KÜLTÜR VE SANAT SİLAHLARININ NAMLULARI DEVRİM YOLUMUZU AYDINLATACAKTIR
Sevgili Fuat Karakuş Arkadaş,
Düşüncelerinin eleştirisine geçmeden önce, devrimci bir görev ve sorumluluk duygusunun ifadesi olarak değerlendirdiğim uyarılarını sevinçle karşıladığımı söylemek isterim. Arkadaşlarımdan beklediğim de budur. “Güney”i yaşatmak ve geliştirmek ancak onun devrimci pratiğine katılmakla mümkündür. Eleştiri yöneltmek, öneriler sunmak, araştırma, inceleme, şiir, hikaye vb. katkılarda bulunmak, dergiyi okutmak, kitlelerin düşüncelerini özetlemek, gerici saldırılara karşı direnmek, kendilerini “proleter devrimci”, kendi dışındakileri “oportünist” ilan eden kendini beğenmişlerin safsatalarına karşı uyanık olmak, ortak iradenin yaratılması çabasına atılmış ileri adımlar olacaktır. Ortak iradenin yaratılması —ki bu partidir—, ideolojik ve siyasi nitelikte çeşitli engellerin ve sapmaların kararlılıkla aşılmasını emreder. Engel, çözümlenmesi gereken bir çelişme demektir. Çelişme zıtların mücadelesidir. Her çelişmenin iki yönü vardır. İşte biz, emekçi kitlelerin çıkarlarının savunulduğu yönde, karşı yöndeki güçlere karşı, doğru bir teori ve kitle siyaseti temelinde savaşmak için yola çıktık.
Kültür-sanat alanındaki mücadele, devrimci müadelemizin sadece bir yanıdır. Eski bir dünyayı yıkmak, yeni bir dünya kurmak isteyenler, hayatın irili ufaklı bütün cephelerinde topyekün, örgütlü, kararlı bir ölüm kalım savaşı vermek zorundadırlar. Görevlerimizin bilincindeyiz. Zaman, neler düşündüğümüzü, neler yapmayı tasarladığımızı bütün ayrıntılarıyla gösterecektir. Niyetimiz kültür-sanat alanında bir tekke kurmak değil, aksine devrimcilerin ve en geniş kitlelerin devrim için ortak bir irade çevresinde birleşmelerinin önünde birer engel olan bütün tekke ve grupları, bireysel kaleleri kendimiz de içinde olmak üzere yerle bir etmektir. “Güney”, düşüncelerimizi hayata geçirebilirse, eksik ve hatalı yanlarımızı pratik içerisinde düzeltebilirsek gerçekten birlik ve devrim isteyen halkımızın irade ve isteklerinin yansıdığı bir dergi olacaktır. Bizi biçimleyecek ve başkalarını etkileyecek olan da budur. “Güney”in mücadele alanını genişletecek olan da yine bu gelişme olacaktır. Bu konuda kimsenin kuşkusu olmasın.
Sevgili arkadaş,
Bugüne dek, bütün gücümle devrimci hareketin birliğinden yana oldum. Bundan sonra da böyle olacaktır. Birlik isteği taşımak, birlik için önemli bir adım olmakla birlikte, yeterli değildir. Teorik planda “birlik” istemeyen tek bir devrimci gösteremeyiz. Oysa pratik, bizleri umutsuzluğa düşürecek denli acı ve açıktır. Yine hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu dağınıklığı ve bölünmüşlüğü, bütün karşı koymalara karşın, mutlaka birliğe çevireceğiz. Halkımızın isteği, tarihin isteği bu yöndedir. Birliğin somut ifadesi partidir. İşçi sınıfının birliği, işçi-köylü temel ittifakı, bu temelde gerçekleştirilecek halkın yurtsever birleşik cephesi, birliğin devrimci süreç içerisinde birbirine bağlı biçimleridir.
En geniş birliğe, gelişmeye açık en dar birliklerin kurulması ve hayat içinde işlerlik kazandırılması temelinde varılabilir. Fakat şu ilke akıldan çıkartılmamak koşuluyula: En küçük birlikle en geniş birlik, aynı sürecin birbirine bağlı, iç içe geçmiş görevleridir. Ancak, “halk cephesinin öncü gücü olan işçi sınıfının eylem birliği gerçekleştirilmeden”(74) bu görevler bütünüyle yerine getirilemez.
Birlik uğruna her türlü uzlaşmaya girebilir miyiz?
Bu sorunun cevabı “evet” olamaz. “Uzlaşmaz devrimciler” değiliz. İlkemiz şudur: Devrimci hareketimizi nihai hedefleri doğrultusunda güçlendirecek, devrimin düşmanlarını zaafa uğratacak uzlaşmalara, siyasi ve örgütsel bağımsızlığımızı korumak koşuluyla “evet”.
Devrimin düşmanlarını güçlendirecek, ajitasyon, propaganda, örgütlenme vb. görevlerimizi zedeleyecek, devrimci hareketimizi zaafa uğratacak uzlaşmalara “hayır”.
İşte bu noktada:
Devrimden, devrimci çalışmadan ne anladığımız, devrimin dostları ve düşmanları, devrimin hedefleri ve görevleri, devrimin karakteri ve temel mücadele biçimleri konularının berraklık kazanması gerekiyor.
Şimdi senin yazdıklarına bakalım. Diyorsun ki: “Derginin izlemesi gereken ilk yol, bence şu olmalıdır; içinde bulunduğumuz dönem, bir karmaşa dönemidir. Herkes, sol yelpazedeki her görüş, birbirini amansızca suçlamakta, ‘ajan’ diyerek karşıtlarını zan altında bırakmaktadır. Kurulan ve adlarına, görüşlerine ‘sosyalizm’ sözcüğünü sokan partiler arasında kökleri geçmişe uzanan bir bölünme vardır. Onun için gerek fraksiyonlaşmalar ve gerekse ‘sosyalist’ partiler için bir değerlendirme yapmak, bir Anayasa hukuku doçentinin de dediği gibi ‘henüz pek erken’(75) dir. Güney gibi uzun ömürlü olacağına, geniş bir okur kitlesince benimseneceğine ve sanat çevrelerince (bu çevrelerin önemli bir kısmı, son çözümlemede burjuva kökenli aydınlardan da oluşsa önemsenmelidir.) ciddiye alınacağına inandığımız bir dergi, elden geldiğince uzlaştırıcı olmalıdır. Zaten bu konuya değinilmiş de: ‘Devrimcilerde sürekli en güçlü bir biçimde bulunması gereken birleşme isteğiyle birleşebileceğimiz bütün olumlu unsurlarla birleşeceğiz.’(76)
“Bir okur olarak ve derginin uyarılarımızı dikkate alacağına inanarak, konunun önemini özellikle belirtmek istiyorum. Konuyu biraz daha açalım: Bugün kuramsal alanda, yukarıda da değindiğim gibi, tam bir karmaşa vardır. Dergi çevrelerinde toplanan taraflar, Marksizm-Leninizm adına, Mao Zedung adına birbirlerini sözümona eleştirmektedirler. Bu dergilerin ve grupların sayısı ne kadar? Yanılmıyorsam Zekeriya Sertel, kendisiyle bu konuda röportaj yapan bir gazeteciye bir yandan dağınıklıktan yakınmış; bir yandan da 22 dergi ve 50 kadar da fraksiyonun olduğunu söylemiştir. Birbirleriyle ‘Rusya mı Çin mi?’ ‘AEP mi, ÇKP mi?’ tartışmaları yapanların ‘önemli bir kesimi için söylüyorum’ Marx’ı, Mao’yu doğru olarak yorumladıklarını söylemek güçtür. Onun için diyorum ki zorunluluk varsa kanımca ilk dikkat edilecek ilke, bu olmalıdır. Hemen ekleyelim, temennimizin başka başka arkadaşlardan da geleceğini ve benimseneceğini umuyorum.”
Yanlış anlamıyorsam derginin yaşama koşulunu, revizyonizm ve oportünizmle uzlaşması koşuluna bağlıyorsun. Bir dergi gerçekten bu uzlaşmaları ustaca sürdürerek yaşayabilir, ama devrimci adına layık olamaz. Özellikle benim konumumda bir insan için böyle bir tutum izlemek, devrime ihanetten başka bir anlama gelmez.
Yazından çıkardığım sonuçları şöyle özetliyebilirim: “Güney, farklı görüşler taşıyan geniş bir okur kitlesince benimsenecek, çeşitli nitelikteki sanatçıları içeren sanat çevrelerince ilgiyle karşılancaktır. Bu nedenle elden geldiğince uzlaştırıcı olmalıdır.”
İşçi sınıfının ideolojik, siyasi ve örgütsel önderliğinde gerçekleştirilecek Demokratik Halk Devrimi hareketinin hizmetinde bir kültür-sanat dergisinin dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri, birleşebileceği sınıf ve tabakalar genişledikçe belirecek olan sağ sapma tehlikesidir. “Elden geldiğince uzlaştırıcı” olmanın bir sınırı vardır. “Elden geldiğince uzlaştırıcı” olmak, sağ ve “sol” sapmalara karşı gerek bizim, gerekse bizim etkimizdeki kitlelerin uyanıklığını ve mücadele gücünü azaltırsa, özellikle de sağ eğilimler devrimci ruhumuzu törpülerse, bizi yolumuzda yavaşlatabilir ve giderek düzenin sınırları içine hapsedebilir. Oysa biz devrim istiyoruz… Çalışan kitleleri ezen, onları köleleştiren eski dünyayı yıkmak, çalışanları mutluluğa kavuşturacak güzel bir dünya kurmak istiyoruz.
Devrim yapmak isteyenler hiç uzlaşmazlar mı? Asıl devrim yapmak isteyenler uzlaşır. Ama “kimlerle?” “kimlere karşı?” “ne için?” “nasıl?” “ne zaman?” “nereye kadar?” sorularına doğru cevaplar vererek.
Biz, sağ ve “sol” hatalara düşmemek, düşsek de kısa zamanda hatalarımızdan sıyrılabilmek ve hataların yol açtığı zararları giderebilmek için bu sorulara doğru cevaplar bulacağımıza inanıyorum.
“Güney, Rusya ile Çin, AEP ile ÇKP arasında bir yol, uzlaştırıcı ve uzlaşıcı bir yol bulmalıdır.” Bu uyarı ve dileklerin iyi niyetinden kuşku duymuyorum. Üstelik kesinlikle devrimin çıkarlarına hizmeti amaçladığına inanıyorum. Fakat böyle bir yolun izlenmesi halinde, devrime zarar verecek pratik sonuçlar doğuracağı bizce açık ve kesindir. Bu konuda seni ve senin gibi düşünenleri uyarmak borcumuzdur.
Biz, Rusya ile Çin arasında bir yol, yani orta yol izlemeyiz. Çünkü Rusya ile Çin arasındaki ayrılıklar bir ilke ayrılığı, iki ayrı dünya görüşünden kaynaklanan ayrılıklar sorunudur. Biz bu konuda kesin bir tavra sahibiz. Rusya’yı bir sosyalizm ülkesi olarak görmüyoruz. Üstelik devrimimizin yıkmak zorunda olduğu engellerden biri, dünya gericiliğinin iki ana merkezinden biridir diyoruz. Bu konuda uzlaşma, orta yol yoktur, olamaz. Revizyonizmin sınıf içeriğini kavramayan devrimcilere, yurtseverlere bu gerçeği anlatmayı ve kavratmayı da başta gelen görevlerimiz arasında sayıyoruz.
Arnavutluk Emek Partisi ile Çin Komünist Partisi arasında da bizim için orta yol yoktur. Stalin der ki: “İlke sorunlarında ‘orta yol’, görüş ayrılıklarını örtbas etme, gizleme ‘yoludur’, partinin ideolojik yozlaşmasının ‘yoludur’, partinin ölümünün ‘yoludur.’ ”(76)
Üstelik biz henüz bir partiye de sahip değiliz, partinin oluşturulması savaşımı içindeyiz. Bu nedenle ilke ayrılıklarına gereken duyarlılığı göstermek zorundayız. Devrim, devrim isteyen güçlerle devrim istemeyen güçleri karşı karşıya getirir. Devrim, gerçekten devrim isteyen güçlerle devrim istiyor görünen güçleri de karşı karşıya getirir. Bu konuda da özellikle benim tavrım açıktır; ÇKP gittikçe sağa kayan, oportünizmi sistemleştiren bir siyaset izlemektedir. Üç Dünya Teorisi buna bir örnektir. Öte yandan bize yansıyan bilgiler oranında AEP’ye de eleştirilerimiz vardır. Yine de, uluslararası planda, eleştiri hakkımızı saklı tutmak kaydıyla, AEP yönünde saf tutmanın doğruluğuna inanıyorum.
“Güney, sol yelpazede bulunan grupların küfürleşmeye, birbirlerini ‘ajanlık’la suçlamaya varan tartışmaları dışında kalmalı ve elden geldiğince uzlaştırıcı olmalıdır.”
Bugün Türkiye solunda var olan karmaşayı, sağlık belirtisi, gelişim sürecinin doğal bir aşaması olarak değerlendirmek gerek. Ayrılıkları, bölünmeleri yadırgamamalıyız. Fakat teşvik de edemeyiz. Dünün ve bugünün pratiğine ışık tutacak nitelikteki tartışmalar en yoğun biçimde sürmelidir. Birliğin temelleri, çoğunun gereksiz gördüğü kuramsal tartışmalar ve pratik önerilerde anlaşmalar ve bu önerilerin hayat tarafından doğrulanması sonunda atılacaktır.
“Kanımızca, sosyalizmin içine düşeceği bunalım, en azından gerçek sosyalistleri, kurama iki kat özen göstermek, çok daha belirgin tavır almak, kendileriyle güvenilmez, tutarsız unsurlar arasında kesin çizgi çekmek zorunluluğuna yöneltmelidir.”(77) Bu temel ilke bizim için de geçerlidir… Kendimize yakın bulduğumuz siyasetlerle, Marksizme ters siyasetler arasında ayırım yapmak, çizgi farklarını belirginleştirmek zorundayız. Dayanışma yapabileceğimiz, geçici de olsa ortak davranabileceğimiz siyasetlerle birlik noktalarından yola çıkarak diyalogu geliştirmemiz, mücadeleyi birleştirme doğrultusunda geliştirmemiz gerekir… Aramızda derin ilke ayrılıkları olan siyasetlerle de, kitleleri onların etki alanından kurtarmak için savaşmalıyız. Herkese şirin görünmek gibi bir tavrımız olamaz. Tartışmaların dışında kalma isteği, kendini sınıflar üstü görmenin, oportünizmin ifadesidir. Biz, Marksizm-Leninizm ile oportünizm ve revizyonizm arasındaki mücadelede tarafız. Fakat, gereksiz hırçınlıkların, devrimci ahlaka uymayan suçlamaların da kesinlikle karşısındayız. Taraf olduğumuz yöndeki çelişmelerin uzlaşır çelişmeler olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, birliğin gerektirdiği esneklik ve yumuşaklık, ilkelere bağlı ilişkiler sürdürülürken devrimin önünde engel kabul ettiğimiz sapma ve eğilimlere karşı da amansız olacağız.
Sevgili arkadaşım,
“Genellikle devrimci gençler arasında yaygın olan bir görüş vardır” diyorsun. Bu görüşe göre “öğrenciler, gençler, bilimsel kitapları okumalıdır, yazın ürünleri onlar kadar önemsenmemelidir, hatta hiç önemsenmemelidir.”
Evet, gençler öncelikle bilimsel kitapları okumalı, doğru bir dünya görüşü edinmelidir ki, kültür ve sanat ürünlerini hangi ölçüler temelinde özümleyeceklerini kavrasınlar. Fakat, sanatı küçümseyen anlayış kesinlikle yanlıştır ve devrime zararlıdır. Kültür ve sanat ürünleri dünyayı, insanı daha derinden ve bütün boyutlarıyla kavramamıza yardım eder. Devrimi sadece namlunun ucundan görmek devrim yapmamız için yeterli değildir. Kültür ve sanat silahlarının namluları devrim yolumuzu aydınlatacaktır…
Düşüncelerini bana yaz.
Sevgiyle gözlerinden öperim…
27 Ocak 1978 tarihli bu mektup, Güney’in 6. sayısında yayınlandı.
