KAYSERİ KONUŞMALARI —IV

Soru:  Sık sık “pro­le­ter dev­rim­ci” de­yi­mi­ni kul­la­nı­yor­su­nuz. Kim­le­re pro­le­ter dev­rim­ci di­ye­bi­li­riz?

Yılmaz Güney: Kı­sa­ca, pro­le­tar­ya­nın, ya­ni iş­çi sı­nı­fı­nın ger­çek sı­nıf dik­ta­tör­lü­ğü için Mark­sizm-Le­ni­niz­mi­nin yol gös­te­ri­ci­li­ğin­de yü­rek­ten sa­va­şan ki­şi­le­re pro­le­ter dev­rim­ci di­yo­ruz. Da­ha ge­niş ve özü­nü da­ha açık an­lat­mak ge­re­kir­se, di­ya­lek­tik ma­ter­ya­list fel­se­fe­yi bi­len, ta­ri­hin ma­ter­ya­list yo­ru­mu­nu ya­pa­bi­len, ya­ni di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­min ya­sa­la­rı­nı top­lum­sal olay­la­ra uy­gu­la­ya­bi­len, ka­pi­ta­list top­lu­mun te­me­li olan ar­tı-de­ğer kav­ra­mı­nın özü­nü kav­ra­yan, sı­nıf mü­ca­de­le­si gö­rü­şü­nü sa­vu­nan, sos­ya­lizm an­la­yı­şı­nı bu te­mel­ler üze­ri­ne otur­ta­rak bi­lim­sel an­lam­da özüm­le­yen, sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni, dün­ya dev­rim­ci ha­re­ket­le­ri­nin pra­ti­ğiy­le zen­gin­leş­ti­re­rek, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ev­ren­sel ger­çe­ği ile ül­ke­si­nin so­mut pra­ti­ği­ni ya­ra­tı­cı bi­çim­de bir­leş­ti­re­bi­len ve bu nok­ta­dan ha­re­ket­le, pro­le­tar­ya­nın ide­olo­jik, si­ya­si ve ör­güt­sel ön­der­li­ğin­de, em­per­ya­liz­me ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le­de tüm emek­çi kit­le­le­ri se­fer­ber ede­rek pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü da­va­sı uğ­run­da, hem te­orik hem pra­tik alan­lar­da sa­va­şan kim­se­le­re pro­le­ter dev­rim­ci di­ye­bi­li­riz. Pro­le­ter dev­rim­ci ile Mark­sizm-Le­ni­nizm ay­nı an­la­ma ge­lir. Ya­ni “Pro­le­ter dev­rim­ci” ye­ri­ne “Mark­sist-Le­ni­nist” de­yi­mi­ni de kul­la­na­bi­li­riz.

“Em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le” de­di­niz. Ba­zı­la­rı, sa­de­ce em­per­ya­liz­me, ba­zı­la­rı da söz­de ne der­ler­se de­sin­ler, sa­de­ce sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le ve­ri­yor­lar. Ve bun­la­rın bir ke­si­mi Sov­yet­ler Bir­li­ği’ni baş düş­man ka­bul eder­ken di­ğer em­per­ya­list­le­ri unu­tu­yor­lar; bir ke­si­mi de, Sov­yet­ler Bir­li­ği’ni sos­ya­list bir ül­ke ola­rak gö­rü­yor­lar ve sa­de­ce ABD’nin ba­şı­nı çek­ti­ği em­per­ya­liz­me kar­şı du­ru­yor­lar. Bun­lar da pro­le­tar­ya­nın dik­ta­tör­lü­ğü için mü­ca­de­le et­tik­le­ri­ni söy­lü­yor­lar.

Em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ve bü­tün ül­ke­le­rin her tür­den ge­ri­ci­le­ri dün­ya halk­la­rı­nın dev­ri­mi önün­de­ki en­gel­ler­dir. Özel­lik­le de ABD ve SSCB dün­ya halk­la­rı­nın baş düş­man­la­rı­dır. Gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da pro­le­ter dev­rim­ci­le­ri re­viz­yo­nist­ler­den, or­ta­ yol­cu­lar­dan ve kü­çük bur­ju­va dev­rim­ci­le­rin­den ayı­ran en te­mel öl­çüt, Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin ni­te­li­ği ko­nu­sun­da ta­kı­nı­lan ta­vır­dır. Em­per­ya­list bir ül­ke­yi sos­ya­list gös­ter­me­ye ça­lı­şan­lar ya da re­viz­yo­niz­mi sos­ya­liz­min bir bi­çi­mi ola­rak ka­bul eden­ler pro­le­ter dev­rim­ci­ler ola­maz­lar. Öte yan­dan, dün­ya halk­la­rı­nın baş düş­ma­nı­nı iki sü­per dev­let­ten tek sü­per dev­le­te ve “özel­lik­le” de Sov­yet­ler Bir­li­ği’ne in­dir­ge­yen bu doğ­rul­tu­da di­ğer em­per­ya­list­ler­le ve “üçün­cü dün­ya”nın ge­ri­ci­le­riy­le iş­bir­li­ği ya­pan­lar da pro­le­ter dev­rim­ci­ler ola­maz­lar.

Mark­sizm-Le­ni­nizm ne­dir?

Ge­nel ola­rak, em­per­ya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğın­da, pro­le­tar­ya dev­rim­le­ri­nin te­ori, stra­te­ji ve tak­tik­le­ri­nin bi­li­mi, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ide­olo­jik ve te­orik yol gös­te­ri­ci­si, bir ey­lem kı­la­vu­zu­dur. Özel ola­rak da pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nün te­ori ve tak­tik­le­ri­nin bi­li­mi­dir.

Mark­sizm-Le­ni­nizm sa­de­ce ki­tap oku­na­rak öğ­re­ni­le­bi­lir mi?

Sa­de­ce ki­tap oku­na­rak Mark­sizm-Le­ni­niz­min te­orik te­mel ilk­el­eri, ya­ni di­ya­lek­tik ve ta­ri­hi ma­ter­ya­lizm, sı­nıf mü­ca­de­le­si, Mark­sist eko­no­mi po­li­tik, Mark­sist dev­let an­la­yı­şı, Le­ni­nist par­ti, üto­pik sos­ya­lizm­den bi­lim­sel sos­ya­liz­me na­sıl ge­çil­di­ği vb. ko­nu­lar, ka­ba­ca da ol­sa öğ­re­ni­le­bi­lir. Fa­kat bu bil­gi­ler ha­ya­ta ge­çi­ril­mez­se Mark­sist-Le­ni­nist olu­na­maz. Bil­me ile yap­ma ara­sın­da­ki, ya­ni te­ori ile pra­tik ara­sın­da­ki ba­ğı kur­ma­dan ger­çek an­lam­da öğ­ren­me­den söz ede­me­yiz. Oto­mo­bil kul­lan­ma­sı­nı pra­tikten ko­puk, sa­de­ce ki­tap oku­ya­rak öğ­ren­mek na­sıl müm­kün de­ğil­se, Mark­sizm-Le­ni­nizm de sa­de­ce ki­tap oku­na­rak öğ­re­ni­le­mez. Mark­sizm-Le­ni­nizm te­orik ça­lış­ma ya­pıl­ma­dan da, ya­ni bi­lim­sel sos­ya­liz­min te­mel eser­le­ri okun­ma­dan, in­ce­len­me­den sa­de­ce pra­tik mü­ca­de­ley­le de öğ­re­ni­le­mez. Te­ori­nin yol gös­te­re­ce­ği bir pra­tik ge­rek­li­dir. Dev­rim­ci te­ori ol­ma­dan dev­rim­ci pra­tik ol­maz der us­ta­lar. Bu bi­li­mi öğ­ren­me­nin tek yo­lu, te­ori ile pra­ti­ği adım adım, ya­şa­mın can­lı­lı­ğı için­de bir­leş­tir­mek­ten, ha­ta­lar­dan ders­ler çı­kart­mak­tan, yıl­ma­dan usan­ma­dan mü­ca­de­le­nin için­de piş­mek­ten ge­çer. Ya­ni, emek­çi hal­kın gün­lük ha­yat mü­ca­de­le­si­ne et­kin bir bi­çim­de ka­tı­la­rak, gün­lük mü­ca­de­le­le­ri dev­ri­min ge­nel çı­kar­la­rı­na bağ­la­ya­rak, te­or­inin ışı­ğın­da sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ge­rek­le­ri­ni ke­sin­lik­le ye­ri­ne ge­ti­re­rek, em­per­ya­list, re­viz­yo­nist ve her tür­den opor­tü­nist ku­şat­ma­ya kar­şı ha­ya­tın her ala­nın­da ka­rar­lı bir tu­tum­la sa­va­şa­rak öğ­re­ne­bi­li­riz. Pro­le­tar­ya­nın da­va­sı­na yü­rek­ten inan­ma­yan­lar, hal­kın dev­rim­ci gü­cü­ne gü­ven­me­yen ve da­yan­ma­yan­lar fe­odal, bur­ju­va ve kü­çük bur­ju­va yan­la­rı­na kar­şı uz­laş­maz mü­ca­de­le ver­me­yen­ler, eleş­ti­ri öze­leş­ti­ri si­la­hı­nı kul­lan­mak­tan ka­çı­nan­lar, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi öğ­re­ne­mez­ler.
Mark­siz­min üç te­mel un­su­ru, sos­ya­lizm, fel­se­fe ve eko­no­mi po­li­tik­tir, di­yo­ruz. Bun­la­rın te­me­li­nin de sı­nıf mü­ca­de­le­si ol­du­ğu­nu be­lir­ti­yo­ruz. Pe­ki, sı­nıf ne­dir, sı­nıf mü­ca­de­le­si ne­dir?

Sı­nı­fı şöy­le ta­nım­la­ya­bi­li­riz:
Üre­tim araç­la­rı kar­şı­sın­da­ki du­rum­la­rı, ya­ni üre­tim araç­la­rı­nın sa­hi­bi mi, yok­sa o araç­lar üze­rin­de biz­zat ça­lı­şan mı? Sa­hip­se, üre­tim araç­la­rı­nın ni­cel ve ni­tel du­rumu; üre­tim için­de­ki yer­le­ri, ya­ni iş ve gö­rev­le­ri, ko­num­la­rı, top­lum­sal zen­gin­lik­ler­den al­dık­la­rı mad­di pay ve un­van­la­rı bir­bi­ri­ne ben­ze­yen, çı­kar­la­rı bir­bir­le­ri­nin çı­kar­la­rı­na si­ya­si, ide­olo­jik ve eko­no­mik bağ­lar­la bağ­lı, ru­hi şe­kil­len­me­le­ri bir­bir­le­ri­ne çok ya­kın in­san top­lu­luk­la­rı­na sı­nıf di­yo­ruz. Ör­ne­ğin, top­lum­sal üre­tim araç­la­rı­nın sa­hi­bi ve üc­ret­li eme­ğin kul­la­nı­cı­sı olan çağ­daş ka­pi­ta­list­le­re bur­ju­va­zi ya da bur­ju­va sı­nı­fı di­yo­ruz. Ya­şa­mak için iş güç­le­rin­den baş­ka sa­ta­cak şey­le­ri ol­ma­yan çağ­daş üc­ret­li iş­çi­le­re de pro­le­ter­ler, bun­la­rın oluş­tur­du­ğu sı­nı­fa da pro­le­tar­ya ya da iş­çi sı­nı­fı di­yo­ruz. İş­te bu iki sı­nıf ara­sın­da­ki mü­ca­de­le, ça­ğı­mız­da­ki bü­tün top­lum­sal mü­ca­de­le­le­rin odak nok­ta­sı­nı oluş­tu­rur.

Sı­nıf­lar, il­kel ko­mü­nal top­lu­mun son dö­nem­le­rin­de, üre­tim güç­le­ri­nin ge­liş­me­si so­nu­cu or­ta­ya çık­mış­tır. Üre­tim güç­le­ri­nin ge­liş­me­si, ko­mü­nal üre­tim iliş­ki­le­ri­ni zor­la­mış ve ye­ni bir üre­tim bi­çi­mi­ni zo­run­lu kıl­mış­tır.

Sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni de şöy­le an­la­ta­bi­li­riz:
Üre­tim güç­le­riy­le, üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin top­lum­sal ala­na yan­sı­ma­sı, ken­di­ni sı­nıf mü­ca­de­le­si bi­çi­min­de gös­te­rir. Ör­ne­ğin ka­pi­ta­list top­lu­mun te­mel çe­liş­me­si emek ile ser­ma­ye ara­sın­da­ki çe­liş­me­dir. Bu çe­liş­me, üre­tim sü­re­cin­de, üre­ti­min top­lum­sal ni­te­li­ği ile üre­tim araç­la­rı­nın ka­pi­ta­list özel mül­ki­ye­ti ara­sın­da­ki çe­liş­me bi­çi­min­de gö­rü­nür. Bu da top­lum­sal pla­na, ka­pi­ta­list top­lu­mun iki ana sı­nıf olan, bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki sı­nıf çe­liş­me­si ola­rak yan­sır. Bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me uz­laş­maz ni­te­lik­te­dir ve er ya da geç, şid­det yo­luy­la çö­zü­le­cek­tir.

Sı­nıf mü­ca­de­le­si, sı­nıf­la­rın ni­cel ve ni­tel du­rum­la­rı­na gö­re, de­ği­şik za­man ve ko­şul­lar­da, de­ği­şen tak­tik amaç­lar ta­şır. Fa­kat, her sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin te­mel he­de­fi, si­ya­sal ik­ti­da­rı ele ge­çir­mek ve ya­şa­mı ken­di sı­nıf çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da de­ğiş­tir­mek­tir. Sı­nıf mü­ca­de­le­si baş­lı­ca üç alan­da, bir­bir­le­ri­ne sı­kı sı­kı­ya bağ­lı ola­rak, ara­lık­sız, hiç dur­ma­dan sü­rer. Eko­no­mik, si­ya­sal ve ide­olo­jik alan­lar­da sür­dü­rü­len bu mü­ca­de­le, sı­nıf­sız top­lu­ma ula­şın­ca­ya dek dur­maz. Sos­ya­list top­lum­da da sı­nıf­lar var­dır, sı­nıf mü­ca­de­le­si var­dır. Sı­nıf mü­ca­de­le­si sı­nıf­sız top­lum­da yok­tur. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ni­hai ama­cı, sı­nıf fark­lı­lık­la­rı­nı or­ta­dan kal­dır­mak de­ğil, bu fark­lı­lık­la­rın te­mel kay­na­ğı olan sı­nıf­la­rı or­ta­dan kal­dır­mak­tır.

Sı­nıf­lı top­lum­lar­da top­lum­sal dev­rim­ler ka­çı­nıl­maz­dır…

Siz Mark­sist-Le­ni­nist mi­si­niz?

Yö­ne­liş ola­rak evet… se­çiş ola­rak evet… fa­kat he­nüz tam an­la­mıy­la de­ği­lim… ol­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum. Ek­sik­le­rim, yet­mez­lik­le­rim var­dır. Ben pro­le­tar­ya dev­ri­mi­nin ge­rek­li­li­ği­ne ina­nan, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ide­olo­ji­si­ni ve te­ori­si­ni kav­ra­ma­ya ça­lı­şan, bu uğur­da yo­ğun bir ça­ba har­ca­yan bir dev­rim­ci­yim. “Ben Mark­sist-Le­ni­nis­tim” de­mek­le kim­se Mark­sist-Le­ni­nist ola­maz. Bir in­sa­nın Mark­sist-Le­ni­nist ol­du­ğu­nu, ya da ol­ma­dı­ğı­nı pra­ti­ği be­lir­ler. De­rin ek­sik­le­rim ve za­af­la­rım var­dır. Mark­sizm-Le­ni­nizm bi­li­mi­ni kav­ra­yış dü­ze­yim he­nüz ye­ter­li de­ğil­dir… Kök­lü bi­çim­de öğ­re­ne­bil­mem için, özüm­le­ye­bil­mem için, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci mü­ca­de­le­si için­de uzun bir sü­re yoğ­rul­mam ge­rek­li­dir. Her ne ka­dar ce­za­ev­le­rin­de dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­ye ça­lı­şı­yor­sam da bu ye­ter­li de­ğil­dir. Ben, Se­li­mi­ye’de ken­di ger­çe­ği­nin far­kı­na var­mış bir ada­mım; al­tı yıl­dır ce­za­evin­de­yim; mü­ca­de­le pra­ti­ğim çok sı­nır­lı­dır. Bu ko­nu­da da­ha çok gen­cim ve çı­ra­ğım. Evet bir çı­rak. Ken­di­ni ya­nıl­maz Mark­sist-Le­ni­nist­ler ola­rak su­nan ve ah­kam ke­sen, yan­lış si­ya­set­le­riy­le dev­rim­ci bi­ri­kim­le­ri çar­çur eden, bir yı­ğın genç in­sa­nın ölü­mü­ne, bir yı­ğın genç in­sa­nın ge­rek­siz acı­la­ra bo­ğul­ma­la­rı­na ne­den olan kü­çük bur­ju­va dev­rim­ci­le­ri­nin, dev­rim­ci­ler ara­sı­na düş­man­lık duy­gu­la­rı ya­yan “sol” opor­tü­nist­le­rin, kü­çük ay­rı­lık­la­rı abar­tan, bir bar­dak su­da fır­tı­na­lar ko­par­tan, kü­çük bur­ju­va mil­li­yet­çi ve dar­be­ci gö­rüş­le­ri Mark­sizm-Le­ni­nizm ola­rak su­nan­la­rın, ken­di­le­rin­den baş­ka Mark­sizm-Le­ni­nizm ta­nı­ma­yan, fa­kat sık sık gö­rüş de­ğiş­tir­dik­le­ri hal­de Mark­sizm-Le­ni­niz­mi ken­di­le­rin­den baş­ka­la­rı­na uy­gun gör­me­yen­le­rin, Mark­sizm-Le­ni­niz­me say­gı­lı ol­ma­la­rı ge­re­kir. Ama on­la­rın sı­nıf ka­rak­ter­le­ri böy­le­si­ne dü­rüst bir tu­tu­ma en­gel­dir.

Pe­ki Mark­sizm-Le­ni­niz­mi kav­ra­ma­da he­nüz tam an­la­mıy­la ye­ter­li ol­ma­dı­ğı­nı­zı söy­le­me­niz­le, ba­zı ko­nu­lar­da açık­la­ma yap­ma­nız, öne­ri­ler­de bu­lun­ma­nız, hat­ta ke­sin eleş­ti­ri­ler ge­tir­me­niz çe­liş­mi­yor mu?

Ke­sin­lik­le çe­liş­mez. Ben, doğ­ru­lu­ğu ha­yat ta­ra­fın­dan ka­nıt­lan­mış, dün­ya dev­rim­ci ha­re­ke­ti­nin acı de­ne­yim­le­riy­le ka­za­nıl­mış ders­ler­den çı­kar­dı­ğım so­nuç­la­rı an­la­tı­yo­rum ve an­lat­tık­la­rım, öne­ri­le­rim yüz­de dok­san doğ­ru­dur. Ko­nuş­ma ko­şul­la­rıy­la sı­nır­lı ol­du­ğu­muz için, bi­raz ek­sik ola­bi­lir. Ken­di etim­le ke­mi­ğim­le acı­sı­nı duy­du­ğum ba­zı olum­suz­luk­lar da ö­ğret­men ol­muş­tur ba­na.

Ay­rı­ca, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi iyi­ce öğ­ren­dik­ten son­ra ko­nu­şa­yım, iyi­ce öğ­ren­dik­ten son­ra mü­ca­de­le­ye gir­me­li­yim, de­mek yan­lış­tır. Mao, bir ya­zı­sın­da, dev­rim yap­ma­ya baş­la­dık­la­rın­da kar­şı­laş­tık­la­rı şe­yin Mark­sizm-Le­ni­nizm de­ğil, opor­tü­nizm ol­du­ğu­nu, genç­li­ğin­de Ko­mü­nist Ma­ni­fes­to’yu bi­le oku­ma­mış ol­du­ğu­nu söy­ler. Yi­ne bir ya­zı­sın­da, Ko­mü­nist Par­ti­si’ne ka­tıl­dı­ğın­da, dev­rim ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni bil­di­ği­ni, ama ne­ye kar­şı, na­sıl ya­pı­la­ca­ğı­nı kav­ra­ya­ma­dı­ğını be­lir­tir. Em­per­ya­liz­me ve es­ki top­lu­ma kar­şı ha­re­ke­te ge­çil­miş­tir. Fa­kat “Em­per­ya­liz­min ne me­nem bir şey ol­du­ğu­nu pek kav­ra­ya­mı­yor­dum, ona kar­şı na­sıl dev­rim ya­pa­bi­le­ce­ği­mi­zi ise, da­ha az kav­rı­yor­dum” di­ye­rek, mü­ca­de­le­nin baş­la­rın­da için­de bu­lun­duk­la­rı du­ru­ma, bü­tün dev­rim­ci­ler­de ol­ma­sı ge­re­ken al­çak­gö­nül­lü­lük­le açık­lık ge­ti­rir.

Le­nin, akıl­lı adam hiç ha­ta yap­ma­yan adam de­ğil, ha­ta­la­rı­nı kav­ra­yan ve ha­ta­la­rın­dan ders­ler çı­kar­tan adam­dır, bi­çi­min­de bir söz eder. Za­ten biz­zat mü­ca­de­le­ye ka­tıl­ma­dan Mark­sizm-Le­ni­nizm öğ­ren­mek müm­kün de­ğil­dir. Mark­sizm-Le­ni­nizm, tam an­la­mıy­la, an­cak mü­ca­de­le için­de öğ­re­ni­le­bi­lir. Bil­di­ği­miz ka­da­rıy­la ko­nu­şu­ruz, bil­di­ği­miz ka­da­rıy­la mü­ca­de­le­ye ka­tı­lı­rız, ha­ta pa­yı­mı­zın ola­ca­ğı­nı akıl­dan çı­kart­ma­dan, bu sü­reç için­de ek­sik­lik­le­ri­mi­zi ve yan­lış­lık­la­rı­mı­zı öğ­re­nir, dü­zel­tir ve ge­li­şi­riz. Dev­ri­min önün­de­ki en­gel­le­ri kal­dır­ma, on­la­rı yen­me mü­ca­de­le­si için­de, ek­sik­lik­le­ri­miz ve yet­mez­lik­le­ri­miz­le kar­şı­laş­tık­ça, bu ek­sik­lik ve yet­mez­lik­le­rin te­orik ve ide­olo­jik kök­le­ri­ni araş­tı­rı­rız ve has­ta­lık­la­rı­mı­zı gi­der­me­nin yol­la­rı­nı bu­lu­ruz; bu­la­maz­sak çiğ­ne­nir, ezi­lir gi­de­riz.

Dü­şün­ce­le­ri­mi açık­la­mak, ay­nı za­man­da eleş­ti­ri­ye açık tut­mak de­mek­tir. Der­di­ni söy­le­me­yen der­man bu­la­maz, der­ler. Dü­şün­ce­ler­de­ki yan­lış­lık ve ek­sik­lik­le­rin gi­de­ri­le­bil­me­si­nin ilk ko­şu­lu, dü­şün­ce­le­ri açık­la­mak­tır.
Marx’ın, Le­nin’in, Mao’nun hiç ek­sik­lik­le­ri yok muy­du? Var­dı. Yok de­mek di­ya­lek­ti­ğe ay­kı­rı olur. Marx bi­le baş­lan­gıç­ta Mark­sist de­ğil­di, bir ide­alist­ti. Mao, bir ya­zı­sın­da, han­gi ya­zı ol­du­ğu­nu tam anım­sa­mı­yo­rum, geç­miş­te an­ti Mark­sist gö­rüş­ler ta­şı­dı­ğı­nı söy­ler. İn­san ge­li­şen ve de­ği­şen dü­şün­ce sü­re­ci­nin ta­şı­yı­cı­sı­dır, el­bet­te ha­ta­la­rı ve ek­sik­lik­le­ri ola­cak­tır. Mü­kem­mel in­san yok­tur, ola­maz da. Her za­man, için­de bu­lun­du­ğu­muz ko­şul­la­ra bağ­lı za­af­la­rı­mız ola­cak­tır. Her za­man za­af­la­rı­mız­la mü­ca­de­le ede­cek ve on­lar­la iç içe ola­ca­ğız. Önem­li olan, sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni bir an bi­le ol­sa dur­dur­ma­mak­tır. Za­af­lar an­cak böy­le ye­ni­lir, ye­ni sü­reç için­de ye­ni za­af­lar or­ta­ya çı­kar; on­lar da mü­ca­de­le için­de ye­ni­lir, ye­ni­le­ri çı­kar ve mü­ca­de­le böy­le­ce sü­rer gi­der.

Mao, Sta­lin’den söz eder­ken, O’nun bü­yük bir Mark­sist-Le­ni­nist ol­du­ğu­nu söy­ler; fa­kat ha­ta­lı yan­la­rı­nı eleş­tir­mek­ten de ge­ri kal­maz. Hat­ta, ba­şa­rı­la­rı ve ha­ta­la­rı­nı öl­çü­ye vu­rur­ken, ba­şa­rı­la­rı­nın yüz­de yet­miş, ha­ta­la­rı­nın da yüz­de otuz ol­du­ğu­nu söy­ler. Böy­le bir yak­la­şım tar­tı­şı­la­bi­lir bel­ki, yal­nız, ha­ta­la­rı­nı ta­ri­hi zo­run­lu­luk­la­rı da he­sa­ba ka­ta­rak ele alır. Ve bir kı­sım ha­ta­la­rın ta­ri­hi ola­rak ka­çı­nıl­maz­lı­ğı bi­çi­min­de bir ifa­de kul­la­nır. Ha­ta­lar­dan mut­lak ola­rak ka­çı­nı­la­bi­lir mi? Bir­çok ha­ta­dan ka­çı­nı­la­bi­lir, en aza in­di­ri­le­bi­lir, fa­kat öy­le ta­ri­hi ko­şul­lar var­dır ki, ba­zı ha­ta­la­rı da ka­çı­nıl­maz ya­par. Ha­ta­lar­dan bir bü­tün ola­rak, mut­lak bir bi­çim­de ka­çı­nı­la­bi­le­ce­ği­ni söy­le­mek an­ti di­ya­lek­tik bir gö­rüş­tür.

Şim­di ben dü­şü­nü­yo­rum:
Dev­rim us­ta­la­rı­nın te­ori ve pra­tik­le­ri uzun bir sü­re­ci içe­ri­yor. Bu sü­reç için­de yan­lış­lar var­dır, doğ­ru­lar var­dır. Ör­ne­ğin, Sta­lin’i oku­yo­ruz. Ve ba­zı ko­nu­lar­da, gö­rüş­le­ri­mi­zi ha­ya­ta ge­çir­me­ye ça­ba­lar­ken, ba­zı çe­liş­me­le­ri çöz­me­ye gi­ri­şir­ken, Sta­lin’i ör­nek alı­yo­ruz. Aca­ba, ken­di pra­ti­ği­mi­ze Sta­lin’in yüz­de yet­miş ba­şa­rı­sın­dan, yüz­de otuz yan­lı­şın­dan yan­sı­yan­lar ne­dir? Ya­ni dü­şün­ce­le­ri­mi­zin ve pra­ti­ği­mi­zin yüz­de ka­çı dev­rim us­ta­la­rı­nın doğ­ru­la­rı­na ve yüz­de ka­çı da yan­lış­la­rı­na te­ka­bül edi­yor?

Te­mel il­ke­ler­den bi­ri, dün­ya dev­rim­ci pra­ti­ği­nin ders­le­ri­ni, so­mut ta­ri­hi ko­şul­lar için­de de­ğer­len­dir­mek ve ken­di ül­ke­mi­zin ya­şa­yan pra­ti­ği­ne uy­gu­lar­ken eleş­ti­ri süz­ge­cin­den ge­çir­mek­tir. İş­te bu­nu ba­şa­ra­bil­di­ği­miz za­man, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi ya­ra­tı­cı bi­çim­de ha­ya­ta ge­çir­me­yi ba­şar­dı­ğı­mız za­man dev­ri­min yo­lu­nu aç­mış ola­ca­ğız. So­run bu­dur.

Dev­rim­ci mü­ca­de­le için­de bir ye­ri­niz ol­du­ğu bir ger­çek­tir. Ken­di­ni­zi na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ba­zı si­ya­si akım­la­ra gö­re ben dev­rim­ci bi­le de­ği­lim, ba­zı si­ya­si akım­la­ra gö­re ben “kar­şı dev­rim”e hiz­met edi­yo­rum, ba­zı akım­la­ra gö­re de “re­viz­yo­nist, opor­tü­nist vs.”yim. Ba­zı akım­la­ra gö­re de, ken­di­ni bir şey zan­ne­den, as­lın­da ise “kli­nik” bir ola­yım…

Bir in­sa­nın ne olup ol­ma­dı­ğı­nı pra­ti­ği be­lir­ler. İt ürür, ker­van yü­rür!

Ge­rek­siz al­çak­gö­nül­lü­lü­ğe düş­me­ye­lim. Nes­nel bir ger­çek, iş­çi, köy­lü, öğ­ren­ci, me­mur, ça­lı­şan mil­yon­lar­ca in­sanın, ka­dı­nı er­ke­ğiy­le bir­lik­te, be­nim ki­şi­li­ğim­de adı­nı açık­ca koy­ma­mış bi­le ol­sa­lar, ön­cü­ler­de ol­ma­sı ge­re­ken ni­te­lik­le­ri ben­de gör­müş ol­ma­la­rı­dır. Be­nim ki­şi­li­ğim­de bir şey­le­re ina­nı­yor­lar. Dev­rim is­te­yen bü­tün güç­le­rin, fa­şist­le­rin, re­viz­yo­nist­le­rin, re­for­mist­le­rin, or­ta­yol­cu­la­rın ve ken­di­le­ri­ne “pro­le­ter dev­rim­ci” di­yen ba­zı has­ta­lık­lı un­sur­la­rın ört­bas et­me­ye ça­lış­tık­la­rı bu ger­çe­ği gör­me­le­ri ve kav­ra­ma­la­rı ge­re­kir. Bu ko­nu­da özel­lik­le pro­le­ter dev­rim­ci güç­le­rin, sı­nıf bi­lin­ci­ne var­mış iş­çi­le­rin ve yok­sul köy­lü­le­rin, dev­rim­ci genç­li­ğin, yurt­se­ver de­mok­rat bü­tün un­sur­la­rın, için­de bu­lun­du­ğum ge­ri­ci fa­şist, re­viz­yo­nist ve opor­tü­nist ku­şat­ma zin­ci­ri­ni de göz önün­de bu­lun­du­ra­rak, ba­na yar­dım­cı ol­ma­la­rı, hak­sız sal­dı­rı­lar kar­şı­sın­da ba­na sa­hip çık­ma­la­rı, be­ni sa­vun­ma­la­rı ve ge­rek­li eleş­ti­ri­le­ri dost­ça yap­ma­la­rı on­la­rın da ta­ri­hi so­rum­lu­luk­la­rı ve ödev­le­ri­dir. Be­ni za­yıf­lat­mak, yıp­rat­mak dev­ri­me hiz­met et­mez.

Bu­gün ba­na du­yu­lan ya­kın­lı­ğın ve bağ­lı­lı­ğın içe­ri­ği, bü­tün un­sur­la­rı kap­sa­ya­cak bi­çim­de, tam an­la­mıy­la dev­rim­ci ol­ma­ya­bi­lir, de­ğil­dir de; fa­kat bu içe­rik ezi­len hal­kı­mı­zın özel­lik­le­ri­ni ta­şır, en azın­dan dev­rim­ci­leş­ti­ril­me­ye ha­zır bir içe­rik­tir; dev­rim­ci­leş­ti­ril­me­ye ve ge­liş­ti­ril­me­ye en uy­gun bir içe­rik­tir. İş­te bu ne­den­ler­den ötü­rü, ken­di­mi, ba­na ya­kın­lık du­yan mil­yon­la­rın ko­nu­mu­nu da he­sa­ba ka­ta­rak arın­dır­ma­ya ve ye­ni­den in­şa et­me­ye ça­ba­lı­yo­rum.

Le­nin’in bir sö­zü var, di­yor ki: “Ya bur­ju­va ide­olo­ji­si ya da sos­ya­list ide­olo­ji. Or­ta yol yok­tur. Bu yüz­den, sos­ya­list ide­olo­ji­yi her­han­gi bir bi­çim­de kü­çüm­se­mek, en ufak bir bi­çim­de on­dan ay­rıl­mak bur­ju­va ide­olo­ji­si­ni güç­len­dir­mek de­mek­tir.”

Be­nim kor­ku­la­rı­mın ve kay­gı­la­rı­mın kay­na­ğı bu­dur. Tu­tu­mum ve dav­ra­nış­la­rım­la bi­lim­sel sos­ya­liz­min il­ke­le­ri­ne ters düş­me­mek için çır­pı­nı­yo­rum. Bu ne­den­le, iç mü­ca­de­le­mi, dış mü­ca­de­le­den ko­par­ma­dan te­mel alı­yo­rum…

Güney Der­gi­si’nin bir mu­ha­bi­ri ile Yıl­maz Güney ara­sın­da Kay­se­ri ce­za­evin­de ya­pı­lan bu mü­la­kat, GÜ­NEY’in 6, 7, 8 ve 9. sa­yı­la­rın­da (1978 Ha­zi­ran-Tem­muz-Ağus­tos-Ey­lül ay­la­rın­da) ya­yın­lan­dı.