AYDINLAR, MAVİ DEMOKRASİ VE DEVRİM

“Her dö­nem­de, ha­kim dü­şün­ce­ler ha­kim sı­nı­fın dü­şün­ce­le­ri­dir. Baş­ka bir de­yiş­le, top­lu­mun mad­di ha­kim gü­cü olan sı­nıf ay­nı za­man­da top­lu­mun ha­kim dü­şün­sel gü­cü­dür. Mad­di üre­tim araç­la­rı­nı elin­de tu­tan sı­nıf ay­nı za­man­da zi­hin­sel üre­tim araç­la­rı­nın de­ne­ti­mi­ni de elin­de tu­tar. Do­la­yı­sıy­la, zihin­sel üre­tim araç­la­rın­dan yok­sun olan­la­rın dü­şün­ce­le­ri ge­nel­lik­le ha­kim sı­nı­fa ba­ğım­lı­dır. Ha­kim dü­şün­ce­ler, ha­kim du­rum­da bu­lu­nan mad­di iliş­ki­le­rin ek­sik­siz bir yan­sı­ma­sı­dır.”

MARKS-EN­GELS

HK’nın 136. sa­yı­sın­da, “Ay­dın­la­rın Ye­ri, İş­çi­le­rin, Emek­çi Hal­kın, De­mok­ra­si Mü­ca­de­le­si­nin Saf­la­rı­dır” baş­lık­lı, ge­nel an­lam­da yü­zey­sel doğ­ru­la­rı içe­ren, ay­nı za­man­da HK’nın ide­olo­jik ve te­orik sığ­lı­ğı­nı, so­run­la­rı na­sıl da so­rum­suz­ca, ge­çiş­tir­mek için ele al­dı­ğı­nı gös­te­ren bir ya­zı ya­yın­lan­dı. HK’nın ken­di­si, iş­çi­le­rin, emek­çi hal­kın ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­nin saf­la­rın­da he­nüz ye­ri­ni tam ola­rak be­lir­le­ye­me­miş­ken, “Doğ­ru­la­rı bu­la­ma­mış, hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ye­te­rin­ce va­ra­ma­mış olan bir de­mok­rat, ile­ri­ci, yurt­se­ver ay­dın”a, “yıl­lar­dır sa­vun­duk­la­rı ide­olo­ji­le­re uy­gun dav­ra­nış”ta bu­lun­ma­la­rı ko­nu­sun­da “uya­rı­da” bu­lu­nu­yor. “Doğ­ru­la­rı bu­la­ma­mış” ve “hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ye­te­rin­ce va­ra­ma­mış”la­ra yol gös­te­re­bil­me­nin bi­rin­ci ko­şu­lu, doğ­ru­la­rı bul­muş ol­ma­yı, hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ger­çek­ten var­ma­yı, bu bi­lin­cin na­sıl, han­gi yön­tem ve kad­ro­lar­la kit­le­le­re ulaş­tı­rıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sap­ta­ma­yı, pra­tik için­de gü­ve­ni­lir ol­ma­yı ka­nıt­la­ma­yı, kı­sa­ca­sı ön­der­li­ğin ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­yi em­re­der. Oy­sa, da­ha HK’nın ken­di­si, pra­ti­ği­nin açık­ça be­lir­le­di­ği gi­bi, he­nüz “doğ­ru­la­rı bu­la­ma­mış… hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ye­te­rin­ce va­ra­ma­mış”tır. De­mok­ra­si mü­ca­de­le­si ile sos­ya­lizm mü­ca­de­le­si ara­sın­da­ki di­ya­lek­tik iliş­ki­yi kav­ra­ya­ma­mış­tır. Çe­liş­me­ler ya­sa­sı­nı özüm­le­ye­me­miş­tir; halk için­de­ki çe­liş­me­ler­le, düş­man­lar­la halk ara­sın­da­ki çe­liş­me­le­ri sü­rek­li bir bi­çim­de ka­rış­tır­mak­ta­dır. Yer­li ge­ri­ci­li­ğin iç çe­liş­me­le­ri di­ye bir me­se­le­le­ri yok­tur.

On­lar “tek doğ­ru” ol­duk­la­rı­nı ka­nıt­la­mak için çır­pın­mak­ta­dır­lar. Eleş­ti­ri­ye da­ya­nak­sız­dır­lar. Bu an­lam­da on­lar, halk saf­la­rın­da de­mok­ra­si an­la­yı­şı­na bi­le kar­şı­dır­lar. On­lar, öy­le bir “ön­der­lik”tir­ler ki, si­ya­si tes­bit­le­riy­le bu­gün var­dık­la­rı çiz­gi “hi­zip” di­ye saf­la­rın­dan at­tık­la­rı “Dev­rim­ci Pro­le­tar­ya”nın çiz­gi­si­dir.

On­la­rın kav­ra­dık­la­rı tek şey, “yağ­ma­san da gür­le” bur­ju­va man­tı­ğı­dır. Bu ne­den­le on­lar, yağ­ma­yı de­ğil “gür­le­me­yi” te­mel mü­ca­de­le yön­tem­le­ri ha­li­ne ge­tir­miş­ler­dir. 136. sa­yı­la­rı­na ka­dar, ay­dın­lar ko­nu­sun­da di­şe do­ku­nur bir şey yaz­ma­mış­ken, ay­dın­la­rı akıl­la­rı­na bi­le ge­tir­me­miş­ken, bu ko­nu­da da “gür­le­mek” ge­re­ği­ni şu sı­ra­lar duy­ma­la­rı­nın ne­de­ni­ni biz çok iyi an­lı­yo­ruz. Çün­kü “Her kü­çük­ bur­ju­va­­nın te­mel özel­li­ği ken­di­si­nin ‘bir tek’ ‘eş­siz’ ol­du­ğu­na inan­ma­sı­dır. Bu yüz­den o, her me­ra­sim­de bu­lu­nur: Bü­tün dü­ğün­ler­de ni­şan­lı, bü­tün göm­me­ler­de ölü olan odur.”(47) Bu an­la­yış­tır ki, her­han­gi bir so­run­dan, ad ola­rak söz et­mek bi­le onun için “ön­der­lik” gö­rev­le­ri­nin ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­dir; “pa­tent” ona ait­tir.

HK, “doğ­ru­la­rı bu­la­ma­mış” “hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ye­te­rin­ce va­ra­ma­mış” ay­dın­la­rın, “yıl­lar­dır sa­vun­duk­la­rı ide­al­le­re” ters düşme­me­le­ri­ni is­ter­ken, ma­ter­ya­liz­mi bir tür­lü kav­ra­ya­ma­dı­ğı­nı, ide­aliz­min ba­tak­lı­ğın­da çır­pın­dı­ğı­nı bir kez da­ha açık­ça gös­te­ri­yor. Bu na­sıl bir ide­al­dir ki, doğ­ru­la­rı bu­la­ma­mış ve üs­te­lik hal­kın çı­kar­la­rı­nın bi­lin­ci­ne ye­te­rin­ce va­ra­ma­mış ay­dın­lar­ca sa­vu­nul­mak­ta­dır ve HK bu ide­al­le­re ters dü­şül­me­me­si­ni is­te­mek­te­dir. Bir ide­al, doğ­ru bir dün­ya gö­rü­şün­den kay­nak­lan­mı­yor­sa, doğ­ru bir si­ya­set ve ide­olo­ji te­me­li­ne da­yan­mı­yor­sa, top­lum­sal da­ya­na­ğı­nı, ge­li­şen ve ta­ri­hi ola­rak dev­rim­ci sı­nıf­lar oluş­tur­mu­yor­sa, biz bu ide­ali kim adı­na ve na­sıl sa­vu­nu­ruz? Bi­zim ya­pa­ca­ğı­mız şey, bu ide­alin bir bü­tün ha­lin­de sa­vu­nul­ma­sı­nı is­te­mek de­ğil, bu ide­alin, fel­se­fi ve sı­nıf­sal ni­te­li­ği­ni ve bu­na bağ­lı ola­rak tu­tar­sız­lı­ğı­nı ve yan­lış­lı­ğı­nı or­ta­ya koy­mak­tır. Bu ide­al­le­re sa­hip ay­dın­la­ra, için­de bu­lun­duk­la­rı çık­ma­zı kav­rat­mak için doğ­ru bir yön­tem­le ve doğ­ru si­ya­si ide­olo­jik ön­der­lik­le mü­ca­de­le et­mek ge­re­kir. Açık­tır ki, HK’nın sö­zü­nü et­ti­ği ay­dın­lar, bur­ju­va ve küçük burjuva ay­dın­la­rı­dır. HK, sö­zü­nü et­ti­ği ay­dın­la­rın ide­al­le­ri­ni on­la­rın ide­olo­jik ve sı­nıf­sal te­mel­le­rin­den ko­par­mak­ta­dır. Sı­nıf yak­la­şı­mı­nı ve dev­rim­ci so­rum­lu­luk­la­rı bir kı­yı­ya iten HK, ay­dın­la­ra ses­le­nir­ken, “gür­le­me” sev­da­sı­na ka­pıl­dı­ğı için yü­zey­sel kal­dı­ğı­nın, bur­ju­va ve küçük burjuva ide­al­le­re bel bağ­la­dı­ğı­nın far­kın­da de­ğil­dir. HK için, ay­dın­lar ve ay­dın­la­rın dev­rim­de­ki olum­lu ve olum­suz ro­lü, dev­rim saf­la­rı­na ta­şı­ya­bi­le­cek­le­ri za­af­lar ve ya­rar­lar ber­rak de­ğil­dir. HK’nın ka­fa­sın­da “yurt­se­ver ay­dın”, “yurt­se­ver de­mok­rat ay­dın” kav­ram­la­rı bi­le ber­rak de­ğil­dir. On­lar, bur­ju­va, küçük burjuva, yurt­se­ver de­mok­rat ve pro­le­tar­ya­nın ay­dın­la­rı ara­sın­da­ki te­mel ay­rım­lar­dan da ha­ber­siz­dir­ler.

HK’ye gö­re, sö­zü­nü et­ti­ği “ki­şi­le­rin hep­si de fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me kar­şı olan ki­şi­ler­dir.” Fa­kat on­lar, “CHP mi? MC mi?” so­ru­su­na doğ­ru ce­vap ver­me­dik­le­ri ve bu iki­le­min dı­şın­da baş­ka çö­züm­le­rin de va­rol­du­ğu bi­lin­ci­ne va­ra­ma­dık­la­rı için şaş­kın­dır­lar. Ece­vit hü­rü­me­ti­nin al­dı­ğı ge­ri­ci ve fa­şiz­me hiz­met eden ted­bir­ler kar­şı­sın­da sus­kun­luk­la­rı, “anar­şi” ve “anar­şi­ye kar­şı ted­bir­ler” ko­nu­sun­da­ki tu­tar­sız ta­vır­la­rı an­la­tı­lır­ken, bu tu­tar­sız­lık­la­rın kay­na­ğı hak­kın­da HK’nın ken­di­si sus­kun kal­mak­ta­dır. HK ya­zar­la­rı, yurt­se­ver de­mok­rat ay­dın ol­ma­nın te­mel öl­çüt­le­rin­den bi­ri­nin de, ezi­len ve ulu­sal bas­kı al­tın­da tu­tu­lan ulus­lar ve halk­la­rın mü­ca­de­le­si kar­şı­sın­da­ki ta­vır ol­du­ğu­nu gör­mez­lik­ten ge­li­yor­lar. On­lar em­per­ya­lizm­den, sos­yal em­per­ya­lizm­den, İMF’den, “anar­şi”den, “top­lum­sal anlaş­ma”dan, “DGM ve ih­ti­sas mah­ke­me­le­ri”nden bol bol söz edi­yor­lar. Gel­gele­lim, yurt­se­ver de­mok­rat ay­dın­la­rın ulu­sal so­run kar­şı­sın­da al­ma­sı ge­re­ken ta­vır ko­nu­sun­da su­su­yor­lar. Bu ko­nu­da, biz­den ön­ce dü­şün­ce­le­ri­ni açık­la­mış olan Dev­rim­ci Hal­kın Bir­li­ği ya­zar­la­rı­nın gö­rüş­le­ri­ni ay­nen ak­tar­mak­la ye­ti­ni­yo­ruz:

“İş­çi sı­nı­fı­nın ve emek­çi kit­le­le­rin em­per­ya­list­le­re ve on­la­rın uşak­la­rı­na kar­şı sür­dür­dü­ğü dev­rim­ci-de­mok­ra­tik mü­ca­de­le­yi var­gü­cüy­le des­tek­le­me­yen­ler, ter­si­ne on­la­ra çel­me tak­ma­ya ça­lı­şan­lar, em­per­ya­list­le­rin yur­du­mu­zu yağ­ma­la­ma­sı­na ve hal­kı­mı­zı sö­mür­me­si­ne kar­şı, komp­ra­dor bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın sı­nıf­sal sö­mü­rü ve zul­mü­ne kar­şı var­gü­cüy­le mü­ca­de­le et­me­yen­ler, ak­si­ne bu mü­ca­de­ley­e se­yir­ci ka­lan­lar, Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın Kürt ulu­su üze­rin­de uy­gu­la­dı­ğı zor­la özüm­le­me, sin­dir­me ve soy­kı­rım si­ya­se­ti­ne kar­şı var­gü­cüy­le mü­ca­de­le et­me­yen­ler, ter­si­ne gi­de­rek göz­le­ri­ni ka­pa­tıp ku­lak­la­rı­nı tı­ka­yan­lar, tu­tar­lı de­mok­rat ola­maz­lar ve gi­de­rek de­mok­rat ol­mak­tan da çı­ka­rak ha­kim sınf­la­rın söz­cü­sü du­ru­mu­na dü­şer­ler.”(48)

Dev­rim­ci Hal­kın Bir­li­ği 47. sa­yı­sın­da, “De­mok­rat Ay­dın­lar Han­gi Saf­ta Yer Al­ma­lı­lar?” ya­zı­sın­da, bu so­ru­na da­ha kök­lü yak­laş­mak­ta­dır. HK ya­zar­la­rı ve ta­raf­tar­la­rı, bu ya­zı­yı, en azın­dan ken­di ya­zı­la­rıy­la kar­şı­laş­tır­mak ama­cıy­la bi­le ol­sa mut­la­ka oku­ma­lı­dır­lar.

HK, ko­ca bir say­fa­yı, ay­dın­la­rın CHP ve uy­gu­la­ma­la­rı kar­şı­sın­da sus­kun ve tes­li­mi­yet­çi ta­vır­la­rı­nı eleş­tir­mek için ayır­mış­ken, sö­zü­nü et­ti­ği ay­dın­la­rın tu­tum­la­rı­na kay­nak­lık eden te­mel ne­den­ler, sı­nıf­sal, si­ya­sal ve ide­olo­jik kök­le­ri hak­kın­da, tek söz et­mi­yor. Yal­nız­ca ya­kı­nı­yor­lar… Ay­dın­la­rı, iş­çi­le­rin, emek­çi hal­kın ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­nin saf­la­rı­na ça­ğır­ma­yı amaç­la­yan bir ya­zı, ön­ce­lik­le, ay­dın­la­ra için­de bu­lun­duk­la­rı çık­ma­zın sı­nıf­sal, te­orik ve fel­se­fi ne­den­le­ri­ni kav­rat­ma­lı, eleş­tir­mek­le ye­tin­me­me­li, ay­nı za­man­da öne­ri­si­ni de be­ra­be­rin­de sun­ma­lı­dır. İş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin dev­rim saf­la­rı­na ka­za­nıl­ma­sı da­ha ko­lay­dır. Ay­dın­la­rın ka­za­nıl­ma­sı da­ha zor­dur. Fa­kat bu zor­lu­ğun ye­nil­me­si, ay­dın­la­rın ger­çek­ten pro­le­ter dev­rim­ci saf­la­ra ka­za­nıl­ma­sı, dev­ri­min hı­zın­da ta­yin edi­ci bir yük­se­li­şe ne­den olur. Çün­kü dev­ri­min ger­çek an­lam­da pro­le­ter ay­dın­la­ra ih­ti­ya­cı var­dır. HK’nın ama­cı, ay­dın­la­rın, ba­ğım­sız­lık, de­mok­ra­si ve sos­ya­lizm mü­ca­de­le­si­nin saf­la­rı­na ka­za­nıl­ma­sı de­ğil, HK “ön­der­li­ği”nin he­ge­mon­ya­sı­na tes­li­mi­yet­le­ri­dir ki, bu da bir ha­yal­dir…

HK ay­dın­la­ra di­yor ki:
“Bu dü­zen on­la­rın dü­ze­ni­dir. Ve bu dü­zen için­de­ki her ‘söz­de’ çö­züm on­la­rın çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ola­cak­tır. Bu in­san ira­de­sin­den ba­ğım­sız bir ka­nun­dur.”

Bu, me­ka­nik, tek yan­lı bir an­la­yış­tır ve HK ka­fa­sı­nın iş­le­yiş bi­çi­mini çok iyi an­la­tır. Sı­nıf mü­ca­de­le­si bü­tün sı­nıf­lı top­lum­lar için ka­çı­nıl­maz­dır. Uz­laş­maz çe­liş­me­le­rin ya­rat­tı­ğı fır­tı­na­lar ha­ya­tın bü­tün ke­sim­le­ri­ni et­ki­ler. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin, doğ­ru bir ön­der­lik al­tın­da, pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nü he­def al­ma­sı, dev­ri­min aşa­ma­la­rı ne olur­sa ol­sun, mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de bir yı­ğın yan ürün ve mev­zi ka­zan­dı­rır. En ge­ri­ci dü­zen­ler için­de bi­le ba­zı çö­züm­ler, hal­kın çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ola­bi­lir. Mü­ca­de­le ile ka­za­nı­lan hiç­bir mev­zi ba­ğış de­ğil­dir. “Bu dü­zen için­de­ki” her çö­zü­mü on­la­rın çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da say­mak, hal­kın ör­güt­lü mü­ca­de­le­si­nin —hat­ta ken­di­li­ğin­den mü­ca­de­le­nin— halk ya­ra­rı­na hiç­bir si­ya­sal, de­mok­ra­tik, eko­no­mik ka­za­nım­la­ra ulaş­ma­dı­ğı­nı söy­le­mek­tir. Bu an­la­yış, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin, sı­nıf çe­liş­me­le­ri­nin ge­liş­me­si­nin, top­lum­sal iler­le­me­nin iti­ci gü­cü ol­du­ğu ger­çe­ği­nin red­di­dir. Çün­kü on­lar, dev­ri­mi gök­ten zem­bil­le in­di­re­cek bir an­la­yı­şa sa­hip­tir­ler. Sı­nıf mü­ca­de­le­si, eko­no­mik, si­ya­sal, de­mok­ra­tik ve ide­olo­jik alan­lar­da halk adı­na ba­şa­rı­lar ka­zan­mak­ta, de­mok­ra­tik ku­rum ve de­mok­rat­la­rı et­ki­le­mek­te, dev­ri­mi gün­de­me ge­ti­re­cek so­nuç­lar do­ğur­mak­ta­dır. İş­te bu ge­liş­me, in­san­la­rın, sı­nıf­la­rın, par­ti­le­rin ira­de­sin­den ba­ğım­sız olan bir ge­liş­me­dir. Yok­sa “her söz­de çö­züm”ün ege­men­le­rin çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ola­ca­ğı­nı va­aze­den an­la­yı­şı doğ­ru­la­yan ge­liş­me de­ğil­dir.

Dev­ri­me ya­ra­yış­lı her re­form, özün­de bu dü­ze­nin te­mel­le­ri­ni sar­san bir ni­te­li­ğe de sa­hip­tir. HK bun­la­rı gör­mez. Çün­kü on­lar, ni­tel de­ği­şik­lik­le­rin, ni­cel bi­ri­kim­le­rin so­nu­cu ol­du­ğu te­mel ya­sa­sı­nı yal­nız­ca ka­ğıt üze­rin­de ve si­ya­si kar­şıt­la­rı­na ca­ka ya­par­lar­ken akıl­la­rı­na ge­ti­rir­ler.

On­lar, “dev­rim­ci” ola­bil­me­nin te­mel öl­çü­tü ola­rak “ke­skin­li­ği­” alır­lar. Kes­kin öne­ri­ler ge­tir­me­miş­ler­se ken­di­le­ri­ni opor­tü­nist sa­nır­lar. İş­te bu tu­tum­la­rı on­la­rı opor­nü­nizm­le iç içe, za­man za­man da sı­nır kom­şu­su ya­par. On­lar, tam da Di­mit­rov’un tes­pit et­ti­ği has­ta­lı­ğa sık sık dü­şer­ler. Düş­me­mek el­le­rin­de de­ğil­dir. Çün­kü on­lar, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi bir dün­ya gö­rü­şü ola­rak tam an­la­mıy­la özüm­le­ye­me­miş­ler­dir.

Di­mit­rov di­yor ki:
“Bir za­man­lar bir­çok ko­mü­nist, sos­yal de­mok­rat­la­rın her kıs­mi ta­le­bi­ne kar­şı iki mis­li da­ha ra­di­kal ta­lep­ler­le kar­şı çık­ma­dık­la­rı tak­dir­de opor­tü­niz­me ka­ya­cak­la­rın­dan kor­kar­lar­dı. Me­se­la sos­yal de­mok­rat­lar fa­şist ör­güt­le­rin fes­he­dil­me­si­ni is­te­se­ler, bi­zim kal­kıp da dev­let po­li­si de da­ğı­tıl­sın de­me­mi­ze hiç de ge­rek yok­tur.”(49)

İş­te HK’yı sağ opor­tü­nizm­den ka­çar­ken, özün­de sağ, bi­çim­de “sol” opor­tü­niz­me dü­şü­ren is­tek­le­ri: “Fa­şist pro­pa­gan­da­nın ve fa­şist ör­güt­le­rin ya­sak­lan­ma­sı, MİT, kontr­ge­ril­la, si­ya­si po­lis ör­güt­le­ri, top­lum po­li­si, jan­dar­ma ko­man­do bir­lik­le­ri gi­bi res­mi ku­rum­la­rın” da­ğı­tıl­ma­sı…

Sı­nıf mü­ca­del­esi­nin yük­sel­di­ği, bü­tün sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı bir yol ay­rı­mı­na ge­tir­di­ği dö­nem­ler­de, ege­men sı­nıf­la­rın et­ki­sin­de ka­lan ay­dın­lar saf­la­rı­nı be­lir­le­mek için dü­şü­nür­ler. Biz, bu­gün bu an­lam­da bir yol ay­rı­mın­da de­ği­liz, fa­kat Marx ve En­gels’in, Ko­mü­nist Par­ti Ma­ni­fes­to­su’nda tes­pit et­tik­le­ri ev­ren­sel doğ­ru­la­rı dik­ka­te al­mak zo­run­da­yız ve bu doğ­rul­tu­da ken­di­mi­zi ha­zır­la­ma­lı­yız.

Di­yor­lar ki: “Ha­kim sı­nıf için­de (as­lın­da bü­tün bir es­ki top­lu­mun için­de) sü­re­ge­len da­ğıl­ma sü­re­ci sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin be­lir­le­yi­ci anı­nın yak­laş­tı­ğı za­man­lar­da öy­le­si­ne şid­det­li ve be­lir­gin bir ni­te­li­ğe bü­rü­nür ki, ha­kim sı­nı­fın kü­çük bir ke­si­mi ken­di­ni o sı­nıf­tan ko­pa­rır ve dev­rim­ci sı­nı­fa, ge­le­ce­ği elin­de tu­tan sı­nı­fa ka­tı­lır. Bu ne­den­le, bir za­man­lar soy­lu­la­rın bir ke­si­mi na­sıl bur­ju­va­zi­nin sa­fı­na geç­tiy­se, bu kez de bur­ju­va­zi­nin bir ke­si­mi, özel­lik­le de ta­ri­hi ha­re­ke­ti te­orik ba­kım­dan bir bü­tün ola­rak kav­ra­ma dü­ze­yi­ne eriş­miş bu­lu­nan bur­ju­va ide­olog­la­rı­nın bir ke­si­mi pro­le­tar­ya­nın sa­fı­na ge­çer.”(50)

Biz di­yo­ruz ki, bu­gün yur­du­muz­da ay­dın­lar so­ru­nu­na iliş­kin ola­rak, dev­rim­ci­ler­de son de­re­ce yan­lış ve dev­rim­ci ge­li­şi­me za­rar­lı bir ba­kış tar­zı ege­men­dir. Ki­mi­sin­de tam “sol”, “red­de­di­ci”, ki­mi­sin­de ise tam sağ, “uz­la­şı­cı” bir tu­tum ola­rak yan­sı­mak­ta­dır. Ay­dın­lar so­ru­nu­na sağ­lık­lı bir yak­la­şım pro­le­ter dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin son de­re­ce önem­li bir so­ru­nu­dur. Özel­lik­le de an­ti fa­şist, an­ti em­per­ya­list mü­ca­de­le­nin Mark­sist bir an­lam­da kav­ran­ma­sı için so­ru­nun sağ­lık­lı bir çö­zü­mü ge­re­kir.

Ki­mi­le­ri “ay­dın” kat­lar­da­ va­ro­lan ege­men ide­olo­ji­le­rin kar­şı­sın­da umut­suz­lu­ğa ve öf­ke­ye ka­pı­lıp ay­dın­la­ra kar­şı bir “red cep­he­si” oluş­tu­ru­yor; ki­mi­le­ri ise “ay­dın­lar­dan des­tek” için ko­lay­cı bir tarz­da “uz­laş­ma” yo­lu­nu tu­tu­yor. Bu iki yak­la­şım da, Mark­siz­mi kav­ra­ma so­ru­nun­da­ki aciz­li­ğin bir ifa­de­si­dir.

İş­te bu­gün özel­lik­le de baş­ta HK ol­mak üze­re çe­şit­li grup­la­rın so­ru­na yak­la­şım­la­rı bu mer­kez­de­dir. On­lar “ay­dın” der­ken ne­yin an­la­şıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni da­hi bi­le­me­mek­te­dir­ler. On­lar, pro­le­tar­ya­nın ay­dı­nı, de­mok­rat ay­dın, yurt­se­ver ay­dın, yol­daş­lar, yol ar­ka­daş­la­rı, sos­yal de­mok­rat ay­dın, ken­di da­lın­da uz­man ay­dın kıs­tas­la­rın­dan ve iliş­ki­ler yön­tem­le­rin­den bi­ha­ber­dir­ler. Te­ori­de, bol “alın­tı­lı” ya­zı­la­rın­da ne der­ler­se de­sin­ler, ha­ya­ta pra­tik yak­la­şım­la­rı dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ge­li­şi­mi­ne dar­be vu­ran sek­ta­riz­min ve so­nuç ola­rak da pa­si­fiz­min bir ifa­de­si­dir. Ay­dın­lar so­ru­nu­na kar­şı bil­gi­siz­lik­le­ri, ege­men ide­olo­ji­ler­le mü­ca­de­le­de­ki ce­ha­let­le­ri, on­lar­da “mü­ca­de­le han­tal­lı­ğı” ola­rak ifa­de­si­ni bu­lur­ken, bu so­ru­na kar­şı “red­de­di­ci”, “sek­ter” bir bi­çim­de dı­şa yan­sı­yor.

On­la­rın “tek bü­tün­lük­lü si­ya­set­iz” ni­te­le­me­le­ri, bir di­zi te­mel so­ru­na kar­şı ol­du­ğu gi­bi, ay­dın­lar so­ru­nu­na kar­şı da tu­tar­sız­lık ve kav­ra­yış­sız­lık­la­rı üs­tün­de­ki “ca­zi­be­li” bir ör­tü­dür.

Bu na­sıl bir “tek doğ­ru”luk ve “bü­tün­lük­lü oluş” ki, yıl­lar­dır böy­le ol­du­ğu hal­de, ha­ya­tın hiç­bir ala­nın­da bir neb­ze da­hi, ay­dın­lar üze­rin­de ön­der­lik ka­za­na­ma­mış­tır!

On­la­rın ça­la­ka­lem, ko­lay­ca tek­rar­la­dık­la­rı “ben­den­sen dev­rim­ci­sin, ben­den de­ğil­sen bur­ju­va­zi­nin hiz­me­tin­de­sin” na­ka­rat­la­rı, bir­çok te­mel so­ru­na kar­şı ol­du­ğu gi­bi, ay­dın­lar so­ru­nu­na kar­şı da, pra­tik ha­yat için­de dev­ri­me za­rar­lı bir tu­tum ola­rak ifa­de­si­ni bul­mak­ta­dır.
Ya­şa­dı­ğı top­lu­ma dev­ri­min men­fa­at­le­ri açı­sın­dan de­ğil, gru­bun men­fa­at­le­ri açı­sın­dan ba­kan­la­rın, ken­di dar çev­re­le­rinin dı­şı­nı gö­re­bil­me­le­ri de ola­sı de­ğil­dir. On­la­rın ay­dın­lar so­ru­nu­na yak­la­şım­la­rı da iş­te bu­nun ka­nıt­la­rın­dan sa­de­ce bi­ri­dir.

1979 Ocak’ın­da Güney’in 13. sa­yı­sın­da ya­yın­lan­dı.