SEN BİZİM DOSTUMUZSUN… BABAN DOSTUMUZDUR…
O “HEYECANLI ARKADAŞLAR” DOSTLARIMIZDIR

Ay­şe Şa­hin Kar­de­şim,

Di­yor­sun ki:
“Bi­zim bur­da, bir­ta­kım he­ye­can­lı genç­ler var. Ge­çen­ler­de ba­bam­la­rın otur­du­ğu kah­ve­yi ba­sıp ba­ba­mın elin­den ka­ğıt­la­rı fır­lat­mış­lar. Ona ba­ğır­mış­lar. Ba­ba­mın ta­le­be­le­ri hem de bun­la­rı ya­pan­lar. Ba­bam da ‘tar­tı­şa­lım, ni­ye ba­ğı­rı­yor­su­nuz?’ de­miş. Son­ra­sı­nı şöy­le an­lat­tı:

“ ‘— Ni­ye ka­ğıt­la­rı­mı fır­lat­tı­nız öğ­re­ne­bi­lir mi­yim?
“ ‘— Sen yoz­laş­mış bir bur­ju­va­sın, bir giy­di­ğin göm­le­ği bir da­ha giy­mez­sin, bu­rada ki­tap oku­na­cak ar­tık, ka­ğıt oy­na­mak yok an­la­dın mı?
“ ‘— Yav­ru­la­rım, biz bu­ra­ya ka­fa din­le­me­ye ge­li­riz, ay­rı­ca ki­tap oku­ya­cak­sak, ev­de sa­kin sa­kin oku­ruz, bu­ra­sı kah­ve.
“ ‘— Sen pis bur­ju­va­sın o ka­dar.
“ ‘— Siz tar­tış­ma­nın ka­de­ri­ni baş­tan çiz­di­niz. Ben si­ze ya­şı­nız kü­çük ol­ma­sı­na rağ­men ‘siz’ di­ye hi­tap edi­yo­rum, siz­se ba­na ‘sen di­yor­su­nuz’ de­miş ve eve gel­miş.
“Bu ola­ya çok kı­rıl­mış­tı, göz­le­ri yaş­lar­la do­luy­du.
“ ‘Da­ha dün oku­ma yaz­ma öğ­ret­ti­ğim bi­ri­cik öğ­ren­ci­le­rim bun­lar ha­nım; bak kı­zım, si­zin sol­cu­la­ra bak.’

“Bu olay be­ni çok çok üz­dü. Si­ze an­lat­tı­ğım gi­bi, ba­bam ne bur­ju­va­dır, ne de bağ­naz. Bir an­lam ve­re­me­dim. Siz ne dü­şü­nü­yor­su­nuz bu ko­nu­da? Eğer vak­ti­niz olur da ba­na ya­zar­sa­nız, ger­çek­ten se­vi­ne­ce­ğim.

“Yıl­maz abi, bel­ki si­ze yaz­ma­ma gü­lüp ge­çe­cek, önem­se­me­ye­cek­si­niz bi­le…”

Ha­yır… gü­lüp geç­meye­ce­ğim… gü­lüp ge­çi­le­cek bir olay de­ğil çün­kü. An­lat­tı­ğın olay (ger­çek­ten böy­ley­se) özü ba­kı­mın­dan gü­nü­müz­de çok sık ve çe­şit­li bi­çim­le­riy­le ras­la­dı­ğı­mız “sol” ço­cuk­luk has­ta­lık­la­rı­nın, özel­lik­le de genç­lik ke­sim­le­rin­de ken­di­ni gös­te­ren ma­ce­ra­cı an­la­yı­şın ifa­de­si­dir.

Ola­yı üç açı­dan de­ğer­len­dir­mek ge­rek: Bi­rin­ci­si, ola­yın ni­te­li­ği. İkin­ci­si, ola­ya ni­te­li­ği­ni ve­ren ar­ka­daş­la­rın tu­tu­mu. Üçün­cü­sü, ba­ba­nın olay için­de­ki ye­ri.

Ay­şe kar­de­şim, bur­ju­va­zi­ye kin duy­mak, bur­ju­va­lar­dan nef­ret et­mek, gü­zel, soy­lu bir duy­gu­dur. Bur­ju­va­zi­den, hal­kın de­ğer­le­riy­le çe­li­şen bur­ju­va ya­şa­ma bi­çi­min­den, yoz­laş­mış, çü­rü­me­ye yüz tut­muş bur­ju­va ah­lak ve alış­kan­lık­lar­dan nef­ret et­me­yen bir in­sa­nın dev­rim­ci ol­ma­sı zor­dur, hat­ta im­kan­sız­dır. Fa­kat ge­nel an­lam­da bur­ju­va­zi­ye du­yu­lan nef­ret­ten kay­nak­la­nan tep­ki­yi, kül­tür­el, sa­nat­sal, top­lum­sal, si­ya­sal vb. her alan­da, em­per­ya­liz­min suç or­ta­ğı iş­bir­lik­çi te­ke­ci bur­ju­va­zi­ye yö­nelt­mek ye­ri­ne, or­ta bur­ju­va­zi­ye (ki bun­la­ra mi­li bur­ju­va­zi de di­yo­ruz.), kü­çük bur­ju­va­zi­ye, ge­ri­ci bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın toplum­sal ve si­ya­sal et­ki­le­rin­de kal­mış halk­tan in­san­la­ra yö­nelt­mek, ki bun­lar fa­şist ide­olo­ji­nin et­ki­sin­de bi­le kal­mış ol­sa­lar, özel­lik­le de şid­det kul­la­na­rak yö­ne­let­mek, yan­lış­tır. Bu ve ben­ze­ri dav­ra­nış­lar, dev­ri­me ya­rar de­ğil, za­rar ge­ti­rir. Dev­rim­ci­ler, asıl dar­be­yi kim­le­re, na­sıl, ne za­man, kim­ler­le bir­le­şe­rek vu­ra­cak­la­rı­nı iyi bil­mek zo­run­da­dır­lar. Bu il­ke­le­ri, ha­ya­tı­mı­zın en kü­çük top­lum­sal ve si­ya­sal iliş­ki­le­rin­de bi­le uy­gu­lu­ya­ma­mak, dev­rim saf­la­rın­da yer ala­bi­le­cek in­san­la­rı ür­kü­tür, dev­ri­min güç­le­ri­ni bö­ler, dev­rim­ci­le­re kar­şı gü­ven­siz­lik ya­ra­tır. He­le he­le, şid­de­ti yan­lış bi­çim­ler­de, yan­lış he­def­le­re yö­nelt­mek ge­ri­ci güç­le­rin amaç­la­rı­na hiz­met eder. Dev­rim­ci­le­rin şid­de­tiy­le kar­şı­la­şan halk­tan in­san­lar ki­me, ne­re­ye sı­ğı­na­cak­lar­dır? Bu tip dav­ra­nış­lar, fa­şist­le­rin işi­ne ya­rar; fa­şist zor­ba­lar­la dev­rim­ci­le­ri ay­nı se­pe­te koy­mak is­te­yen an­la­yı­şa hiz­met eder. Ken­di­le­ri­ne “sos­ya­list” “pro­le­ter dev­rim­ci” ad­la­rı­nı ya­kış­tı­ran re­viz­yo­nist­le­rin, opor­tü­nist­le­rin sağ­cı ek­me­ği­ne yağ sü­rer. Ba­ban bi­le “…si­zin sol­cu­la­ra bak…” di­ye­rek, sol­cu­la­ra duy­du­ğu tep­ki­yi ifa­de et­mi­yor mu?

Sev­gi­li kar­de­şim, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin esas he­de­fi dev­let ik­ti­da­rı­nı ele ge­çir­mek­tir. Yok­sa dev­rim adı­na yu­var­lak söz­ler et­mek, ki­tap­lar­dan ge­li­şi gü­zel par­ça­lar ez­ber­le­mek, bil­giç­lik tas­la­mak, kes­kin dev­rim­ci söz­ler­le, he­def­siz, pu­su­la­sız, ona bu­na “opor­tü­nist”, “re­viz­yo­nist”, “bur­ju­va” di­ye­rek sal­dır­mak dev­rim­ci ta­vır de­ğil­dir. Bu­nun adı, “dev­rim adı­na dev­ri­me düş­man­lık­tır.” Da­ha açı­ğı “dev­rim­ci” ser­se­ri­lik­tir.

Dev­rim­ci mü­ca­de­le­yi bil­mek, de­ği­şen ül­ke ve dün­ya ko­şul­la­rı göz önün­de tu­tu­la­rak, han­gi sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rın, han­gi sı­nıf ve ta­ba­ka­la­ra kar­şı, na­sıl, han­gi il­ke­ler te­me­lin­de, han­gi araç­lar­la mü­ca­de­le ede­ce­ği­ni bil­mek de­mek­tir. Bu gö­rev­ler du­rur­ken, halk­tan in­san­la­ra sal­dır­mak, on­lar üze­rin­de bas­kı kur­mak, zor uy­gu­la­mak yan­lış­tır. Dev­rim­ci­ler, dev­ri­min çı­kar­la­rı adı­na bi­le ol­sa hal­ka sal­dır­maz­lar, hal­kı kü­çük gör­mez­ler. Halk­tan in­san­la­rın onur­la­rı­nı in­cit­mek­ten sa­kı­nır­lar. Çün­kü dev­ri­mi, ken­di­ni “dev­rim­ci” ilan eden bir avuç adam de­ğil, hem dış ge­ri­ci­li­ğin (em­per­ya­lizm, sos­yal em­per­ya­lizm) hem de iç ge­ri­ci­li­ğin (iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­lı­ğı) al­tın­da ezi­len ve bu bas­kı­lar­dan kur­tul­mak is­te­yen halk, dev­ri­min ge­rek­li­li­ği­nin bi­lin­ci­ne va­ran ör­güt­lü halk ya­pa­cak­tır.

Halk sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı­na men­sup in­san­la­rın bü­yük bir ço­ğun­lu­ğu, ge­ri­ci pro­pa­gan­da­la­rın et­ki­si al­tın­da­dır­lar. Dev­rim­ci­ler ge­niş emek­çi kit­le­le­re dü­şün­ce­le­ri­ni doğ­ru bir bi­çim­de he­nüz ulaş­tı­ra­ma­mak­ta­dır­lar. Halk kit­le­le­ri­nin ço­ğun­lu­ğu, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin amaç­la­rı­nı ve ni­te­li­ği­ni bi­le­me­mek­te, bu yüz­den dev­ri­me ve dev­rim­ci­le­re düş­man bi­le ola­bil­mek­te­dir­ler. Biz, me­se­le­nin özü­nü kav­ra­ya­ma­dık­la­rı için dü­şün­ce­le­ri­mi­zi red­de­den hat­ta dev­rim­ci­le­re düş­man sö­züy­le ba­kan bu in­san­la­ra sal­dı­ra­bi­lir mi­yiz? Ke­sin­lik­le ha­yır!.. On­lar bi­ze ne den­li düş­man olur­lar­sa ol­sun­lar, bi­zim gö­re­vi­miz, ger­çek çı­kar­la­rı, top­lum­sal kur­tu­luş­la­rı ve ül­ke­mi­zin ba­ğım­sız­lı­ğı için, bi­zim­le be­ra­ber ol­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni on­la­ra kav­rat­mak­tır.

Dev­rim is­ti­yor­sak, hal­kı­mı­zın bü­yük bir ço­ğun­lu­ğu­nu dev­rim is­ter du­ru­ma ge­tir­me­li­yiz. Bu­nun için ne ya­pa­ca­ğız? Kah­ve ba­sıp ka­ğıt­la­rı yır­ta­cak, zor kul­la­na­rak ki­tap mı oku­ta­cağız. Dev­ri­mi zor yo­luy­la mı ka­bul et­ti­re­ce­ğiz hal­ka? Ha­yır!.. Biz dev­ri­mi ger­çek­leş­tir­dik­ten son­ra bi­le hal­ka kar­şı zor kul­lan­ma­yız… Zor, an­cak ve an­cak dev­ri­min ye­min­li düş­man­la­rı­na kar­şı, hal­kı al­da­tan halk düş­man­la­rı­na ve on­la­rın ça­nak ya­la­yı­cı­la­rı­na kar­şı kul­la­nı­lır… Ve ku­la­na­ca­ğız da!

Ar­ka­daş­la­rın tav­rı­nı açık­la­mak için ba­ba­nı ele ala­lım.
Ba­ban il­ko­kul mü­dü­rü­dür. Sı­nıf ola­rak küçük burjuva­zi­nin ay­dın ke­si­mi­ne men­sup­tur. Dev­ri­min he­de­fi de­ğil, dev­ri­min müt­te­fi­ki­dir. Ki­şi ola­rak bir­ta­kım olum­suz alış­kan­lık­la­rı ola­bi­lir. Ka­ğıt, tav­la vb. oyun­lar oy­na­ya­bi­lir, iç­ki içe­bi­lir, hat­ta şu gün dev­ri­me ta­raf­tar ol­ma­ya­bi­lir… kar­şı bi­le ola­bi­lir. Ba­ba­nın bu yan­la­rı de­ği­şe­bi­lir… de­ği­şe­cek­tir de. İş­te bi­zim gö­re­vi­miz bu de­ği­şik­li­ği sağ­la­mak için, hız­lan­dır­mak için doğ­ru bir si­ya­set ve doğ­ru bir yön­tem­le ha­re­ket et­mek­tir. Ki­şi­ler­de gö­rü­len bir­ta­kım za­af­la­ra, yan­lış eği­lim­le­re ba­ka­rak on­la­rı “düş­man” gi­bi suç­la­mak ye­ri­ne, bu za­af­la­rı­nı yo­k e­de­bil­me­le­ri­ni, yan­lış eği­lim­le­ri­ni ye­ne­bil­me­le­ri­ni ve hal­kın kur­tu­luş mü­ca­de­le­si­ne sa­hip çık­ma­la­rı­nı sağ­la­ya­cak yol­la­rı gös­ter­me­li­yiz. Ba­ba­nı, dev­ri­min ge­rek­tir­di­ği gö­rev­le­re sa­hip çık­ma­ya, top­lum­sal iliş­ki­le­ri­ni bu doğ­rul­tu­da kul­lan­ma­ya ite­cek yar­dım­la­rı yap­ma­lı­yız. Yok­sa bir­ta­kım za­af­la­rı­nı sı­nıf­sal eği­lim­le­rin­den öne çı­kar­ta­rak, ya­ni her­gün bir göm­lek de­ğiş­tir­di­ği­ni söy­le­yip, ka­ğıt oy­na­ma­sı vb. ne­denleri gös­te­re­rek “bur­ju­va” suç­la­ma­sı yap­mak yan­lış­tır. Üs­te­lik ba­ban is­te­se de her­gün bir göm­lek de­ğiş­ti­re­mez. Kal­dı ki bi­zim so­ru­nu­muz, üç el­bi­se­si, on göm­le­ği, beş çift ayak­ka­bı­sı olan bir öğ­ret­men­le, üç­yüz dö­nüm, beş­yüz dö­nüm tar­la­sı olan zen­gin köy­lü­ye, iki üç oto­bü­sü ya da kam­yo­nu olan bir işa­da­mıy­la, kü­çük bir fab­ri­ka­sı ya da kam­yo­nu olan or­ta sı­nıf­la­ra men­sup in­san­lar­la, bun­la­rı he­def ha­li­ne ge­ti­rip uğ­raş­mak de­ğil­dir. Di­ye­lim ki, bir me­mur uzun yıl­lar ça­lı­şı­yor ve emek­li olu­yor. Eli­ne ge­çen pa­ray­la, bi­raz da borç harç ede­rek, ken­di­ne bir ev alı­yor, bir oto­mo­bil alı­yor ve kü­çük bir iş ku­ru­yor. Şim­di bu emek­li, dev­ri­min düş­ma­nı mı olu­yor? Ha­yır!… Al­man­ya’da tür­lü çi­le­ler çe­ke­rek pa­ra bi­rik­ti­ren bir iş­çi, yur­da dön­dü­ğün­de bir iş kur­sa, bu iş­çi bur­ju­va ol­ma­ya özen­se bi­le dev­ri­min düş­ma­nı mı olur? Ha­yır!… Em­per­ya­lizm­le do­lay­lı bağ­la­rı olan bur­ju­va­lar bi­le, bir bü­tün ola­rak dev­ri­min düş­man­la­rı sa­fın­da gö­rü­le­bi­lir mi? Ha­yır!… Bu un­sur­la­rı bir bü­tün ola­rak ele al­mak ve “halk düş­ma­nı” di­ye suç­la­mak yan­lış­tır. Böy­le bir tu­tum dev­ri­min önü­müz­de­ki aşa­ma­sı­nın De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi ol­du­ğu­nu bil­me­mek­tir… dev­ri­me za­rar ve­rir, em­per­yal­iz­me ve ge­ri­ci ege­men sı­nıf­la­ra hiz­met eder. Biz hiç­bir za­man bu in­san­la­rın iki­li ta­bi­at­la­rı ol­du­ğu­nu akıl­dan çı­kar­ma­ma­lı­yız. Ya­ni bu un­sur­lar hem dev­rim­den kor­kar­lar, hem de em­per­ya­liz­min ve iş­bir­lik­çi­si te­kel­ci bur­ju­va­zi­nin bas­kı­la­rı al­tın­da ezi­lir­ler. Biz on­la­rın ezi­len yan­la­rı­na, em­per­ya­lizm­le ve iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­ziy­le, fe­odal ka­lın­tı­lar­la çe­li­şen yan­la­rı­na sa­hip çık­mak, on­lar­la uz­la­şan yan­la­rı­na kar­şı ise mü­ca­de­le et­mek zo­run­da­yız. Ka­za­na­bi­le­ce­ği­miz ka­da­rı­nı dev­rim saf­la­rı­na ka­zan­ma­ya, ta­raf­sız­laş­tı­ra­bi­le­ce­ği­miz ka­da­rı­nı ta­raf­sız­laş­tır­ma­ya, if­lah ol­maz­la­rı­nı da açık­ça kar­şı­mı­za al­ma­ya ba­ka­rız. Yok­sa göm­le­ği­ne ba­kıp, ka­ğıt oy­na­yı­şı­na ba­kıp on­la­ra kö­tü dav­ra­nır­sak dev­ri­me za­rar ver­miş olu­ruz.

Ken­dim­den ör­nek ve­re­yim. Bu­gün be­ni se­ven­ler var, sev­me­yen­ler var. Şim­di ben in­san­la­rı de­ğer­len­di­rir­ken be­ni se­vip sev­me­me­le­ri­ni öl­çü ala­bi­lir mi­yim? Ke­sin­lik­le ha­yır!… Eğer be­ni sev­me­yen in­san­la­rın em­per­ya­lizm­le, sos­yal em­per­ya­lizm­le, iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­ziy­le ve top­rak ağa­la­rıy­la çe­liş­me­le­ri var­sa, ben be­ni sev­me­yen bu in­san­lar­la, ba­ğım­sız­lı­ğı­mı­zın or­tak düş­man­la­rı­na kar­şı bir­lik­te mü­ca­de­le et­mek ve omuz omu­za ola­bil­mek için her tür­lü ça­ba­yı har­ca­rım. Ve be­nim­le olan çe­liş­me­le­ri­ni ikin­ci, üçün­cü, be­şin­ci pla­na ite­rim… Çün­kü on­lar­la aram­da­ki çe­liş­me halk için­de­ki çe­liş­me­ler­dir ve uz­la­şır ni­te­lik­te­dir. Yok, be­nim­le çe­liş­me­le­ri­nin asıl ne­de­ni be­nim em­per­ya­liz­me, sos­yal em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me, re­viz­yo­niz­me ve top­rak ağa­lı­ğı­na kar­şı ol­mam ise, ya­ni hal­kı­mı­zın düş­man­la­rı­nın çı­kar­la­rı­nı bi­linç­li bir bi­çim­de sa­vun­duk­la­rı için­se ya da biz­zat bu ge­ri­ci güç­le­rin tem­sil­ci­le­riy­se, o za­man iş de­ği­şir; on­lar­la aram­da­ki çe­liş­me ki­şi­sel bir çe­liş­me de­ğil, ulu­sal ve top­lum­sal ka­rak­ter­de­ki bir çe­liş­me­dir ve uz­laş­maz ni­te­lik­te­dir. Bu çe­liş­me­le­rin çö­zül­me­si an­cak dev­rim me­se­le­si­dir, bu ne­den­le on­lar­la, so­nu­na dek her tür­lü si­la­hı ku­şa­na­rak ve hal­kı­mı­zın bü­yük bir ço­ğun­lu­ğuy­la bir­le­şe­rek sa­va­şı­rım. İş­te me­se­le bu­dur…

Em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm, özel­lik­le iki sü­per dev­let, ya­ni ABD ve Sov­yet­ler Bir­li­ği bü­tün dün­ya halk­la­rı­nın ve ay­nı za­man­da hal­kı­mı­zın en bü­yük düş­man­la­rı­dır. Bu iki sü­per dev­le­tin dün­ya he­ge­mon­ya­sı emel­le­ri­ne hiz­met eden en kü­çük eği­lim bi­le dün­ya halk­la­rı­na ve hal­kı­mı­za za­rar ve­rir. Ül­ke­miz­de de bu sü­per dev­let­le­rin bi­linç­li iş­bir­lik­çi­le­ri var­dır. On­lar da düş­man­la­rı­mız­dır. Dev­ri­min dost­la­rı­nı ve düş­man­la­rı­nı bu öl­çü­ler te­me­lin­de ta­yin eder­ken, gün­lük iliş­ki­le­ri­mi­zi de bu öl­çü­le­re gö­re ayar­la­mak zo­run­da­yız.

Şim­di ba­ba­nın tav­rı­nı in­ce­le­ye­lim.
Ba­ban kah­ve­ye “ka­fa din­le­mek” ama­cıy­la gi­di­yor ve di­yor ki “… ay­rı­ca ki­tap oku­ya­cak­sak ev­de sa­kin sa­kin oku­ruz… bu­ra­sı kah­ve.”

Bu de­ğer­len­dir­me ve an­la­yış sa­kat­tır. Biz ha­ya­tın bü­yük al­tüst oluş­la­rı, sar­sın­tı­la­rı, gö­rül­tü­le­ri ve kar­ma­şa­sı için­de­yiz. Ha­yat du­ra­ğan, sa­kin de­ğil, ter­si­ne çır­pın­tı için­de de­ğiş­mek­te ve ge­liş­mek­te­dir. De­ği­şi­min sar­sın­tı­sı bü­tün dün­ya­yı sar­mış­tır… bü­tün dün­ya kök­lü bir de­ği­şi­min san­cı­lı are­fe­si­ni ya­şa­mak­ta­dır. Ül­ke­miz bu ça­tır­tı­nın tam da gö­be­ğin­de­dir… Ve işin acı­sı ba­ban, her ya­nı sa­ran bu dev­rim fır­tı­na­sı­nın far­kın­da de­ğil­dir. Ça­ğı­mız­da “sü­kü­net” ara­yan, “sa­kin sa­kin” ki­tap oku­ma­yı düş­le­yen an­la­yış ha­ya­tın ger­çek­li­ğiy­le çe­li­şir. Ba­ban, şu gün ül­ke­mi­zin ulaş­tı­ğı top­lum­sal yük­se­li­şin çok çok ge­ri­sin­de kal­mış­tır. Bu ne­den­le­dir ki, “Da­ha dün oku­ma yaz­ma öğ­ret­ti­ğim bi­ri­cik öğ­ren­ci­le­rim” di­ye­rek ya­kı­nı­yor. On­la­ra “oku­ma yaz­ma” öğ­ret­miş ol­ma­nın avan­ta­jı­nı tu­tu­cu bir an­la­yış­la de­ğer­len­dir­mek­te ve on­la­rı böy­le he­ye­can­lı dav­ran­ma­ya iten asıl ne­de­ni, top­lum­sal de­ği­şi­mi gün­de­me ge­ti­ren ve öz­le­lik­le genç­le­ri et­ki­le­yen to­pum­sal çe­liş­me­le­ri gö­re­me­mek­te­dir. O ço­cuk­lar bu­gün genç in­san­lar ol­muş­lar­dır. Oku­ma yaz­ma dev­ri ge­ri­ler­de kal­mış, ça­ğın ger­çek­li­ğiy­le bağ kur­muş­lar, ül­ke­miz­de bü­yük bo­yut­la­ra ula­şan sı­nıf mü­ca­de­le­sin­den et­ki­len­miş­ler ve yan­lış­lık­lar yap­mış ve ek­sik­lik­le­rle do­lu ol­sa­lar da so­rum­lu­luk­la­rı­nı ara­ma­ya çık­mış­lar­dır. O ar­ka­daş­lar, pra­tik mü­ca­de­le için­de “sol” sek­ter yan­la­rı­nı, ma­ce­ra­cı an­la­yı­şın et­ki­le­ri­ni ye­ne­cek­ler­dir. On­lar, es­ki­yi, köh­ne­mi­şi yık­mak için ha­re­ke­te ge­çen ta­ri­hin ye­ni güç­le­ri­nin par­ça­sı­dır­lar. Ba­ban da, sen de, ha­ya­tın ge­li­şen ya­nı­na sa­hip çık­ma­lı ve sı­nı­fı­nı­zın so­rum­lu­lu­ğu­na uy­gun dav­ran­ma­lı­sı­nız. Ba­ba­nın küçük burjuva de­ğer yar­gı­la­rıy­la sız­lan­ma­sı, ya­ni “ben si­ze ‘siz’ di­ye hi­tap edi­yo­rum siz­se ba­na ‘sen’ di­yor­su­nuz” bi­çi­min­de “he­ye­can­lı ar­ka­daş­lar”a kar­şı dur­ma­sı, as­lın­da tar­tış­ma­yı bur­ju­va ku­ral­la­rı içi­ne çek­mek is­te­me­si­nin ge­ri­ci ifa­de­si­dir. Me­se­le “sen” me­se­le­si, “siz” me­se­le­si de­ğil­dir. Me­se­le­nin özü ha­ya­tın her ala­nı­na hız­la ya­yı­lan ile­ri ile ge­ri, ye­ni ile es­ki ara­sın­da­ki sı­nıf mü­ca­de­le­si me­se­le­si­dir. Ba­ban, o genç ar­ka­daş­la­rın sa­de­ce “sol” sek­ter yan­la­rı­nı gör­mek­te, o ar­ka­daş­la­rın ha­re­ket­le­ri­nin özün­de va­ro­lan ile­ri­ci ve dev­rim­ci yan­la­rı gö­re­me­mek­te­dir. Ba­ba­nın göz­le­ri­ne do­lan yaş­la­rın ne­de­ni ne­dir? O yaş­lar, o genç ar­ka­daş­la­rın bir çır­pı­da ge­çer­siz kıl­dık­la­rı küçük burjuva sı­ğı­nak­la­rın yi­ti­ril­me­si adı­na de­ğil mi­dir? Evet böy­le­dir… ba­ban o genç ar­ka­daş­la­rın say­gı­sı­nı ka­za­na­bil­mek için es­ki­miş de­ğer yar­gı­la­rı­nı yık­ma­lı ve ye­ni, dev­rim­ci say­gın­lık öl­çü­le­ri ka­zan­ma­lı­dır.

Ay­şe Kar­de­şim, ar­ka­daş­la­rın ta­vır­la­rı yan­lış­tır… Bu­na kar­şın bir ya­nı seç­mek ge­re­kir­se ben, yan­lış yun­luş da ol­sa­lar, o “he­ye­can­lı ar­ka­daş­lar”ın ya­nı­nı se­çe­rim. Çün­kü bu yan, ge­li­şen ve dev­rim is­te­yen yan­dır. O ar­ka­daş­lar ha­ya­ta ku­lak ve­re­cek­ler­dir ve yan­lış olan ça­lış­ma bi­çim­le­ri­ni eleş­ti­ri, öze­leş­ti­ri te­me­lin­de dü­zel­te­cek­ler­dir, çün­kü, dev­ri­min önün­de­ki iri­li ufak­lı bin­ler­ce en­ge­li yık­ma­mız bu­na bağ­lı­dır.

Sev­gi­li kar­de­şim, biz, eleş­ti­ri­yi, eleş­ti­riy­le bir­lik­te su­nu­lan öne­riy­le bir­lik­te de­ğer­len­dir­mek zo­run­da­yız. Öne­ri yok­sa eleş­ti­ri ek­sik ve ka­ran­lık­tır. Çün­kü öne­ri, eleş­ti­ri­nin ni­te­li­ği­ni be­lir­ler. Eleş­ti­ri­nin, ile­ri­ci, dev­rim­ci mi, yok­sa ge­ri­ci mi ol­du­ğu, öne­ri­siy­le bel­li olur. Se­nin ve ba­ba­nın yap­ma­sı ge­re­ken de bu­dur. Yan­lı­şı gö­rü­yor­su­nuz… söy­le­yin ne ya­pa­lım? İş­te bu nok­ta­da an­laş­ma­ya ça­lı­şa­lım…
Evet sev­gi­li kar­deş… sen bi­zim dos­tu­muz­sun… ba­ban dos­tu­muz­dur… o “he­ye­can­lı ar­ka­daş­lar” dost­la­rı­mız­dır… An­la­şa­ca­ğız…

Sev­giy­le göz­le­ri­niz­den öpe­rim…
Şa­hin ai­le­si­ne se­lam… bin selam…

14 Ocak 1978’de Kay­seri cezaevin­den yazılan bu mek­tup Güney’in 5. sayısın­da yayın­lan­dı.