EMPERYALİZM, SAVAŞ VE DEVRİM

İçin­de bu­lun­du­ğu­muz ül­ke ve dün­ya ko­şul­la­rı, içer­dik­le­ri eko­no­mik-top­lum­sal kö­ken­li çe­şit­li çe­liş­me­le­rin de­rin­leş­me eği­lim­le­rin­den ötü­rü, her an dev­rim­ci bir pat­la­yı­şa, dev­rim­ci bir du­ru­ma ge­be­dir; bü­tün dün­ya­da, özel­lik­le de sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­ler­de va­ro­lan ge­liş­me­le­re bağ­lı ola­rak Tür­ki­ye’de de, dev­rim, çö­zü­mü gün­dem­de olan nes­nel bir so­run ola­rak önü­müz­de du­ru­yor. Pro­le­ter ha­re­ket açı­sın­dan esas gö­rev, dev­ri­mi ça­buk­laş­tır­mak de­ğil, nes­nel ko­şul­la­rı, bir dev­rim­ci du­rum ola­na­ğın­da, dev­ri­me çe­vi­re­bi­le­cek öz­nel ko­şul­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı­na, pe­kiş­ti­ril­me­si­ne hız ver­mek; ya­ni pro­le­tar­ya­nın si­ya­si ik­ti­da­rı ele ge­çir­me­si için, eği­til­me­si ve ör­güt­len­me­si ve di­ğer emek­çi sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­la iliş­ki­le­ri­nin dev­rim­ci an­lam­da de­rin­leş­ti­ril­me­si ve ta­ri­hi ön­der­lik gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bil­me­si için ha­zır­lan­ma­sı­dır; Türk, Kürt ve di­ğer mil­li­yet­ler­den emek­çi­le­rin ve dev­rim­ci­le­rin, Mark­sist-Le­ni­nist eği­lim­li grup ve ki­şi­le­rin, tek bir dev­rim­ci par­ti­de bir­leş­ti­ril­me­le­ri­nin sağ­lan­ma­sı­dır. Bu gö­rev­ler ge­re­ği gi­bi ye­ri­ne ge­ti­ril­mez­se, ne den­li dev­rim­ci du­rum­lar do­ğar­sa doğ­sun, em­per­ya­liz­min dün­ya öl­çe­ğin­de top­lum­sal da­ya­nak­la­rın­dan bi­ri olan iş­bir­lik­çi ege­men sı­nıf­la­rı, içi­ne düş­tük­le­ri bu­na­lım­da boğ­mak ola­na­ğı yok­tur.

Pro­le­ter dev­ri­mi­ni amaç ola­rak prog­ram­la­rı­na alan bü­tün si­ya­set­ler için yu­kar­da be­lirt­tik­le­ri­miz an­cak ge­nel doğ­ru­lar ola­rak ge­çer­li­dir. Fa­kat bu­gü­ne ka­dar ge­len pra­tik ça­lış­ma­lar ve so­run­lar açık­ça gös­ter­miş­tir ki, çe­şit­li si­ya­si ha­re­ket­ler­le ara­mız­da de­ği­şik oran­lar­da va­ro­lan ay­rı­lık­lar ge­nel he­def­ler­de de­ğil, ge­nel he­def­le­re var­mak için uy­ma­mız ge­re­ken te­mel il­ke­ler­de iz­le­ye­ce­ği­miz yol­da, pra­tik, si­ya­si-fel­se­fi de­ğer­len­dir­me­ler­de, dev­ri­min önün­de­ki en­gel­le­rin ni­te­lik­le­ri­nin ta­nım­lan­ma­sı­nda ken­di­ni gös­ter­mek­te­dir.

Teoride ve Pratikte Birlik

Ay­nı ül­ke­de, ay­nı so­mut ko­şul­lar al­tın­da ol­ma­mı­za kar­şın so­mut ol­gu­la­rı fark­lı de­ğer­len­di­ri­yo­ruz; fark­lı tu­tum­ ve dav­ra­nış­lar içi­ne gi­ri­yo­ruz. Ay­nı ki­tap­la­ra, ki­mi za­man ay­nı alın­tı­la­ra baş­vur­du­ğu­muz hal­de, fark­lı so­nuç­la­ra va­rı­yo­ruz. Mark­sizm kav­ra­yış­la­rı­mız­da va­ro­lan kök­lü ay­rı­lık­lar, do­ğal ola­rak si­ya­si ve top­lum­sal pra­ti­ği­mi­ze de yan­sı­yor. Mark­sizm-Le­ni­niz­min bi­li­mi bir ta­ne, iş­çi sı­nı­fı bir ta­ne, Kürt ulu­su bir ta­ne; so­mut du­rum­lar ay­nı ol­mak­la bir­lik­te, el­li­yi aş­kın grup, yüz­den çok fark­lı an­la­yış ve bu an­la­yış te­me­lin­de bi­çim­le­nen si­ya­si gö­rüş­ler var­dır. Biz, fark­lı grup ya­pı­la­rın­dan can bu­lan ve si­ya­sal-top­lum­sal mü­ca­de­le­mi­ze de yan­sı­yan bu çe­liş­me­le­ri, bur­ju­va ve küçük burjuva gö­rüş­ler­le pro­le­ter gö­rüş­ler ara­sın­da­ki, ö­zü iti­ba­riy­le uz­laş­maz olan çe­liş­me­le­rin bir bi­çi­mi ola­rak de­ğer­len­di­ri­yo­ruz. Le­nin bi­ze, baş­lan­gıç­ta yal­nız­ca te­orik de­ğer­len­dir­me fark­lı­lı­ğı gi­bi gö­rü­nen, baş­lan­gıç­ta pek önem­sen­me­yen, fa­kat ge­liş­me­le­ri so­nu­cu fark­lı si­ya­si çiz­gi­le­rin oluş­ma­sı­na yol açan fark­lı kav­ra­yış­la­rın, da­ha be­lir­ti ha­lin­dey­ken ge­re­ken mü­da­ha­le­yi gör­me­si ge­rek­ti­ği­ni öğ­re­tir. Dün­ya dev­rim­ci pra­ti­ği, fark­lı sı­nıf gö­rüş­le­rin­den can bu­lan si­ya­set­le­rin, be­lir­le­yi­ci ka­rar an­la­rın­da, ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­le­ri, si­lah­lar ara­cı­lı­ğıy­la çöz­mek zo­run­da kal­dık­la­rı­nı gös­ter­miş­tir. Bu ne­den­le­dir ki, ide­olo­jik-si­ya­si kav­ra­yış­ta öz­de bir­lik, te­orik-fel­se­fi ba­kış­ta, yak­la­şım­da öz­de bir­lik, gün­cel olay­lar kar­şı­sın­da, top­lum­sal-si­ya­sal tep­ki­ler­de atıl­ma­sı ge­re­ken pra­tik adım­lar­da pra­tik bir­lik sağ­lan­ma­dan, kı­sa­ca te­orik-pra­tik so­run­la­rın çö­zü­mü için Mark­siszm-Le­ninizmin te­mel il­ke­le­rin­de ve bu il­ke­le­rin so­mut­la­nı­şın­da aza­mi bir­lik sağ­lan­ma­dan, bir si­ya­si ha­re­ket için te­mel olan iç dü­zen ve di­sip­lin sağ­la­na­maz ve si­ya­sal anar­şi­nin mad­di güç­le­ri, dev­rim za­rar­lı­la­rı ve de­vrim düş­man­la­rı ye­nil­gi­ye uğ­ra­tı­la­maz. Bu­nun için, YDD’ler, bir­le­şik, ulu­sal, de­mok­ra­tik ve sos­ya­list gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bil­mek için ve Top­lum­sal De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’ni za­fe­re ulaş­tı­ra­bil­mek için, hem dev­rim za­rar­lı­la­rı­na, hem de dev­rim düş­man­la­rı­na kar­şı yü­rü­te­cek­le­ri bir­le­şik mü­ca­de­le­nin ana hat­la­rı­nı, il­ke ay­rı­lık­la­rı­nı, ay­rı ay­rı özel­lik­le­ri­ne gö­re be­lir­le­mek zo­run­da­dır­lar.

YDD’le­rin te­mel gö­rev­le­ri­ni for­mü­le eden, bun­la­rın ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­nin yol­la­rı­nı gös­te­ren dev­rim prog­ram­la­rı­nı; dev­rim stra­te­ji­ ve tak­tik­le­ri­ni da­yan­dır­dık­la­rı te­orik tes­pit­le­ri­ni, hiç­bir bu­la­nık­lı­ğa yer ver­me­ye­cek bi­çim­de be­lir­le­mek zo­run­da­dır­lar. Mü­ca­de­le­nin ge­nel çiz­gi­si­ni, il­ke­le­ri­ni, ya­kın ve uzak he­def­le­ri­ni ve bun­la­ra bağ­lı gö­rev­le­ri­ni ka­ba hat­la­rıy­la be­lir­le­dik­ten son­ra, mü­ca­de­le­nin çe­şit­li bi­çim­le­ri­nin ate­şi için­de, bir res­sam ti­tiz­li­ğiy­le, so­run­la­rın de­rin­li­ği­ne, so­run­la­rın en in­ce ay­rın­tı­la­rı­na inil­me­li­dir. Her ko­nu­da iz­le­ne­cek si­ya­set ve kul­la­nı­la­cak araç­lar gös­te­ril­me­li­dir. Biz, sa­de­ce ül­ke­miz­de bir dev­rim yap­mak de­ğil, ay­nı za­man­da dün­ya ça­pın­da, dev­rim­de dev­rim yap­mak gö­rev­le­riy­le de kar­şı kar­şı­ya­yız. Çün­kü için­de bu­lun­du­ğu­muz nes­nel du­rum bu­na uy­gun­dur. Bu­nun için­dir ki, YDD’ler, ken­di­le­ri­ni ku­şa­tan fa­şist, re­viz­yo­nist, fe­odal, re­for­mist, opor­tü­nist vs. ge­ri­ci­li­ğe ol­du­ğu ka­dar, ken­di­le­ri­ni Mark­sizm-Le­ni­nizm­in ge­nel tez­le­riy­le giz­le­yen en sin­si ge­ri­ci­li­ğe kar­şı da, so­run­la­ra bur­ju­va­ca, küçük burjuva­ca bir dar gö­rüş­lük­le yak­la­şan Kürt dar ulu­sal­cı­la­rı­na kar­şı da, ge­rek ken­di iç­le­rin­de, ge­rek­se ken­di dış­la­rın­da, her cep­he­de, her an Mark­sizm-Le­ni­niz­me da­nı­şa­rak çar­pış­mak zo­run­da­dır­lar.

Ol­duk­ça kar­ma­şık, bir­bi­ri­ne bağ­lı, bir­bi­ri­ni et­ki­le­yen, iç içe geç­miş on­lar­ca te­mel so­run­la kar­şı kar­şı­ya­dır­lar. Han­gi so­run ner­de baş­lar, ner­de bi­ter, na­sıl so­nuç­lar do­ğu­rur, bun­la­rı bir ec­za­cı tar­tı­sıy­la da­ha işin ba­şın­da de­ğer­len­di­rip eti­ket­le­me­li­yiz. Mü­ca­de­le de­rin­leş­tik­çe, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi kav­ra­yı­şı­mız de­rin­leş­tik­çe, dev­rim­ci de­ney ve uzak gö­rüş­lü­lü­ğü­müz ar­ttık­ça, ufu­ku­muz ge­niş­le­dik­çe, da­ha ön­ce gö­re­me­di­ği­miz, far­kı­na bi­le va­ra­ma­dı­ğı­mız bir yı­ğın ye­ni so­ru­nun bi­lin­ci­ne va­ra­ca­ğız. Si­ya­si-ide­olo­jik uya­nık­lı­ğı­mı­zı ge­liş­ti­re­me­di­ği­miz, gaf­le­te düş­tü­ğü­müz an, bi­le­lim ki, ege­men sı­nıf­la­rın ye­de­ği­ne düş­mü­şüz­dür. Dev­rim­ci pro­le­tar­ya, ken­di­si­ni dar bir ufuk­ta, dar ulu­sal gö­rev­ler için­e hap­se­de­mez; o, dün­ya dev­ri­mi­nin ge­niş açı­lı gö­rev­le­riy­le yü­küm­lü ol­du­ğu­nu unut­ma­ma­lı­dır. Oy­sa bu­gü­ne ka­dar ta­nı­ğı ol­du­ğu­muz ge­liş­me­ler, ül­ke­miz­de ger­çek an­lam­da pro­le­tar­ya par­ti­si adı­na la­yık bir par­ti­nin ol­ma­dı­ğı gi­bi, bu doğ­rul­tu­da bir eği­li­mi içe­ren ge­niş açı­lı, ge­niş ufuk­lu grup­la­rın da bu­lun­ma­dı­ğı­nı gös­ter­miş­tir. Tek tek, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ge­nel doğ­ru­la­rı­nın şu ya da bu ya­nı­na sa­hip çı­kan, kav­ra­yış­la­rı­nın dar sı­nır­la­rı için­de bo­ca­la­yan ha­re­ket­ler var­dır. Te­orik ola­rak Mark­sizm-Le­ni­niz­me eği­lim­li ol­mak­la bir­lik­te, si­ya­si pra­tik­le­ri, fel­se­fi kav­ra­yış­la­rı, he­nüz pro­le­ter dev­ri­mi­nin ağır gö­rev­le­ri­ni yük­le­ne­cek du­rum­da ve dü­zey­de ol­ma­dık­la­rı­nı ve böy­le bir eği­li­min be­lir­ti­le­rin­den de he­nüz yok­sun ol­duk­la­rı­nı gös­ter­mek­te­dir. Bu ne­den­le­dir ki, va­ro­lan grup­la­rın bir kıs­mı ken­di ken­di­ni çö­zer­ken, bü­yük bir ço­ğun­lu­ğu dev­ri­min çöz­mek zo­run­da ol­du­ğu önem­li so­run­lar­dan bi­ri­si­ni oluş­tu­ra­cak­lar. Bu ko­nu­la­ra sı­ra­sı gel­dik­çe da­ha de­rin­den de­ği­ne­ce­ğiz.

Somut Gerçekliğin İncelenmesinin Gerekliliği

Mark­siz­min bü­yük us­ta­la­rı, kar­şı­laş­tı­ğı­mız so­run­la­rın çö­zü­mü için di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­min yol gös­te­ri­ci­li­ğin­de, so­mut ol­gu­la­rın in­ce­len­me­sin­den ha­re­ket et­me­miz ge­rek­ti­ği­ni öğ­re­tir­ler; çün­kü her so­ru­nun çö­zü­mü için ge­rek­li mad­di ko­şul­lar, dış­ta de­ğil, biz­zat o so­run­la­rı va­re­den mad­di ko­şul­la­rın ve so­nuç­la­rı­nın için­de aran­ma­lı­dır. Her so­run, an­cak ken­di­si­ni çö­zü­me ulaş­tı­ra­cak mad­di ko­şul­lar­la bir­lik­te önü­mü­ze çı­ka­bi­lir. Yal­nız, in­ce­le­me, araş­tır­ma, bil­gi ve de­ney ek­sik­li­ğin­den ötü­rü, şey­ler ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri ye­te­rin­ce kav­ra­ya­ma­mak­tan ötü­rü, he­nüz çö­zü­mü bu­lun­ma­yan, çö­züm için ge­rek­li öz­nel ko­şul­la­rı he­nüz ya­ra­tı­la­ma­yan so­run­lar ola­bi­lir… Bu tip çö­züm­süz­lük­ler, ge­çi­ci­dir. So­run, çö­züm­len­me­miş çe­liş­me­ler yı­ğı­nı de­mek­tir. İs­ter si­ya­sal, is­ter top­lum­sal, her ne ise, her so­run, ken­di­ni va­re­den iç ve dış ko­şul­la­rın, çe­liş­me­le­rin in­ce­len­me­siy­le, çe­li­şen yön­le­rin ay­rı ay­rı in­ce­len­me­siy­le çö­züm için ge­rek­li bil­gi­le­ri ve mad­di güç­le­ri bi­ze gös­te­re­cek­tir.

Tür­ki­ye dev­ri­mi fark­lı ka­rek­ter­ler­de top­lum­sal-si­ya­sal ve ulu­sal çe­liş­me­le­ri içer­mek­te­dir. Fark­lı içe­rik­le­re sa­hip çe­liş­me­le­rin fark­lı yön­tem­ler­le çö­zü­le­ce­ği bi­li­nen bir ger­çek­tir. Em­per­ya­list­ler ara­sı­ çe­liş­me­le­rin ala­bil­di­ği­ne de­rin­leş­ti­ği, özel­lik­le iki sü­per dev­le­tin, ABD’nin ve SSCB’nin, dün­ya­nın sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve et­ki alan­la­rı­nı, dün­ya­nın ham­mad­de kay­nak­la­rı­nı, dün­ya­nın stra­te­jik böl­ge­le­ri­ni ye­ni­den pay­laş­mak için ha­zır­lan­dık­la­rı, he­nüz he­ge­mon­ya­la­rı al­tın­da bu­lu­nan ül­ke­ler­de, si­ya­si ve as­ke­ri güç­le­ri­ni ye­ni ge­liş­me­le­re gö­re ayar­la­dık­la­rı ve bir üçün­cü dün­ya sa­va­şı­na ha­zır­lan­dık­la­rı bir sı­ra­da, an­ti em­per­ya­list, an­ti sos­yal em­per­ya­list bir­le­şik ulu­sal gö­rev­le­rin, de­mok­ra­tik ve sos­ya­list gö­rev­le­rin ba­şa­rıy­la ye­ri­ne ge­ti­ri­le­bil­me­si, fa­şiz­me ve sos­yal fa­şiz­me, re­for­miz­me, Çin re­viz­yo­niz­mi­nin kar­şı dev­rim­ci ta­kip­çi­le­ri­ne ve her tür­den opor­tü­niz­me ve dar ulus­al­cı­lı­ğa kar­şı ve­ri­le­cek mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı­na bağ­lı­dır. Üs­te­lik dün­ya ça­pın­da, iş­çi sı­nı­fı ve ko­mü­nist ha­re­ke­tin içi­ne düş­tü­ğü son de­rin ide­olo­jik bu­na­lım, so­run­la­rı­mı­zın çö­zü­mü­nü ol­duk­ça güç­leş­tir­mek­te­dir. Mao Ze­dung ve Sta­lin ko­nu­sun­da ya­pı­lan ve ger­çe­ği açık­la­mak­tan çok ka­rar­tan öz­nel de­ğer­len­dir­me­ler, “par­ti” ta­yin­le­ri ve sı­ra­sı gel­dik­çe açık­la­ya­ca­ğı­mız ba­zı te­mel so­run­lar, dev­rim güç­le­ri­nin ye­ni bö­lün­me­le­ri­ne ve dev­rim saf­la­rın­da, dev­rim güç­le­ri­nin za­yıf­la­ma­sı­na ne­den olan mü­ca­de­le­le­ri de­rin­leş­tir­miş­tir ve de­rin­leş­tir­me­ye de de­vam ede­cek­tir. Be­lirt­me­li­yiz ki, ger­çek­ten Mark­sizm-Le­ni­niz­me da­ya­nan dev­rim güç­le­ri, bu mü­ca­de­le­den de güç­le­ne­rek, ken­di­si­ni re­viz­yo­nizm­den ve opor­tü­nizm­den arın­dır­dı­ğı gi­bi, dogma­tizm­den, sek­te­rizm­den de ve giz­li ulu­sal­cı­lık­tan, dar gö­rüş­lülük­ten, ken­di­ne gü­ven­sizlik­ler­den de arın­dı­ra­rak çı­ka­cak­tır.

Ge­rek Tür­ki­ye’de ge­rek­se bü­tün dün­ya­da, re­viz­yo­nizm, mo­dern re­viz­yo­nizm (Sov­yet ve Çin tür­le­ri), re­for­mizm, opor­tü­nizm, dog­ma­tizm, sek­te­rizm ve dar grup­çu an­la­yış­lar, dün­ya dev­rim sü­re­ci­ni oluş­tu­ran, si­ya­si ve eko­no­mik hak ve öz­gür­lük­le­rin ka­za­nıl­ma­sı, ulu­sal ve de­mok­ra­tik halk dev­rim­le­ri top­lum­sal kur­tu­luş mü­ca­de­le­le­ri­nin yo­lu­nu ka­rart­ma­ya de­vam edi­yor.* Ve ce­sa­ret­le ka­bul et­mek ge­re­kir ki, et­ki­le­ri ve güç­le­ri, ye­nil­mez ol­mak­la bir­lik­te ol­duk­ça önem­li yı­kın­tı­la­ra yol aç­mak­ta­dır. Dev­rim, ya­kın bir za­man ön­ce­si­ne oran­la bi­le, hem da­ha zor, hem da­ha ko­lay ha­le gel­miş­tir. Zor­dur; kar­şı­sı­na al­mak zo­run­da kal­dı­ğı güç­ler, ni­cel ola­rak art­mış­tır, tak­tik an­lam­da güç­lü­dür; üs­te­lik bun­la­rın bir kıs­mı Mark­sizm-Le­ni­niz­min si­lah­la­rıy­la Mark­sizm-Le­ni­niz­me kar­şı dö­ğüş­mek­te­dir­ler. Ta­ri­hi da­ha ile­ri­ye gö­tür­me­nin bir si­la­hı olan Mark­sizm-Le­ni­niz­mi, ta­ri­hi ge­li­şi­mi ya­vaş­lat­ma­nın bir si­la­hı ola­rak kul­lan­ma­ya ça­lış­mak­ta­dır­lar. Dev­ri­min, es­ki­den dış des­tek­le­yi­ci­le­ri olan güç­ler, bu­gün “dev­rim” adı­na dev­rim­le­rin kar­şı­sı­na geç­miş­ler­dir. Ko­lay­dır, çün­kü, dev­ri­me kar­şı dö­vü­şen­ler, dev­ri­mi hız­lan­dı­ra­cak, dev­ri­mi ba­şa­rı­ya gö­tü­re­cek bir yı­ğın te­mel ne­de­nin de do­ğu­ru­cu­su ola­cak­lar­dır. Ve ay­nı za­man­da dev­rim, es­ki­ye oran­la da­ha uya­nık, da­ha arı ve da­ha çok de­ney sa­hi­bi­dir. Ve uf­ku, es­ki­ye oran­la da­ha ge­niş­tir ve dün­ya­yı sar­sa­cak ye­ni ye­ni ge­liş­me­le­re, Mark­sizm-Le­ni­niz­me ye­ni kat­kı­lar­da bu­lu­na­cak öze sa­hip­tir.

Gö­rül­dü­ğü gi­bi, so­ru­nu­muz yal­nız­ca em­per­ya­lizm, sos­yal em­per­ya­lizm, Çin kar­şı dev­ri­mi ve bun­la­rın iş­bir­lik­çi­le­ri­nin ye­nil­me­si so­ru­nu de­ğil, ay­nı za­man­da, bun­la­ra kar­şı mü­ca­de­le­yi za­yıf­la­tan grup­la­ra, an­la­yış­la­ra ve en önem­li­si, ulus­la­ra­ra­sı ko­mü­nist ha­re­ke­tin içi­ne düş­tü­ğü ide­olo­jik, si­ya­si bu­na­lım­dan na­sıl çı­kı­la­ca­ğı, Mark­sizm-Le­ni­niz­me kat­kı­da bu­lun­ma so­ru­nu­dur da. Tür­ki­ye öl­çü­sün­de va­ro­lan kar­ma­şık so­run­la­rın çö­zü­mü, ulus­la­ra­ra­sı plan­da var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren so­run­lar­la bir­lik­te ele alın­ma­lı­dır­lar. Bu­nun için­dir ki, dev­rim­ler­de de dev­rim yap­ma gö­rev­le­ri­ni yük­le­nen dev­ri­mi­mi­zin he­def­le­ri­ni, çok yön­lü gö­rev­le­ri­ni, ni­te­li­ği­ni, iti­ci güç­le­ri­ni, ya­kın ve uzak ge­li­şim eği­li­mi­ni be­lir­ler­ken, dev­ri­mi gün­de­me ge­ti­ren iç ve dış ko­şul­la­ra, ulus­la­ra­ra­sı eko­no­mik-si­ya­si du­rum­la­ra ve ulus­la­ra­ra­sı ko­mü­nist ha­re­ke­tin kı­sa ta­ri­hi­ne de­ğin­me­den ge­çe­me­ye­ce­ğiz.

Çağımızın Temel Özellikleri

Ça­ğı­mız, em­per­ya­lizm ve pro­le­tar­ya dev­rim­le­ri ça­ğı­dır; bu de­mek­tir ki, ça­ğı­mı­za ni­te­li­ği­ni ve­ren esas mü­ca­de­le­nin mer­ke­zin­de, ulus­la­ra­ra­sı em­per­ya­list bur­ju­va­zi ile ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci pro­le­tar­ya bu­lun­mak­ta­dır.
Bu ay­nı za­man­da, dün­ya­mı­zın esas ola­rak iki ana kam­pa bö­lün­dü­ğü­nü, bir yan­da, ulus­la­ra­ra­sı em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin ba­şı­nı çek­ti­ği sö­mü­rü­cü­le­rin ve ezen­le­rin, dün­ya ge­ri­ci­li­ği­nin kam­pı, di­ğer yan­da, ba­şın­da ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın bu­lun­du­ğu ezi­len in­san­lı­ğın, emek­çi in­san­lı­ğın ile­ri­ci kam­pı. Dev­rim kam­pı ile kar­şı dev­rim kam­pı. Bu iki kamp ara­sın­da bir üçün­cü kamp, tam­pon kamp yok­tur.

Le­nin, em­per­ya­liz­mi ta­nım­lar­ken der ki: “Em­per­ya­lizm, te­kel­le­rin ve ma­li ser­ma­ye­nin ege­men­li­ği­nin ku­rul­du­ğu; ser­ma­ye ih­ra­cı­nın bi­rin­ci plan­da önem ka­zan­dı­ğı; dün­ya­nın ulus­la­ra­ra­sı tröst­ler ara­sın­da pay­la­şıl­ma­sı­nın baş­la­mış ol­du­ğu ve bü­tün top­rak­la­rı­n en bü­yük ka­pi­ta­list ül­ke­ler ara­sın­da bö­lü­şül­me­si­nin ta­mam­lan­mış bu­lun­du­ğu bir ge­liş­me aşa­ma­sı­na ulaş­mış ka­pi­ta­lizm­dir.”(8)

Bu ta­nım­la­ma­ya da­ya­na­rak, em­per­ya­liz­min, iç ve dış si­ya­se­ti­ni, amaç­la­rı­nı ve ye­nil­gi­si­ni ka­çı­nıl­maz kı­la­cak ge­li­şi­mi­nin esas nok­ta­la­rı­nı açık­lı­ğa ka­vuş­tu­ra­bi­li­riz.

Em­per­ya­list bir ül­ke­yi ele alır­sak, gö­rü­rüz ki, bu ül­ke­de:
1. Te­kel­le­rin ve ma­li ser­ma­ye­nin ege­men­li­ği ku­rul­muş­tur; ser­ma­ye­de ve üre­tim­de mey­da­na ge­len yo­ğun­laş­ma so­nu­cu eko­no­mik ege­men­li­ği ele ge­çi­ren te­kel­ler, ma­li ser­ma­ye te­me­li üze­rin­de yük­se­len ma­li oli­gar­şi­nin ege­men­li­ği­ni, si­ya­sal alan­da da ger­çek­leş­tir­miş­ler­dir; dev­let, ma­li ser­ma­ye oli­gar­şi­si­nin dev­le­ti­dir; dik­ta­tör­lü­ğü­dür.
2. Ser­ma­ye ih­ra­cı, bi­rin­ci de­re­ce­de önem ka­zan­mış­tır, me­ta ih­ra­cı ikin­ci plan­da kal­mış­tır. Esas kâr, ser­ma­ye ih­ra­cı ile sağ­lan­mak­ta­dır.

Te­kel­ci dev­le­tin iç ve dış si­ya­se­ti­ni be­lir­le­yen te­mel ol­gu­lar bun­lar­dır; ulus­la­ra­ra­sı plan­da, te­kel­ci ka­pi­ta­list bir­lik­le­rin, dün­ya­yı ara­la­rın­da bö­lüş­mek için an­laş­ma­la­rı, dün­ya­nın sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve et­ki alan­la­rı­nın, yer­li iş­bir­lik­çi­ler ara­cı­lı­ğıy­la pay­la­şıl­ma­sı, iç ol­gu­nun do­ğal so­nuç­la­rı­dır.

Em­per­ya­liz­min çö­kü­şü­nü sağ­la­ya­cak te­mel ol­gu da, dün­ya­da­ki bü­tün top­rak­la­rın en bü­yük ka­pi­ta­list ül­ke­ler ara­sın­da bö­lü­şül­me­si­nin ta­mam­lan­mış ol­ma­sı­dır. Ya­ni em­per­ya­lizm, sö­mür­mek için gir­di­ği ül­ke­le­rin ege­men­le­ri­ni ken­di­ne bağ­lar­ken, ye­ni ye­ni iş­bir­lik­çi­ler ya­ra­tır ve bun­lar­la bü­tün­leş­me doğ­rul­tu­sun­da adım­lar atar­ken, öte yan­da, sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge halk­la­rı­nı da is­ter is­te­mez dev­rim­ci­leş­ti­re­cek, ken­di­ne kar­şı bir si­lah ha­li­ne ge­ti­re­cek­tir.

Bu ol­gu, ay­nı za­man­da, em­per­ya­lizm­le dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki; em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki; tek tek ül­ke­ler­de, bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki; ve ka­pi­ta­lizm­le sos­ya­lizm ara­sın­da­ki çe­liş­me­le­rin de­rin­leş­me­si­nin de te­mel da­ya­na­ğı­nı oluş­tu­rur.

Yi­ne bu ol­gu, sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­ler pro­le­tar­ya­sı­nın ve halk­la­rı­nın ne­den da­ha dev­rim­ci ol­duk­la­rı­nı, em­per­ya­list ül­ke­ler pro­le­tar­ya­sı­nın ve halk­la­rı­nın, ne­den esas iti­ba­riy­le opor­tü­nist, re­viz­yo­nist, re­for­mist, sos­yal em­per­ya­list, sos­yal yurt­se­ver vs. ol­duk­la­rı­nın da açık­lan­ma­sı­nın te­mel da­ya­na­ğı­dır. Çün­kü em­per­ya­lizm dün­ya halk­la­rı­nı eze­rek el­de et­ti­ği yük­sek kâr­la­rın bir kıs­mı­nı ken­di ül­ke­si­nin pro­le­tar­ya­sı ve halk­la­rı­na do­lay­lı yol­lar­la pay­laş­tır­mak­ta­dır. Bu, iç çe­liş­me­le­ri de­rin­leş­tir­me­mek için iz­le­nen bir yol­dur ve acı­sı­nı sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge ül­ke­le­rin halk­la­rı çek­mek­te­dir.

En­gels, da­ha 7 Ekim 1858’de Marx’a şöy­le ya­zar: “Ger­çek­te, İn­gi­liz pro­le­tar­ya­sı git­gi­de da­ha faz­la bur­ju­va­laş­mak­ta­dır, öy­le gö­rü­nü­yor ki, ba­şka ulus­la­ra gö­re da­ha bur­ju­va olan bu ulus, ken­di bur­ju­va­zi­si­nin ya­nı sı­ra bir bur­ju­va aris­tok­ra­si­si ve bir bur­ju­va pro­le­tar­ya­sı ya­rat­ma­ya yö­nel­mek­te. Bü­tün dün­ya­yı sö­mür­mek­te olan bir ulus için bu el­bet­te, bir de­re­ce­ye ka­dar man­tık­sal bir şey­dir.”(9)

İş­te bu “man­tık­sal şey”, İn­gi­liz pro­le­tar­ya­sı­nı, İn­gi­liz em­per­ya­list bur­ju­va­zi­si­nin, yüz mil­yon­lar­ca sö­mür­ge hal­kı, çe­şit­li ge­ri ül­ke­le­ri sö­mür­me­si, en in­san­lık dı­şı uy­gu­la­ma­lar­da bu­lun­ma­sı, mil­yon­lar­ca sö­mür­ge as­ke­ri­ni İn­gi­liz İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun çı­kar­la­rı için sa­vaş alan­la­rı­na sür­me­si kar­şı­sın­da ses­siz bı­rak­tı; son Zim­bab­we ör­ne­ği, bu “man­tık­sal şey”in uzan­tı­la­rı­nı, İn­gi­liz pro­le­tar­ya­sı­nın na­sıl da ti­tiz­lik­le ko­ru­du­ğu­nu gös­ter­me­si ba­kı­mın­da ib­ret ve­ri­ci­dir.

Le­nin de bu ko­nu­ya de­ği­nir: “… bir avuç çok zen­gin ül­ke­ye çok yük­sek te­kel kâr­la­rı sağ­la­mak de­mek olan em­per­ya­lizm, pro­le­tar­ya­nın üst ta­ba­ka­la­rı­na eko­no­mik ba­kım­dan rüş­vet ver­me ola­na­ğı ya­rat­mış­tır; bu yol­la opor­tü­niz­mi bes­ler, ona vü­cut ve­rir ve güç­len­di­rir.”(10)

Özel­lik­le dün­ya ka­pi­ta­liz­mi­nin bu­na­lım dö­nem­le­ri, ulus­la­ra­ra­sı sos­yal de­mok­ra­si­si­nin, bur­ju­va dik­ta­tör­lük­le­ri­nin te­mel top­lum­sal da­ya­nak­la­rın­dan bi­ri ol­du­ğu­nu açık­ça gös­ter­miş­tir. Em­per­ya­list ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı ve halk­la­rı, em­per­ya­liz­min ya­rat­tı­ğı acı­la­rı, ken­di bün­ye­le­rin­de, en açık, da­ya­nıl­maz bi­çi­miy­le, an­cak de­rin bu­na­lım dö­nem­le­rin­de, sa­vaş an­la­rın­da ta­da­bil­miş­ler­dir. Ne ya­zık ki, bu acı­lar­dan kök­lü kur­tu­lu­şun, bu acı­la­rın te­mel kay­na­ğı olan ken­di bur­ju­va­la­rı­na kar­şı, dev­rim sa­va­şın­da ol­du­ğu­nu opor­tü­nist çı­kar­la­rı göz­le­ri­ni ka­rart­tı­ğı için he­nüz kav­ra­ma­mış­lar­dır; ve kav­ra­ya­ma­dık­la­rı için de, ken­di­le­ri­ni de kur­tu­lu­şa gö­tü­re­cek olan sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ül­ke­ler­de­ki kur­tu­luş sa­vaş­la­rı­na ge­re­ken des­te­ği sağ­la­mak­tan uzak­tır­lar.Ve hâ­lâ, bir­çok em­per­ya­list ül­ke pro­le­tar­ya­sı, dün­ya­nın ezi­len çe­şit­li ül­ke­le­rin­den ge­len pro­le­ter­le­rin, ken­di ül­ke­le­rin­de ya­şa­dık­la­rı in­san­lık dı­şı ko­şul­la­ra se­yir­ci­dir­ler… O ül­ke­ler­de iki sı­nıf pro­le­tar­ya var­dır; ezen em­per­ya­list ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı ve ezi­len ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı.

Esas he­de­fi dün­ya ege­men­li­ği olan, fa­kat bu ama­cı­nı ger­çek­leş­tir­me­ye hiç­bir za­man fır­sat bu­la­ma­ya­cak olan em­per­ya­lizm, “dün­ya ka­pi­ta­liz­mi­nin üre­ti­ci güç­le­ri­ni çok yük­sek bir dü­ze­ye ulaş­tır­mış­tır. Top­lu­mun sos­ya­list ör­güt­len­me­si i­çin ge­rek­li olan bü­tün mad­di ön ko­şul­la­rı ya­rat­mış­tır. Em­per­ya­list sa­vaş­lar, dün­ya eko­no­mi­si­nin üre­ti­ci güç­le­ri­nin em­per­ya­list dev­le­tin sı­nır­la­rı­nı aş­tı­ğı­nı ve eko­no­mi­si­nin, bü­tün dün­ya­yı ku­cak­la­ya­cak şe­kil­de ulus­la­ra­ra­sı çap­ta ör­güt­len­me­si ge­rek­ti­ği­ni gös­ter­mek­te­dir. Em­per­ya­lizm, bü­tün dün­ya eko­no­mi­si­ni ör­güt­le­ye­cek, bir­leş­miş dev­let ka­pi­ta­liz­mi­ne da­ya­nan tek bir dün­ya trös­tü­nün yo­lu­nu kan ve ateş­le aça­rak bu ça­lış­ma­yı çöz­me­ye ça­lı­şı­yor. Sos­yal de­mok­rat ide­olog­lar bu kan­lı ütop­ya­yı ye­ni ve ‘ör­güt­lü’ ka­pi­ta­liz­min ba­rış­çı bir yön­te­mi ola­rak gök­le­re çı­kar­mak­ta­dır­lar. Ger­çek­te ise bu ütop­ya öy­le­si­ne bü­yük, aşıl­maz, nes­nel en­gel­le­re çarp­mak­ta­dır ki, ka­pi­ta­lizm ar­tık ken­di için­de ta­şı­dı­ğı çe­liş­me­le­rin ağır­lı­ğı al­tın­da ka­çı­nıl­maz bir şe­kil­de çök­mek zo­run­da­dır. Ka­pi­ta­liz­min, em­per­ya­list aşa­ma­da ken­di­ni da­ha da şid­det­li bir şe­kil­de his­set­ti­ren eşit ol­ma­yan ge­liş­me ya­sa­sı, em­per­ya­list dev­let­le­rin ulus­la­ra­ra­sı alan­da, sü­rek­li ve sağ­lam bir bir­lik kur­ma­la­rı­nı ola­nak­sız ha­le ge­tir­mek­te­dir. Di­ğer yan­dan, dün­ya sa­vaş­la­rı­na dö­nü­şen ve ser­ma­ye­nin mer­ke­zi­leş­me­si­nin tek bir dün­ya trös­tü he­de­fi­ne ulaş­mak için seç­ti­ği yol olan em­per­ya­list sa­vaş­lar, o ka­dar çok yı­kı­ma yol aç­mak­ta, iş­çi sı­nı­fı­nın ve sö­mür­ge­ler­de­ki mil­yon­lar­ca pro­le­ter ve köy­lü­nün omuz­la­rı­na öy­le­si­ne ağır yük­ler bin­dir­mek­te­dir ki, ka­pi­ta­lizm bu he­de­fe ula­şa­ma­dan pro­le­tar­ya dev­ri­mi­nin dar­be­le­ri al­tın­da çök­me­ye mah­kum­dur.”(11)

Ko­min­tern’in uzak gö­rüş­lü­lü­ğü­nün bir bel­ge­si olan bu tes­bit­ler, em­per­ya­liz­min, ikin­ci pay­la­şım sa­va­şın­dan, çok sa­yı­da sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­si­ni kay­be­de­rek çı­kı­şıy­la, bir di­zi ül­ke­de halk de­mok­ra­si­le­ri­nin ku­rul­ma­sıy­la doğ­ru­lan­mış­tır. Yi­ne bu tes­bit­le­rin, ye­ni ko­şul­lar­da bir ifa­de­si ve doğ­ru­la­rı ola­rak, em­per­ya­liz­min ka­de­ri­ni be­lir­le­ye­cek ve on­la­rı ken­di ül­ke­le­ri­nin pro­le­tar­ya­sı ve halk­la­rıy­la son he­sap­laş­ma sı­nı­rı­na ge­ti­re­cek olan top­lum­sal güç­ler, sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­ler­de bu­lun­mak­ta­dır. Çün­kü em­per­ya­list bas­kı ve sö­mü­rü­nün asıl acı­la­rı­nı ve ka­pi­ta­liz­min ge­nel bu­na­lım­la­rı­nın ağır yük­le­ri­ni çe­ken­ler bu tip ül­ke­le­rin emek­çi halk­la­rı­dır. Ay­nı za­man­da em­per­ya­liz­min ve iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min ya­rat­tı­ğı çe­liş­me­ler on­la­rı eğit­mek­te, dev­rim­ci­leş­tir­mek­te­dir. “Em­per­ya­lizm, bu ül­ke­le­ri sö­mü­rür­ken, bu­ra­lar­da de­mir­yol­la­rı, fab­ri­ka­lar ve ya­pı­mev­le­ri, sa­na­yi ve ti­ca­ret mer­kez­le­ri kur­mak zo­run­da­dır. Bu ‘po­li­ti­ka’nın ka­çı­nıl­maz so­nuç­la­rı, bir pro­le­tar­ya sı­nı­fı­nın or­ta­ya çık­ma­sı, yer­li ay­dın­la­rın ye­tiş­me­si, ulu­sal bi­lin­cin uyan­ma­sı, kur­tu­luş ha­re­ke­ti­nin güç­len­me­si­dir. İs­tis­na­sız ve bü­tün sö­mür­ge­ler­de ve bü­tün ba­ğım­lı ül­ke­ler­de dev­rim­ci ha­re­ke­tin güç­len­me­si, bu ge­liş­me­nin be­lir­gin bir ka­nı­tı­dır. Sö­mür­ge­le­ri ve ba­ğım­lı ül­ke­le­ri, em­per­ya­liz­min ye­dek gü­cü ol­mak­tan çı­kar­tıp, pro­le­tar­ya dev­ri­mi­nin ye­dek gü­cü ha­li­ne ge­ti­re­rek, ka­pi­ta­liz­min mev­zi­le­ri­ni temel­den yık­mak, pro­le­tar­ya için önem­li­dir.”(12) Ve bu gö­rev­le­ri ba­şar­mak için, pro­le­ter dev­ri­mi­nin ön ko­şul­la­rı­nı biz­zat em­per­ya­liz­min sö­mü­rü­sü ya­ra­tır.

Ge­liş­me­ler gös­ter­mek­te­dir ki, em­per­ya­liz­me kar­şı ezi­len dün­ya halk­la­rı­nın or­tak mü­ca­de­le­si, dün­ya pro­le­ter sos­ya­list dev­ri­mi­nin bir par­ça­sı­dır ve tek tek ül­ke­le­rin em­per­ya­list bo­yun­du­ruk­tan kur­tul­ma­la­rıy­la güç­len­mek­te­dir. Tek tek sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­le­rin kur­tu­lu­şu, em­per­ya­liz­min sö­mü­rü alan­la­rı­nın da­ral­ma­sı­na, ge­rek dar­la­şan alan­lar­da, ge­rek­se ken­di ulu­sal sı­nır­la­rı içe­ri­sin­de sö­mü­rü­sü­nün yo­ğun­laş­ma­sı­na, de­rin­leş­me­si­ne, iç dış top­lum­sal çe­liş­me­le­rin kes­kin­leş­me­si­ne yol a­ça­cak­tır.

Gö­rü­şü­müz o ki, dün­ya dev­ri­mi, aşa­ğı­dan yu­ka­rı­ya doğ­ru ya­ni sö­mür­ge ül­ke­ler­de­ki dev­rim­ci ulu­sal kur­tu­luş, ya­rı sö­mür­ge­ler­de, ulu­sal-de­mok­ra­tik, top­lum­sal-de­mok­ra­tik kur­tu­luş ha­re­ket­le­ri­nin ge­liş­me­siy­le, met­ro­pol­le­ri ku­şa­tan, on­la­rın can da­mar­la­rı­nı ke­sen bir seyir iz­le­ye­cek­tir.* Bu ge­liş­me­ler, muh­te­mel­dir ki, em­per­ya­list ül­ke­le­ri da­ha da az­gın­laş­tır­sın, ba­ğım­sız­lı­ğı­nı ka­zan­mış ül­ke­le­ri, ye­ni­den si­lah­lı iş­gal­le­re ka­dar gö­tür­sün. Sov­yet­le­rin Af­ga­nis­tan’ı fa­şist iş­ga­li­ni, ba­kı­şı­mı­zı doğ­ru­la­yan bir ol­gu ola­rak gö­rü­yo­ruz. Bu ne­den­le, her dev­rim ken­di­si­ni pe­kiş­ti­re­cek bir yol iz­le­me­li­dir; ke­sin­ti­siz ge­li­şi­mi­ni sağ­la­ya­ma­yan bir dev­rim ken­di­si­ni ko­ru­ya­maz, dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ne kar­şı ko­ya­maz. Bu­nun ga­ran­ti­si ise, dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın ön­cü­lü­ğü, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ölüm­süz il­ke­le­ri­nin ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si zo­run­lu­lu­ğu­dur. Özel­lik­le, sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­le­rin dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı ve dev­rim­ci halk­la­rı, dün­ya ge­ri­ci­li­ği­nin her bi­çi­mi­ne kar­şı, da­ha et­kin yep­ye­ni mü­ca­de­le ve da­ya­nış­ma bi­çim­le­ri bul­mak ve ha­ya­ta ge­çir­mek gö­rev­le­riy­le yü­küm­lü­dür­ler. Her ye­nil­gi­de ye­ni de­ney­ler edi­nen em­per­ya­list ge­ri­ci­lik, dar­be­ler ye­dik­çe, çı­kar­la­rın­dan ol­duk­ça, da­ha da az­gın­la­şa­cak, bir yan­dan da dün­ya halk­la­rı­nı al­dat­ma ve böl­me­nin ye­ni, en in­ce, şim­di­ye ka­dar de­nen­me­miş bi­çim­le­ri­ni bu­la­cak­tır. Tek tek ül­ke­le­rin iş­bir­lik­çi ege­men­le­ri­ni içi­ne düş­tük­le­ri bu­na­lım­lar­da bo­ğa­cak gü­ce sa­hip de­ğil­sek, on­lar her bu­na­lım­dan da­ha da güç­le­ne­rek, ye­ni de­ney­ler edi­ne­rek çı­ka­cak­lar­dır. Dev­ri­mi hep bur­nu­mu­zun ucun­da gör­me has­ta­lı­ğı, Marx da için­de ol­mak üze­re, Le­nin’in Sta­lin’in, bü­tün dev­rim­ci­le­rin, ken­di­le­ri­ni kur­ta­ra­ma­dık­la­rı bir has­ta­lık­tır. Dün­ya­nın bü­tün ül­ke­le­ri­nin dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı, dün­ya dev­ri­mi­nin gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bil­mek için ken­di­si­ni da­ha da dev­rim­ci­leş­tir­mek, bur­ju­va­ziy­le iç içe, yan ya­na ya­şı­yor ol­mak­tan ge­len giz­li bur­ju­va­laş­ma­ya kar­şı sa­vaş­mak, ken­di­si­ni bur­ju­va, küçük burjuva ön­yar­gı­la­rı­nın et­ki­sin­den ve ay­nı za­man­da sağ ve “sol” has­ta­lık­la­rın mik­rop­la­rın­dan sil­ke­le­mek zo­run­da­dır. Bu­nun için de, dün­ya ko­mü­nist ha­re­ke­ti­nin ta­ri­hi, tek tek ül­ke­le­rin zen­gin de­ne­yim­le­ri en ra­di­kal bi­çim­de eleş­ti­rel bir göz­le ye­ni­den in­ce­len­me­li, bu te­mel­de em­per­ya­liz­mi, bur­ju­va­zi­yi, ge­ri­ci­li­ği ve ken­di ül­ke­le­ri­nin öz­gü ya­pı­sı­nı en ti­tiz bir bi­çim­de ye­ni­den göz­den ge­çir­me­li ve za­af­la­rı ele alın­ma­lı­dır.

Emperyalizmin Krizi ve Savaş

Dün­ya­nın esas ola­rak iki ana kam­pa ay­rıl­dı­ğı­nı, bir kam­pın ba­şın­da ulus­la­ra­ra­sı em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin, di­ğer kam­pın ba­şın­da da, ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın bu­lun­du­ğu­nu be­lirt­miş­tik.

Dün­ya ge­ri­ci­li­ği, ken­di için­de de iki ana kut­ba ay­rı­lır. Kut­bun bi­ri­nin ba­şın­da ABD em­per­ya­liz­mi, di­ğe­ri­nin ba­şın­da da Rus sos­yal em­per­ya­liz­mi bu­lun­mak­ta­dır. An­ti em­per­ya­list gö­rev­ler­le de yü­küm­lü olan dev­ri­mi­miz, em­per­ya­list dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ni, ku­tup­la­rı­nın öz­gül ya­pı­sı­nı, ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­ri­ni ve iç çe­liş­ki­le­rin top­lum­sal te­mel­le­ri­ni iyi ta­nı­mak zo­run­da­dır. Çün­kü bi­çi­mi ne olur­sa ol­sun, em­per­ya­lizm ve her tür­den ge­ri­ci­lik, emek­çi in­san­lı­ğın mut­la­ka yok et­mek, kö­kü­nü ku­rut­mak zo­run­da ol­du­ğu düş­man­la­rı­dır.

1870’ler­de be­lir­gin ha­le ge­len ka­pi­ta­liz­min te­kel­leş­me eği­li­mi, üre­tim­de ve ser­ma­ye­de mey­da­na ge­len yo­ğun­laş­ma ve mer­ke­zi­leş­me so­nu­cu, 20. yüz­yı­lın baş­la­rın­da, dün­ya eko­no­mi­si­ne ege­men ol­du. Bi­rin­ci de­re­ce­de önem ka­za­nan ser­ma­ye ih­ra­cı, ka­pi­ta­list dün­ya eko­no­mi­si­nin çe­şit­li par­ça­la­rı ara­sın­da­ki bir­li­ği pe­kiş­ti­rir­ken, ay­nı za­man­da da ulus­la­ra­ra­sı plan­da, dün­ya halk­la­rı­nın sö­mü­rül­me­si­ni de­rin­leş­tir­di; git­ti­ği her ye­re, em­per­ya­liz­min ge­ri­ci ve yı­kı­cı öze­lik­le­ri­ni de be­ra­be­rin­de gö­tür­dü; ka­pi­ta­list ge­liş­me­nin en yük­sek aşa­ma­sı olan te­kel­ci ka­pi­ta­lizm, ya­ni em­per­ya­lizm, ka­pi­ta­liz­min ta­bi­atın­da va­ro­lan eşit ol­ma­yan ge­liş­me ya­sa­sı­nı, hem eko­no­mi­de, hem de si­ya­set ala­nın­da, en be­lir­gin bi­çi­miy­le göz­ler önü­ne ser­di. Dün­ya­nın çeh­re­si­ni de­ğiş­ti­re­cek olan çe­liş­me­le­ri, bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya, em­per­ya­lizm ile dün­ya halk­la­rı, em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­le­ri, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da ala­bil­di­ği­ne kes­kin­leş­tir­di ve ge­liş­me­ler so­nu­cu, em­per­ya­list­ler ara­sı çe­liş­me­yi, di­ğer çe­liş­me­le­rin var­lı­ğı­nı ve ge­liş­me­le­ri­ni be­lir­le­ye­cek dü­ze­ye yük­selt­ti. Çün­kü en ge­liş­miş ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de bü­yük çap­ta yo­ğun­la­şan üre­tim, ye­ni dış pa­zar­la­rı ve ham­mad­de ve ener­ji kay­nak­la­rı­nı ge­rek­tir­mek­tey­di. “Da­ha ön­ce­le­ri öz­gür olan bü­tün sö­mür­ge­le­rin ar­tık pay­la­şıl­mış bu­lun­du­ğu bu dö­nem­de sö­mür­ge­le­rin ve nü­fuz alan­la­rı­nın ye­ni­den payla­şıl­ma­sı ko­nu­sun­da­ki ça­tış­ma­lar gi­de­rek da­ha faz­la si­lah­lı mü­ca­de­le ni­te­li­ği ka­zan­dı.”(13)

Em­per­ya­list dün­ya eko­no­mik sis­te­mi­nin, ken­di ba­ğrın­da ge­liş­tir­di­ği çe­liş­me­le­rin do­ğal so­nu­cu ola­rak pat­lak ve­ren eko­no­mik buh­ran, en bü­yük em­per­ya­list dev­let­le­ri ve ta­raf­tar­la­rı­nı iki ku­tup ha­lin­de bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şın­da kar­şı kar­şı­ya ge­tir­di. 1914-1918 yıl­la­rı­nı kap­sa­yan ve bü­tün dünyayı ekonomik, siyasi, toplumsal ve ide­olo­jik alan­lar­da, dev­rim­ci bir bi­çim­de et­ki­le­yen ve sar­san sa­vaş, em­per­ya­list dün­ya sis­te­mi­ni içi­ne düş­tü­ğü buh­ran­dan kur­tar­mak bir ya­na, ka­pi­ta­liz­min ge­nel buh­ra­nı dö­ne­mi­ni baş­lat­tı; ay­nı za­man­da dün­ya­ya ege­men tek eko­no­mik sis­tem ol­ma ni­te­li­ği­ni de par­ça­la­dı; dün­ya­nın eko­no­mik ve top­lum­sal yü­zü­nü bir da­ha es­ki ha­li­ni ala­ma­ya­cak bir bi­çim­de de­ğiş­tir­di. Ge­nel ola­rak ka­pi­ta­list dün­ya ge­liş­me­si­nin, özel ola­rak da onun em­per­ya­list aşa­ma­sı­nın ürü­nü olan ilk pro­le­ter sos­ya­list dev­rim, dün­ya em­per­ya­list zin­ci­ri­nin en za­yıf hal­ka­sı­nı oluş­tu­ran as­ke­ri-fe­odal em­per­ya­list Çar­lık Rus­ya­sı’nı, 1917 Ekim Dev­ri­mi’yle, em­per­ya­list dün­ya ekono­mi­sin­den ko­part­tı ve ilk ola­rak, dün­ya sos­ya­list eko­no­mi sis­te­mi­nin te­mel­le­ri­ni at­tı. Es­ki­den bir tek dün­ya eko­no­mi­si var­ken, şim­di iki kar­şıt sis­tem, uz­laş­maz ni­­telik­le­re sa­hip iki kar­şıt sis­tem var­dı; sos­ya­lizm ve ka­pi­ta­lizm.

Dün­ya­nın uz­laş­maz ni­te­lik­te iki te­mel kam­pa bö­lün­me­si ve ye­ni bir ça­ğın, em­per­ya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğı­nın baş­la­ma­sı; dün­ya em­per­ya­liz­mi­ni ol­duk­ça zor du­rum­da bı­rak­tı; ta­rih, ulus­la­ra­ra­sı plan­da var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren, em­per­ya­list­ler­le dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki, em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­ye ek ola­rak, ye­ni bir çe­liş­me­yi gün­de­mi­ne alı­yor­du; ka­pi­ta­list sis­tem­le sos­ya­list sis­tem ara­sın­da­ki çe­liş­me.

Da­ha ön­ce, dün­ya ça­pın­da baş çe­liş­me du­ru­mun­da olan ve an­cak si­lah­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la çö­zü­le­bi­len em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me, ye­ri­ni ye­ni bir çe­liş­me­ye bı­rak­mış­tı. Bir­bir­le­riy­le ölüm ka­lım sa­va­şı­na gir­miş olan em­per­ya­list­ler, ken­di­le­ri­ni ye­ni du­ru­ma gö­re ayar­la­dı­lar ve çe­şit­li cep­he­ler­den, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın ana­va­ta­nı­na sal­dır­dı­lar. İç sa­vaş üç yıl sür­dü. Em­per­ya­list­le­rin her açı­dan des­tek­le­dik­le­ri bur­ju­va ve fe­odal iç ge­ri­ci­lik, mad­di ola­rak ye­nil­di fa­kat bur­ju­va­zi­nin es­ki cen­ne­ti­ni ele ge­çir­me ha­yal­le­ri, em­per­ya­liz­min pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nü yık­ma, sos­ya­list eko­no­mi­yi yık­ma ve ka­pi­ta­liz­mi Rus­ya’da ye­ni­den kur­ma umut­la­rı ve ha­yal­le­ri ye­ni­le­me­di.

Bu­gün, dün­ya ge­ri­ci­li­ği­nin iki ana mer­ke­zin­den bi­ri­si­ni oluş­tu­ran ABD em­per­ya­liz­mi, bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şın­dan güç­le­ne­rek çık­tı. O gü­ne ka­dar en güç­lü em­per­ya­list dev­let ola­rak bi­li­nen İn­gil­te­re, sa­vaş­tan ga­lip çık­mış ol­ma­sı­na kar­şın sa­vaş son­ra­sı ge­liş­me­ler, Avus­t­ral­ya, Ka­na­da, Gü­ney Af­ri­ka, Çin, Hin­dis­tan vb. ül­ke­ler­de­ki ayak­lan­ma­lar ve mer­kez­den kop­ma eği­lim­le­ri, onu ol­duk­ça sars­tı. Em­per­ya­list bü­yük dev­let­ler­den bi­ri olan Fran­sa da, ben­zer du­rum­lar­la kar­şı­laş­tı. Ka­pi­ta­liz­min ge­nel bu­na­lı­mı, ta­rih sah­ne­si­ne ye­ni bir sis­te­min adım at­mış ol­ma­sı, bü­tün dün­ya­da dev­rim­ci bir al­tüst olu­şun nes­nel ko­şul­la­rı­nı ol­gun­laş­tır­dı. Dün­ya eko­no­mi­si­nin bir­li­ği, dev­ri­min ulus­la­ra­ra­sı ni­te­li­ği­ni be­lir­ler­ken, fark­lı par­ça­la­rı­nın eşitsiz gelişmesi devrimin farklı bi­çim­ler­de or­ta­ya çık­ma­sı­na ne­den ol­du. Dev­rim dar­be­le­ri en çok Al­man­ya’yı sars­tı. “1918 Ka­sı­mı’nda, Avus­tur­ya’da ve Al­man­ya’da, ya­rı fe­odal kral­lık­la­rı yı­kan dev­rim­ler; 1919 Ni­sa­nı’nda Bav­ye­ra’da Sov­yet hü­kü­me­ti; 1921 Mar­tı’nda, Al­man­ya’da pro­le­tar­ya ön­cü­sü­nün ayak­lan­ma­sı; 1923 Son­ba­ha­rın­da Al­man­ya’da dev­rim­ci buh­ran”(14); onu, di­ğer em­per­ya­list dev­let­le­rin kar­şı­sın­da, ye­ni ku­ru­lan Sos­ya­list Sov­yet­ler Bir­li­ği kar­şı­sın­da, es­ki sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­le­ri kar­şı­sın­da ve ken­di ül­ke­si­nin dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı kar­şı­sın­da güç­süz bı­rak­tı.
Önem­le vur­gu­lan­ma­lı­dır ki, Al­man em­per­ya­liz­mi­ni di­ğer em­per­ya­list dev­let­le­re kar­şı, Sos­ya­list Sov­yet­ler Bir­li­ği’ne kar­şı, ken­di ül­ke­sin­de­ki Ya­hu­di­le­re kar­şı ve ken­di pro­le­tar­ya­sı­na ve emek­çi­le­ri­ne kar­şı, di­ğer em­per­ya­list­ler­den fark­lı, o gü­ne ka­dar de­nen­me­miş bir mü­ca­de­le bi­çi­mi ve or­gan­la­rı ara­ma­ya iten ne­den­ler; onu, Ame­ri­kan, İn­gi­liz, Fran­sız vb. em­per­ya­list­ler­den da­ha ge­ri­ci, da­ha sal­dır­gan, da­ha şo­ven ve mil­li­yet­çi ya­pan ne­den­ler; bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şın­dan ye­nik çık­ma­sın­da, eko­no­mi­si­nin için­de bu­lun­du­ğu fark­lı bu­na­lım ko­şul­la­rın­da aran­ma­lı­dır. Al­man em­per­ya­list­le­ri­ni, İtal­yan, Ja­pon em­per­ya­list­le­ri ile ben­zeş­ti­ren şey­ler, bu ül­ke­le­rin eko­no­mik ko­şul­la­rın­da­ki, top­lum­sal ge­liş­me­ler­de­ki ve ay­nı sa­vaş­tan ye­nik çık­ma­la­rı­nın ben­zeş­me­le­rin­den gel­mek­te­dir. Ge­nel ola­rak bü­tün em­per­ya­list­le­rin, özel ola­rak da Al­man, İtal­yan ve Ja­pon em­per­ya­list­le­ri­nin, esas he­def ola­rak Sov­yet­ler Bir­li­ği’ni or­ta­dan kal­dır­ma amaç­la­rı, bur­ju­va­zi­nin asıl düş­ma­nı­na, ge­nel ola­rak bü­tün dün­ya pro­le­tar­ya­sı­na ve ezi­len halk­la­rı­na, özel ola­rak da pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nün Rus­ya­sı’na duy­duk­la­rı sı­nıf ki­ni­nin, bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şı­nın kök­le­ri­ni at­tı­ğı in­ti­kam duy­gu­la­rı­nın bir ifa­de­siy­di. İş­te bu­nun doğ­al so­nu­cu ola­rak ge­rek iç­te, ge­rek­se dış­ta asıl ama­cı pro­le­ter ön­cü­yü ez­mek olan fa­şist dik­ta­tör­lük, ye­ni bir dün­ya sa­va­şı­nın en et­ki­li ha­zır­lık or­ga­nı ola­rak ta­rih sah­ne­si­ne çık­mış ol­du.

1929 ge­nel bu­na­lı­mı, ikin­ci bir pay­la­şım sa­va­şı­nın en be­lir­gin ha­ber­ci­siy­di. Em­per­ya­liz­min eşit­siz ge­liş­me ya­sa­la­rı iş­li­yor, Al­man­ya, Ja­pon­ya, İtal­ya, dün­ya­nın ye­ni­den pay­la­şıl­ma­sı ta­lep­le­riy­le or­ta­ya çı­kı­yor­lar, Le­nin’in em­per­ya­lizm va­rol­duk­ça em­per­ya­list sa­vaş­la­rın ka­çı­nıl­maz­lı­ğı te­ori­si, ken­di­si­ni bir kez da­ha doğ­ru­la­ma­ya ha­zır­la­nı­yor­du. Em­per­ya­list­ler ara­sı çe­liş­me, si­lah­lı ça­tış­ma­ya dö­nüş­tü.

İkin­ci pay­la­şım sa­va­şı, em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da he­sap­laş­ma­la­rı­nın ya­nı sı­ra esas he­def ola­rak, pro­le­ter sos­ya­list Rus­ya’nın ve dev­ri­min şah­lan­dı­ğı Çin’in pay­la­şıl­ma­sı­nı ele alı­yor­du; ilk pro­le­ter dev­let ye­nil­me­li ve sos­ya­list eko­no­mi­nin ye­ri­ne ye­ni­den ka­pi­ta­list eko­no­mi ku­rul­ma­lıy­dı. Özel­lik­le İn­gil­te­re’nin he­sap­la­rı, hem Hit­ler Al­man­ya­sı’nın, hem de Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin çö­ke­ce­ği, ken­di­si­nin de es­ki gü­cü­ne ula­şa­bi­le­ce­ği var­sa­yım­la­rı­na da­ya­nı­yor­du. Fa­kat em­per­ya­list­le­rin açık he­sap­la­rı tut­ma­dı; pro­le­ter Rus­ya’yı di­ze ge­ti­re­me­di­ler, Çin’i pay­la­şa­ma­dı­lar. Üs­te­lik As­ya’da, Av­ru­pa’da bir di­zi halk de­mok­ra­si­le­ri­nin or­ta­ya çı­kı­şı­nı, bir di­zi ül­ke­de de ulu­sal kur­tu­luş ve ba­ğım­sız­lık sa­vaş­la­rı­nın za­fe­ri­ni ön­le­ye­me­di­ler. İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı, dün­ya­nın yü­zü­nü ve özü­nü büs­bü­tün de­ğiş­tir­di, dev­rim­ci al­tüst oluş, dün­ya ül­ke­le­ri­nin te­mel­le­ri­ni di­bin­den sars­tı. Dün­ya emepr­ya­liz­mi, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın ve ezi­len halk­la­rı­nın dar­be­le­riy­le bir kez da­ha sar­sıl­dı. Ulus­la­ra­ra­sı plan­da, bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki, em­per­ya­lizm­le ezi­len dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki uz­laş­maz kav­ga­nın ikin­ci ra­un­du da, pro­le­tar­ya­nın ve ezi­len halk­la­rın üs­tün­lü­ğü ile so­na er­di.

İkin­ci pay­la­şım sa­va­şı­nın en önem­li so­nuç­la­rın­dan bi­ri de, kuş­ku­suz, ABD em­per­ya­liz­mi­nin ko­nu­mun­da mey­da­na ge­len de­ği­şik­lik­ti.

Al­man, Ja­pon, İtal­yan em­per­ya­list­le­ri, sa­vaş­tan yi­ne ye­nik, sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­le­ri­ni kay­be­de­rek, par­ça­la­na­rak, yı­kın­tı için­de çık­tı­lar. İn­gi­liz, Fran­sız em­per­ya­list­le­ri, sa­vaş­tan yi­ne ga­lip çık­mış­lar­dı, fa­kat on­lar da, bir di­zi sö­mür­ge ve ya­rı sö­mür­ge­ler­de­ki es­ki ege­men­lik­le­ri­ni yi­tir­miş­ler, eko­no­mi­le­ri te­mel­le­rin­den sar­sıl­mış, es­ki sö­mür­ge­ci­lik sis­tem­le­ri yı­kıl­mış­tı. ABD ise sa­vaş­tan as­ke­ri-eko­no­mik-si­ya­si, her açı­dan güç­le­ne­rek çık­tı. Yük­sek bir pres­tij ka­za­na­rak, dün­ya im­pa­ra­tor­lu­ğu­nun­ yo­lu­nu aç­tı. Di­ğer em­per­ya­list­le­rin içi­ne düş­tük­le­ri yı­kın­tı, ABD’yi ger­çek­ten kı­sa za­man­da ye­ni sö­mür­ge­ci­li­ğin im­pa­ra­tor­lu­ğu­na yük­selt­ti. “Hür Dün­ya”nın kov­bo­yu Ame­ri­ka, güç­lü bir dün­ya sis­te­mi ha­li­ne gel­miş bu­lu­nan sos­ya­liz­min ve yak­la­şık dün­ya nü­fu­su­nun üç­te bi­ri­ni oluş­tu­ran sos­ya­list ül­ke­le­rin oluş­tur­du­ğu blok kar­şı­sın­da, güç­lü müt­tek­fik­le­re muh­taç­tı. Bü­tün di­ğer em­per­ya­list ül­ke­le­ri hi­ma­ye et­mek, ka­pi­ta­list dün­ya eko­no­mi­si­ni can­lan­dır­mak, ba­şın­da Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin bu­lun­du­ğu dün­ya sos­ya­liz­mi­ni, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nı ve ezi­len dün­ya halk­la­rı­nı ku­şat­mak için ha­re­ke­te geç­ti. ABD, tar­tış­ma­sız bi­çim­de, dün­ya ka­pi­ta­liz­mi­nin, eko­no­mik, as­ke­ri, si­ya­si ve ide­olo­jik ön­de­ri ve yön­len­di­ri­ci­si idi. Düş­man kar­deş­ler, bir kez da­ha iş­bir­lik­çi­le­ri­nin de ka­tı­lı­mıy­la, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­na ve ezi­len dün­ya halk­la­rı­na ve sos­ya­liz­min ül­ke­le­ri­ne kar­şı, as­ke­ri ve ekono­mik ör­güt­len­me­le­re gi­riş­ti­ler… Bu gi­ri­şim­ler, ezi­len dün­ya halk­la­rı ve dev­rim­ci dün­ya pro­le­tar­ya­sı, As­ya’da, Af­ri­ka’da, La­tin Ame­ri­ka’da, in­san eme­ği­ne göz di­ken­le­rin, ne den­li si­lah­lı olur­sa ol­sun­lar, ne den­li bir­bir­le­ri­ne yas­la­nır­sa yas­lan­sın­lar, halk­la­rın ye­nil­mez gü­cü kar­şı­sın­da di­ze gel­me­ye­cek hiç­bir gü­cün ol­ma­ya­ca­ğı­nı ka­nıt­la­dı­lar. Fa­kat öte yan­da, di­şin­den tır­na­ğı­na ka­dar si­lah­lı fa­şiz­mi ye­nen, dün­ya ta­ri­hi­ne des­tan­lar ya­zan, dün­ya­nın en güç­lü or­du­la­rı kar­şı­sın­da yi­ğit­çe di­re­nen, ola­ğa­nüs­tü fe­da­kâr­lık­lar gös­te­ren şan­lı Sov­yet pro­le­tar­ya­sı, ken­di için­de çı­kan re­viz­yo­nist ha­in­le­re ye­nil­di… ve in­san­lık ta­ri­hi­ne ka­ra bir le­ke ola­rak ge­çe­cek ge­liş­me­ler kar­şı­sın­da ses­siz kal­dı.