci­lik­te, mev­ki düş­kün­lü­ğün­de ıs­rar­dır; grup­çu­luk­ta ıs­rar ama­tör­lük­te ıs­rar­dır. On­lar, hal­kın ve dev­rim güç­le­ri­nin ken­di­le­ri­ne gü­ven­me­le­ri­ni sağla­ya­cak te­ori ile pra­ti­ğin bir­li­ği­ni sağ­la­ya­maz­lar; ge­ri­ci­li­ğin şid­de­ti­ni al­te­de­cek dev­rim­ci şid­de­tin top­lum­sal ve ör­güt­sel da­ya­nak­la­rı­nı oluş­tu­ra­maz­lar. Umut­la­rı­nı dış des­tek ve yar­dım­la­ra bağ­lar­lar, “ya­şa­sın pro­le­ter en­ter­nas­yo­na­liz­mi” çığ­lık­la­rı­nı, te­mel gö­rev­le­ri­ni ha­ya­ta ge­çir­mek­ten kaç­ma­nın ör­tü­sü ola­rak kul­lan­ma­ya ça­lı­şır­lar.

“Bir ül­ke­nin öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lı­ğı ona he­di­ye edi­le­me­ye­ce­ği gi­bi, dev­rim ve sos­ya­lizm de it­hal edi­le­mez. Bi­ri ve öte­ki, her ül­ke, baş­ta iş­çi sı­nı­fı ol­mak üze­re, Mark­sist-Le­ni­nist par­ti­nin yö­ne­ti­min­de ge­niş emek­çi kit­le­le­rin ka­rar­lı dev­rim­ci mü­ca­de­le­si­nin so­nu­cu­dur. Ken­di güç­le­ri­ne da­yan­ma il­ke­si, pro­le­tar­ya­nın, dev­rim­ci­le­rin ve sos­ya­list ül­ke­le­rin en­ter­nas­yo­na­list yar­dı­mı­nı bir ke­na­ra at­mak de­mek de­ğil­dir. Bu­nun­la be­ra­ber dış et­ken, ulus­la­ra­ra­sı da­ya­nış­ma ve yar­dım bü­yük öne­mi­ne rağ­men yar­dım­cı ve ta­mam­la­yı­cı bir un­sur­dur ve be­lir­le­yi­ci de­ğil­dir.”(19)

Pro­le­ter en­ter­nas­yo­na­liz­mi, em­per­ya­liz­me, sos­yal em­per­ya­liz­me, bir bü­tün ola­rak ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­list re­viz­yo­nist sis­te­me ve bu sis­tem­ler­den kay­nak­la­nan her tür­den ge­ri­ci­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le­de, ka­pi­ta­list ve re­viz­yo­nist dün­ya­yı şid­det yo­luy­la de­vir­mek, bu sis­tem­le­rin top­lum­sal ve si­ya­sal da­ya­nak­la­rı­nı te­mel­le­rin­den yık­mak için “özel ola­rak her ül­ke pro­le­tar­ya­sı­nın ve ge­nel ola­rak da dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın dü­şün­ce ve ey­lem bir­li­ği­dir.”(20)

Bu te­mel il­ke, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da, pro­le­tar­ya­nın ta­ri­hi gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­siy­le çe­li­şen ör­güt­len­me bi­çim­le­ri­ne, dev­ri­mi za­afa uğ­ra­ta­bi­le­cek her tür­den dar ve sek­ter an­la­yış­la­ra kar­şı, bu an­la­yış­la­rın kay­nak­lan­dı­ğı dün­ya güç­le­ri­ne kar­şı ka­rar­lı­lık­la mü­ca­de­le et­me­mi­zi em­re­der. Ken­di ül­ke­le­rin­de, pro­le­tar­ya­nın “dü­şün­ce ve ey­lem” bir­li­ği­ni sağ­la­ya­cak ni­te­lik­te bir ör­güt­len­me­de de­ğil, küçük burjuva bi­rey­cik­ler top­la­mın­dan baş­ka bir şey ol­ma­yan, ta­raf­tar­la­rı­nın göz­le­ri­ni şab­lon­lar, grup dog­ma­la­rı, iç­erik­siz slo­gan­lar­la bo­ya­ma­ktan baş­ka bir an­la­ma gel­me­yen te­pe­den in­me “par­ti”ler­de ıs­rar eden­ler, “pro­le­ter en­ter­nas­yo­na­liz­mi” ve “dev­rim” çığ­lık­la­rı at­mak­ta ne den­li bir­bir­le­riy­le ya­rı­şır­lar­sa ya­rış­sın­lar, son çö­züm­le­me­de pro­le­tar­ya­yı ve emek­çi kit­le­le­ri, em­per­ya­liz­min, sos­yal em­per­ya­liz­min ve her tür­den iç ve dış ge­ri­ci­li­ğin, bas­kı, sö­mü­rü ve sal­dı­rı­la­rı kar­şı­sın­da, ör­güt­süz bı­rak­ma­nın ya­rı­şı­nı yap­mak­tan baş­ka bir an­la­ma gel­mez. Par­ti için mü­ca­de­le­yi, dev­rim mü­ca­de­le­sin­den ko­puk, da­ha şim­di­den, oluş­tu­ru­la­cak “par­ti”nin gas­pı bi­çi­min­de an­la­yan­lar bi­zi dü­şün­dür­mek­te­dir­ler. Par­ti, pay­la­şıl­ma­sı ge­re­ken bir bey­lik de­ğil, bay­ra­ğı al­tın­da bir­le­şil­me­si ge­re­ken ön­der­lik­tir. Par­ti, kaç ta­ne ön­de­ri var­sa, o ka­dar da grup to­hu­mu­nu bağ­rın­da ta­şı­yan bir hi­zip­ler bi­le­şi­mi de­ğil, en ile­ri, en fe­da­kâr un­sur­la­rı bir­leş­ti­ren, kit­le­le­re gü­ven ve­ren dev­rim ko­ru­na­ğı­dır.

Mark­sizm-Le­ni­niz­min en te­mel ilkele­rin­den bi­ri de, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­de he­ge­mon­ya­sı il­ke­si­dir. Dev­rim­ci pro­le­tar­ya ve onun bi­linç­li ön­der­le­ri, ön­le­ri­ne koy­duk­la­rı De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’ne ön­der­lik, ege­men sı­nıf­la­rın si­ya­si ik­ti­dar­la­rı­nın ala­şa­ğı edil­me­si, ye­ni­len sı­nı­fla­rın, top­lum­sal, si­ya­sal, kül­tü­rel, ide­olo­jik ka­lın­tı­la­rı­nı or­ta­dan kal­dır­mak, in­san bi­lin­ci­nin de­rin­lik­le­ri­ne sin­miş ge­ri­ci eği­lim­le­rin kö­kü­nü ka­zı­mak için pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nü kur­ma gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­tir­mek için, hiç za­man kay­bet­me­den pro­le­tar­ya­nın, par­ti­si ara­cı­lı­ğıy­la he­ge­mon­ya­sı te­mel ya­sa­sı­nı, grup he­ge­mon­ya­sı­na, “par­ti” he­ge­mon­ya­sı­na, bir avuç mev­ki düş­kü­nü­nün he­ge­mon­ya­sı­na in­dir­ge­yen dar grup­çu an­la­yış­la­ra ve grup­çu­lu­ğun ya­rat­tı­ğı bö­lü­cü­lük ve yı­kın­tı­la­ra kar­şı ke­sin ta­vır al­ma zo­run­da­dır. Grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le, pro­le­tar­ya­nın, yok­sul köy­lü­lü­ğün, ge­niş emek­çi kit­le­le­rin bir­li­ği­ni sağ­la­ya­cak olan par­ti­nin oluş­tu­rul­ma­sı için mü­ca­de­le doğ­rul­tu­sun­da ol­ma­lı­dır. Yok­sa bir gru­bun güç­len­me­si adı­na bir di­ğe­ri­nin yıp­ra­tıl­ma­sı de­ğil; grup­la­rın yıp­ra­tıl­ma­sı so­nu­cu ye­ni bir grup ya­rat­mak için hiç de­ğil.

Ül­ke­miz­de grup­çu­luk­tan ya­kın­ma­yan bir tek grup bi­le yok­tur. Her­kes, “grup­çu­luk var” di­yor. Fa­kat su­çu tes­pit­ten son­ra suç­lu­yu dı­şa­rı­da arı­yor. Bun­la­rın ço­ğun­lu­ğu­nun ya­kın­ma­sı, grup çı­kar­la­rı­nı ko­ru­ma­yı te­mel alan ya­kın­ma­lar­dır. Bun­la­rın sa­vı, grup­çu­luk has­ta­lı­ğı­nın dış­la­rın­da va­rol­du­ğu­dur. So­ru­na böy­le ba­kın­ca, grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le, sa­de­ce dı­şa kar­şı grup ya­pı­sı­nı ko­ru­ma­nın mü­ca­de­le­si­dir. İş­te, te­mel ya­nıl­gı­lar­dan ve kör­lük­ler­den bi­ri bu­dur.

Dev­ri­min üç te­mel si­la­hı, par­ti, or­du ve bir­le­şik cep­he­dir. Kü­çük­ bur­ju­va “par­ti” ne pro­le­tar­ya­yı ne de di­ğer halk kit­le­le­ri­ni bir­leş­ti­re­cek gü­ce hiç­bir za­man ula­şa­maz. On­lar, ken­di iç­le­rin­de bi­le bir­lik sağ­la­ya­cak güç­te de­ğil­ler­dir. On­lar, halk or­du­su­nu de­ğil, an­cak kü­çük kü­çük bi­rey­sel te­rör grup­la­rı ör­güt­le­ye­bi­lir­ler. On­la­rın na­sıl bir “or­du” kur­duk­la­rı­na ül­ke­miz­de ya­kın geç­miş­te ta­nı­ğız. Bir­le­şik cep­he­den an­la­dık­la­rı da, ken­di grup­la­rı­nın he­ge­mon­ya­sın­da­ki te­mel­siz ve ta­ban­sız grup­çu cep­he­ler­dir. Bu tip­te­ki grup cep­he­le­ri­nin ne­ye hiz­met et­tik­le­ri ve na­sıl if­las et­tik­le­ri de ya­kın geç­miş­te iz­len­miş­tir. Ki on­lar, ey­lem bir­lik­le­ri­nin ba­zı grup­la­rı güç­len­di­re­ce­ği kay­gı­sıy­la, kü­çük çap­ta­ki ey­lem bir­lik­le­rin­den, yar­dım­laş­ma­lar­dan ya­na bi­le ol­ma­mış­lar­dır.

So­nuç ola­rak di­ye­bi­li­riz ki:
Ül­ke­miz dev­rim­ci ha­re­ke­ti, em­per­ya­liz­me, sos­yal em­per­ya­liz­me ve on­la­rın yer­li uşak­la­rı­na kar­şı, pra­tik öne­ri­ler ve pra­tik adım­lar­da bir­lik sağ­la­ma­nın ha­ya­ti de­re­ce­de zo­run­lu ol­du­ğu bir dö­ne­mi ya­şı­yor. Kim­den ge­lir­se gel­sin, han­gi grup­tan gelir­se gel­sin, dev­ri­me uzun ya da kı­sa vad­de­de ya­rar­lı, dev­ri­min güç­le­ri­ni pe­kiş­ti­ren, dev­rim düş­man­la­rı­nı za­yıf­la­tan her ey­le­me, ni­te­li­ği­ne gö­re sa­hip çık­mak ve de­ğer­len­dir­mek zo­run­da­yız. Fa­şiz­me, re­viz­yo­niz­me, re­for­miz­me ve ulus­la­ra­ra­sı opor­tü­niz­me kar­şı halk güç­le­ri­ni bir­leş­tir­me ça­ba­sı ye­ri­ne, dev­rim­ci­ler ara­sın­da düş­man­lık duy­gu­la­rı­nı kö­rük­le­ye­rek ömür­le­ri­ni uzat­ma­ya ça­lı­şan, bir­lik nok­ta­la­rı­nı de­ğil, ay­rı­lık nok­ta­la­rı­nı ön pla­na çı­kar­tan ve ay­rı­lık­la­rı de­rin­leş­ti­re­cek tak­tik­ler ge­liş­ti­ren an­la­yış­la­rı yık­mak bu­gü­nün en te­mel dev­rim­ci gö­re­vi­dir. Biz, bir­lik nok­ta­la­rı­nı ön pla­na çı­kar­tıp, ay­rı­lık­la­rı ola­bil­di­ğin­ce bir­lik için­de ve tam de­mok­ra­si ko­şul­la­rı al­tın­da tar­tış­mak­tan ya­na­yız. “Sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de sa­de­ce çe­liş­ki­le­ri ka­bul edip bir­li­ği ta­nı­ma­mak, te­ori­de me­ta­fi­zi­ğin bir baş­ka tü­rü­ne ve si­ya­set­te ma­ce­ra­cı­lı­ğa ve sek­ter­li­ğe düş­mek de­mek­tir.”(21) Bu ne­den­le, grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le, özün­de fel­se­fi ide­aliz­me ve onun yön­te­mi me­ta­fi­zi­ğe kar­şı mü­ca­de­le­dir. Grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le­de onu do­ğu­ran sı­nıf­sal, si­ya­sal, ide­olo­jik ve fel­se­fi kök­ler kav­ran­maz­sa, ba­şa­rı müm­kün de­ğil­dir. Gru­ba kar­şı mü­ca­de­le der­ken, ye­ni bir grup an­la­yı­şı do­ğar.

Bu­gün hiç­bir grup, tek ba­şı­na ül­ke­miz dev­rim­ci ha­re­ke­ti­nin kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu fel­se­fi, te­orik, si­ya­sal so­run­la­ra, ge­li­şen halk ha­re­ket­le­ri­nin zo­run­lu ih­ti­yaç­la­rı­na, ulus­la­ra­ra­sı planda va­ro­lan kar­ma­şık so­run­la­ra doğ­ru ce­vap­lar ve­re­bi­le­cek ni­te­lik­te de­ğil­dir. Çe­şit­li grup­lar içi­ne da­ğıl­mış en ile­ri un­sur­la­rın, sen­di­ka­lar­da, de­mok­ra­tik der­nek­ler­de ve ha­ya­tın çe­şit­li alan­la­rın­da, ken­di dal­la­rın­da uz­man ni­te­lik­le­re sa­hip pro­le­ter dev­rim­ci­le­rin, kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu so­run­la­rın çö­zü­mü için di­ya­log ge­liş­tir­me­le­ri ve olum­lu adım­lar at­ma­la­rı ge­rek­mek­te­dir. “On­lar, ge­rek dar, sek­ter ve su­bek­tif ta­vır­la­ra kar­şı, ge­rek­se bun­ca zor­luk ve ça­bay­la ku­rul­muş ola­nı da teh­li­ke­ye dü­şü­re­bi­le­cek ‘bir­lik için bir­lik’ kav­ra­mı­na kar­şı mü­ca­de­le” et­me­li ve “il­ke­ler­den ve dev­rim­ci ey­lem­ler­den ko­puk bir­li­ği ve­ya par­ti­ye opor­tü­nizm, li­be­ra­lizm, dog­ma­tizm ve sek­ta­rizm ru­hu ge­ti­re­bi­le­cek bir­li­ği”(22) de ka­bul et­me­me­li­dir­ler.

Si­ya­si, ide­olo­jik ve pra­tik an­lam­da çe­şit­li za­af­lar ta­şı­ma­la­rı­na ve yer yer de sırf bil­gi­siz­lik­ten Mark­sizm­le çe­liş­me­le­ri­ne kar­şın yö­ne­liş ve se­çiş ola­rak pro­le­ter dev­rim­ci saf­lar­da gör­dü­ğü­müz si­ya­si güç­le­rin mü­ca­de­le plat­form­la­rı­na te­mel da­ya­nak yap­tık­la­rı tah­lil ve tes­pit­le­ri, ön­yar­gı­lar­dan uzak, cid­di­yet­le göz­den ge­çir­me­le­ri­nin, dev­rim­ci­le­rin bir­li­ği ve ül­ke­miz dev­ri­mi­nin çı­kar­la­rı açı­sın­dan ya­rar­lı ola­ca­ğı inan­cı­nı ta­şı­yo­ruz. Biz, var­lık­la­rı­nı şu ya da bu si­ya­si ve top­lum­sal te­s­pit­ler te­me­lin­de sür­dü­ren grup­la­rın ay­nı te­mel­le­ri ve man­tık bi­çim­le­ri­ni ko­ru­duk­la­rı sü­re­ce bir­le­şe­bi­le­cek­le­ri­ni san­ma­dı­ğı­mız gi­bi, böy­le bir ha­ya­le ka­pıl­ma­mız da söz ko­nu­su de­ğil­dir. Biz, grup­la­rı ken­di­le­ri­nin var­lık ne­de­ni say­dık­la­rı si­ya­sal ve top­lum­sal tes­pit­le­re, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ışı­ğın­da, ül­ke ger­çek­le­ri­nin ve­ri­le­ri te­me­lin­de, eleş­ti­ri­ci bir göz­le bak­ma­la­rı­nı, ya­pay ay­rı­lık nok­ta­la­rı­nı par­ça­la­ma­la­rı­nı, dev­ri­min çı­kar­la­rı­nın em­ret­ti­ği doğ­ru tu­tum­da bir­leş­me­le­ri­ni öne­ri­yo­ruz. Mark­sizm-Le­ni­niz­min bi­li­mi tek­tir. Ül­ke ger­çe­ği de tek­tir, iş­çi sı­nı­fı da tek­tir, dev­ri­mi yö­ne­tip yön­len­di­re­cek ve dev­ri­me dam­ga­sı­nı vu­ra­cak par­ti de tek ola­cak­tır. Bu ger­çe­ği kav­ra­ma­yan, ken­di­le­ri­ni “tek doğ­ru” gö­ren bü­tün grup­lar yı­kı­la­cak­tır. Ve biz bu yı­kı­lış sü­re­ci­ni hız­lan­dır­mak için bü­tün gü­cü­müz­le ça­lı­şa­ca­ğız.

Kuş­ku­suz, “dün­ya dev­ri­mi­nin güç­le­ri, an­cak ko­mü­nist bir plat­form üze­rin­de ör­güt­le­ne­bi­lir.”(23) Ül­ke­miz dev­ri­mi­nin güç­le­ri­nin ör­güt­len­me­si de ay­nı te­mel il­ke­den ha­re­ket ede­cek­tir. Bu ne­den­le, ba­zı te­mel tes­pit­le­ri­ni mut­lak, kut­sal ve de­ğiş­mez doğ­ru­lar ola­rak ele alan an­la­yış­la­rı di­ya­lek­ti­ğe ay­kı­rı bu­lu­yo­ruz. Ör­ne­ğin, grup­çu­luk­ta baş kö­şe­yi kim­se­ye bı­rak­ma­yan ve ta­raf­tar­la­rı­nın bi­lin­ci­ni ves­ti­yer sa­nan HK’nın, çok ya­kın bir ge­le­cek­te, “Ve eğer bi­ri­le­ri, bir ‘kül­tür cep­he­si’ ya da her­han­gi bir baş­ka mü­ca­de­le plat­for­mu öne­re­cek, ku­ra­cak, onun mü­ca­de­le­si­ni ve­re­cek­se, ön­ce bu te­me­li (ya­ni PAR­Tİ BAY­RAĞI’ın­da, ser­gi­le­dik­le­ri te­mel gö­rüş­le­ri, Y. G.) red­de­bil­me­li­dir; yan­lış ol­du­ğu­nu ka­nıt­la­ya­bil­me­li­dir.”(24) de­di­ği te­me­li, şu­ra­sın­dan bu­ra­sın­dan his­set­tir­me­den de­ğiş­tir­me yo­lu­na gi­de­cek­le­ri­ni id­dia edi­yo­ruz ve hat­ta en te­mel ko­nu­lar­da de­ği­şik­lik are­fe­sin­de ol­duk­la­rı­nı iz­li­yo­ruz. Özel­lik­le sos­yal-eko­no­mik ya­pı, dev­le­tin si­ya­si re­jim bi­çi­mi, halk sa­va­şı gi­bi te­mel ba­zı so­run­lar­da, şu an­da ba­sı­lı olan­la­ra oran­la de­ği­şik gö­rüş­ler ge­ti­re­cek­le­ri­ni söy­lü­yo­ruz. Bu yar­gı­ya var­ma­mı­zın te­mel ne­de­ni, baş­ta HK ol­mak üze­re grup­la­rın, hiç­bir za­man ül­ke­mi­zin ger­çe­ği­ni te­mel ala­rak si­ya­si yön­le­ri­ni çiz­me­miş ol­ma­la­rı­dır. On­lar, var­lık­la­rı­nı ilk bi­çim­le­ni­şin­den son bi­çim­le­ni­şi­ne dek, ken­di­le­ri­ni ulus­la­ra­ra­sı et­ki­le­re gö­re bi­çim­len­dir­miş­ler, var­lık­la­rı­nın ve “tek doğ­ru” oluş­la­rı­nın is­pa­tı­nı ulus­la­ra­ra­sı bir “mer­kez”in des­te­ğin­de ara­mış­lar­dır. On­lar, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi, hiç­bir za­man, ya­ra­tı­cı bir tarz­da kav­ra­ma­ma­mış, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ev­ren­sel ger­çe­ği­ni, ül­ke­miz dev­rim­ci pra­ti­ği­ne uy­gu­la­ma te­mel ya­sa­sı­nı cid­di bi­çim­de ele al­ma­mış­lar­dır. On­lar, var­lık­la­rı­nın bü­tün dö­nem­le­rin­de en te­mel so­run­lar­da bi­le yan­lış dü­şü­nür­ken, “en doğ­ru” ola­rak hep ken­di­le­ri­ni gör­müş­ler, ha­ya­tın ger­çe­ği­ne kar­şı kör ol­ma­yı seç­miş­ler­dir.

Ya­zı­mı­zı Dev­rim­ci Hal­kın Bir­li­ği’nden bir alın­tıy­la bi­ti­ri­yo­ruz. İç­ten di­le­ği­miz odur ki, ge­rek say­fa­la­rın­dan bu alın­tı­yı al­dı­ğı­mız ar­ka­daş­lar, ge­rek­se di­ğer grup­lar­dan ar­ka­daş­lar bu ger­çe­ği gö­re­bil­sin­ler:

“Dev­rim­ci­ler, yurt­se­ver­ler, de­mok­rat­lar, tüm emek­çi­ler, dev­rim­ci yurt­se­ver saf­lar­da­ki gö­rüş ay­rı­lık­la­rı­nın fa­şiz­me, sos­yal fa­şiz­me kar­şı, halk de­mok­ra­si­si mü­ca­de­le­sin­de ey­lem bir­li­ği­ni en­gel­le­me­ye­ce­ği, ak­si­ne de­ği­şik sı­nıf ve ta­ba­ka­la­ra men­sup tüm halk kit­le­le­ri­nin en ge­niş ke­sim­le­ri­nin ey­lem bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı ge­rek­ti­ği­nin bi­lin­ciy­le ha­re­ket ede­lim. Halk güç­le­ri­nin bir­leş­ti­ril­me­si­nin önün­de baş en­gel olan grup­çu­lu­ğa, sek­ta­riz­me kar­şı mü­ca­de­le­de ka­rar­lı ol­ma­lı, grup­çu ta­vır­la­rın­da ıs­rar eden­le­ri teş­hir ve tec­rit et­me­li­yiz.”(25)

1979 Ocak’ın­da Güney’in 13. sa­yı­sın­da bir ön­ce­ki sa­yı­da­ki ma­ka­le­nin de­va­mı ola­rak ya­yın­lan­dı.