KAYSERİ KONUŞMALARI —III

 

Soru: İçin­de bu­lun­du­ğu­muz şu ta­ri­hi aşa­ma­da, he­de­fi­mi­zin ABD em­per­ya­liz­mi ve on­la­rın en az­gın iş­bir­lik­çi­si fa­şist­ler ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­su­nuz. Bu­nun ya­nın­da, mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı­nı, re­viz­yo­niz­min, opor­tü­niz­min, her tür­den ge­ri­ci­li­ğin ve ma­ce­ra­cı­lı­ğın ye­nil­gi­si­ne bağ­lı­yor­su­nuz. Bu­ra­da, siz­ce en baş­ta ele alın­ma­sı ve mü­ca­de­le edil­me­si ge­re­ken teh­li­ke ola­rak ne­yi sap­tı­yor­su­nuz?

Yılmaz Güney: Pro­le­ter dev­rim­ci ha­re­ke­tin önün­de en­gel ola­rak bu­lu­nan mo­dern re­viz­yo­nizm… re­viz­yo­niz­m, sağ ve “sol” opor­tü­nizm, re­form­cu­luk, doğ­ma­tizm, sek­te­rizm, ma­ce­ra­cı­lık, sub­jek­ti­vi­zim gi­bi teh­li­ke­le­ri için­de, en baş­ta ele alın­ma­sı ge­re­ken mo­dern re­viz­yo­nizm­dir. Özel­lik­le ba­zı ül­ke­ler­de dev­let ola­nak­la­rı­nı da elin­de bu­lun­dur­muş ol­ma­sın­dan ge­len avan­taj­la­rı­nı da he­sa­ba ka­tar­sak, ulus­la­ra­ra­sı pro­le­ter dev­rim­ci ha­re­ket için en teh­li­ke­li düş­man ol­ma özel­li­ği­ni hâ­lâ ko­ru­mak­ta­dır.

Re­viz­yo­niz­me, on­la­rın giz­li açık uzan­tı­la­rı­na kar­şı, kül­tür-sa­nat alan­la­rı da için­de ol­mak üze­re, bü­tün alan­lar­da tu­tar­lı bir mü­ca­de­le sür­dü­rül­me­den, ide­olo­jik ve si­ya­si ba­kım­dan yön­len­di­ri­ci­li­ği ve et­kin­li­ği ye­nil­gi­ye uğ­ra­tıl­ma­dan, di­ğer sap­ma­la­ra kar­şı ol­sun, fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me kar­şı ol­sun ba­şa­rı ka­za­nı­la­maz, dev­rim he­def­le­ri­ne sağ­lık­la ula­şı­la­maz.

Sı­nıf kök­le­ri var ol­duk­ça re­viz­yo­nizm her za­man cid­di bir teh­li­ke ola­rak var ola­cak­tır. Ve biz, re­viz­yo­nizm­le, sı­nıf­sız top­lu­ma dek, iç içe, yan ya­na ola­ca­ğız ve onun mad­di kök­le­ri­ni, ya­ni ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da­ki kök­le­ri­ni ku­rut­mak için mü­ca­de­le ede­ce­ğiz. Re­viz­yo­niz­me kar­şı mü­ca­de­le, sı­nıf­sız top­lu­mun in­şa­sı­na dek sü­re­cek­tir. Re­viz­yo­nizm, tür­lü kı­lık ve gö­rü­nüm­ler­de, ge­ri­ye dö­nü­şün te­ori­le­ri­ni tez­gah­la­mak­ta­dır ve ken­di­si­ni Mark­sist-Le­ni­nist ge­nel doğ­ru­lar­la giz­le­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Her tür­lü sap­ma­nın kay­na­ğı re­viz­yo­nizm­dir.

Bu ara­da be­lirt­mek is­te­rim ki, mü­ca­de­le edil­me­yen ya da kü­çüm­se­nen her­han­gi bir sap­ma­nın da en teh­li­ke­li ha­le ge­le­bi­le­ce­ği­ni unut­ma­mak ge­re­kir. Sağ ve “sol” opor­tü­niz­min, ma­ce­ra­cı­lı­ğın, doğ­ma­tiz­min, sek­te­riz­min ve re­form­cu­lu­ğun da pro­le­ter dev­rim­ci ha­re­ket önün­de ya­rat­tı­ğı en­gel­ler mü­ca­de­le ile kal­dı­rıl­ma­lı­dır.

Yal­nız, söz­le­rim­den şu yan­lış an­lam çı­kar­tıl­ma­ma­lı­dır. Na­sıl­sa esas teh­li­ke mo­dern re­viz­yo­nizm­dir. Öy­ley­se, fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le ta­li­dir. Böy­le bir si­ya­set iz­le­yen­ler te­ori­de ne den­li kes­kin olur­lar­sa ol­sun­lar, pra­tik­te ABD ve AET em­per­ya­list­le­ri­nin ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin ek­mek­le­ri­ne yağ sü­rer­ler ve gi­de­rek on­la­rın saf­la­rın­da yer­le­ri­ni alır­lar; böy­le un­sur­lar var­dır. Bu sağ opor­tü­nizm­dir. Fa­şiz­mi ve her tür­den em­per­ya­liz­mi ve ge­ri­ci­li­ği ye­ne­bil­me­miz için, bu ne­den­le, re­viz­yo­niz­me ve opor­tü­niz­me kar­şı mü­ca­de­le esas­tır di­yo­ruz. Re­viz­yo­niz­me kar­şı mü­ca­de­le et­mek­si­zin, di­ğer sap­ma­la­ra kar­şı mü­ca­de­le edi­le­mez. Çün­kü bü­tün sap­ma­lar, özün­de re­viz­yo­niz­min şu ya da bu bi­çi­mi, veya şu ya da bu ton­da­ki bi­çim­le­ri­dir. Kı­sa­ca, her tür­den sap­ma­nın ana­sı re­viz­yo­nizm­dir. Ay­rı­ca fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le an­cak ve an­cak, mo­dern re­viz­yo­niz­me ve onun ulus­la­ra­ra­sı kök­le­ri­ne, on­la­rın çe­şit­li kı­lık­ta­ki yar­dak­çı­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de ba­şa­rı ka­za­na­bi­lir. Ya­ni fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le, re­viz­yo­niz­me ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le­den ke­sin­lik­le ay­rı­la­maz. Fa­şizm ve sos­yal-fa­şizm, za­man za­man ay­nı pı­nar­lar­dan su içer­ler. Ara­la­rın­da­ki re­ka­bet ve çe­liş­me­le­rin içe­ri­ği göz­den ırak tu­tul­ma­mak kay­dıy­la, bun­la­ra kar­şı ve­ri­le­cek mü­ca­de­le mut­la­ka bir­leş­ti­ril­me­li­dir. De­ği­şen ta­ri­hi ko­şul­lar­da, bi­rin­den bi­ri­ne yas­lan­ma­mak ve on­la­rın ek­me­ği­ne yağ sür­me­mek kay­dıy­la, ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­ler­den ya­rar­lan­mak ge­re­kir.

Şu nok­ta­yı önem­le be­lirt­me­yi ge­rek­li gö­rü­yo­rum. Bu­gün re­viz­yo­nist saf­lar­da, öy­le­si­ne dü­rüst ve iç­ten in­san­lar var­dır ki, ma­ce­ra­cı saf­lar­da öy­le­si­ne yi­ğit ve ka­rar­lı in­san­lar var­dır ki, bun­lar sa­hip ol­duk­la­rı si­ya­set­le­rin içe­ri­ği­ni kav­ra­ma­dık­la­rı için ora­da­dır­lar. On­la­ra kar­şı, dev­rim­ci es­nek­li­ği gös­ter­me­mek, on­la­rı ka­zan­mak için gay­ret gös­ter­me­mek bü­yük bir ha­ta olur.

Şu bir ger­çek­tir ki, pro­le­ter dev­rim­ci dü­şün­ce ile hal­kın çe­şit­li ke­sim­le­ri­nin et­ki­sin­de kal­dı­ğı re­viz­yo­nist, re­for­mist ve ben­ze­ri her tür­lü bur­ju­va dü­şün­ce ve eği­lim­ler ara­sın­da­ki çe­liş­me, uz­laş­maz sı­nıf çe­liş­me­le­ri­dir. Bu tip dü­şün­ce bi­çim­le­ri­ne kar­şı uz­laş­maz mü­ca­de­le ve­ril­me­li­dir. Fa­kat öy­le in­san­lar var­dır ki, en iç­ten duy­gu­lar­la hal­kın kur­tu­lu­şu ama­cı­nı ta­şı­yor­lar, ger­çek­ten dev­rim is­te­ğiy­le do­lu­dur­lar. Gel­ge­le­lim, bil­gi, de­ney, araş­tır­ma ve in­ce­le­me ye­ter­siz­lik­le­ri ne­de­niy­le, pro­le­ter dev­rim­ci ide­olo­ji­ye ay­kı­rı dü­şün­ce­le­re ve eği­lim­le­re sa­hip­tir­ler. Bu in­san­lar­la, pro­le­ter dev­rim­ci dü­şün­ce­ye sa­hip in­san­lar ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler, ge­nel­lik­le uz­laş­maz çe­liş­me­ler de­ğil­dir. Ço­ğun­luk­la halk ara­sın­da­ki uz­la­şır çe­liş­me­ler­dir. Bu ne­den­le, yan­lış dü­şün­ce­le­re kar­şı tav­rı­mız ile sağ ol­sun “sol” ol­sun, yan­lış dü­şün­ce­le­re sa­hip in­san­la­ra kar­şı al­ma­mız ge­re­ken tav­rı bir­bi­ri­ne ka­rış­tır­ma­ma­lı­yız. Yan­lış dü­şün­ce­le­re kar­şı uz­laş­maz bir mü­ca­de­le yü­rü­tür­ken, yan­lış dü­şün­ce­le­re sa­hip ar­ka­daş­lar­la, on­la­rı yan­lış­lar­dan arın­dı­ra­bil­mek için uz­laş­ma­lı ve on­la­rı sa­bır­la eğit­me­li­yiz, ik­na et­me­ye ça­lış­ma­lı­yız.

Şu nok­ta iyi­ce ak­lı­mı­za ya­zıl­ma­lı­dır: Uz­laş­maz sı­nıf kar­şıt­lık­la­rın­dan kay­nak­la­nan ide­olo­ji­ler ve si­ya­set­ler uz­la­şa­maz­lar. İki çiz­gi ara­sın­da­ki si­ya­si mü­ca­de­le­nin so­nu­cu­nu en so­nun­da si­lah­lar be­lir­le­ye­cek­tir. Bu nok­ta­yı iyi kav­ra­ma­lı­yız. Yan­lış gö­rüş­lü ar­ka­daş­la­rı eğit­mek, on­la­rı ka­zan­mak için ge­rek­li sab­rı gös­ter­me­mek, on­la­rı nam­lu­la­rın ucu­na tes­lim et­mek de­mek­tir ki, bu ta­vır, ci­na­ye­te ba­şın­da se­yir­ci kal­mak­la, bo­ğul­ma ola­sı­lı­ğı bu­lu­nan bir in­sa­na yüz­me öğ­ret­me ola­na­ğı­mız var­ken, bu ola­na­ğı kul­lan­ma­ma ile ben­zer­lik gös­te­rir.

Halk­tan in­san­la­rı, ar­ka­daş­la­rı­mı­zı, en son umut kı­rın­tı­sı­nın yok ola­ca­ğı ana dek, yan­lış si­ya­set­le­rin et­ki­sin­den kur­tar­mak için yo­ğun, bi­li­me da­ya­lı bir ça­ba gös­ter­me­li­yiz. Bu ça­ba­yı gös­ter­me­miş­sek, içi­miz­de kuş­ku var­sa, ka­rar anın­da eli­miz tit­re­ye­bi­lir. Te­red­dü­te düş­me­mek için, geç­ti­ği­miz ve ge­çe­ce­ği­miz yo­lun doğ­ru­lu­ğu­na, tak­tik ve ça­lış­ma bi­çim­le­ri­mi­zin doğ­ru­lu­ğu­na bi­ze dü­şen so­rum­lu­luk ve gö­rev­le­ri so­nu­na dek ye­ri­ne ge­tir­di­ği­mi­ze ke­sin­lik­le kuş­ku­muz ol­ma­ma­lı­dır.

Sı­nıf­lar mü­ca­de­le­si so­yut bir şey de­ğil­dir. Sı­nıf mü­ca­de­le­si, em­per­ya­list­le­re ül­ke­mi­zi ve hal­kı­mı­zı sö­mü­ren sı­nıf­la­ra, on­la­rın si­ya­set, ide­olo­ji, kül­tür ve ya­rat­tık­la­rı top­lum­sal alış­kan­lık ve eği­lim­le­re kar­şı ve bun­la­rın mad­di ve top­lum­sal te­mel­le­ri­ne kar­şı yü­rü­tü­len bir mü­ca­de­le­dir. Sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rı ve on­la­rın eko­no­mik, an­ti de­mok­ra­tik si­ya­si ve top­lum­sal da­ya­nak­la­rı­nı or­ta­dan kal­dır­ma­yı amaç­lar. Bu­nun için, Mark­siz­me ya­ban­cı ne var­sa, fe­odal, kü­çük bur­ju­va ve bur­ju­va fi­kir­le­re kar­şı mü­ca­de­le­yi içe­rir. Re­viz­yo­nist, re­for­mist ide­olo­ji­le­re kar­şı, sağ ve “sol” opor­tü­nist eği­lim­le­re kar­şı mü­ca­de­le­yi içe­rir. İçi­miz­de yü­rüt­tü­ğü­müz sı­nıf mü­ca­de­le­si ile dı­şa kar­şı yü­rüt­tü­ğü­müz sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni can­lı bi­çim­de bir­leş­tir­me­li­yiz.

Öte yan­dan, re­viz­yo­niz­me kar­şı mü­ca­de­le adı al­tın­da, geç­miş­te ve gü­nü­müz­de her şe­yin olum­lu ve olum­suz yan­la­rı­nı doğ­ru de­ğer­len­di­re­me­yen, yan­lış tu­tum­la­rı yü­zün­den bir yı­ğın iyi ni­yet­li ve dü­rüst un­su­ru ür­kü­te­rek re­viz­yo­niz­me ve opor­tü­niz­me hiz­met eden ki­şi­ler ve grup­lar, iz­le­dik­le­ri sek­ter, tek yan­lı si­ya­set­le­riy­le, re­viz­yo­nist­ler­den da­ha çok dev­ri­me za­rar ver­miş­ler­dir, ver­mek­te­dir­ler. Bu si­ya­set­ler, bir yı­ğın dü­rüst un­su­ru re­viz­yo­niz­min ve opor­tü­niz­min ka­ran­lı­ğı­na de­ğil, bi­lim­sel sos­ya­liz­min ay­dın­lı­ğı­na çek­mek­le gö­rev­li­dir­ler.

Re­viz­yo­niz­min et­ki­sin­de ka­lan ay­dın­la­ra, sa­nat­çı­la­ra, iş­çi­le­re, köy­lü­le­re ve tüm emek­çi­le­re kar­şı, es­nek, an­la­yış­lı, öğ­re­ti­ci, on­la­rı uzun bir sü­reç için­de re­viz­yo­niz­min sı­nıf­sal içe­ri­ği­ni kav­ra­ta­rak eğit­me­yi, ka­zan­ma­yı amaç­la­yan bir si­ya­set iz­len­me­si ge­rek­li­li­ği­ne ina­nı­yo­rum ve bu­nu ba­şar­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum. Bu ne­den­le ba­na yö­nel­ti­le­cek, muh­te­mel “re­viz­yo­nizm­le uz­la­şı­yor”, “opor­tü­nizm­le uz­la­şı­yor” ve hat­ta “re­viz­yo­nist”, “opor­tü­nist” vb. suç­la­ma­la­rı­nı da umur­sa­mı­yo­rum.

Ve hat­ta, açık­ça şu­nu bi­le söy­le­mek­ten çe­kin­mi­yo­rum: Ba­zı in­san­lar ve grup­lar, be­nim dü­şün­dü­ğüm gi­bi dü­şün­mü­yor ola­bi­lir­ler, özel­lik­le de Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin şu gün için­de bu­lun­du­ğu du­ru­mu kav­ra­ma­mış ola­bi­lir­ler, be­nim dü­şün­dü­ğüm prog­ra­mı bi­le ka­bul et­mi­yor ola­bi­lir­ler. Eğer ha­ya­tın ba­na ka­zan­dır­dı­ğı de­ney­ler ve ye­te­nek­ler, bel­li ko­nu­lar­da o in­san­lar­la bir­lik­te dav­ran­ma­mı, bir­lik­te yü­rü­me­mi uy­gun gö­rü­yor­sa, ben o in­san­lar­la bir­lik­te yü­rü­mek­ten zer­re ka­dar çe­kin­mem. O in­san­lar­la, bir­li­ğim üç gün son­ra bi­te­cek bi­le ol­sa, ben o üç gü­nü bir­lik­te yü­rü­mek için ge­rek­li es­nek­li­ği gös­te­rir ve ge­rek­li adım­la­rı ata­rım ve böy­le de ya­pı­yo­rum, böy­le yap­ma­ya da de­vam ede­ce­ğim. İna­nı­yo­rum ki, o in­san­la­rın dev­rim is­te­yen öz­le­ri, bi­zi, or­tak ey­lem­ler, or­tak ça­ba­lar sü­re­cin­de, pro­le­ter dev­rim­ci saf­lar­da bir­leş­ti­re­cek­tir.

İzin ve­rir­se­niz, Le­nin’den bir bö­lüm oku­mak is­ti­yo­rum: “…Bu­gün bin­ler­ce çev­re bi­zim yar­dı­mı­mız ol­ma­dan, ke­sin bir prog­ram ve amaç sap­ta­ma­dan sa­de­ce olay­la­rın et­ki­siy­le her yer­de or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Sos­yal-De­mok­rat­lar bu çev­re­le­rin müm­kün ol­du­ğu ka­dar ço­ğuy­la doğ­ru­dan iliş­ki kur­ma­yı ve güç­len­dir­me­yi, bun­la­ra yar­dım et­me­yi, ken­di bil­gi ve de­ney­le­rin­den on­la­rı ya­rar­lan­dır­ma­yı ve ken­di dev­rim­ci ini­si­ya­tif­le­riy­le on­la­rı ha­re­ke­te ge­çir­me­yi ken­di­le­ri­ne gö­rev edin­me­li­dir­ler. Açık­ça an­ti sos­yal de­mok­rat olan­lar ha­riç, böy­le çev­re­le­rin ya doğ­ru­dan doğ­ru­ya Par­ti­’ye ka­tıl­ma­la­rı­nı ya da ken­di­le­ri­ni Par­ti ile ay­nı çiz­gi­ye ge­tir­me­le­ri­ni sağ­la­yın. İkin­ci du­rum­da on­lar­dan, prog­ra­mı­mı­zı ka­bul et­me­le­ri­ni ve bi­zim­le mut­la­ka ör­güt­sel iliş­ki­le­re gir­me­le­ri­ni is­te­me­me­li­yiz. Sos­yal de­mok­rat­la­rın bun­lar ara­sın­da et­kin bir şe­kil­de ça­lış­ma­la­rı şar­tıy­la, bun­la­rın ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci sos­yal de­mok­ra­si da­va­sı­na sem­pa­ti­le­ri ve pro­tes­to ha­va­la­rı yal­nız ba­şı­na bi­le ye­ter­li­dir; çün­kü bu sem­pa­ti­zan çev­re­le­r olay­la­rın et­ki­si al­tın­da ön­ce de­mok­ra­tik yar­dım­cı­lar ve da­ha son­ra da sos­yal de­mok­rat İş­çi Sı­nı­fı Par­ti­si’nin inan­mış üye­le­ri ha­li­ne ge­le­cek­ler­dir.”(1)

Yal­nız bu­ra­da, Le­nin’in ke­mik­leş­miş un­sur­lar­la, sem­pa­ti­zan ve ye­ni un­sur­la­rı bir­bi­rin­den ay­rı ele al­dı­ğı­nı unut­ma­mak ge­re­kir.

Bir dev­rim­ci baş­lı­ca ne­le­re dik­kat et­me­li­dir?

Bi­rin­ci­si te­ori­dir. Dev­rim­ci te­ori ol­ma­dan dev­rim­ci pra­ti­ğin ol­ma­ya­ca­ğı açık­tır. İkin­ci­si amaç, üçün­cü­sü bu ama­ca kim­ler­le, na­sıl ula­şı­la­ca­ğı ko­nu­la­rı­nın ber­rak­laş­tı­rıl­ma­sı, dör­dün­cü­sü de ça­lış­ma bi­çi­mi ve yön­tem so­ru­nu­dur.

Bir dev­rim­ci, bi­lim­sel sos­ya­liz­min te­mel il­ke­le­ri­ne, bü­tün ha­ya­tı bo­yun­ca sa­dık ol­ma­lı­dır. Bir dev­rim­ci­nin yur­du­nu ve hal­kı­nı sev­me­si, yur­du­nun ba­ğım­sız­lı­ğı ve hal­kı­nın öz­gür­lü­ğü, mut­lu­lu­ğu için ha­ya­tı­nı or­ta­ya koy­ma­sı, onun en do­ğal özel­li­ği­dir. Hal­kı­nın de­ğer­le­ri­ne, ta­ri­hi­nin ulu­sal ve de­mok­rat çev­re­le­ri­ne sa­hip çık­ma­sı bek­le­nir. Onu dev­rim yo­lu­na iten ilk adım, bu sev­gi ve is­tek, sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­ra duy­du­ğu soy­lu kin ve nef­ret­tir. O her za­man top­lu­mun ve hal­kın çı­kar­la­rı­nı ken­di çı­kar­la­rı­nın üs­tün­de tu­ta­cak ve bir­le­şe­bi­le­ce­ği en ge­niş kit­le­ler­le, pra­tik mü­ca­de­le içe­ri­sin­de bir­le­şe­cek­tir.

Bir dev­rim­ci bu te­mel­ler üze­rin­de, di­sip­lin­li ve il­ke­li bir ça­lış­ma yön­te­mi uy­gu­la­ma­lı, ge­niş bir kül­tü­re, yük­sek inan­ca ve si­ya­si ol­gun­lu­ğa sa­hip ol­ma­lı­dır. Açık yü­rek­li, açık söz­lü ve dü­rüst, adil, yi­ğit ve fe­da­kâr, kit­le için­de eri­me ye­te­ne­ği­ne sa­hip ve ör­güt­le­yi­ci ol­ma­lı­dır.

Bir dev­rim­ci, hem te­orik dü­zey ba­kı­mın­dan yük­sek, hem de pra­tik alan­lar­da işi­nin ve gö­re­vi­nin us­ta­sı ol­ma­lı­dır. Sa­de­ce ge­nel pro­pa­gan­da ve aji­tas­yon öl­çü­le­ri için­de ağ­zı­nın laf yap­ma­sı ye­ter­li de­ğil­dir. Bi­ze iş ya­pan adam ge­rek­li­dir. Acı­lar, zor­luk­lar ve bas­kı­lar kar­şı­sın­da di­renç­li ol­mak zo­run­da­dır. Ya­lan, iki­yüz­lü­lük, la­fa­zan­lık, la­ubal­lik, ah­la­ki yoz­laş­ma, ki­bir­li­lik, tem­bel­lik, gös­te­riş, dar gö­rüş­lü­lük, der­me çat­ma bil­gi, mev­ki hır­sı, dev­rim­ci­li­ği bir im­ti­yaz gi­bi gör­me, adam ka­yır­ma, grup­çu­luk, eleş­ti­ri öze­leş­ti­ri­den ka­çın­ma, dev­rim­ci es­nek­lik­ten uzak ol­ma, ya­ban­cı şey­le­re kar­şı kö­rü kö­rü­ne ta­pın­ma, tak­lit­çi­lik ve ken­di de­ğer­le­ri­ni kü­çüm­se­me gi­bi olum­suz­luk­la­ra kar­şı, ge­rek ken­di için­de, ge­rek­se ken­di dı­şın­da uz­laş­ma­sız bir sa­vaş ve­ril­me­li­dir.

Ay­rı­ca bir dev­rim­ci, za­ma­nı, ye­ri, ko­şul­la­rı iyi de­ğer­len­dir­mek, za­man, yer ve ko­şul­la­ra uy­gun es­nek tak­tik­le­ri be­lir­le­mek, dün­ya­yı, top­lu­mu ve ken­di­si­ni bir civ­civ sab­rıy­la de­ğiş­tir­mek­le gö­rev­li­dir. Bu ne­den­le, ne­yi, na­sıl, kim­ler­le ve ne za­man, ne ka­dar za­man­da, ne için, kim­ler için, kim­ler ya­ra­rı­na de­ğiş­ti­re­ce­ği­ni bil­me­li­dir. Ya­ni, he­de­fi­ni, dost­la­rı­nı ve düş­man­la­rı­nı, mü­ca­de­le araç­la­rı­nı ve za­ma­nı­nı doğ­ru sap­ta­ma­lı­dır.

Civ­civ sab­rı ne­dir?

Bir yu­mur­ta­nın, ku­luç­ka­ya yat­mış bir ta­vu­ğun al­tın­da ya da ku­luç­ka ma­ki­na­sın­da, çü­rük ve has­ta­lık­lı de­ğil­se, özün­de­ki çe­liş­ki­le­rin, ken­di­si­ni civ­ci­ve dö­nüş­tü­re­cek ısı ve za­man ko­şul­la­rı sağ­la­nır­sa, yir­mi­bir gün­de civ­ci­ve dö­nüş­tü­ğü­nü bi­li­yo­ruz. Bi­lim­sel ola­rak ka­nıt­lan­mış bir ger­çek­tir bu. Yu­mur­ta­nın iç çe­liş­me­le­ri, ısı ve za­man ko­şul­la­rı so­nu­cu ol­gun­la­şı­yor ve yu­mur­ta­nın ka­bu­ğu­nu iç­ten, ga­ga­sıy­la par­ça­la­ya­rak dı­şa­rı çı­kı­yor. Bu çe­liş­me iç­te­dir, çe­liş­me ye­ni­leş­ti­ri­ci ve de­ğiş­ti­ri­ci­dir; bi­lim­sel tez­le­rin ka­nı­tı­dır.

Biz, civ­civ sab­rın­dan, her­han­gi bir işi ya­par­ken, iç ve dış ko­şul­la­rın uyu­mu­nun he­sap­lan­ma­sı­nı, ace­le­ci­lik­ten sa­kın­ma­yı, olu­şu­mun ge­rek­le­ri­ni sa­bır­la ve es­nek­lik­le ye­ri­ne ge­tir­me­yi, ini­si­ya­ti­fin ge­rek­tir­di­ği kor­ku­suz­lu­ğu ve ken­di­ne gü­ve­ni an­lı­yo­ruz. Civ­ci­ve za­ma­nın­dan ön­ce ya­pı­la­cak her­han­gi bir mü­da­ha­le ör­ne­ğin za­ma­nın­dan ön­ce civ­ci­ve yar­dım ama­cıy­la yu­mur­ta­nın ka­bu­ğu­nu kır­mak, civ­ci­vin ölü­mü­ne ne­den olur.

Civ­ci­ve yar­dım­cı ol­mak ama­cıy­la as­lın­da iyi ni­yet­le, civ­ci­vi bir an ön­ce ka­bu­ğun­dan kur­tar­mak için ka­bu­ğu kı­ran­lar, kır­ma­ya ça­lı­şan­lar, za­man­sız ve ge­rek­siz mü­da­ha­le­ler­le o ana dek var olan bi­ri­kim­le­ri çar­çur ede­rek civ­ci­vin ölü­mü­ne ne­den olan hay­laz ço­cuk­lar var­dır.

Dev­rim­ci­ler, hay­laz ço­cuk­lar ol­ma­ma­lı­dır­lar. Ta­rih ve top­lum­sal ko­şul­lar ku­luç­ka­ya yat­mış ta­vuk­tur. Top­lum­lar yu­mur­ta­dır. Bir fark­la ki: Top­lum­lar tam ta­mı­na yu­mur­ta ör­ne­ği­ne ben­ze­mez­ler. Top­lum­la­rın or­tak ira­de­si ve ge­li­şen bi­lin­ci var­dır. Top­lum­sal de­ği­şim­ler­de şid­det ve şid­de­tin ör­güt­lü bir par­ça­sı olan sa­bır, inat ve di­sip­lin, top­lum­sal dev­rim­le­rin ebe­si­dir.

Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, uz­laş­maz kar­şıt­lı­ğı olan sı­nıf­la­rın mü­ca­de­le­si, yu­mur­ta­yı civ­ci­ve dö­nüş­tü­ren iç çe­liş­me­le­re ben­zer. Dev­rim gü­nü gel­di­ği za­man, ge­liş­me­nin önün­de bir en­gel olan top­lu­mun, gü­nü­nü, ta­ri­hi ve si­ya­si ola­rak dol­dur­muş ka­bu­ğu­nu, top­lu­mun iti­ci güç­le­riy­le, ge­li­şen güç­le­riy­le iç­ten par­ça­la­ya­cak, ye­ni bir top­lum ya­ra­ta­cak­tır. İş­te bu nok­ta­da, de­min söy­le­di­ğim gi­bi, şid­det ve şid­de­tin bir par­ça­sı olan sa­bır ve an­la­yış, güç­lü bir di­sip­lin ve ör­güt­len­me, dev­ri­min ebe­si ola­cak­tır.

Hay­laz ço­cuk­lar, yu­mur­ta­nın han­gi ev­re­ler­den ge­çe­rek civ­civ ola­bi­le­ce­ği­ni, bu ev­re­ler için­de­ki gö­rev­le­ri­ni doğ­ru bil­mi­yor­lar. On­la­rın bü­yük bir kıs­mı, hay­laz abi­le­ri­nin yan­lış­la­rın­dan olum­lu ders­ler çı­kar­ta­rak civ­ci­ve na­sıl yar­dım­cı olu­na­ca­ğı­nı öğ­ren­miş­ler­dir ve bir kıs­mı da öğ­re­ne­cek­ler­dir.

Hiç ha­ta yap­ma­dan dev­rim ba­şa­rı­ya ula­şa­bi­lir mi?

İş ya­pan ha­ta da ya­par. Dev­rim­ci ha­re­ket düz bir yol iz­le­mez… iz­le­ye­mez. Dev­rim­ci ha­re­ke­tin za­af ve yan­lış­lık­la­rı­nı ­gö­rüp umut­suz­lu­ğa ka­pıl­ma­mak ge­re­kir. Ay­rı­lık­lar­dan pa­ni­ğe ka­pıl­ma­mak ge­re­kir. Böy­le bir tu­tum, kü­çük bur­ju­va bir tu­tum olur. Han­gi ko­nu­da olur­sa ol­sun, her us­ta, bel­li bir sü­re çe­şit­li ace­mi­lik­le­ri içe­ren çı­rak­lık dö­nem­le­rin­den geç­miş­tir. Her dev­rim baş­lan­gıç­ta ace­mi­dir; mü­ca­de­le için­de ol­gun­la­şır, za­af­la­rın­dan arı­nır; ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı de­ney­ler­den ders­ler çı­kar­tır ve er geç za­fe­re ula­şır…

Dik­kat edil­me­si ge­re­ken şu­dur: Her şe­yi ken­di de­ney­le­ri­miz­le öğ­ren­me­ye kal­kı­şır­sak, dün­ya dev­rim­ci ha­re­ke­ti­nin pra­ti­ği­ni gö­zar­dı eder­sek, dev­rim ya­pa­ma­yız. Dün­ya ge­ri­ci­li­ği de her ül­ke­nin bur­ju­va­zi­si de en az bi­zim ka­dar, dün­ya­da­ki dev­rim ve kar­şı dev­rim ha­re­ket­le­rin­den ders­ler çı­kart­mak­ta­dır.

Ül­ke­miz dev­ri­mi­ni za­man­la­ya­bi­lir mi­yiz?

Şo­för­ler ara­sın­da bir söz var­dır. “Yol­la pa­zar­lık ol­maz” der­ler. Ka­za olur, las­tik pat­lar vb. Bu­na kar­şın, ör­ne­ğin der­ler ki, “bir ak­si­lik ol­maz­sa ak­şa­ma doğ­ru va­rı­rız.” Ak­şa­ma doğ­ru sa­at ver­mez­ler; ikin­di ile ak­şam ara­sın­da bir za­man­dır bu. Dev­rim için de pa­zar­lık ol­maz, şu yı­lın fa­lan ayın­da, fa­lan gü­nün­de di­ye­me­yiz ama “ak­şa­ma doğ­ru”su­nu söy­le­ye­bi­li­riz. Tür­ki­ye dev­ri­mi, yir­min­ci yüz­yı­lın son beş yı­lı ile, yir­mi­bi­rin­ci yüz­yı­lın ilk beş yı­lı ara­sın­da, dev­rim­ci ha­re­ke­ti­miz va­him ha­ta­lar iş­le­mez­se ger­çek­le­şe­cek­tir.

“Tür­ki­ye öz­gü­lün­de en önem­li so­run­lar­dan bi­ri de Kürt ulu­sal so­ru­nu­nun ele alı­nış bi­çi­mi­dir. Bu so­ru­na doğ­ru bak­ma­dan dev­rim müm­kün de­ğil­dir” de­di­niz. Özel­lik­le ay­rı ör­güt­len­me ko­nu­sun­da ne di­yor­su­nuz?

Kürt ulu­su­nun ba­ğım­sız­lık ta­le­bi en do­ğal hak­kı­dır. Bu ta­la­be kar­şı çık­mak an­ti Mark­sist, sos­yal şo­ven bir tu­tum­dur. Kürt ulu­su­nun ba­ğım­sız­lık için ba­ğım­sız ör­güt­len­me­si de red­de­di­le­mez; fa­kat teş­vik­ de edi­le­mez. Bi­lin­di­ği gi­bi ulus kav­ra­mı, bur­ju­va­zi ve pro­le­tar­ya­yı, top­rak ağa­la­rı­nı ve köy­lü­lü­ğün çe­şit­li ta­ba­ka­la­rı­nı, di­ğer emek­çi ke­sim­le­ri, kı­sa­ca eze­ni ve ezi­le­ni, sö­mü­re­ni ve sö­mü­rü­le­ni de içe­rir. Bu ne­den­le, ulu­sal ni­te­lik­li bir ör­güt­len­me, içe­rik ola­rak, özel­lik­le de şu ko­şul­lar­da, bur­ju­va­zi­nin dam­ga­sı­nı ta­şır. Bur­ju­va­zi­nin ba­ğım­sız ör­güt­len­me­si, Kürt pro­le­tar­ya­sı­nın ve köy­lü­lü­ğü­nün de bu ör­güt­len­me için­de bu­lun­ma­sı, bur­ju­va­zi­nin kuy­ru­ğu­na ta­kıl­ma­sı, ken­di sı­nıf çı­kar­la­rı­nı, Kürt bur­ju­va­zi­si­nin çı­kar­la­rı­na ta­bi kıl­ma­sı an­la­mı­nı ta­şır. Kürt bur­ju­va­zi­si, Kürt pro­le­tar­ya­sı ve köy­lü­lü­ğü­ne, top­lum­sal kur­tu­luş ge­ti­re­mez; Kürt fe­odal bey­le­ri­ne ve ya­ban­cı em­per­ya­list­le­re ve sö­mür­ge­ci­le­re kar­şı tu­tar­lı bir ta­vır ko­ya­maz.

Ay­rı ör­güt­len­me ko­nu­sun­da Le­nin şöy­le der: “…be­lir­li bir dev­let için­de han­gi mil­li­yet­ten olur­sa ol­sun, her top­lu­lu­ğun ör­güt­len­me­si da­hil, her tür­lü ör­güt­len­me öz­gür­lü­ğü­nü as­la red­det­me­mek­le bir­lik­te, sos­yal de­mok­rat­lar, böy­le bir şe­yi is­te­ye­mez­ler ve böy­le bir bir­li­ğe ar­ka çı­ka­maz­lar.”(2)

Her­han­gi bir ulu­sun pro­le­tar­ya­sının, ken­di ulu­sal bur­ju­va­zi­si­nin çı­kar­la­rı­nı des­tek­le­me­si ha­lin­de Le­nin di­yor ki:

“Eğer, her­han­gi bir ulu­sun pro­le­tar­ya­sı ‘ken­di’ ulu­sal bur­ju­va­zi­si­nin ay­rı­ca­lık­la­rı­nı en ha­fif şe­kil­de de ol­sa des­tek­ler­se, bu ka­çı­nıl­maz ola­rak, öte­ki ulu­sun pro­le­tar­ya­sı ara­sın­da gü­ven­siz­lik ya­ra­ta­cak­tır; iş­çi­le­rin ulus­la­ra­ra­sı sı­nıf da­ya­nış­ma­sı­nı za­yıf­la­ta­cak, on­la­rı bö­le­cek­tir ve böy­le bir du­ru­ma se­vi­ne­cek olan an­cak bur­ju­va­zi ola­cak­tır. Ve ulus­la­rın ken­di ka­der­le­ri­ni ta­yin et­me ya da ay­rıl­ma hak­kı­nın red­de­dil­me­si, uy­gu­la­ma­da ka­çı­nıl­maz ola­rak, ege­men ulu­sun ay­rı­ca­lık­la­rı­nın des­tek­len­me­si an­la­mı­nı ta­şır.”(3)

Bu­gün, Kürt dev­rim­ci­le­ri ara­sın­da ay­rı ör­güt­len­me is­tek­le­ri­nin te­me­lin­de ya­tan ana ne­den, Türk pro­le­tar­ya­sı­nın ve Türk So­lu­nun, Kürt­le­re bu gü­ven­ce­yi pra­tik­te ve­re­me­miş ol­ma­sın­dan­dır. Fa­kat yan­lış bir tu­tu­ma, yan­lış bir tu­tum­la kar­şı­lık ver­mek, ay­nı de­re­ce­de yan­lış­lı­ğa düş­mek olur. Türk pro­le­tar­ya­sı re­viz­yo­niz­min ve re­for­miz­min, sos­yal şo­ve­niz­min et­ki­si al­tın­da­dır. Çok kü­çük bir azın­lı­ğı ulus­la­rın ay­rıl­ma hak­kı­nı ta­nı­mak­la bir­lik­te, ge­nel ola­rak bu ko­nu­da açık ve Kürt­le­rin gü­ve­ni­ni ka­za­na­cak bir ta­vır or­ta­ya ko­nul­ma­mış­tır. Bu du­rum­da, Kürt pro­le­tar­ya­sı­nın ve Kürt Mark­sist-Le­ni­nist­le­ri­nin ya­pa­ca­ğı şey ken­di bur­ju­va­zi­siy­le bir­lik­te ol­mak de­ğil­dir. Ay­rı ör­güt­len­me söz ko­nu­su ol­sa bi­le Kürt Mark­sist-Le­ni­nist­le­ri, Kürt pro­le­tar­ya­sı ve yok­sul köy­lü­lü­ğü­nün ba­ğım­sız si­ya­si ha­re­ke­ti­ni oluş­tur­mak ve ko­ru­mak zo­run­da­dır­lar. Ama bu­ra­da da sek­te­riz­me düş­me­mek ge­rek­li.

Bu ko­nu­da Le­nin der ki:
“Ezi­len ulus­lar ara­sın­da pro­le­tar­ya­nın ba­ğım­sız bir par­ti bi­çi­min­de ay­rı ola­rak ör­güt­len­me­si, ba­zan o ulu­sun bur­ju­va mil­li­yet­çi­li­ği­ne kar­şı öy­le sert bir sa­va­şı­ma ne­den ol­mak­ta­dır ki, pers­pek­tif­ler bo­zul­mak­ta ve ezen ulu­sun mil­li­yet­çi­li­ği unu­tul­mak­ta­dır. Ama bu pers­pek­tif bo­zul­ma­sı uzun sür­mez. Ay­rı ay­rı ulus­la­rın pro­le­ter­le­ri­nin or­tak sa­va­şı­mı­nın de­ne­yi, si­ya­sal so­run­la­rı, ‘Kra­kov’ açı­sın­dan de­ğil bü­tün Rus­ya açı­sın­dan for­mü­le et­me­miz ge­rek­ti­ği­ni gös­ter­miş­tir.”(4)

Bu­ra­da, Le­nin, ezi­len ulus pro­le­tar­ya­sı­nın, ba­ğım­sız bir par­ti bi­çi­min­de ör­güt­le­ne­bi­le­ce­ği­ni be­lirt­mek­le bir­lik­te, so­ru­nu her iki ulu­sun pro­le­tar­ya­sı­nın çı­kar­la­rı te­me­lin­de ele al­ma­nın zo­run­lu­lu­ğu­nu, ezi­len ulu­sun pro­le­tar­ya­sı­nın ay­rı ör­güt­len­me­si ha­lin­de, ken­di bur­ju­va mil­li­yet­çi­li­ği­ne kar­şı mü­ca­de­le­nin ya­nın­da, ezen ulu­sun mil­li­yet­çi­li­ği­ni esas he­def al­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni vur­gu­lu­yor. Kürt pro­le­tar­ya­sı­nın ay­rı ör­güt­len­me­si, pra­tik zo­run­lu­luk­lar­dan ötü­rü, doğ­ru te­mel­ler üze­rin­de yü­rü­tü­le­cek mü­ca­de­le için­de, adım adım Türk emek­çi­le­riy­le bir­lik­te, or­tak ör­güt­len­me­ye, bir­le­şik par­ti­ye gi­de­cek­tir. Bu bir­lik, ezen ulu­sun pro­le­tar­ya­sı­nın, ulus­la­rın tam hak eşit­li­ği­ni ve ay­rıl­ma hak­kı­nı yü­rek­ten ve inan­dı­rı­cı bi­çim­de sa­vun­ma­sıy­la müm­kün­dür. Özel­lik­le Türk pro­le­tar­ya­sı, bu gü­ve­ni şim­di­ye dek ve­re­me­miş­tir…

Gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da bir ulu­sal ha­re­ket, her iki em­per­ya­liz­me kar­şıy­sa, her iki em­per­ya­liz­min iş­bir­lik­çi­le­ri­ne kar­şıy­sa, fe­odal ka­lın­tı­la­ra dev­rim­ci bir bi­çim­de kar­şıy­sa, sos­ya­lizm yo­lun­da iler­le­me doğ­rul­tu­sun­da ke­sin ka­rar­lıy­sa dev­rim­ci­dir. Ak­si du­rum­da, ka­çı­nıl­maz ola­rak ge­ri­ci­li­ğe hiz­met eder ki, böy­le bir ha­re­ke­ti dev­rim­ci pro­le­tar­ya des­tek­le­ye­mez. Dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın gö­re­vi, ba­ğım­sız­lı­ğı­nı, ezen ve ezi­len ulus­la­rın bur­ju­va­zi­le­ri ve her tür­lü em­per­ya­liz­me kar­şı ko­ru­mak ol­ma­lı­dır. Bu gö­rev, Kürt pro­le­tar­ya­sı­nın mü­ca­de­le­si­ni sür­dü­rür­ken, ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rı­nı bi­rin­cil al­ma­yı ge­rek­ti­rir. Çün­kü bü­tün dün­ya­da, pro­le­tar­ya­nın düş­man­la­rı or­tak­tır. Çı­kar­la­rı ve amaç­la­rı da or­tak­tır. Em­per­ya­list­le­ri yen­mek, de­mok­ra­tik dev­ri­mi ger­çek­leş­tir­mek —ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de sos­ya­list dev­ri­mi ger­çek­leş­tir­mek— sos­ya­liz­mi in­şa et­mek ve sı­nıf­sız top­lu­ma ulaş­mak. Bu ne­den­le, Kürt pro­le­tar­ya­sı ve Kürt dev­rim­ci­le­ri or­tak düş­man­la­ra kar­şı en­ter­nas­yo­na­list il­ke­le­ri ye­ri­ne ge­tir­me­li­dir. Ya­ni Kürt pro­le­tar­ya­sı ve dev­rim­ci­le­ri, ken­di bur­ju­va­zi­siy­le or­tak ör­güt­len­me­ye de­ğil, Tür­ki­ye’de Türk pro­le­tar­ya­sı ile İran’da İran; Su­ri­ye’de Su­ri­ye; Irak’da Irak pro­le­tar­ya­sı ile or­tak ör­güt­len­me­ye git­me­li­dir. Or­tak ör­güt­len­me­nin ob­jek­tif ko­şul­la­rı özel­lik­le ül­ke­miz için var­dır. Böy­le bir ör­güt­len­me, Mark­sist-Le­ni­nist il­ke­ler te­me­lin­de, her iki em­per­ya­liz­me ve sö­mür­ge­ci­li­ğe kar­şı ol­ma­lı­dır. Kürt mil­li bur­ju­va­zi­siy­le it­ti­fak, an­cak bu si­ya­si ve ör­güt­sel te­mel­ler üze­rin­de dev­rim­ci bir ne­ti­lik ta­şır. Mil­li bur­ju­va­ziy­le it­ti­fa­kın da bel­li ko­şul­la­rı var­dır.
Le­nin der ki: “… biz, sö­mür­ge ül­ke­le­rin bur­ju­va kur­tu­luş ha­re­ket­le­ri­ni, an­cak bu ha­re­ket­ler ger­çek­ten dev­rim­ci ol­duk­la­rı tak­tir­de, bu ha­re­ket­le­rin tem­sil­ci­le­ri­nin o ül­ke­de­ki köy­lü­lü­ğü ve sö­mü­rü­len ge­niş kit­le­le­ri dev­rim­ci bir ruh­la ör­güt­len­dir­me­mi­ze en­gel ol­ma­dık­la­rı tak­dir­de des­tek­le­me­li­yiz ve des­tek­le­ye­ce­ğiz. Eğer bu ko­şul­lar ye­ri­ne ge­ti­ril­mez­se, bu ül­ke­ler­de re­form­cu bur­ju­va­zi­ye kar­şı (ki bun­la­ra II. En­ter­nas­yo­nal kah­ra­man­la­rı da da­hil­dir) mü­ca­de­le ede­riz.”(5)
Dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın prog­ra­mı, şu üç te­mel il­ke­yi içer­me­li­dir:
Bü­tün ulus­lar için tam hak eşit­li­ği.
Ulus­la­rın ken­di ka­der­le­ri­ni ta­yin et­me hak­kı.
Bü­tün ül­ke­le­rin iş­çi­le­ri­nin bir­leş­me­si.

Bu il­ke­ler te­me­lin­de or­tak ör­güt­len­me­nin red­di, Kürt­ler açı­sın­dan bur­ju­va­zi­ye hiz­met olur. Bu il­ke­le­ri ta­nı­ma­yan bir ör­güt­len­me­ye gir­mek, ezen ulu­sun bur­ju­va­zi­si­ne hiz­met olur.

Kür­dis­tan’ın öz­gül bir du­ru­mu var­dır. Tür­ki­ye, İran, Irak ve Su­ri­ye mil­li sı­nır­la­rı için­de bö­lü­şül­müş bir sö­mür­ge­dir Kür­dis­tan. Do­ğal­dır ki, Kürt pro­le­tar­ya­sı ve dev­rim­ci­le­ri, ön­ce­lik­le ken­di ulu­sun­dan pro­le­tar­ya­nın ve emek­çi­le­rin bir­li­ği doğ­rul­tu­sun­da adım­lar ata­cak­lar­dır. Bir­le­şik Ba­ğım­sız De­mok­ra­tik Kür­dis­tan he­de­fin­de, bö­lün­müş­lü­ğü bir­li­ğe çe­vir­mek is­te­ye­cek­ler­dir. Bu amaç, uzun ve zor mü­ca­de­le­ler so­nun­da, aşa­ma­lı ola­rak ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­li­nir. Her ül­ke­nin dev­rim­ci­le­ri Kür­dis­tan’ın öz­gül du­ru­mu­nu —ken­di sı­nır­la­rı için­de— so­mut ola­rak kav­ra­ma­lı­dır­lar. Her ül­ke­nin ezi­len ve ezen ulus­tan pro­le­ter dev­rim­ci­le­ri, ara­la­rın­da sı­kı bağ­lar kur­ma­lı ve mi­li­tan da­ya­nış­ma­la­rı­nı pe­kiş­tir­me­li­dir­ler. Kür­dis­tan’ın öz­gül du­ru­mu, Tür­ki­ye, İran, Irak ve Su­ri­ye’nin dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı­na öz­gül gö­rev­ler yük­le­mek­te­dir.
Bir­le­şik Ba­ğım­sız De­mok­ra­tik Kür­dis­tan he­de­fi için, dört ül­ke­nin dev­ri­mi­ni bek­le­mek ge­rek­li mi­dir?

Her­han­gi bir ül­ke­de­ki Kürt­ler, ken­di ka­der­le­ri­ni ken­di­le­ri ta­yin et­me hak­kı­na sa­hip­tir­ler. Bu hak­kın ta­nın­ma­sı ya da ta­nın­ma­ma­sı söz ko­nu­su de­ğil­dir. Çün­kü ezi­len ulus­lar, ken­di ka­der­le­ri­ni ta­yin hak­kı için kim­se­nin şe­fa­ati­ni bek­le­mez­ler. Ken­di ka­der­le­ri­ni ta­yin et­me hak­la­rı­na sa­hip­tir­ler ve bu gö­re­vin ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si on­la­rın bi­rin­ci en­ter­nas­yo­na­list gö­re­vi­dir.

Gö­rü­şü­mü­zün da­ha açık an­la­şı­la­bil­me­si için bir ör­nek­le açık­la­ma­ya ça­lı­şa­lım. Bu dört ül­ke­den her­han­gi bi­rin­de dev­ri­min ger­çek­leş­ti­ği­ni var­sa­ya­lım. Böy­le bir du­rum­da, o ül­ke­de­ki Kürt­ler is­ter­ler­se ba­ğım­sız bir dev­let ku­ra­bi­lir­ler. Di­ğer ül­ke­de­ki Kürt­ler de is­ter­ler­se, ba­ğım­sız dev­le­ti­ni ku­ran Kürt­le­re ka­tı­la­bi­lir­ler. Bu ne­den­le, Kür­dis­tan’ın kur­tu­lu­şu için dört ül­ke­nin dev­ri­mi­nin ger­çek­leş­ti­ril­me­si bek­le­ne­mez. Kürt­le­rin, bir ül­ke­de­ki dev­rim so­nu­cu ba­ğım­sız dev­let­le­ri­ni kur­ma­la­rı ha­lin­de, di­ğer ül­ke­de­ki Kürt­le­rin bu ba­ğım­sız dev­le­te ka­tıl­ma ta­le­bi, di­ğer ül­ke­le­rin dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı ve yurt­se­ver de­mok­rat­la­rı ta­ra­fın­dan sa­vu­nul­ma­lı­dır. En az bir ül­ke­de dev­ri­min ger­çek­leş­me­si ko­şu­lu­nu, bir­li­ğin zo­run­lu şar­tı gö­rü­yo­ruz.