BİR KÜÇÜK­ BURJUVA İLLETİ OLAN GRUPÇULUK
DEVRİM DÜŞMANLARINA DEVRİMİN GÜÇLERİNİ
KUNDAKLAMA FIRSATI VERİR

 

“Biz iş­çi sı­nı­fı­nın bir­le­şik cep­he­sin­den ya­na ve sı­nıf düş­ma­nı­na kar­şı ol­du­ğumuz sü­re, ne şa­hıs­la­ra, ne bir ör­güt ya da par­ti­ye, hiç kim­se­ye sal­dır­ma­ya­ca­ğız. Bu­na kar­şı­lık, iş­çi­le­rin ey­lem bir­li­ği­ni kös­tek­le­yen şa­hıs­la­rı, ör­güt­le­ri ve par­ti­le­ri eleş­tir­mek, pro­le­tar­ya­nın ve onun da­va­sı­nın men­fa­ati ica­bı­dır, gö­re­vi­miz­dir.”
Dİ­MİT­ROV

1. GRUP­ÇU­LUĞUN SI­NIF KÖK­LE­Rİ

Dev­rim­ci ha­re­ket için­de, ger­çek­ten dev­rim is­te­ği ta­şı­yan ve bu doğ­rul­tu­da mü­ca­de­le eden bü­tün iç­ten un­sur­la­rı ra­hat­sız eden si­ya­si grup­çu­lu­ğun, özel­lik­le de bu ör­güt­sel an­la­yış­tan ca­na­lan sek­ter­li­ğin, ken­di­ni be­ğen­miş­li­ğin top­lum­sal ve ide­olo­jik da­ya­nak­la­rı­nı kü­çük­ bur­ju­va ya­pı­sın­da ara­ma­lı­yız. Grup­çu ol­mak ya da ol­ma­mak is­te­ğe bağ­lı bir olay de­ğil­dir; be­lir­le­yi­ci olan mad­di ko­şul­lar­dır, grup ya­pı­sın­da ıs­rar eden­le­rin sı­nıf­sal içe­ri­ği­dir. Kü­çük­ bur­ju­va­zi­nin ör­güt­len­me an­la­yı­şın­da­ki kı­sır­lık ve bağ­naz­lık, kay­na­ğı­nı, kü­çük üre­tim te­me­lin­de bi­çim­len­miş küçük burjuva dün­ya gö­rü­şün­den alır. Çö­ken ve eri­yen bir sı­nıf, do­ğa­sı ge­re­ği te­laş­lı, kay­pak ve sal­dır­gan olur. Küçük burjuva, iş­çi­le­re, emek­çi kit­le­le­re kar­şı kü­çüm­se­yi­ci, ken­di­ni be­ğen­miş ve bağ­naz­dır. O, hiç­bir za­man pro­le­ter­leş­me­yi ve pro­le­tar­ya­nın da­va­sı­nı bir amaç ola­rak önü­ne koy­maz. Zen­gin ol­ma, sı­nıf de­ğiş­tir­me umu­du ise sü­rek­li­dir; bu umut ise onu zen­gin­le­re kar­şı yar­dak­çı ve tes­li­mi­yet­çi ya­par. On­lar­la, en kü­çük çı­kar­la­rı için uz­laş­ma­la­ra gir­mek­ten çe­kin­mez.

Bü­tün dün­ya dev­rim­le­ri­nin de­ne­yim­le­ri, çö­ken sı­nıf­lar­dan bi­ri olan küçük burjuva­zi­nin, tu­tar­lı bir ör­güt­len­me an­la­yı­şı­na sa­hip ol­ma­dı­ğı­nı, di­sip­lin­li ve sağ­lam bir tu­tu­mu be­nim­se­ye­me­di­ği­ni gös­ter­mek­te­dir. Bir yan­da em­per­ya­list­le­rin, bü­yük bur­ju­va­zi­nin, top­rak ağa­la­rı­nın bas­kı­sı, öte yan­da ge­li­şen ve güç­le­nen, şu ya da bu sı­nı­fın kuy­ru­ğu­na ta­kıl­ma­nın çık­ma­zı­nı kav­ra­yan ve ba­ğım­sız bir güç ola­rak ken­di­ni va­re­den dev­rim­ci pro­le­tar­ya ha­re­ke­ti ara­sın­da ken­di­ne yer ara­yan küçük burjuva­zi­nin saf­la­rın­da sü­re­li çö­zül­me­ler olur; bu sü­reç­te pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci saf­la­rı­na yü­zey­sel dev­rim­ci he­ves­ler­le ve bin­bir ha­yal­ler­le ka­tı­lan bir ta­kım un­sur­lar, be­ra­be­rin­de küçük burjuva özel­lik­le­ri­ni ve za­af­la­rı­nı da bir­lik­te gö­tü­rür­ler. İliş­ki kur­duk­la­rı emek­çi un­sur­la­rı, ken­di kav­ra­yış­la­rı te­me­lin­de bi­çim­le­me­ye ça­lı­şır­lar fa­kat pro­le­tar­ya­nın mad­di ko­şul­la­rı, pro­le­tar­ya­nın ta­ri­hi mü­ca­de­le­si­nin bi­lim­sel mi­ras­la­rı, küçük burjuva an­la­yış­la­rı mah­kûm ede­cek de­ğer­li de­ne­yim­le­ri ve bil­gi­le­ri pro­le­tar­ya­ya ve onun dev­rim­ci­le­ri­ne ulaştırır.

Küçük burjuva si­ya­si çiz­gi, ör­güt­sel ala­na gö­rü­nü­mü ve adı ne olur­sa ol­sun, içe­ri­ği an­la­mın­da grup bi­çi­min­de yan­sır. Ya­ni adı “par­ti” de ol­sa, öz iti­ba­riy­le grup­tur, si­ya­si ola­rak grup­çu­dur. “Par­ti” adı, ken­di gru­bu­nu, ken­di ken­di­ne par­ti ilan et­me­sin­den baş­ka bir şe­yi ifa­de et­mez. Grup­çu­luk an­la­yı­şı, küçük burjuva mül­ki­yet ve re­ka­bet an­la­yı­şı te­me­lin­de, küçük burjuva­zi­ye öz­gü has­ta­lık­lı duy­gu­lar­la bes­le­nir. Dün­ya dev­rim­ci ha­re­ke­ti bi­ze, kü­çük bur­ju­va an­la­yı­şı­nı aşa­ma­mış un­sur­la­rın, ço­ğu kez par­ti­nin oluş­tu­rul­ma­sı ve in­şa­sı sü­re­ci için­de bi­le ka­ri­ye­rist ve grup­çu ya­pı­la­rı­nı ve eği­lim­le­ri­ni sin­si­ce ko­ru­duk­la­rı­nı ve par­ti için­de si­ya­si hi­zip­le­rin kay­na­ğı­nı oluş­tur­duk­la­rı­nı öğ­re­tir. Bu­gün, grup­çu bir ruh­la eği­ti­len grup ta­raf­tar­la­rı için­de, grup için­de grup oluş­tur­ma eği­lim­le­ri açık­ça gö­rül­mek­te­dir. Grup­la­rı sü­rek­li hu­zur­suz kı­lan ne­den­le­rin ba­şın­da, grup içi çe­liş­me­le­rin kes­kin­leş­me­si gel­mek­te­dir. Her grup, bir di­ğe­ri­nin çök­tü­ğü­nün, ken­di­le­ri­nin ise ge­liş­ti­ği­nin pro­pa­gan­da­sı­nı yap­mak­ta­dır. Ki­şi­ler, bir grup­tan di­ğe­ri­ne geç­tik­çe, ni­te­lik­le­ri ne olur­sa ol­sun öv­gü­ye la­yık gö­rül­mek­te ve iti­bar sa­hi­bi edil­mek­te­dir. En olum­suz, en cü­ruf un­sur­lar için bi­le grup ka­pı­la­rı ar­dı­na ka­dar açık­tır.

Dev­rim­ci pro­le­tar­ya, pro­le­tar­ya dev­ri­mi ve pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü mü­ca­de­le­si yo­lun­da, uzun bir ta­ri­hi dö­ne­mi ve top­lum­sal pra­ti­ğin her ala­nı­nı kap­sa­yan sı­nıf sa­vaş­la­rı için­de, her tip­ten özel mül­ki­yet duy­gu­su­nu, bu duy­gu­la­rın et­ki ve ka­lın­tı­la­rı­nı ve bu duy­gu ve dü­şün­ce­le­re te­ka­bül eden ve ay­nı za­man­da bu duy­gu ve dü­şün­ce­le­rin ör­güt­sel te­me­li­ni oluş­tu­ran grup­laş­ma­la­rı, hi­zip­leş­me­le­ri, ca­nal­dık­la­rı mül­ki­yet bi­çim­le­riy­le bir­lik­te bir da­ha hort­la­ma­mak üze­re yer­le bir ede­rek za­fe­re ula­şa­cak­tır. Bu­nun için zo­run­lu ilk adım, grup ya­pı­la­rı­nı par­ça­la­mak doğ­rul­tu­sun­da, tu­tar­lı ve il­ke­li bir ide­olo­jik mü­ca­de­le ver­mek ola­cak­tır. Çün­kü dev­rim­ci pro­le­tar­ya, düş­man­la­rı­nı ye­ne­bil­mek için grup ön­cü­lü­ğü­nü de­ğil, par­ti­nin ön­cü­lü­ğü­nü zo­run­lu ön­ko­şul ola­rak gö­rür. Ay­rı­c, yal­nız­ca pro­le­tar­ya­nın ön­cü­lü­ğü ile de düş­ma­nı ye­ne­me­ye­ce­ği­ni çok iyi bi­lir.

2. GRUPÇULUK, DÜŞMANI TAKTİK PLANDA KÜÇÜMSEYEN, ÖZÜNDE SAĞ BİÇİMDE “SOL”
KÜÇÜK BURJUVA ANLAYIŞIN İFADESİDİR

Sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin yük­se­li­şi, bü­tün sı­nıf­la­rı, özel­lik­le de bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya­yı, son he­sap­laş­ma için her ko­nu­da ha­zır­lı­ğa, cep­he­ler kur­ma­ya, mü­ca­de­le or­gan ve si­lah­la­rı­nı ye­ni­den göz­den ge­çir­me­ye iter. Dev­rim­ci saf­lar­da, mü­ca­de­le­nin bel­li bir aşa­ma­sı­na dek grup­la­rın var­lı­ğı do­ğal­dır; hat­ta ka­çı­nıl­maz­dır. Grup­la­rı ye­ter­siz kı­la­cak, on­la­rı bir­leş­me­ye zor­la­ya­cak nes­nel ko­şul­lar he­nüz ge­liş­me­miş­tir. Bu dö­nem, kav­ra­yış, ara­yış ve ge­çiş dö­ne­mi­dir. Grup­lar, ola­nak­la­rı el­ver­di­ğin­ce, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin yay­gın­laş­ma­sı­na, si­ya­sal ve top­lum­sal ger­çek­le­rin açık­lan­ma­sı­na yar­dım­cı da olur­lar. Ve ka­ba­ca da ol­sa —olum­lu ve olum­suz an­lam­da— saf­la­rın ber­rak­laş­ma­sı­na hiz­met eder­ler. Ama öy­le bir ta­ri­hi dö­nem ge­lir ki, bir si­ya­si grup, adı is­ter “par­ti”, is­ter “der­nek”, is­ter­se bir ya­yın çev­re­sin­de “ör­güt­len­miş” in­san­lar top­lu­lu­ğu ol­sun, içe­ri­ği an­la­mın­da, ger­çek bir pro­le­tar­ya par­ti­si kar­şı­sın­da, onun ge­liş­me­si­nin ve mü­ca­de­le­si­nin önün­de bir grup ola­rak kal­dık­ça, pro­le­tar­ya­nın ve ezi­len emek­çi kit­le­le­rin dev­rim­ci mü­ca­de­le­si­ne za­rar ve­rir. Do­ğal­dır ki, dev­rim­ci sü­reç içe­ri­sin­de, bü­tün is­tek ve di­lek­le­re kar­şın, birta­kım grup­lar var­lık­la­rı­nı sür­dür­me­ye ça­lı­ça­cak­lar­dır; bir­den çok “par­ti” de ola­cak­tır. Hat­ta ba­zı grup­la­rın var­lı­ğı, olum­suz, bi­rey­ci, anar­şist, boz­gun­cu un­sur­la­rı bağ­rın­da top­la­ya­ca­ğı için, dev­rim­ci ha­re­ke­tin sa­fın­dan atıl­mış­la­rı, bir mık­na­tıs du­yar­lı­ğıy­la ken­di çev­re­sin­de to­par­la­ya­ca­ğı için, dev­ri­min güç­le­ri­nin arın­ma­sı açı­sın­dan ya­rar­lı da ola­cak­tır. Kuş­ku­suz, de­ğiş­mez tek ger­çek, dev­ri­me dam­ga­sı­nı vu­ra­bi­le­cek par­ti­nin tek ola­ca­ğı­dır. Öte yan­da, dev­rim ken­di­si­ne ya­rar­lı olan her kı­pır­tı­yı, her ey­le­mi ve kat­kı­yı, han­gi bi­çim­sel ya­pı­dan ge­lir­se gel­sin, özen­le ku­cak­la­ya­cak­tır. Bu ku­cak­la­ma iş­le­mi­ni doğ­ru ve her ey­le­mi bir­bi­riy­le bağ­lan­tı­sı için­de de­ğer­len­di­re­cek olan par­ti­dir. Par­ti, ilk el­de, çe­şit­li grup ya­pı­la­rı içi­ne da­ğıl­mış pro­le­ter dev­rim­ci­le­rin grup ya­pı­la­rı içi­ne sığ­ma­ma­la­rı so­nu­cu kit­le­ler için­de ön­der­lik ni­te­lik­le­ri­ni ka­zan­mış ile­ri un­sur­lar­la, ba­ğım­sız dev­rim­ci­ler­le, dev­rim­ci bir prog­ram te­me­lin­de il­ke­li bir­le­şi­mi­ni em­re­der. Par­ti, pro­le­tar­ya­nın ye­ni bir dün­ya kur­ma sa­va­şı­mı için­de piş­miş (baş­lan­gıç­ta çe­şit­li za­af­lar ta­şı­mış ol­sa­lar bi­le) en ile­ri, en bi­linç­li, en de­ney sa­hi­bi fe­da­kâr un­sur­la­rın, Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji ve te­ori te­me­lin­de bir­li­ği de­mek­tir. Dev­ri­mi­ni ger­çek­leş­ti­ren bü­tün üke­ler­de ge­nel­lik­le böy­le ol­muş­tur. Kü­çük kü­çük Mark­sist grup­lar, ba­ğım­sız ki­şi­ler, mü­ca­de­le için­de bir­leş­miş­ler ve pro­le­tar­ya­nın par­ti­si­ni oluş­tur­muş­lar­dır. Bur­ju­va­zi­ye ve her tür­den ge­ri­ci­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le­de, olum­suz­luk­lar­dan ve za­af­lar­dan ola­bil­di­ğin­ce arı­na­rak, si­ya­si, ide­olo­jik ve ör­güt­sel in­şa­yı ger­çek­leş­tir­miş­ler­dir. Kit­le­le­re ön­der­lik et­me gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­rek dev­ri­mi ba­şa­rı­ya ulaş­tır­mış­lar­dır.

Bir par­ti­nin ya da bir gru­bun si­ya­si çiz­gi­si­nin ni­te­li­ği­ni be­lir­le­yen te­mel öl­çüt, par­ti­nin (ya da gru­bun) ül­ke­de­ki top­lum­sal, eko­no­mik ve si­ya­si ya­pı­yı doğ­ru de­ğer­len­di­rip de­ğer­len­di­re­me­me­si, ob­jek­tif ko­şul­la­ra en uy­gun sub­jek­tif et­ken­le­ri oluş­tu­rup oluş­tu­ra­ma­ma­sı, bu doğ­rul­tu­da sağ­lık­lı adım­lar atıp ata­ma­ma­sı, sı­nıf­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­ri ve çe­liş­ki­le­ri doğ­ru de­ğer­len­di­rip de­ğer­len­di­re­me­me­si, slo­gan­la­rı­nın doğ­ru­lu­ğu­na kit­le­le­ri ken­di de­ne­yim­le­riy­le inan­dı­rıp inan­dıra­ma­ma­­sı, ulu­sal so­run kar­şı­sın­da doğ­ru ta­vır ta­kı­nıp ta­kına­ma­ma­sı, kit­le­ler­le can­lı bağ­lar ku­rup ku­ra­ma­ma­sı, kı­sa­ca­sı, Mark­sizm-Le­ni­nizm’in ev­ren­sel ger­çe­ği ile ül­ke­nin so­mut dev­rim­ci du­ru­mu­nu ya­ra­tı­cı bir bi­çim­de bir­leş­ti­rip bir­leş­ti­re­me­me­si­dir.

Bir par­ti, doğ­ru bir si­ya­si çiz­gi­ye ve bu çiz­gi­yi ha­ya­ta ge­çi­re­cek, emek­çi kit­le­le­re gö­tü­re­bi­le­cek ve on­la­rı ör­güt­le­ye­bi­le­cek kad­ro­la­ra sa­hip­se, er­ geç dev­ri­mi ger­çek­leş­tir­me­yi ba­şa­rır; bir grup, doğ­ru bir si­ya­si çiz­gi­ye ve bu si­ya­si çiz­gi­yi özüm­le­miş sağ­lık­lı kad­ro­la­ra sa­hip­se, bel­li bir mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de, di­ğer grup­la­rı, si­ya­si, ide­olo­jik ve ör­güt­sel de­ği­şi­me uğ­ra­tır; o grup­la­rın en ile­ri un­sur­la­rı­nı ken­di bay­ra­ğı al­tın­da top­lar ve par­ti­leş­me­yi sağ­lar. Ya da bir grup ger­çek­ten doğ­ru si­ya­si bir eği­li­me sa­hip­se, ken­di si­ya­si çiz­gi­si­nin ek­sik ve za­af­la­rı­nı kav­rar, bağ­naz­lı­ğa düş­me­den di­ğer grup­la­rın doğ­ru­la­rıy­la ken­di doğ­ru­la­rı­nı bir­leş­ti­rir; bu ye­ni si­ya­si, ide­olo­jik ve ör­güt­sel bi­le­şim, par­ti­nin çe­kir­de­ği­ni oluş­tu­rur.

Si­ya­si çiz­gi­nin doğ­ru­lu­ğu ya da yan­lış­lı­ğı, sub­jek­tif de­ğer­len­dir­me­ler­le be­lir­len­mez. Bir gru­bun ya da ki­şi­nin ken­di­si için yap­tı­ğı de­ğer­len­dir­me­ler, bi­zim için de­ğer­len­dir­me­nin sa­de­ce bir yö­nü­nü oluş­tu­rur. Ka­ğıt üze­rin­de ge­nel doğ­ru­lar ye­ter­li de­ğil­dir. Asıl de­ğer­len­dir­me, top­lum­sal pra­tik içe­ri­sin­de, sa­de­ce grup­la­rın ve ki­şi­le­rin ken­di is­tem­le­ri doğ­rul­tu­sun­da de­ğil, üre­tim mü­ca­de­le­si, sı­nıf mü­ca­de­le­si te­mel­le­ri üze­rin­de yük­se­len ha­ya­tın ye­ni güç­le­ri ta­ra­fın­dan, biz­zat ha­ya­tın için­de ya­pı­la­cak­tır. Çe­şit­li de­ğer­len­dir­me­ler ve tes­bit­ler ara­sın­da­ki fark­lı­lık­la­rın kök­le­ri bir ya­nıy­la Mark­sizm-Le­ni­niz­min kav­ra­yış dü­ze­yi, özel­lik­le ve ön­ce­lik­le de ül­ke­nin top­lum­sal ve eko­no­mik ya­pı­sı­nın de­rin­lik­le­rin­de aran­ma­lı­dır.

De­ğiş­mek ya da de­ğiş­me­mek is­te­ğe ve ira­de­ye bağ­lı de­ğil­dir; is­te­mek ve ira­de, de­ği­şi­min sa­de­ce bir un­su­ru­dur. Ta­yin edi­ci olan, ha­ya­tın mad­di zo­run­lu­luk­la­rı­dır, ge­rek­si­nim­le­ri­dir. Her sı­nıf, ta­ri­hi zo­run­lu­luk ge­re­ği, ken­di çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da si­ya­sal ve top­lum­sal de­ği­şi­mi ya da de­ğiş­me­me­yi amaç­la­yan bir mü­ca­de­le için­de yer alır. Bu ne­den­le, her sı­nıf, de­ği­şi­mi —ya da de­ğiş­me­me­yi— ken­di ya­ra­rı­na ger­çek­leş­ti­re­bi­le­cek ör­güt­len­me­le­re, ça­lış­ma ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­ne, sı­nıf da­ya­nak­la­rı­na ve çe­şit­li it­ti­fak­la­ra ih­ti­yaç du­yar. Sı­nıf mü­ca­de­le­si, top­lum­sal ya­pı­yı te­me­lin­den sar­sar. Bu alt üst oluş için­de, küçük burjuva­zi, ken­di dar dün­ya­sı­na te­ka­bül eden grup­çu ör­güt­len­me­de ve bir avuç in­san yı­ğı­nıy­la ye­tin­me­de ıs­rar ede­cek­tir. O, ör­güt­sel ba­şa­rı­sız­lı­ğın ana ne­den­le­ri­ni araş­tır­mak, ha­ta­la­rı­nın kök­le­ri­ni bul­mak ye­ri­ne, kö­rü kö­rü­ne, hır­çın­lı­ğı­nı ve bağ­naz­lı­ğı­nı sür­dü­re­cek, göz­le­rin­de­ki per­de­yi ara­la­mak­ta di­re­ne­cek­tir. Öte yan­da, pro­le­tar­ya­yı mo­dern üre­tim ko­şul­la­rın­dan ötü­rü en dev­rim­ci sı­nıf ha­li­ne ge­ti­ren özel­lik­le­re ve ne­den­le­re bak­tı­ğı­mız za­man, pro­le­tar­ya­nın grup­çu­lu­ğa ve her tür­den dar an­la­yı­şa ve ide­aliz­me kar­şı mü­ca­de­le­si­nin içe­ri­ği­ni an­la­ya­bi­li­riz. Pro­le­tar­ya­nın yal­nız­ca ön­cü­süy­le (par­ti ve sı­nıf ola­rak pro­le­tar­ya) dev­ri­mi ger­çek­leş­ti­re­me­ye­ce­ği­nin te­mel ne­den­le­ri­ni kav­ra­dı­ğı­mız za­man, pro­le­tar­ya­nın dün­ya gö­rü­şü, bu­na uy­gun dü­şen ör­güt­len­me ve it­ti­fak­lar an­la­yı­şı ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri ile grup­çu­luk ve grup­çu­lu­ğun mü­ca­de­le bi­çim­le­ri ve bir­lik ara­sın­da­ki uz­laş­maz çe­liş­me­le­ri de gö­rü­rüz.

Grup­çu­luk, dev­rim güç­le­ri­ni ha­ya­tın her ala­nın­da bö­ler, cı­lız dü­şü­rür. Genç­lik ke­sim­le­rin­de, sen­di­ka­lar­da, de­mok­ra­tik kit­le ör­güt­len­me­le­rin­de ve hat­ta ce­za­ev­le­rin­de du­rum böy­le de­ğil mi­dir? Gru­bun çı­kar­la­rı ile dev­ri­min çı­kar­la­rı­nı öz­deş gö­ren­ler, ken­di geç­miş­le­ri­ne ve bu­gü­ne ka­dar te­mel so­run­lar­da bi­le kaç kez gö­rüş de­ğiş­tir­dik­le­ri­ne bak­ma­lı­dır­lar. Bu ar­ka­daş­la­ra gö­re “En te­mel si­ya­set­ler bi­le, de­ği­şir, fa­kat grup­lar de­ğiş­mez.”

Grup­çu­luk, öz­de sağ, bi­çim­de “sol” bir an­la­yı­şın so­nu­cu­dur. Çün­kü küçük burjuva ör­güt an­la­yı­şı, düş­ma­nı tak­tik ola­rak kü­çüm­se­yen si­ya­sal ve ör­güt­sel an­la­yı­şın ifa­de­si­dir. Mao, em­per­ya­liz­mi ko­nu edi­nir­ken, onun iki­li ta­bi­atı­nı be­lir­tir; onun hem ka­ğıt­tan kap­lan, hem de ger­çek kap­lan ol­du­ğu­nu özel­lik­le vur­gu­lar. Bu iki ya­nı, hem kof hem de güç­lü ya­nı bir­lik­te ele al­mak, fa­kat bir­bir­le­ri­ne ka­rış­tır­ma­mak ge­re­kir. Em­per­ya­liz­min ve her tür­den ge­ri­ci­li­ğin, ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya­nın ve ezi­len ulus ve dev­rim­ci halk­la­rın dev­rim­ci ulu­sal kur­tu­luş sa­vaş­la­rı ve top­lum­sal kur­tu­luş mü­ca­de­le­le­riy­le yı­kı­la­ca­ğı­na inan­ma­mak, sağ opor­tü­niz­min te­orik te­mel­le­ri­ni oluş­tu­rur. Di­ğer ya­nı­nı, ya­ni, gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da, em­per­ya­liz­min ulus­la­ra­ra­sı ör­güt­len­me dü­ze­yi­ni, as­ke­ri, eko­no­mik ve si­ya­sal gü­cü­nü, bir yı­ğın ye­nil­gi­nin de­ne­yim­le­rin­den çı­kar­dı­ğı ders­le­ri, kar­şı­sın­da­ki güç­le­rin mü­ca­de­le tec­rü­be­siz­li­ği­ni (ulu­sal an­lam­da) he­sa­ba kat­ma­mak da ma­ce­ra­cı­lı­ğın te­orik te­mel­le­ri­ni oluş­tu­rur. Ma­ce­ra­cı­lar, bir vu­ruş­ta em­per­ya­liz­min ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin güç­le­ri­ni yı­ka­cak­la­rı­nı sa­nır­lar, kü­çü­cük ba­şa­rı­la­rı abar­tır­lar, dev­rim­ci ru­hun ve ka­rar­lı­lı­ğın tek­ba­şı­na ta­yin edi­ci ol­du­ğu­nu dü­şü­nür­ler. Nes­nel ko­şu­lar­la, öz­nel ko­şul­la­rın uyu­mu­nun ge­rek­li­li­ği­ni ve be­lir­le­yi­ci ol­du­ğu­nu unu­tur­lar. Bu ne­den­ler­le, grup­çu­luk­ta ıs­rar, ör­güt­sel an­lam­da ma­ce­ra­cı­lık sa­yıl­mak ge­re­kir.

Em­per­ya­liz­mi ve iş­bir­lik­çi­le­ri­ni tak­tik ola­rak önem­se­me­li­yiz. On­lar­dan kork­ma­lı­yız. Ge­rek em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki, ge­rek­ yer­li ge­ri­ci­li­ğin iç çe­liş­me­le­ri­ni, ge­rek­se ezen ül­ke­nin bur­ju­va­zi­si ile ezi­len ül­ke­nin bur­ju­va­zi­si ara­sın­da­ki çe­liş­me­le­ri doğ­ru de­ğer­len­dir­me­li ve bun­lar­dan dev­rim­ci bir tarz­da ya­rar­lan­ma­lı­yız. Fa­şist­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­le­rin doğ­ru de­ğer­len­di­ril­me­si de dev­ri­me ya­rar sağ­lar. Grup ya­pı­la­rı için­de hap­sol­mak de­ğil, çok güç­lü, ge­niş kit­le­le­ri ku­cak­la­ya­cak si­ya­si bir ör­güt­len­me­ye git­me­li­yiz. İşi çok cid­di­ye al­ma­lı­yız. Kit­le­le­rin için­de kök sal­ma­lı­yız; fa­şist-re­viz­yo­nist-re­for­mist ve her tür­den ge­ri­ci ide­olo­ji­le­re kar­şı yıl­ma­dan usan­ma­dan sa­vaş­ma­lı­yız. Sa­yı­ca az ol­mak grup­çu­lu­ğu be­lir­le­yen öl­çü de­ğil­dir. Kad­ro­la­rı çok dar olan bir par­ti bi­le dev­ri­me ön­der­lik ede­bi­lir. Önem­li olan si­ya­si çiz­gi­nin doğ­ru­lu­ğu ve çiz­gi­nin kad­ro­lar­ca kav­ra­nıp kav­ra­na­ma­ma­sı­dır.

Düş­ma­nın tak­tik gü­cü­nü kü­çüm­se­mek bi­zi, ken­di gü­cü­mü­zü abart­ma­ya ve do­la­yı­sıy­la da ye­nil­gi­ye gö­tü­rür. İş­te küçük burjuva düş­ma­nı kü­çüm­se­di­ği için, ken­di­ni ol­du­ğun­dan güç­lü görür ve gös­te­rir. Yap­tık­la­rıy­la övün­me ve gös­te­riş has­ta­lı­ğı, onu sır­la­rı­nı sak­la­ya­maz ha­le ge­ti­rir ve le­ga­liz­min ba­tak­lı­ğı­na ba­tar. De­ve ku­şu ör­ne­ği, ka­fa­sı­nı ku­ma so­kun­ca ken­di­si­ni giz­le­di­ği­ni sa­nır ve göv­de­si­ni unu­tur.

3. GRUP­ÇU­LUK, KEN­Dİ­Nİ “EN DOĞRU”
KA­BUL EDEN SUB­JEK­TİF AN­LA­YI­ŞIN İFA­DE­Sİ­DİR

Bu­gün ül­ke­miz­de ba­zı si­ya­si grup­la­rı, di­ğer grup­lar­dan ayı­ran te­mel ve or­tak sav şu­dur: “En doğ­ru be­nim, bir­lik is­te­yen sa­fı­ma gel­sin.” Bu an­la­yış, ül­ke­miz dev­rim sü­re­ci­ne, dink bey­gir­le­ri­nin göz­ba­ğıy­la bak­ma­nın ve top­ye­kün in­kar­cı­lı­ğın bir so­nu­cu­dur. On­lar, her dö­nem­de, bü­tün yan­lış­la­rı­na kar­şın ken­di­le­ri­ni “en doğ­ru” gör­me­ye alı­şık­tır­lar. On­la­rın bir kıs­mı, ya­kın bir ge­le­cek­te “pro­le­tar­ya­nın mü­ca­de­le plat­for­mu” di­ye­rek sun­duk­la­rı ve tek doğ­ru ola­rak ka­bul et­tik­le­ri te­mel gö­rüş­le­ri­nin bir kıs­mı­nı de­ğiş­ti­re­cek­ler, fa­kat doğ­ru­luk sa­vın­dan vaz­geç­me­ye­cek­ler­dir.

Mark­sizm-Le­ni­niz­min, küçük burjuva te­mel­le­ri­ne sa­hip ve ken­di­le­ri­ni bu te­mel­de bi­çim­le­miş un­sur­lar­ca, pro­le­tar­ya adı­na sa­hip­le­nil­me­si ve kav­ran­mak is­te­nme­si, on­la­rı ya ger­çek­ten de­ğiş­ti­re­cek­tir ya da Mark­sizm-Le­ni­niz­min doğ­ru çö­züm­le­ne­me­me­si ve ül­ke ger­çeğ­inin kav­ran­ma­ma­sı, on­la­rı çe­şit­li grup­çuk­lar ha­lin­de, pro­le­ter dev­ri­mi­nin önün­de bir en­gel ha­li­ne ge­ti­re­cek­tir. Bu ne­den­le, on­lar kit­le­ler­le bir­leş­mek, de­vim yo­lun­da mü­ca­de­le eden dev­rim­ci­ler­le bir­leş­mek ye­ri­ne, bir­le­şe­bi­le­ce­ği fa­kat grup­çu­lu­ğu yı­ka­ca­ğın­dan kork­tuk­la­rı güç­le­re sal­dı­ra­cak­lar­dır.

Mark­sizm-Le­ni­niz­mi, kü­çük bur­ju­va­zi­nin elin­de pro­le­tar­ya­ya ve onun çe­şit­li alan­lar­da­ki sa­vaş­çı­la­rı­na kar­şı bir si­lah ola­rak ku­lan­mak is­te­yen­ler ya­nı­lır­lar. Çün­kü Mark­sizm-Le­ni­nizm, an­cak pro­le­tar­ya­nın ve onun dev­rim­ci sa­vaş­çı­la­rı­nın elin­de, ger­çek par­ti­si­nin elin­de dev­ri­min bir si­la­hı olur ve sı­nıf­sız top­lum doğ­rul­tu­sun­da ve­ri­le­cek mü­ca­de­le­le­rin yo­lu­nu ay­dın­la­tır. Mark­sizm-Le­ni­nizm, he­nüz ül­ke­miz­de pro­le­tar­ya­nın ve yok­sul köy­lü­lü­ğün elin­de bir si­lah ol­mak­tan çok, küçük burjuva ay­dın­la­rın çe­şit­li ke­sim­le­ri­nin elin­de, kı­sır çe­kiş­me­le­rin ara­cı ola­rak kul­la­nıl­mak is­ten­mek­te­dir. Mark­sizm-Le­ni­nizm kı­sır çe­kiş­me­le­rin, ka­ri­ye­riz­min ara­cı ola­maz. O, baş­ta iş­çi sı­nı­fı ve yok­sul köy­lü­lük ol­mak üze­re ezi­len ulus ve halk­la­rın elin­de, pra­ti­kte so­mut­la­şan dev­ri­min bir si­la­hı ola­bi­lir.
Grup­çu­lu­ğa kar­şı, ger­çek an­lam­da bir pro­le­tar­ya par­ti­si için mü­ca­de­le, pro­le­tar­ya ile bur­ju­va­zi ara­sın­da va­ro­lan uz­laş­maz çe­liş­me­nin par­ti­leş­me sü­re­ci için­de­ki yan­sı­ma­sı­dır. Bur­ju­va kö­ken­li et­ki­len­me ve eği­lim­ler­le, bu an­la­yış­la­rın bi­çim­le­di­ği par­ti an­la­yış­la­rıy­la pro­le­tar­ya­nın an­la­yış ve ira­de­si­nin çar­pış­ma­sı­dır. Grup ve “par­ti” ya­pı­sı­nı ken­di var­lı­ğı­nın ne­de­ni ve mü­ca­de­le­si­nin ama­cı gö­ren küçük burjuva, bu dar ba­tak­lı­ğı ko­ru­mak için ölüm­cül bir mü­ca­de­le yü­rü­te­cek­tir ve ger­çek an­lam­da bir pro­le­tar­ya par­ti­si is­te­dik­le­ri için grup ya­pı­la­rıy­la çe­li­şen her­ke­si, ba­rış­çı ya da ba­rış­çı ol­ma­yan yo­lar­la ve çe­şit­li suç­la­ma­lar­la yok et­me­ye ça­lı­şacak­lar­dır. On­lar, her za­man için, ge­çer­li ve de­ğiş­mez tek ha­re­ket­tir. Mar­siszm-Le­ni­nizm, yal­nız on­la­rın elin­de bir si­lah­tır. Oy­sa dev­ri­min pra­ti­ği gös­te­rir ki, Mark­sizm-Le­ni­nizm hiç­bir za­man ge­ri­ci­li­ğin elin­de, pro­le­tar­ya­nın elin­de­ki Mark­sizm-Le­ni­nizm si­la­hı­nı ye­ne­mez. Opor­tü­niz­min ve re­viz­yo­niz­min te­mel he­de­fi her za­man Mark­sizm-Le­ni­nizm ol­muş­tur ve ol­mak­ta­dır.

On­lar, ken­di dış­la­rın­da­ki dev­rim­ci ha­re­ket­le­re kar­şı kör ve sa­ğır­dır­lar. Ve ta­rih, on­lar­la baş­lar ve on­la­rın ini­si­ya­ti­fin­de ge­li­şir. Ken­di dış­la­rın­da hiç kim­se­nin dev­ri­me, dev­rim­ci mü­ca­de­le­ye kat­kı­sı ola­maz. Ken­di dış­la­rın­da­ki ha­re­ket­ler za­rar­lı­dır. Ve bu an­la­yış ta­raf­tar­la­ra yer­leş­ti­ril­mek is­te­nir. Bu­nun so­nu­cu ola­rak da, ta­raf­tar­lar, dev­rim­ci mü­ca­de­le­yi ken­di dış­la­rın­da yok sa­yar­lar.

Grup­çu­luk, bir anam­da, dar ulu­sal­cı­lık­tan kay­nak­la­nan top­lum­sal şo­ve­niz­min de ifa­de­si­dir. Şo­ven bur­ju­va an­la­yış, ezi­len bir ulu­sun mü­ca­de­le­si­ni de ken­di te­ke­lin­de gö­rür, ken­di dı­şın­da onun var­lı­ğı­na ta­ham­mül ede­mez. Bu an­lam­da grup­çu­luk, Kürt dev­rim­ci­le­ri­ni mil­li­yet­çi ör­güt­len­me­ler için­de, grup ka­rak­ter­li ör­güt­len­me­ler için­de mü­ca­de­le­ye gö­tür­müş­tür. Türk so­lu­nun yan­lış si­ya­si çiz­gi­si Kürt dev­rim­ci­le­ri ara­sın­da­ki grup­çu­lu­ğun te­mel ne­den­le­rin­den bi­ri­dir. Oy­sa Kürt, Türk ve di­ğer azın­lık­la­rın kur­tu­lu­şu­nu sağ­la­ya­cak bir dev­rim bu halk­la­rın bir­lik­te mü­ca­de­le­si­ni ve bir­lik­te ör­güt­len­me­si­ni em­re­der. Ken­di­le­ri­ni sub­jek­tif ni­yet­le­ri te­me­lin­de “ön­der” ilan eden ve ken­di dış­la­rı­na kar­şı kör ve sa­ğır ol­mak­ta di­re­nen, kör­lük ve sa­ğır­lık­ta da bir­bir­le­riy­le ya­rı­şan her tür­den grup ve “par­ti” ile hal­kı­mı­zın çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da mü­ca­de­le ve­re­cek bir par­ti­nin oluş­ma­sı için mü­ca­de­le­de ve de­mok­ra­tik halk dev­ri­mi için bü­tün ezi­len­le­ri bir­leş­ti­re­cek bir par­ti ya­pı­sın­da ıs­rar ede­ce­ği­mi­zi her­kes bil­sin.

4. ZO­RUN­LU BİR GÖ­REV:
GRUP­ÇU­LUĞA KAR­ŞI MÜ­CA­DE­LE

Grup­çu­lu­ğu ye­ne­bil­mek için ön­ce­lik­le grup­çu­lu­ğun içe­ri­ği­ni kav­ra­ma­mız ge­re­kir. Grup­çu­lu­ğu kü­çüm­se­mek, du­dak bük­mek, grup­la­rın tak­tik gü­cü­nü he­sa­ba kat­ma­mak bi­zi ide­olo­jik mü­ca­de­le­de kör­lü­ğe, za­af­la­ra, ar­ka­dan han­çer­len­me­le­re gö­tü­rür. Grup­çu­lu­ğun ken­di­li­ğin­den yı­kı­la­ca­ğı­nı dü­şün­mek de ke­sin­lik­le yan­lış­tır. Grup­çu­lu­ğu var eden sı­nıf­sal, si­ya­sal, te­orik ve fel­se­fi te­mel­le­ri sars­ma­dan, bu te­mel­le­ri yer­le bir et­me­den grup­çu­lu­ğun za­rar­lı et­ki­le­ri­ni kı­ra­ma­yız. Bu sö­zü­müz­den, küçük burjuva­zi­yi bir sı­nıf ola­rak yer­le bir et­mek is­te­di­ği­mi­zi an­la­yan­lar çı­ka­cak­tır. Biz, küçük burjuva­zi­nin var ol­du­ğu müd­det­çe, çe­şit­li has­ta­lık­la­rın kay­na­ğı­nı oluş­tu­ra­ca­ğı­nın bi­lin­cin­de­yiz. Fa­kat bu sı­nı­fı yok et­mek de­ğil, de­ğiş­tir­mek ama­cı­nı ta­şı­yo­ruz. Bu, özün­de dev­rim, sos­ya­liz­min in­şa­sı ve sı­nıf­sız top­lu­ma ge­çiş sü­re­ci­nin mü­ca­de­le­le­ri so­nu­cu­dur. Bu­nun­la bir­lik­te, küçük burjuva­zi­nin si­ya­si ve ide­olo­jik et­kin­li­ği­nin et­ki­siz ha­le ge­ti­ril­me­si için mü­ca­de­le, grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le ile bir­leş­ti­ril­me­li­dir. Grup­çu­lu­ğa ge­li­şi­gü­zel, si­ya­set­siz bir bi­çim­de sal­dır­mak, küf­ret­mek, onu yık­mak bir ya­na, ak­si­ne onu güç­len­di­rir. Grup­çu­lu­ğun panze­hiri bil­gi, dev­rim­ci iç­ten­lik, pra­tik mü­ca­de­le­de ve ola­bil­di­ğin­ce ey­lem­de bir­lik için es­nek­lik, pro­le­ter al­çak­gö­nül­lü­lük ve dev­ri­min çı­kar­la­rı­nı her şe­yin üs­tün­de tut­mak­tır. Mark­sist-Le­ni­nist bil­gi, kit­le­le­re kav­ra­tı­la­bi­lir­se, grup­çu­lu­ğu yer­le bir ede­cek bir si­lah olur. Ce­na­ze tö­ren­le­ri­nin bi­le, grup­lar ara­sın­da çı­kar mü­ca­de­le­si­nin bir ala­nı ha­li­ne ge­ti­ril­di­ği gü­nü­müz­de, grup­çu­lu­ğa kar­şı kör olan­lar hal­ka he­sap ver­mek zo­run­da ol­duk­la­rı­nı akıl­dan çı­kart­ma­ma­lı­dır­lar.

Grup­çu­luk, dü­şü­nen, in­ce­le­yen, en doğ­ru ör­güt­len­me ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­ni araş­tı­ran an­la­yı­şa, araş­tı­ran ve in­ce­le­yen an­la­yış da grup­çu­lu­ğa düş­man­dır. Grup, ken­di için­de, gru­ba ve grup yö­ne­ti­mi­ne eleş­ti­ri yö­nel­ten un­sur­la­rı, özel­lik­le de grup­çu iş­le­yi­şi ve bu­nun sa­kın­ca­la­rı­nı iyi bi­len un­sur­la­rı, “iha­net”le, “dö­nek­lik”le suç­lar ve on­la­rı “afa­roz” eder. Bu­nun ya­nı sı­ra, de­mok­ra­tik mer­ke­zi­yet­çi­lik, de­mok­ra­si, eleş­ti­ri, öze­leş­ti­ri, ce­re­yan­la­rın gö­ğüs­len­me­si gi­bi söz­le­ri de ağız­la­rın­dan dü­şür­mez­ler. Kuş­ku­suz ye­ni bir dün­ya öz­le­yen ve bu öz­le­mi ha­ya­tın için­de pro­le­ter an­lam­da de­ğiş­me ve değiş­tir­me ola­rak ka­lı­ba dök­mek is­te­yen­ler, ge­liş­me­nin önün­de­ki en­gel­ler­den bi­ri olan grup ya­pı­la­rı­nı yık­mak için mü­ca­de­le ede­cek­ler­dir. Amaç grup ya­pı­la­rı­nı yık­mak de­ğil, dev­rim­dir. Grup ya­pı­la­rı­nın yı­kıl­ma­sı, bu mü­ca­de­le sü­re­ci­nin yan ürün­le­ri ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir.

Grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le eder­ken, kar­şı­la­şı­la­cak en önem­li en­gel­ler­den bi­ri de, grup ya­pı­la­rı­nı ko­ru­ma­da ıs­rar­lı olan­la­rın kul­la­na­cak­la­rı grup­çu şid­det­tir. Grup çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak için gös­te­ri­len tep­ki, ki­mi za­man ide­olo­jik ve te­orik yet­mez­lik ne­den­le­riy­le ka­ba bir şid­de­te dö­nü­şür. Dev­rim­ci­le­re ve halka kar­şı da kul­la­nı­lan bu şid­de­te ba­zı grup­lar, “dev­rim­ci şid­det” adı­nı ta­kar­lar. Oy­sa bu, dev­rim­ci şid­det de­ğil, dev­ri­me kar­şı bir şid­det­tir. Küçük burjuva­zi­nin, çö­ken bir sı­nıf ol­ma­sın­dan kay­nak­la­nan, pro­le­tar­ya ve tüm emek­çi hal­ka kar­şı kul­lan­dı­ğı ge­ri­ci bir şid­det­tir.

Şid­de­tin baş­lı­ca iki tü­rü var­dır.
1) Çö­ken sı­nıf­la­rın ge­ri­ci şid­de­ti;
2) Ge­li­şen güç­le­rin, ge­liş­me­le­ri­nin önün­de­ki en­gel­le­ri aş­mak için kul­lan­mak zo­run­da kal­dık­la­rı, kit­le­le­rin gü­cü­ne ve bi­lin­ci­ne da­ya­nan şid­det; dev­rim­ci şid­det.

Şid­de­tin dev­rim­ci ya da kar­şı­dev­rim­ci ol­ma­sı­nı be­lir­le­yen esas et­men, onun sı­nıf içe­ri­ği ve şid­det­tin yö­nel­di­ği he­de­fin ni­te­li­ği­dir.

Biz, çö­ken­le­rin, bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın ge­ri­ci şid­de­ti­ni de­ği­şik bi­çim ve ni­te­lik­le­riy­le her gün çev­re­miz­de so­lu­yo­ruz; özel­lik­le de son gün­ler­de. Bu şid­de­tin için­de, ken­di­le­ri­ne “pro­le­ter dev­rim­ci” di­yen­le­rin kat­kı­sı­nı da gö­rür­sek şaş­ma­yız. Çün­kü bu şid­det de özün­de çö­kü­şün ça­re­siz­li­ğin­den kay­nak­lan­mak­ta­dır. Te­pe­de­ki bir avuç “bil­gin”in dar, bağ­naz an­la­yış­la­rı ta­ba­na yan­sı­dık­ça, da­ha da da­ral­mak­ta, ge­ri­ci­leş­mek­te­dir. Te­pe­de­ki­ler, grup­çu­lu­ğu te­orik, fel­se­fi ve ide­olo­jik kı­lıf­la ayak­ta tut­ma­ya ça­lı­şır­lar­ken, ta­ban­da­ki­ler grup­çu­lu­ğu, ide­olo­jik ve te­orik yet­mez­lik­le­ri ne­de­niy­le ge­ri­ci bir şid­det­le, yay­ma­ya ve ko­ru­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar.

Par­ti­leş­me sü­re­ci için­de bu­lu­nan ül­ke­miz pro­le­ter dev­rim­ci ha­re­ke­ti bağ­rın­da ta­şı­dı­ğı Mark­sist-Le­ni­nist eği­lim­li grup­lar ara­sı ide­olo­jik ve si­ya­si mü­ca­de­le so­nu­cu, yan­lış çiz­gi­le­rin aşıl­ma­sı, doğ­ru bi­ri­kim­le­rin, tah­lil­le­rin ve tes­bit­le­rin bir­leş­ti­ril­me­si ile iş­çi sı­nı­fı­nın en ile­ri un­sur­la­rı­nın bu te­mel­de bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı üze­ri­ne, doğ­ru çiz­gi­nin oluş­tu­rul­ma­sı ve doğ­ru çiz­gi çev­re­sin­de topar­lanıl­ması ve çiz­ginin geliş­tiril­mesi temelin­de, dev­rim­ci par­tisine kavuşacak­tır ve emek­çi kit­lelerin bir­liğini sağ­layacak doğ­ru adım­ları atacak­tır. Doğ­ru bir mücadele ve doğ­ru birikim­ler temelin­de sağ­lan­mamış bir­lik­ler, il­kesiz bir­lik­ler, adına “par­ti” de den­se, hayatın ger­çek­leri kar­şısın­da çöker, dağılır.

1978 Aralık’ın­da, Güney’in 12. sayısın­da yayın­lan­dı.