NE İÇİN SAVAŞIYORUZ?

Yurt­se­ver Dev­rim­ci De­mok­rat­lar, bu ya­zı­da or­ta­ya koy­du­ğu­muz gö­rüş­le­ri, özen­le ve ce­sa­ret­le ara­la­rın­da tar­tış­ma­lı, eleş­ti­ri ve öne­ri­le­ri­ni en kı­sa za­man­da bağ­lı bu­lun­duk­la­rı böl­ge so­rum­­lu­la­rı­na bil­dir­me­li­dir­ler. Ba­zı ar­ka­daş­la­rı­mı­zın eleş­ti­ri ve öne­ri­le­ri­ni bi­ze ilet­me ola­nak­la­rı he­nüz yok­tur. On­lar­la en kı­sa za­man­da bağ­la­rı­mı­zı ve ha­ber­leş­me ola­nak­la­rı­mı­zı ya­ra­ta­ca­ğız.

Hiç­bir ya­zı­mız, dü­şün­ce ve gö­rüş­le­ri­mi­zin ta­mam­lan­mış, son nok­ta­sı ko­nul­muş ve de­ğiş­mez ifa­de­si de­ğil­dir; bir­çok ko­nu­yu, biz­ler de araş­tır­ma sı­ra­sın­da de­rin­leş­tir­me ve kök­lü kav­ra­ma ola­na­ğı­nı bu­la­bi­li­yo­ruz. Da­ha ön­ce hiç dü­şün­me­di­ği­miz, dü­şü­ne­me­di­ği­miz bir yı­ğın so­run, pra­tik ça­lış­ma­la­rın ve zo­run­luk­la­rın da­yat­ma­sı so­nu­cu kar­şı­mı­za çık­mak­ta­dır. Le­nin “Mark­siz­min, kit­le­le­rin pra­ti­ği oku­lun­da öğ­re­nim yap­tı­ğı söy­le­ne­bi­lir” der.(39) Mü­ca­de­le, ya­zı­la­rın sı­nır­la­rı için­de kal­amaz; ge­liş­me­ye açık her nok­ta, her ipu­cu, özü­ne bağ­lı ka­lı­na­rak, kav­ra­yı­şı­mız te­me­li­ne bağ­lı ka­lı­na­rak ge­liş­ti­ril­me­li, ge­liş­ti­ri­le­rek de­ğiş­ti­ril­me­li­dir. Ki­mi ko­nu­lar­da, mer­ke­zi ya­pı­nın yet­mez­li­ği, ye­rel ça­lış­ma­la­rı olum­suz yön­den et­ki­li­ye­bi­lir. Her şe­yi mer­kez­den bek­le­mek, mer­ke­zin her za­man doğ­ru dü­şü­ne­ce­ği­ni ve mer­ke­zin her ye­re ula­şa­bi­le­ce­ği­ni var­say­mak ki­mi za­man olum­suz­luk­lar do­ğu­ra­bi­lir. Bu, mer­ke­ze gü­ven­me­yin, her şe­yi siz bil­di­ği­niz gi­bi ya­pın de­mek de­ğil­dir. Bu, mer­ke­zin bü­tün alt ör­güt­len­me­ler ta­ra­fın­dan bi­lim­sel te­mel­de de­net­len­me­si, kö­rü kö­rü­ne, bü­rok­rat bir an­la­yış­la ka­fa sal­lan­ma­ma­sı için bir uya­rı­dır. Mer­kez­de de­ği­şik­lik­ler ola­bi­lir, mer­kez re­viz­yo­niz­min eli­ne ge­çe­bi­lir, ki­mi za­man sağ ve “sol” opor­tü­nist ege­men­lik ku­ru­la­bi­lir. Böy­le dö­nem­ler mut­la­ka ya­şa­na­cak­tır de­mi­yo­ruz; an­cak ta­ba­nın si­ya­si uya­nık­lı­ğı, Mark­sizm-Le­ni­niz­min il­ke­le­ri­ne bağ­lı­lı­ğı, il­ke­li mü­ca­de­le an­la­yı­şı, mer­kez­den mey­da­na ge­le­cek olum­suz­luk­la­ra ve yet­mez­lik­le­re ge­re­ken mü­da­ha­le­yi gös­te­re­bi­lir. En teh­li­ke­li dev­rim­ci ti­pi, “sal­la­baş” dev­rim­ci ti­pi­dir. Sal­la­baş­lık bü­rok­ra­tizm be­lir­ti­si­nin bir bi­çi­mi­dir. Her ko­nu­da fark­lı gö­rüş­ler, fark­lı dü­şün­ce­ler ola­bi­lir. Bü­tün un­sur­la­rın her ko­nu­yu ay­nı bi­çim­de, ay­nı açı­dan tor­na­dan çık­mış­ça­sı­na kav­ra­ma­sı bek­le­ne­mez. Özü ay­nı, bi­çi­mi ve ifa­de edi­li­şi fark­lı gö­rüş­ler, gö­rüş­me­ler yo­luy­la tar­tı­şı­larak dil ve ifa­de bir­li­ği­ne ka­vuş­tu­ru­la­bi­lir. Esas olan öz­dür. Esas olan pra­ti­ğe yan­sı­yış­tır, bu da ira­de bir­li­ği­ni zo­run­lu kı­lar. Tar­tış­ma­lar so­nu­cu alı­nan ka­rar be­lir­le­yi­ci­dir. Bi­çim­sel fark­lı­lık­lar gi­de­ri­le­bi­li­nir. Fark­lı gö­rüş­ler öze iliş­kin­se, bu gö­rüş­ler il­ke ay­rı­lık­la­rın­dan kay­nak­la­nı­yor­sa, il­ke ay­rı­lık­la­rı ört­bas edi­le­mez­ler. Bu ko­nu­lar, giz­li­lik il­ke­le­ri dik­ka­te alı­na­rak, açık­ça yay­gın­laş­tı­rıl­ma­dan, il­ke­li bir bi­çim­de, gö­rüş­me­ler yo­luy­la, so­rum­lu ar­ka­daş­lar­la tar­tı­şıl­ma­lı­dır.

An­cak tar­tış­ma­lar ya­zı ku­ru­lu ile tar­tış­ma­yı ge­rek­ti­re­cek nok­ta­ya gel­miş­se, ya­zı ku­ru­lu ile kar­şı­lık­lı tar­tış­ma­lar so­nu­cu da ta­raf­lar ik­na edi­le­me­miş­se, ay­rı­lık nok­ta­la­rı ay­nı ça­tı al­tın­da bu­lun­ma­yı en­gel­le­ye­cek den­li önem­li so­run­la­rı içe­ri­yor­sa, pra­tik ça­lış­ma­la­rı­mı­za za­rar ve­ri­yor­sa, bir hi­zip ve grup­laş­ma (olum­suz yön­de) te­me­li ya­ra­ta­cak­sa, ge­cik­me­den, hiç za­man kay­bet­me­den so­ru­nun kök­lü çö­zü­mü­ne gi­dil­me­li­dir. Yurt­se­ver Dev­rim­ci De­mok­rat­lar, ken­di ara­la­rın­da en ge­niş de­mok­ra­si ku­ral­la­rı­nı uy­gu­la­ya­rak bi­lim­sel tar­tış­ma­lar yo­luy­la, ide­olo­jik mü­ca­de­le yo­luy­la so­run­la­rı­nı çö­ze­mi­yor­lar­sa, iş ayık­la­ma­yı ge­rek­ti­ri­yor­sa, bu ko­nu­da ka­rar­sız olun­ma­ma­lı­dır. Be­de­ni kur­tar­mak için ko­lu­mu­zu bi­le kes­mek ge­re­ki­yor­sa, o kol, acı­sı gö­ze alı­na­rak, ek­sik­li­ği gö­ze alı­na­rak, ge­ti­re­ce­ği za­rar­lar gö­ze alı­na­rak ke­sil­me­li­dir. Yal­nız ba­şı­na ide­olo­jik mü­ca­de­le ile opor­tü­nizm ye­ni­le­mez. Fark­lı iki sı­nıf ide­olo­ji­si, fark­lı iki sı­nıf si­ya­se­ti, ör­güt­len­me an­la­yı­şı, bir ça­tı al­tın­da sis­tem­leş­miş ha­liy­le ba­rı­na­maz, ba­rın­dı­rıl­ma­ma­lı­dır da. An­cak fark­lı sı­nıf gö­rüş­le­ri, sis­tem­leş­me­miş bi­le ol­sa, bir ça­tı al­tın­da ya­şar de­mek de is­te­mi­yo­ruz. Bur­ju­va­zi va­rol­duk­ça, onun si­ya­se­ti ve ide­olo­ji­si, kül­tü­rü ve dü­şün­ce bi­çi­mi şu ya da bu oran­da biz­le­ri et­ki­le­ye­bi­lir. Et­ki­len­me­mek di­ya­lek­ti­ğin ya­sa­la­rı­na ay­kı­rı­dır. Bu ya­sa­nın bi­lin­cin­de ol­mak, her tür­den bur­ju­va re­viz­yo­nist gö­rüş­le­rin et­ki­si­ne kar­şı, han­gi kı­lık­ta or­ta­ya çı­kar­lar­sa çık­sın­lar, uya­nık ol­ma­mı­zın ön­ko­şu­lu­dur. Fa­kat her fark­lı kav­ra­yış ve ifa­de bi­çi­mi­ni de en kes­tir­me ve en ko­lay­cı bir an­la­yış­la “bur­ju­va gö­rüş, re­viz­yo­nist gö­rüş” ola­rak ta­nım­la­mak ve ki­şi­sel sür­tüş­me­le­ri bi­le bu açı­dan ele al­mak yan­lış ola­cak­tır. Ki­şi­sel sür­tüş­me gi­bi gö­rü­nen, özün­de ise sı­nıf­sal sür­tüş­me olan sür­tüş­me­ler de var­dır. Fa­kat Yurt­se­ver Dev­rim­ci De­mok­rat­lar, hiç­bir kı­lı­fın, kı­lı­fı ol­du­ğu şey­den da­ha uzun ömür­lü ol­ma­ya­ca­ğı­nı bi­lir­ler.

Ya­zı­la­rı­mız in­ce­le­nir­ken, sü­rek­li bir bi­çim­de, esas ola­rak Marx, En­gels ve Le­nin’e da­nış­mak te­mel yön­te­mi­miz ol­ma­lı­dır. Mark­sizm-Le­ni­niz­min us­ta­la­rı­nın çe­şit­li ya­zı­la­rı, dü­şün­ce­le­ri, ta­ri­hi ve si­ya­si ko­şul­la­ra bağ­lı ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li, ne yaz­dı­ğın­dan, ne söy­le­di­ğin­den çok, için­de bu­lun­duk­la­rı ko­şu­la­rı na­sıl de­ğer­len­dir­dik­le­ri ve bu­na bağ­lı ola­rak na­sıl dü­şün­dük­le­ri, na­sıl bir man­tık iz­le­dik­le­ri dik­ka­te alın­ma­lı­dır. So­run­la­ra böy­le bak­maz­sak bi­lin­ci­miz es­ki­ci dük­ka­nı­na dö­ner… Mark­sizm-Le­ni­niz­min te­mel il­ke­le­rin­den bi­ri şu­dur: Mark­sizm-Le­ni­niz­min ev­ren­sel il­ke­le­ri­ni, ül­ke­nin so­mut dev­rim­ci pra­ti­ği­ne ya­ra­tı­cı bir bi­çim­de uy­gu­la­mak. Bu il­ke­yi ge­rek­ti­ği gi­bi ha­ya­ta ge­çir­mez­sek dev­rim ya­pa­ma­yız. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın öz­gül ko­nu­mu ken­di­ne öz­gü bir dev­ri­mi gün­de­mi­ne al­mış­tır. Bu dev­ri­min iz­le­ye­ce­ği yol, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan ger­çe­ği ve bu ger­çe­ğin si­ya­sal ala­na yan­sı­ma­sı­nın bir ifa­de­si olan Yurt­se­ver Dev­rim­ci De­mok­rat­la­rın ha­ya­tın her ala­nın­da sür­dü­re­cek­le­ri ça­ba­lar ta­ra­fın­dan be­lir­le­ne­cek­tir. Ta­ri­hi, top­lum­sal, eko­no­mik an­lam­lar­da, fark­lı ko­şul­la­ra sa­hip ül­ke­ler­de, fark­lı dev­rim sü­reç­le­ri­nin oluş­tura­ca­ğı bi­li­nen bir ger­çek­tir. Ül­ke­miz dev­rim­ci­le­ri bu ev­ren­sel ger­çe­ği dil­le­rin­den dü­şür­me­mek­le bir­lik­te, gös­ter­dik­le­ri pra­tik bu ger­çe­ğin ha­ya­ta uy­gu­la­nı­şı de­ğil­dir. La­tin Ame­ri­ka dev­rim­ci mü­ca­de­le­si­nin ör­nek­le­rin­den, Çin Halk Dev­ri­mi’ne ka­dar, ne den­li dev­rim ör­ne­ği var­sa, şu ya da bu grup­lar­ca, bi­çim­sel an­lam­da kop­ya edil­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. Bir ağa­cın göl­ge­sin­de bir baş­ka ağaç ye­tiş­mez, bir ır­mak­ta iki kez yı­ka­nıl­maz, bir çi­çek bir kez mey­ve ve­rir… So­run, dün­ya dev­rim­ci pra­ti­ği­nin çe­şit­li ör­nek­le­ri­ni kop­ya et­mek de­ğil­dir; so­run ba­şa­rı­ya ulaş­mış dev­rim­le­rin iz­le­diği yo­lun, bü­tün yön­le­riy­le özün­den kav­ran­ma­sı­dır; ye­nil­miş dev­rim­le­rin ye­nil­gi ne­den­le­ri­nin özün­den kav­ran­ma­sı­dır. So­run, bu­gü­ne ka­dar Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin ne­den ba­şa­rı­la­ma­dı­ğı so­ru­nu­dur.

Ge­çen sa­yı­mı­zın so­nun­da, Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’nin ko­şul­la­rı­nı ve içe­ri­ği­ni da­ha iyi an­la­ta­bil­mek için, 1917 Şu­bat Dev­ri­mi son­ra­sı­nı ve Ekim Dev­ri­mi ko­şul­la­rı­nı in­ce­le­me­miz ge­rek­ti­ği­ni söy­le­miş­tik. An­cak pra­tik ça­lış­ma­la­rı­mı­zın acil kıl­dı­ğı bir baş­ka so­ru­nu ön pla­na al­mak zo­run­da kal­dık. Ola­nak­la­rı­mı­zın (ka­ğıt, bas­kı vs.) kı­sıt­lı­lı­ğı yü­zün­den, bu gö­re­vi ge­le­cek sa­yı­mı­za bı­ra­kı­yo­ruz. Ar­ka­daş­la­rı­mı­zın için­de bu­lun­du­ğu­muz ko­şul­lar­da, kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu­muz mad­di zor­luk­la­rı ve bun­lar­dan kay­nak­la­nan sı­nır­la­ma­la­rı an­la­ya­cak­la­rı­nı umu­yo­ruz.
Bir Sarsıntı Dönemi ve Devrimin Örgütlenmesi Görevi

Ni­cel an­lam­da ne den­li cı­lız olur­sak ola­lım, önü­mü­ze amaç ola­rak koy­du­ğu­muz dev­rim gö­rev­le­ri kar­şı­sın­da ne den­li ça­re­siz ka­lır­sak ka­la­lım, ide­olo­jik-si­ya­si kav­ra­yı­şı­mız doğ­ruy­sa, doğ­ru bir ör­güt­len­me an­la­yı­şı­na sa­hip­sek, zor­luk­la­rı yen­me­de ka­rar­lıy­sak, sab­rı­mız tü­ken­mezse, her ko­nu­da va­ro­lan ek­sik­le­ri­mi­zi gi­der­me­nin ve ken­di­mi­zi ve de kit­le­le­ri ye­ni­den ve ye­ni­den ör­güt­le­me­nin yol­la­rı­nı mut­la­ka bu­la­bi­li­riz. Ken­di­mi­zi ve kit­le­le­ri de­ği­şen ko­şul­la­ra gö­re se­fer­ber ede­bi­li­riz. Ken­di­mi­zi ör­güt­le­mek ile kit­le­le­ri ör­güt­le­mek, hem bir­bi­ri­ne bağ­lı, hem de bir­bi­rin­den ay­rı iki iş­tir; amaç ve ko­şu­la­rı ba­kı­mın­dan bir­bi­rin­den fark­lı­dır. Kit­le­le­ri ör­güt­le­mek is­te­yen­ler, ön­ce­lik­le ken­di­le­ri­ni ye­ni­le­mek ve örgütlemek zorundadırlar; kendisini ve kendilerini örgütleyemeyenler kitleleri ör­güt­le­ye­mez­ler. Ay­nı za­man­da, kit­le­le­rin ör­güt­len­me­si ih­ti­ya­cı­nı duy­ma­yan­lar, ken­di­le­ri­ni de ör­güt­le­ye­mez­ler. Dev­rim ör­güt­len­me­le­ri, ken­di­le­ri­ni ge­rek­li­li­ğe gö­re ye­ni­ler ve ör­güt­ler­ken, ge­rek­li­li­ğin sü­rek­li ha­re­ket ve de­ği­şim için­de ol­du­ğu­nu, es­ki mü­ca­de­le yön­tem ve bi­çim­le­rin­de di­ren­me­nin ve ye­tin­me­nin ha­yat­la çe­li­şe­ce­ği­ni ve ge­liş­me­nin ge­ri­sin­de ka­lı­na­ca­ğı­nı bil­me­li­dir­ler; ge­ri­de kal­mak, anın­da to­par­la­nıl­maz­sa, çiğ­nen­me­nin ilk adı­mı­dır. Açık yü­rek­le iti­raf et­me­li­yiz ki, ül­ke­nin top­lum­sal si­ya­sal çal­kan­tı­la­rı­na ne­den olan mad­di ko­şul­la­rın­dan kay­nak­la­nan de­ği­şik ni­te­lik­li bir­çok olay bi­zim dı­şı­mız­da oluş­tu. Açık söy­le­mek ge­re­kir­se biz, olay­la­rın kuy­ru­ğuna bi­le ta­kı­la­ma­dık. Olay­la­rın kuy­ru­ğu­na ta­kı­la­cak ka­dar bi­le ör­güt­lü gü­cü­müz yok­tu. Çe­şit­li si­ya­sal top­lum­sal olay­lar kar­şı­sın­da ses­siz ka­lın­dı. Re­viz­yo­nist, opor­tü­nist vs. di­ye ni­te­le­di­ği­miz bir­çok si­ya­si ha­re­ket biz­den da­ha ce­sur adım­lar at­tı. Doğ­ru, yan­lış, gö­rüş­le­ri­ni açık­la­dı­lar, kit­le­le­re ses­len­di­ler… Bü­tün bun­lar, te­orik ola­rak ne der­sek di­ye­lim, doğ­ru bil­di­ği­miz si­ya­sal ide­olo­jik tes­bit­le­ri­mi­zi mad­di güç ha­li­ne ge­ti­re­bi­le­cek cid­di bir ör­güt­len­me­yi ve ör­güt­lü ça­lış­ma­yı ha­ya­ta ge­çi­re­me­miş ol­ma­mı­zın so­nu­cu­dur. Te­orik ola­rak ne den­li “doğ­ru­la­ra” sa­hip olur­sak ola­lım, pra­tik ör­güt­len­me gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­mi­yor­sak, si­ya­si-ide­olo­jik kav­ra­yı­şı­mı­zın kit­le­le­re ulaş­tı­rı­la­ma­ya­ca­ğı­nı bil­me­li ve ör­güt­len­me ko­nu­sun­da­ki an­la­yı­şı­mı­zı ye­ni­den göz­den ge­çir­me­li­yiz.

Hiç­bir si­ya­si ör­güt­len­me, en ol­gun bi­çi­miy­le ha­ya­ta atıl­ma­mış­tır, atı­la­maz da. An­cak di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­mi ger­çek an­lam­da ken­di­le­ri­ne kı­la­vuz edi­nen­ler, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin si­ya­si ide­olo­jik ve ör­güt­sel ge­rek­li­lik­le­ri­ni pra­tik ça­lış­ma için­de esas hat­la­rıy­la kav­ra­ya­bi­len­ler, ne den­li ha­ta­la­ra dü­şer­ler­se düş­sün­ler, ha­ta­la­rı ve yet­mez­lik­le­ri kar­şı­sın­da ce­sur ve bi­li­me da­ya­lı bir hat iz­le­me­yi ba­şa­ra­bi­lir­ler; ek­sik­le­ri­ni sa­bır­la, fe­da­kâr­ca gi­de­re­bi­lir­ler ve ge­liş­me­le­ri­ni sağ­la­ya­bi­lir­ler; dev­rim gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bi­lir­ler. Hiç­bir si­ya­si ha­re­ket, ha­ta yap­tı­ğı için mah­vol­maz; ha­ta­la­rı­nın far­kı­na ve bi­lin­ci­ne va­ra­ma­yan­lar, var­sa­lar bi­le üs­tü­ne üs­tü­ne gi­de­me­yen­ler, git­se­ler bi­le ha­ta­nın kay­nak­la­rı­nı doğ­ru tes­bit ede­me­yen­ler ve ge­rek­li adım­la­rı ata­ma­yan­lar mah­vo­lur­lar; üs­te­lik bu mah­vo­luş ken­di sı­nır­la­rı dı­şın­da­ki­le­ri de et­ki­ler. Ha­ya­tın ver­di­ği ye­nil­gi ce­za­sı­nı haz­me­de­me­yen­ler, dev­ri­min önü­ne “dev­rim” mas­ke­li bir en­gel ola­rak di­ki­lir­ler.

Ha­re­ke­ti­miz, hem ken­di­si­ni do­ğu­ran, hem de ken­di­si ta­ra­fın­dan ka­za­nı­lan ve bi­çim­len­di­ril­me­ye ça­lı­şı­lan bir avuç ar­ka­daş­tan olu­şu­yor. Bu ar­ka­daş­lar, ha­re­ke­ti­mi­zi hem ge­liş­ti­re­cek, hem de olum­suz yön­de et­ki­le­ye­cek yön­le­ri ba­ğır­la­rın­da ta­şı­mak­ta­dır­lar. Her bi­rim, olum­lu yön­le­riy­le, ça­lış­kan, ka­rar­lı, fe­da­kâr yön­le­riy­le, dev­ri­me duy­duk­la­rı inan­cı si­ya­si bi­linç­le­riy­le do­ku­ya­rak da­ha da pe­kiş­ti­rir­ken, kit­le­le­re olum­lu ör­nek­le­r olur­ken, olum­suz yön­le­riy­le de ha­re­ke­ti­mi­zin ge­liş­me­si­nin en­gel­le­ri olur­lar… Olum­lu ve olum­suz yön­le­ri­mi­zi bir­lik­te al­mak, olum­lu yön­le­ri­mi­ze da­ya­na­rak, olum­suz yön­le­ri­mi­zi yen­mek zo­run­da­yız. Bü­tün yön­le­ri­miz­le ye­ter­li ol­ma­mız, bur­ju­va-fe­odal et­ki­ler­den kı­sa za­man­da sı­yı­rı­la­bil­me­miz, ira­de­mi­ze bağ­lı bir şey de­ğil­dir. Bol­şe­vik di­sip­lin ve ah­lak, an­cak Bol­şe­vik ya­pı­ya sa­hip bir ör­güt­len­me için­de ka­za­nı­la­bi­lir; öy­le bir ör­güt­len­me ya­pı­sı oluş­tur­ma­lı­yız ki, ken­di­si­ne uy­ma­yan­la­rı kal­dı­rıp ata­bil­sin. Ka­ba hat­la­rıy­la bi­le ol­sa, yü­zey­sel de ol­sa, Bol­şe­vik an­la­yı­şa ve ru­ha sa­hip olun­ma­dan da Bol­şe­vik ör­güt­len­me ya­ra­tı­la­maz. Söz­le­ri­miz çe­liş­ki­li gi­bi gö­rü­ne­bi­lir­se de, çe­liş­ki­li de­ğil­dir; bi­rey-ör­güt, ör­güt-bi­rey kar­şı­lık­lı et­ki­le­me ve ko­şul­lan­dır­ma sü­re­ci, ör­güt­sel ya­pı­yı ve ör­güt­lü bi­re­yi ge­liş­ti­re­cek, çe­lik­leş­ti­re­cek­tir. Doğ­ru bir ide­olo­ji ve si­ya­se­te da­yan­ma­dan, sağ­lık­lı bir ör­güt­len­me oluş­tu­ru­la­maz; sağ­lık­lı bir ör­güt ya­pı­sı ol­ma­dan, sağ­lık­lı kad­ro­lar ye­tiş­ti­ri­le­mez; doğ­ru bir ide­olo­ji-si­ya­set te­me­lin­de ku­rul­muş bir ör­güt­len­me ve ör­güt­len­me için­de pe­kiş­ti­ril­miş, çe­lik­leş­ti­ril­miş kad­ro­lar dev­ri­min ba­şa­rı­sı için ön­ko­şu­lu­dur… An­cak son çö­züm­le­me­de be­lir­le­yi­ci oran kit­le­ler­dir. Kit­le­ler için­de eri­me ye­te­ne­ği ka­zan­ma­mış kad­ro­lar dev­rim­ci mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de kit­le­le­re ön­der­lik ede­mez­ler. Ha­re­ke­ti­miz bu ye­te­nek­te­ki kad­ro­la­rı ye­tiş­ti­re­cek dü­ze­ye he­nüz ula­şa­ma­mış­tır.

Ba­zı ar­ka­daş­lar, ha­re­ket ay­rı, ken­di­le­ri ay­rı bir ha­va için­de­dir­ler. Ba­zı­la­rı da ken­di­le­ri­ni ha­re­ke­tin ye­ri­ne ko­yu­yor­lar. Bun­lar yan­lış­tır. Bi­rey­le­ri­miz top­la­mı ha­re­ke­ti­mi­zin ni­cel gü­cü­nü mey­da­na ge­ti­rir. Ha­re­ke­ti­mi­zin top­la­mı ör­güt­lü­mü­zün ha­re­ke­ti­ni ya­ra­tır. Mad­di ma­ne­vi güç­le­ri­miz top­la­mı, ha­re­ke­ti­mi­zin mad­di ma­ne­vi gü­cü­nü mey­da­na ge­ti­rir. Biz­ler, bir can­lı­yı va­re­den bü­tün iç dış or­gan­la­rı gö­zö­nü­ne ala­rak, ken­di­mi­zi bu or­gan­lar­dan bi­ri­si ye­ri­ne koy­ma­lı­yız. Ya­ni biz­ler, tek tek, tek ba­şı­mı­za bir bü­tün de­ğil, bü­tü­nü mey­da­na ge­ti­ren par­ça­lar­dan bi­ri­yiz. İn­sa­nın iç or­gan­la­rı­nı ele ala­lım. Her­han­gi bir or­ga­nın gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bil­me­si, na­sıl ki di­ğer or­gan­la­rın ça­lış­ma­la­rı­nı olum­suz yön­de et­ki­ler­se, ör­güt­sel ya­pı içe­ri­sin­de de bu­na ben­zer so­nuç­lar ka­çı­nıl­maz­dır. Bu açı­dan bak­tı­ğı­mız za­man ne den­li ak­sak­lık­lar için­de ol­du­ğu­muz gö­rü­le­cek­tir. An­cak, ha­re­ke­ti­miz ken­di­si­ni sü­rek­li ye­ni­le­ye­cek, aşa­bi­le­cek bir öze sa­hip­tir.

Dev­rim­ci ha­re­ke­tin yük­sel­di­ği ya da ye­nil­gi­le­rin dev­rim­ci ha­re­ket­le­ri sars­tı­ğı dö­nem­ler ya da dev­ri­min ye­ni ko­şul­lar­la kar­şı kar­şı­ya gel­di­ği dö­nem­ler, si­ya­si ha­re­ket­le­rin çal­ka­lan­ma, bö­lün­me, ye­ni­den to­par­lan­ma, sar­sın­tı dö­nem­le­ri­dir. Böy­le­si dö­nem­ler­de, ha­re­ket­ler­de sağ­cı­lık, “sol”cu­luk ve doğ­ru çiz­gi­ye en ya­kın sa­ya­bi­le­ce­ği­miz or­ta­cı­lık gö­rü­nür. Or­ta­cı­lar, hem sa­ğa, hem de “sol”a kar­şı mü­ca­de­le yü­rüt­mek zo­run­da­dır­lar. On­la­r sa­ğa yas­la­na­rak “sol”a, ya da “sol”a yas­la­na­rak sa­ğa kar­şı mü­ca­de­le yo­lun se­çe­mez­ler. İş­te için­de bu­lun­du­ğu­muz du­rum, ge­nel dev­rim­ci ha­re­ke­tin ka­buk de­ğiş­tir­mek zo­run­da ol­du­ğu, sağ­cı­lık, “sol”cu­luk ve or­ta­cı­lı­ğın en açık bi­çi­miy­le ken­di­si­ni gös­ter­di­ği bir du­rum­dur. Ve ken­di­mi­zi ye­ni du­ru­mun gö­rev­le­ri kar­şı­sın­da uya­nık tut­mak zo­run­da­yız. Hiç­bir si­ya­si ha­re­ket, sağ ve “sol” ka­bu­ğu­nu dök­me­den ge­li­şe­mez… Biz de bu sü­reç­ten zo­run­lu ola­rak ge­çe­ce­ğiz, geç­mek­te­yiz de.

Ge­rek sağ­cı­lık, ge­rek­se “sol”cu­luk, ger­çek yü­züy­le or­ta­ya çık­maz. Ken­di­si­ni çe­şit­li kı­lık­lar­da gös­te­rir. Ve hat­ta öy­le dö­nem­ler olur ki, sağ ya da “sol”, yu­kar­da açık­la­dı­ğı­mız an­lam­da ken­di­si­ni “or­ta­cı” kı­lı­ğın­da da gös­te­re­bi­lir. Ve bu­gün, bu an­lam­da, ha­re­ke­ti­mi­zin pra­tik ça­lış­ma­la­rı­na ege­men olan “or­ta­cı” kı­lı­ğın­da­ki sağ­cı­lık­tır. Fa­kat, “sol” an­la­yı­şın sağ­cı­lı­ğın ikiz kar­de­şi ol­du­ğu­nu, ki­mi za­man sağ­cı­lı­ğın ör­tü­sü bi­çi­min­de ken­di­ni gös­ter­di­ği­ni unut­ma­mak zo­run­da­yız.

1980 baş­la­rıy­la, şu an için­de bu­lun­du­ğu­muz du­ru­mu kı­yas­lar­sak, bu­gün çok da­ha ile­ri ve ge­liş­me­ye açık bir dü­zey­de ol­du­ğu­muz yad­sı­na­maz. Ga­ze­te­mi­zin ya­yın ha­ya­tı­na atıl­ma­sı, ye­ter­siz ve sı­nır­lı da­ğı­tım ola­nak­la­rı­mı­za, da­ğı­tım­da­ki yan­lış­lık ve de­ney­siz­lik­le­ri­mi­ze kar­şın, gö­rüş ve dü­şün­ce­le­ri­mi­zin mad­di bir güç ha­li­ne gel­me­si­nin ilk bi­ri­kim­le­ri­ni ya­rat­ma­da ya­rar­lı ol­muş­tur. Fa­kat yi­ne de ol­duk­ça ye­ter­siz ol­du­ğu­mu­zu ka­bul edi­yo­ruz. Bu ye­ter­siz­li­ği mut­lak bir bi­çim­de gi­der­mek müm­kün de­ğil­dir. Her za­man için­de bu­lun­du­ğu­mi­uz ko­şul­la­ra bağ­lı ola­rak ye­ter­siz ka­la­ca­ğız. Ye­ter­siz­li­ği­mi­zin bi­lin­ci­ne var­ma­mız, ge­liş­me­mi­zin öz­nel an­lam­da iti­ci gü­cü ola­cak­tır.

İçin­de bu­lun­du­ğu­muz du­rum ve gö­rev­le­ri­miz:
Ka­pi­ta­list top­lu­mun te­mel çe­liş­me­si, üre­tim araç­la­rı­nın özel mül­ki­ye­ti ile üre­ti­min top­lum­sal ni­te­li­ği ara­sın­da­ki çe­liş­me­dir. Bu, ay­nı za­man­da özel iş­let­me­le­rin ör­güt­lü ni­te­lik­le­ri ile üre­ti­min ül­ke ça­pın­da­ki ör­güt­süz ni­te­li­ği ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, üre­tim anar­şi­si­ni do­ğu­ran çe­liş­me­nin de kay­na­ğı­dır. Bü­yük üre­tim araç­la­rı­nın özel mül­ki­ye­ti­ni elin­de bu­lun­du­ran sı­nıf­lar, özel iş­let­me­le­rin­de na­sıl ör­güt­lü bir ya­pı­ya sa­hip­ler­se, si­ya­si alan­da da, ma­li ve as­ke­ri alan­lar­da da güç­lü ör­güt­len­me­le­re sa­hip­tir­ler. Dev­let ik­ti­da­rı ve or­gan­la­rı, kit­le ile­ti­şim araç­la­rı bun­la­rın elin­de­dir. Öte yan­da ge­niş halk kit­le­le­ri, si­ya­si ye­ter­siz­lik­ler­den, si­ya­si sı­nıf bi­linç­le­ri­nin ek­sik­li­ğin­den, ken­di ör­güt­len­me­le­ri­ni ku­ra­ma­dık­la­rı gi­bi bü­yük bir ke­si­mi, ege­men sı­nıf­la­rın si­ya­si ör­güt­len­me­le­ri için­de yer al­mak­ta­dır­lar ve on­la­rın si­ya­si ik­ti­dar­la­rı­nın kit­le­sel da­ya­nak­la­rı­nı oluş­tur­mak­ta­dır­lar.

Halk kit­le­le­ri­nin bir ke­si­mi de, güç­süz, kü­çük, bir­bi­rin­den ko­puk ör­güt­len­me­ler içe­ri­sin­de oya­lan­mak­ta, ener­ji­le­ri­ni çarçur et­mek­te­dir­ler. Halk kit­le­le­ri­nin ör­güt­len­me­si­ni sağ­la­ma­dan, on­la­rı ken­di­le­ri­ni kur­ta­ra­cak ör­güt­len­me için­de eğit­me­den, dev­ri­min ba­şa­rı­sın­dan söz ede­me­ye­ce­ği­miz bi­li­nen bir ger­çek­tir.
So­ru­nu iki açı­dan in­ce­le­me­miz ge­re­ki­yor. Bi­rin­ci­si, ege­men sı­nıf­la­rın ör­güt­lü ya­pı­la­rı ile ge­niş halk kit­le­le­ri­nin esas ola­rak ör­güt­süz ya­pı­la­rı ve bu du­ru­mun do­ğur­du­ğu si­ya­si so­nuç­lar.

İkin­ci­si, ise, re­viz­yo­nist ol­sun, opor­tü­nist ol­sun, dev­rim­ci ol­sun, halk kit­le­le­ri için­de si­ya­si ça­lış­ma sür­dü­ren bü­tün si­ya­si ha­re­ket­le­rin, dar kap­sam­lı da ol­sa ken­di iç­le­rin­de oluş­tur­duk­la­rı ör­güt­lü ya­pı ile ge­niş halk kit­le­le­ri­nin ör­güt­süz­lü­ğü so­ru­nu­dur. Her iki so­ru­nun çö­zü­mü, özün­de bir­bi­ri­ne bağ­lı­dır.

Ege­men sı­nıf­la­rın ör­güt­lü ni­te­li­ği ile ge­niş emek­çi kit­le­le­rin ör­güt­süz ni­te­li­ği ara­sın­da­ki çe­liş­me, ge­niş halk kit­le­le­rinin, ege­men sı­nıf­la­rın si­ya­si-as­ke­ri ör­güt­lü gü­cü­nü ye­ne­bi­le­cek ni­te­lik­te si­ya­si-as­ke­ri bir ör­güt­len­me­ye ka­vuş­tu­rul­ma­sı ile çö­zü­le­bi­lir. Bu çe­liş­me­nin tam an­la­mıy­la çö­zü­mü, si­ya­si ik­ti­da­rın hal­kın eli­ne geç­me­si­ni zo­run­lu kı­lar.

Esas ni­te­lik­le­ri ne olur­sa ol­sun, ken­di­si­ni dev­rim saf­la­rın­da sa­yan si­ya­set­le­rin, tek tek ele alın­dık­la­rın­da, az çok ör­güt­lü ni­te­lik­le­ri ile bü­tün ola­rak ele alın­dı­ğın­da, dev­rim­ci mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de, si­ya­si grup­laş­ma­la­rın bir­bi­rin­den ko­puk­lu­ğu ara­sın­da­ki çe­liş­me, si­ya­sal anar­şi­nin bir ka­na­dı­nın kay­na­ğı­nı oluş­tur­mak­ta­dır. Bu anar­şi­ye son ver­mek, an­cak dev­rim ön­der­li­ği­nin mer­ke­zi­leş­ti­ril­me­siy­le müm­kün­dür. Fa­rak­lı ide­olo­jik-si­ya­si tes­bit­ler te­me­lin­de var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren ör­güt­len­me­ler, do­ğal­dır ki bü­tün ey­lem­le­ri­ni bir­bir­le­rin­den ha­ber­siz (ve hat­ta re­ka­bet duy­gu­la­rı­nın ve bir­bir­le­ri­ne gü­ven­siz­li­ğin et­ki­siy­le), bir­bi­rin­den ko­puk sür­dü­re­cek­ler­dir. Dev­rim saf­la­rın­da va­ro­lan gü­ven­siz­lik, dev­rim­ci­le­rin bir­bir­le­ri­ne gü­ven­siz­li­ği, halk kit­le­le­ri­nin bü­yük bir ke­si­mi­nin dev­rim­ci­le­re duy­du­ğu gü­ven­siz­lik, bir an­lam­da bu kar­ma­şa­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Han­gi ör­güt­len­me­nin ne za­man ne ya­pa­ca­ğı bel­li de­ğil­dir… ola­maz da! Dev­rim ener­ji­si, ay­rı ay­rı mer­kez­ler­de bo­şa har­can­mak­ta­dır… ener­ji­le­rin top­la­mı bir gü­ce dö­nüş­tü­rü­le­me­mek­te­dir. Açık­ça gö­rü­le­cek­tir ki, bu du­rum ile dev­rim ener­ji­si­nin tek mer­kez­de top­lan­ma­sı di­le­ği bir­bi­riy­le çe­li­şir. Dev­rim­ci­le­rin bir­li­ği­nin özü­nü si­ya­si an­lam­da kav­ra­ya­ma­yan bir­çok iyi ni­yet­li dev­rim sem­pa­ti­za­nı, grup­la­rın çok­lu­ğun­dan, “sol ha­re­ke­tin bö­lün­müş­lü­ğün­den” ya­kın­mak­ta­dır­lar. Bu ar­ka­daş­la­rın “bir­lik” is­te­yen yan­la­rı, dev­rim için ge­rek­li olan bir şey­dir ve bi­lim­sel açı­dan de­ğer­len­di­ril­me­li­dir. Grup­la­rın tek mer­kez­de top­lan­ma­sı­nı is­te­mek, el­ma, ar­mut, por­ta­kal vs.’nin bir top­lam için­de top­lan­ma­sı­nı is­te­mek ka­dar müm­kün ol­ma­yan bir şey­dir. Bu, iyi ni­yet­li ham bir ha­yal­den baş­ka bir şey de­ğil­dir. Dev­rim ener­ji­si­nin tek mer­kez­de top­lan­ma­sı, an­cak dev­ri­mi ger­çek­leş­ti­re­cek si­ya­si-ide­olo­jik te­melde va­re­dil­miş ör­güt­sel ya­pı­da top­lan­mak de­mek­tir. Böy­le bir ör­güt­len­me, an­cak her tür­den dev­rim düş­ma­nı ve dev­rim za­rar­lı­sı­na kar­şı uzun mü­ca­de­le sü­re­cin­de, kan ve ateş der­ya­sı içe­ri­sin­de, dev­ri­min ge­rek­li kıl­dı­ğı bü­tün mü­ca­de­le bi­çim­le­ri içe­ri­sin­de ken­di­si­ni ka­nıt­la­ya­bi­lir ve kit­le­le­ri dev­rim he­def­le­ri­ne doğ­ru se­fer­ber ede­bi­lir ve za­fer ka­za­na­bi­lir. Bu ne­den­le dev­rim ör­güt­len­me­si için mü­ca­de­le esas­tır; bir­lik, an­laş­ma ta­li­dir; dev­rim saf­la­rın­da gö­rü­len fark­lı si­ya­set­ler­le he­sap­laş­ma­dan kar­şı dev­rim­le he­sap­laş­mak müm­kün de­ğil­dir. Re­viz­yo­niz­mi ve opor­tü­niz­mi yen­me­den, ka­rar­sız­lık­la­rı yen­me­den kar­şı dev­ri­mi ye­ne­me­yiz… Ge­rek içi­miz­de, ge­rek­se dı­şı­mız­da, her tür­lü ay­rı­lık nok­ta­la­rı­nı, sı­nıf­sal te­mel­le­ri üze­ri­ne oturt­ma­lı­yız. Yan­lış bul­du­ğu­muz her tes­bit, tah­lil, an­la­yış, tu­tum­la mü­ca­de­le et­mek he­de­fi­miz ol­ma­lı­dır. An­cak böy­le­si bir mü­ca­de­le sü­re­cin­de çe­şit­li grup­lar içe­ri­sin­de va­ro­lan en dü­rüst, en ka­rar­lı, en bi­linç­li, en fe­da­kâr un­sur­lar, da­ha ön­ce için­de ha­re­ket et­tik­le­ri ör­güt­sel ya­pıy­la, ge­liş­me­le­ri­nin bel­li bir nok­ta­sın­da çe­liş­me­ye dü­şe­cek­ler ve ko­pa­cak­lar­dır. Hiç­bir si­ya­si ha­re­ket, dış­tan dar­be­ler­le yı­kıl­maz. An­cak dış­tan vu­ru­lan ide­olo­jik, si­ya­si dar­be­ler, o si­ya­si ha­re­ke­tin iç ya­pı­sı­nı, iç çe­liş­me­le­ri­ni et­ki­le­ye­bi­lir. Bir si­ya­si ha­re­ke­ti çö­ker­ten esas et­ken­ler ken­di için­de­dir. İş­te bi­zim gö­re­vi­miz, dev­rim düş­ma­nı ve dev­rim za­rar­lı­sı ör­güt­len­me­le­ri te­mel­le­rin­den sars­mak için her­bi­ri­nin öz­gül du­rum­la­rı­na gö­re mü­ca­de­le yü­rüt­mek­tir. Bi­zim gö­re­vi­miz, si­ya­sal anar­şi­ye son ve­re­cek, dev­rim ön­der­li­ği­ni yü­rü­te­bi­le­cek ni­te­lik­te mer­ke­zi bir ör­güt­len­me­yi ya­rat­mak­tır. Şim­di­lik mü­ca­de­le­mi­zin he­de­fi bu­dur: Dev­rim ör­güt­len­me­si…

So­nuç ola­rak yi­ne­ler­sek: Tek tek si­ya­si grup­la­rın, ken­di iç­le­rin­de ör­güt­lü ka­rek­ter­le­ri ile, ge­nel ola­rak dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ör­güt­süz ka­rek­te­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me, nes­nel ko­şul­la­ra bağ­lı ola­rak, ül­ke­mi­ze­de va­ro­lan si­ya­sal anar­şi­nin, dev­ri­me gü­ven­siz­li­ğin, dev­rim güç­lerinin za­yıf­lı­ğı­nın baş­lı­ca ne­den­le­rin­den bi­ri­dir. Bu du­ru­ma son ve­re­bil­mek kı­sa bir za­man­da al­tın­dan kal­kı­la­bi­le­cek bir iş de­ğil­dir. Uzun sü­re­li, sa­bır­lı, fe­da­kâr bir ça­lış­ma­yı ge­rek­tir­mek­te­dir. Bu sü­reç içe­ri­sin­de, dev­rim düş­man­la­rı­na kar­şı yü­rü­tü­len mü­ca­de­le, dev­rim za­rar­lı­sı grup­la­ra kar­şı yü­rü­tü­len mü­ca­de­le ile sı­kı sı­kı­ya bir­leş­ti­ril­me­li­dir. Mad­di bir güç olun­ma­dan mad­di güç­le­ri yen­mek müm­kün de­ğil­dir.

Dü­şün­ce ve gö­rüş­le­ri­mi­zi, Mark­sizm-Le­ni­niz­mi kav­ra­yı­şı­mız te­me­lin­de be­nim­se­yen, ki­şi­lik­le­ri dev­rim da­va­sı­nın yü­kü­nü ta­şı­ma­ya el­ve­riş­li bi­rey­ler, dev­rim da­va­mı­zın mi­li­tan­la­rı ola­rak, ön­ce­lik­le ken­di­le­ri­ni ör­güt­le­me­li ve ör­güt­lü mü­ca­de­le için­de ken­di­le­ri­ni ye­ni­den ve ye­ni­den aş­ma­lı­dır­lar ki, dev­rim ener­ji­si­nin mer­ke­zi­leş­me­sin­de ken­di­le­ri­ne dü­şen gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­ti­re­bil­sin­ler. YDD’le­ri, çok zor, in­sa­nüs­tü bir ça­ba is­te­yen gö­rev­ler bek­li­yor. On­lar, ken­di­le­ri­ni sa­ran re­viz­yo­nist, opor­tü­nist, re­for­mist ku­şat­ma­yı yırt­mak is­ti­yor­lar­sa, Mark­sizm-Le­ni­niz­min iki ağız­lı kı­lı­cıy­la, hem kar­şı dev­ri­min çe­şit­li kı­lık­ta­ki düş­man­la­rı­na, hem de “dev­rim” mas­ke­li za­rar­lı­la­ra kar­şı sa­vaş­ma­lı­dır­lar.

Ba­zı ko­şul­la­rı kap­sa­ma­mak­la bir­lik­te, YDD’le­rin mü­ca­de­le plat­for­mu sa­ya­bi­le­ce­ği­miz gö­rüş­le­ri­mi­zi, gi­de­rek de­rin­leş­tir­mek ko­şu­luy­la ya­yın­lı­yo­ruz. Baş­lan­gıç­ta da be­lirt­ti­ği­miz gi­bi hiç­bir gö­rü­şü­müz ta­mam­lan­mış, son nok­ta­sı kon­muş de­ğil­dir. Bu gö­rüş­ler, gö­rüş­le­ri­mi­zin te­mel taş­la­rı ola­rak ka­bul edil­me­li­dir.

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan Pro­le­tar­ya­sı Önder­li­ğin­de
Top­lum­sal De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi

Pro­le­ter sos­ya­list dev­ri­mi­ni ger­çek­leş­tir­me­miş ül­ke­le­rin dev­rim­ci­le­ri için en baş­ta ge­len en­ter­nas­yo­na­list gö­rev ken­di ül­ke­le­rin­de dev­rim yap­mak­tır. Biz de en­ter­nas­yo­na­list gö­re­vi­mi­zi ye­ri­ne ge­ti­re­bil­mek için, dün­ya pro­le­ter sos­ya­list dev­ri­mi­nin bir par­ça­sı ola­bi­le­cek, ard ar­da yoz­la­şa­rak ye­ni­len dev­rim­le­rin ya­rat­tı­­ğı umut­suz­lu­ğu yer­le bir ede­bi­le­cek bir dev­rim için yo­la çı­kı­yo­ruz. Si­ya­si an­lam­da, kar­şı dev­rim güç­le­ri ol­duk­ça güç­lü, dev­rim güç­le­ri ol­duk­ça za­yıf­tır. Dün­ya dev­rim­ci pra­ti­ği­nin olum­lu-olum­suz ders­le­ri öğ­ret­me­ni­miz­dir; Mark­sizm-Le­ninz­min ev­ren­sel ger­çe­ği yo­lu­mu­zu ay­dın­la­ta­cak­tır; Marx, Eng­les ve Le­nin’in sa­dık öğ­ren­ci­le­ri ol­ma­ya ça­lı­şan YDD’ler Sta­lin ve Mao’dan, eleş­ti­rel ba­kı­şı el­den bı­rak­ma­dan ders­ler çı­kar­ta­cak­lar­dır. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı ön­der­li­ğin­de­ki Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi za­fe­re ula­şa­cak­tır. Ba­ğım­sız, de­mok­ra­tik bir­le­şik Tür­ki­ye-Kür­dis­tan, Ba­ğım­sız Bir­le­şik De­mok­ra­tik Kür­dis­tan da­va­sı­nın, Önas­ya Halk Sos­ya­list Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği’nin te­mel ta­şı ola­cak­tır.
Bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şı son­ra­sın­da Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu çök­tü. İn­gi­liz, Fran­sız em­per­ya­list­le­ri ile uz­la­şan Ke­ma­list bur­ju­va­zi, ye­ni sı­nır­lar üze­rin­de, “Tür­ki­ye” sı­nır­la­rı üze­rin­de bir an­laş­ma­ya var­dı. Bu an­laş­ma­ya gö­re, Kür­dis­tan’ın bir bö­lü­mü de, bu “mi­li” sı­nır­lar içe­ri­si­ne so­kul­du. Biz bu ger­çe­ğin bi­lin­cin­de ola­rak, em­per­yal­ist­ler­le uz­laş­ma so­nu­cu çi­zi­len “mil­li” sı­nır­lar içe­ri­sin­de bu­lu­nan ve res­mi dil­de ve ulus­la­ra­ra­sı an­laş­ma­la­ra gö­re “Tür­ki­ye” ola­rak ta­nım­la­nan ül­ke­nin, doğ­ru bi­çim­de ad­lan­dır­ma­sı­nın “Tür­ki­ye-Kür­dis­tan” ol­du­ğu­nu söy­lü­yo­ruz. Yal­nız ba­şı­na ve her an­lam için “Tür­ki­ye” ad­lan­dır­ma­sı­nı kul­lan­mak, res­mi ide­olo­ji­yi, res­mi gö­rü­şü ka­bul an­la­mı­na ge­lir ve ezen ulus bur­ju­va­zi­si­nin açı­sın­dan bak­mak olur.

Ya­zı­la­rı­mız­da, ki­mi yer­de “ül­ke­miz”, ki­mi yer­de “Tür­ki­ye” söz­cük­le­ri­ni kul­la­nır­ken, “Tür­ki­ye-Kür­dis­tan” an­la­mın­da kul­lan­dı­ğı­mı­zı be­lit­mek is­te­riz… Dev­let, Türk dev­le­ti­dir. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan ta­nı­mı, ki­mi za­man an­lat­mak is­te­dik­le­ri­mi­zi ifa­de et­me­de yan­lış an­lam­la­ra gö­tü­re­bi­lir. Bu ba­kım­dan so­ru­na na­sıl bak­tı­ğı­mı­zı bi­raz aç­mak ge­re­kir.

Ku­zey­ba­tı Kür­dis­tan’ın zor yo­luy­la Türk dev­le­ti­nin sı­nır­la­rı için­de tu­tul­ma­sı ve Kür­dis­tan top­rak­la­rı­nın da Tür­ki­ye top­rak­la­rı ola­rak gös­te­ril­me­si, sö­mür­ge­ci an­la­yı­şın ifa­de­si­dir. Bu an­lam­da “Tür­ki­ye” ta­nı­mı bi­zim için kul­la­nı­la­maz. Doğ­ru ta­nım, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’dır. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan, bu top­rak­lar üze­rin­de ya­şa­yan bü­tün emek­çi­le­rin çe­şit­li mil­li­yet­ler­den bü­tün emek­çi­le­rin yur­du­dur. Bu an­la­yı­şa bağ­lı ola­rak da “ül­ke­miz” de­yi­mi­ni kul­la­nı­yo­ruz. An­cak, dev­rim son­ra­sı, Kürt ulu­su­nun ay­rıl­ma hak­kı­nı kul­lan­ma­sı, ba­ğım­sız si­ya­si dev­le­ti­ni kur­ma­sı ha­lin­de, “ül­ke­miz” ta­nı­mı­nın an­la­mı de­ği­şir.

Kürt ulu­su­nun, ba­ğım­sız, eko­no­mik, si­ya­si, kül­tü­rel vb. ör­güt­len­me hak­kı ta­nın­ma­mak­ta­dır ve bu hak, Türk bur­ju­va­zi­si­nin bas­kı ve zo­ru al­tın­da­dır. Türk bur­ju­va­zi­si, ezen ulus bur­ju­va­zi­si ola­rak dev­let ik­ti­da­rı­nı elin­de tut­mak­ta­dır.* Bu ne­den­le, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın eko­no­mik, si­ya­si ya­pı­sın­dan de­ğil, “Tür­ki­ye”nin eko­no­mik, si­ya­si ya­pı­sın­dan söz ede­bi­li­riz. Ya­ni Türk dev­le­ti­nin si­ya­si ör­güt­len­me­si­nin özün­den ve bi­çi­min­den, Türk bur­ju­va­zi­si­nin eko­no­mik ör­güt­len­me­sin­den söz ede­bi­li­riz. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan, bu an­lam­da ba­ğım­sız de­ğil, ba­ğım­lı­dır. An­cak dev­rim­den son­ra, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den emek­çi­le­rin öz­gür ira­de­le­ri­nin ifa­de­si olan bir­le­şik bir cum­hu­ri­ye­tin, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan Halk Cum­hu­ri­ye­ti’nin ke­sin­leş­me­sin­den son­ra, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın eko­no­mik, si­ya­si ya­pı­sın­dan bir bü­tün ola­rak söz ede­bi­li­riz.

“Tür­ki­ye”, “Tür­ki­ye-Kür­dis­tan”, “Ül­ke­miz” de­yim­le­ri­ni ki­mi za­man yan­lış bi­çim­de de kul­lan­dı­ğı­mız yer­ler ola­bi­lir. Bel­li bir za­man böy­le­si ya­nıl­gı­la­ra dü­şe­bi­li­riz. Böy­le­si ya­nıl­gı­la­rı­mı­zı abar­ta­cak­lar çı­ka­cak­tır. Dü­zel­til­me­si müm­kün olan ya­nıl­gı­lar bi­zi ür­küt­me­me­li­dir. Biz, dü­zel­til­me­si müm­kün ol­ma­yan yan­gıl­gı­la­ra düş­mek­ten kork­ma­lı ve uya­nık ol­ma­lı­yız.

Tür­ki­ye’nin,
1— Eko­no­mik ya­pı­sı: Tür­ki­ye, fe­odal ka­lın­tı­la­rı bağ­rın­da ta­şı­yan, em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı ge­ri ka­pi­ta­list (az ge­liş­miş), ya­rı sö­mür­ge bir ül­ke­dir. Ay­nı za­man­da, bağ­rın­da bir sö­mür­ge ba­rın­dır­mak­ta­dır.
2— Si­ya­si ya­pı­sı: Dev­le­tin si­ya­si yö­ne­tim bi­çi­mi, fa­şist dik­ta­tör­lük­tür.(*1) Fa­şist dik­ta­tör­lük bir hü­kü­met bi­çi­mi de­ğil, dev­le­tin bi­çi­mi­dir.

3— Top­lum­sal ya­pı­sı: Eko­no­mik ve si­ya­sal üs­tün­lü­ğü elin­de bu­lun­du­ran iş­bir­lik­çi bü­yük bur­ju­va­zi, ege­men sı­nıf­la­rı oluş­tu­ran bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­la­rı sı­nı­fı­na da ege­men du­rum­da­dır. İş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi, em­per­ya­list sö­mü­rü ve ta­la­nın ül­ke ge­ne­lin­de esas top­lum­sal da­ya­na­ğı­dır.

Kürt, Türk ve di­ğer mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya, kır ve şe­hir ya­rı pro­le­ter­le­ri, şe­hir küçük burjuva­zi­si, ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı oluş­tur­mak­ta­dır­lar. Ulu­sal bur­ju­va­zi (zen­gin köy­lü­lük de kır­la­rın ulu­sal bur­ju­va­zi­si­dir) ve eko­no­mik du­rum­la­rı bu öl­çü­le­re ya­kın as­ker si­vil bü­rok­rat­lar, ser­best mes­lek sa­hip­le­ri vb. hem ezil­mek­te hem de bel­li oran­lar­da ez­me iş­lem­le­ri­ne ka­tıl­mak­ta­dır­lar.

4— Ulu­sal so­run: Ül­ke­miz, çe­şit­li din ve mez­hep­le­re sa­hip çe­şit­li mil­li­yet­le­ri bağ­rın­da ta­şı­yan çok ulus­lu bir ül­ke­dir. Ana din is­lam­dır; ale­vi­lik ve sün­ni­lik iki ana mez­he­bi oluş­tur­mak­ta­dır. İki ana ulus, Kürt ve Türk ulu­su­dur… Kür­dis­tan’ın bir bö­lü­mü (ku­zeyba­tı Kür­dis­tan) Türk dev­le­ti­nin sö­mür­ge­si­dir. Kür­dis­tan’ın di­ğer üç par­ça­sı, İran, Irak ve Su­ri­ye ta­ra­fın­dan pay­la­şıl­mış­tır, sö­mür­ge­dir.* Kıb­rıs’ın bir bö­lü­mü iş­gal al­tın­da­dır ve bu­ra­da Türk bur­ju­va­zi­si­nin em­rin­de kuk­la bir yö­ne­tim oluş­tu­rul­muş­tur.

5— Coğ­ra­fi ko­num açı­sın­dan öne­mi: Türk dev­le­ti­nin, Ka­ra­de­niz ile di­ğer de­niz­le­ri bir­bi­ri­ne bağ­la­yan bo­ğaz­la­rı elin­de bu­lun­dur­ma­sı, Bal­kan­lar ve Or­ta­do­ğu’yu, As­ya’yı bir­bi­ri­ne bağ­la­yan ka­ra yol­la­rı­nı elin­de tut­ma­sı, dün­ya ege­men­li­ği pe­şin­de ko­şan ABD ve SSCB’nin özel il­gi­si­ni çek­mek­te­dir. Ül­ke­nin, As­ya, Av­ru­pa ve Af­ri­ka açı­sın­dan mer­ke­zi bir öne­me sa­hip ol­ma­sı, eko­no­mik-si­ya­sal öne­mi ya­nı­sı sı­ra, coğ­ra­fi açı­dan da, stra­te­jik an­lam­da önem­sen­mek­te­dir. Bir ül­ke­nin coğ­ra­fi açı­dan stra­te­jik öne­mi, esas ola­rak eko­no­mi­ye ve si­ya­se­te bağ­lı­dır. Bu açı­dan, an­ti em­per­ya­list (an­ti sos­yal em­per­ya­list) bir dev­rim, hem ABD için, hem de SSCB için hoş kar­şı­lan­ma­ya­cak ve mü­da­ha­le gö­re­cek­tir. Mü­da­ha­le­nin bi­çi­mi, dev­ri­min ge­liş­me sü­re­ci ve ni­te­li­ği ta­ra­fın­dan be­lir­le­ne­cek­tir.

6— Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin ni­te­li­ği: Fa­şist dik­ta­tör­lük ile çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ara­sın­da­ki çe­liş­me, baş çe­liş­me­dir. Ve bu çe­liş­me, em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ile ezi­len dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, için­de bu­lun­du­ğu­muz dün­ya ko­şul­la­rın­da, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan öz­gü­lü­ne uy­gun dü­şen bi­çi­mi­dir.

Baş çe­liş­me ola­rak tes­bit et­ti­ği­miz, fa­şist dik­ta­tör­lük ile Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin çö­zül­me­si, her ko­şul­da top­lum­sal-de­mok­ra­tik dev­ri­min ger­çek­leş­me­si an­la­mı­na gel­mez. Fa­şist dik­ta­tör­lük, top­lum­sal bir dev­rim­le yı­kı­la­bi­le­ce­ği gi­bi, dev­le­tin bur­ju­va özü de­ğiş­ti­ril­me­den de, dev­le­tin si­ya­si bi­çi­mi de­ğiş­ti­ri­le­rek de yı­kı­la­bi­lir; fa­şist dik­ta­tör­lük ye­ri­ne, bur­ju­va­zi­nin bir baş­ka dik­ta­tör­lük bi­çi­mi ku­ru­la­bi­lir. Em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­lık yok edil­me­miş­tir, ik­ti­dar yi­ne iş­bir­lik­çi­le­rin elin­de­dir, hal­kın mü­ca­de­le­si, si­ya­si ik­ti­da­rı ele ge­çi­re­me­miş­tir ama bur­ju­va­zi­yi ala­bil­di­ği­ne ge­ri­let­miş­tir, önem­li mev­zi­ler ele ge­çi­ril­miş­tir. Por­te­kiz ve Yu­na­nis­tan ör­nek­le­rin­de ol­du­ğu gi­bi, kıs­mi si­ya­si öz­gür­lük­ler ve de­mok­ra­tik halk­lar ka­za­nıl­mış­tır. Bu si­ya­si bir dev­rim­dir. Fa­şist dik­ta­tör­lük yı­kıl­mış, fa­kat fa­şizm teh­li­ke­si ve sö­mür­ge­ci­lik yok edi­le­me­miş­tir. Bu dö­nem, top­lum­sal-de­mok­ra­tik halk dev­ri­mi için so­luk­lan­ma, si­ya­si güç top­la­ma, kit­le­le­ri eğit­me ve bir­leş­tir­me, ye­ni atı­lım­la­ra ha­zır­lan­ma, tek ke­li­mey­le top­lum­sal-de­mok­ra­tik dev­ri­me sıç­ra­ma için ha­zır­lık aşa­ma­sı­dır. Böy­le­si bir dö­nem­de, va­ro­lan si­ya­si öz­gür­lük­le­ri ge­re­ği gi­bi kul­lan­ma­mak, sos­ya­lizm ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­ni ih­mal et­mek ola­cak­tır.

Yu­kar­da be­lirt­ti­ği­miz du­ru­ma, Kürt ulu­sal ha­re­ke­ti­nin yük­se­len mü­ca­de­le­si de ve­si­le ola­bi­lir; An­go­la ve Mo­zam­bik ör­nek­le­rin­de ol­du­ğu gi­bi… An­cak fe­odal ka­lın­tı­la­rı bağ­rın­da ta­şı­yan, em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı ge­ri ka­pi­ta­list, ya­rı sö­mür­ge ya­pı, em­per­ya­liz­me, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­me, fe­odal ka­lın­tı­la­ra kar­şı, pro­le­tar­ya ön­der­li­ğin­de, iş­çi köy­lü it­ti­fa­kı te­me­li­ne da­ya­lı, uzun sü­re­li bir si­lah­lı mü­ca­de­le so­nu­cu de­ğiş­ti­ri­le­bi­li­nir. Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün yı­kıl­ma­sı­nın te­mel ko­şu­lu bu­dur. Biz fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü yık­ma te­mel ama­cı için sa­vaş­mı­yo­ruz; biz top­lum­sal dev­rim ama­cı için sa­va­şı­yo­ruz. Top­lum­sal dev­rim sa­va­şı, önü­ne di­ki­len bü­tün ba­ri­kat­la­rı bir bir aşa­cak­tır.

Dev­ri­mi­mi­zin bi­rin­ci aşa­ma­sı, Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi ola­cak­tır. Top­lum­sal De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi, fe­oda­liz­min ar­tık­la­rı ile top­rak­sız köy­lü­lük, yok­sul köy­lü­lük ve en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­lizm ile baş­ta pro­le­tar­ya ol­ma­k ü­ze­re, en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, em­per­ya­lizm ile çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, pro­le­tar­ya ön­der­li­ğin­de, en ge­niş emek­çi halk kit­le­le­rinin ka­tı­lı­mı ve si­lah­lı dev­rim ile çö­ze­cek­tir. An­cak bu yol­la, eko­no­mik, top­lum­sal ve si­ya­sal an­lam­da kök­lü de­ği­şik­lik­ler ya­pı­la­bi­lir; ulu­sal bas­kı­la­rın mad­di te­me­li yok edi­le­bi­lir; ulus­la­rın ka­der­le­ri­ni ta­yin hak­kı ha­ya­ta ge­çi­ri­le­bi­li­nir.

Üre­tim güç­le­ri ile üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, üre­tim güç­le­ri­nin önün­de­ki en­gel­ler olan em­per­ya­lizm, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­lizm, fe­odal ka­lın­tı­lar, mad­di ola­rak ül­ke ça­pın­da tas­vi­ye edi­le­bi­lir. Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi, emek ile ser­ma­ye ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin bir ifa­de­si olan bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi kök­lü bir bi­çim­de çö­ze­mez… çö­zü­mü doğ­rul­tu­sun­da önem­li adım­lar atar, fa­kat bu çe­liş­me­yi çö­ze­cek olan top­lum­sal dev­ri­min ön­ko­şul­la­rı­nı hız­la ta­mam­la­ma­ya yö­ne­lir… Bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me, sos­ya­list top­lum­da da uzun bir sü­re var­lı­ğı­nı ko­rur.

Dev­ri­mi­miz, an­ti em­per­ya­list, an­ti sos­yal em­per­ya­list bir ka­rek­te­re sa­hip­tir; Kürt-Türk ve ezi­len halk­la­rın bir­le­şik ulu­sal dev­ri­mi­dir. Dev­ri­mi­mi­zin an­ti sö­mür­ge­ci ka­rak­te­ri, em­per­ya­liz­me ve iş­bir­lik­çi­le­ri­ne kar­şı ol­ma­nın za­ten için­de­dir.

Dev­ri­mi­miz, an­ti fa­şist, an­ti fe­odal, an­ti re­viz­yo­nist bir ka­rak­te­re sa­hip­tir; Kürt-Türk ve ezi­len halk­la­rın de­mok­ra­tik dev­ri­mi­dir.

Dev­ri­mi­miz, top­lum­sal dev­ri­min ilk adı­mı­dır; özü ba­kı­mın­dan ka­pi­ta­liz­me kar­şı­dır… Fa­kat için­de bu­lun­du­ğu­muz öz­gül ko­şul­lar ne­de­niy­le, bi­çim ola­rak, yal­nız­ca iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­mi (te­kel­ci dev­let ka­pi­ta­liz­mi de iş­bir­lik­çi­li­ğin bir bi­çi­mi­dir) kar­şı­sı­na al­mak­ta­dır. Ulu­sal ka­pi­ta­lizm, üre­ti­ci güç­le­rin ge­liş­me­si önün­de bir en­gel ha­li­ne gel­di­ği za­man, tas­fi­ye sı­ra­sı ona ge­le­cek­tir. Em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı ka­pi­ta­liz­min mad­di ko­şul­la­rı­nı ya­rat­tı­ğı öl­çü­de sos­ya­list uy­gu­la­ma­lar ve ön­lem­ler alı­na­cak­tır. Bu an­lam­da dev­rimi­miz, ya­rı sos­ya­list bir ka­rak­ter gös­ter­mek­te­dir.

Bir­le­şik ulu­sal, de­mok­ra­tik ve sos­ya­list gö­r­ev­le­ri, mad­di ko­şul­la­rı te­me­lin­de bir­bi­ri­ne bağ­lı bi­çim­de içe­re­cek olan Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi, da­ha ön­ce mey­da­na ge­len de­mok­ra­tik ve top­lum­sal dev­rim­ler­den, bi­çim ba­kı­mın­dan fark­lı ola­cak­tır. Çün­kü Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın eko­no­mik-top­lum­sal ya­pı­sı, ulu­sal so­ru­nun ya­pı­sı, em­per­ya­lizm­le olan iliş­ki­le­ri­nin fark­lı­lı­ğı, ken­di­ne öz­gü bir dev­ri­mi zo­run­lu kıl­mak­ta­dır. Ör­nek ver­mek ge­re­kir­se, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi, Çin Halk Dev­ri­mi’ne, Vi­et­nam Dev­ri­mi’ne, Do­ğu Av­ru­pa Halk dev­rim­le­ri­ne ben­ze­me­ye­cek­tir… İz­le­ye­ce­ği yo­lun özü ay­nı, bi­çi­mi fark­lı ol­mak­la bir­lik­te, 1917 Ekim Dev­ri­mi, dev­ri­mi­mi­zin ör­nek ala­ca­ğı en ya­kın dev­rim ti­pi­dir.

Önem­le vur­gu­la­ma­lı­yız ki, bi­zim tek ba­şı­na “Türk Dev­rim”i ya da “Kürt Dev­rim”i di­ye bir so­ru­nu­muz yok­tur. Kür­dis­tan’da sür­dü­rü­len ulu­sal ve top­lum­sal dev­rim mü­ca­de­le­si, bi­zim ira­de­miz dı­şın­da ge­lişir­se (ki ge­li­şe­bi­lir), bi­çim ola­rak ay­rı bir hat iz­le­se bi­le, er ya da geç, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan bir­le­şik dev­ri­mi­ne yol aça­cak­tır; ve gi­de­rek bu dev­rim, ba­ğım­sız, bir­le­şik, de­mok­ra­tik Kür­dis­tan he­de­fi­ne ve ora­dan da (ya da bağ­lı ola­rak) Ön As­ya Halk Sos­ya­list Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği’ne ula­şa­cak­tır. Ön As­ya Halk Sos­ya­list Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği, Dün­ya Sov­yet Sos­ya­list Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği’ne gi­de­cek yol­da bir adım­dır… Bu ko­nu­da Ko­min­tern şöy­le der: “Ye­ni ku­ru­lan pro­le­tar­ya cum­hu­ri­yet­le­ri, ön­ce­den be­ri va­ro­lan­lar­la it­ti­fak ku­ra­cak ve bun­la­rın oluş­tur­du­ğu fe­da­ras­yon­lar, em­per­ya­liz­min bo­yun­du­ru­ğu­nu kı­ran sö­mür­ge­le­ri de yan­la­rı­na ala­rak dur­ma­dan ço­ğa­la­cak­lar ve so­nun­da bü­tün in­san­lı­ğı bir dev­let ola­rak ör­güt­len­miş ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya­nın he­go­man­ya­sı al­tın­da bir­leş­ti­ren Dün­ya Sov­yet Sos­ya­list Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği ha­li­ne ge­le­cek­tir.”(40)

7— Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’nin Düş­man­la­rı:

a. Dış­ta:
Em­per­ya­lizm, sos­yal em­per­ya­lizm, Çin re­viz­yo­niz­mi ve bü­tün ül­ke­le­rin kar­şı dev­rim­ci top­lum­sal güç­le­ri; pro­le­ter sos­ya­list dün­ya dev­ri­mi­nin, halk de­mok­ra­si­le­ri­nin düş­man­la­rı­dır­lar. Bu güç­ler, pro­le­ter sos­ya­list dev­ri­mi­mi­zin ön aşa­ma­sı ola­rak ka­bul et­ti­ği­miz Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi­mi­zin de düş­man­la­rı sa­yıl­ma­lı­dır­lar.

Dün­ya öl­çe­ğin­de, em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ile dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me, baş­lı­ca çe­liş­me­ler­den bi­ri­dir. Bu çe­liş­me­nin özel bir bi­çi­mi olan, em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ile ezi­len dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me, baş çe­liş­me­dir. Ve en açık ifa­de­si­ni, iki sü­per dev­let olan ABD ve SSCB ile ezi­len dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­de bu­lur.

Dün­ya ge­ri­ci­li­ği­nin iki ana yön­len­di­ri­ci­si ABD ve SSCB, dün­ya halk­la­rı­nın ol­du­ğu gi­bi hal­kı­mı­zın da baş düş­man­la­rı­dır. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz öz­gül ko­şul­lar ne­de­niy­le Rus sos­yal em­per­ya­liz­mi­ne ve iş­bir­lik­çi­le­ri­ne kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de, ABD em­pe­rya­liz­mi ve iş­bir­lik­çi­le­ri ön pla­na alın­ma­lı­dır. Bu, Rus sos­yal em­per­ya­liz­mi­ni ve iş­bir­lik­çi­le­ri­ni bel­li bir oran­da bi­le ol­sa ka­yır­mak an­la­mı­na gel­mez. Öte yan­da, ABD em­per­ya­liz­mi­ne kar­şı ve­ri­le­cek mü­ca­de­le, baş­ta Ba­tı Al­man, İn­gi­liz, Fran­sız, Ja­pon em­per­ya­list­le­ri ol­mak üze­re, di­ğer em­per­ya­list­le­rin de dev­rim düş­ma­nı ni­te­li­ğini unu­t­ma­ma­lı ve ABD ile olan iliş­ki­le­ri gö­zar­dı et­me­me­li­dir. ABD’ye kar­şı mü­ca­de­le, di­ğer em­per­ya­list­le­ri de kap­sa­mı­na al­ma­lı­dır der­ken, bu dü­şün­ce­yi ifa­de et­mek is­ti­yo­ruz. Yi­ne ABD em­per­ya­liz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le­de, Çin re­viz­yo­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le­ye özel bir önem ve­rme­li­dir. Çin re­viz­yo­niz­mi, sos­yal em­per­ya­list­le­rin süt kar­de­şi, em­per­ya­list­le­rin de kan kar­de­şi­dir.

b. İç­te:
Em­per­ya­liz­min doğ­ru­dan iş­bir­lik­çi­le­ri olan bü­yük bur­ju­va­zi, top­rak ağa­la­rı, bü­yük top­rak ka­pi­ta­list­le­ri, var­lık­la­rı­nın de­va­mı­nı bun­la­rın ik­ti­da­rın­da gö­ren spe­kü­la­tör­ler, vur­gun­cu­lar, as­ker si­vil bü­rok­rat­lar, saf­la­rı­nı em­per­ya­list­le­rin ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin ya­nın­da be­lir­le­miş iş­çi aris­tok­ra­si­si, ka­lem­le­ri­ni ve top­lum­sal iliş­ki­le­ri­ni bi­linç­li ola­rak sö­mü­rü­cü ha­in azın­lık em­ri­ne ver­miş bu­lu­nan ya­zar­lar, sa­nat­çı­lar, bur­ju­va ay­dın­la­rı… (İlk ba­kış­ta ulu­sal bur­ju­va sa­yı­la­bi­le­cek, fa­kat iliş­ki­le­ri ir­de­len­di­ği za­man, do­lay­lı yol­lar­la em­per­ya­liz­min iş­bir­lik­çi­le­ri du­ru­mun­da olan bur­ju­va­lar da, bu ka­te­go­ri için­de ele alın­ma­lı­dır.)

Sos­yal em­per­ya­liz­min iş­bir­lik­çi­le­ri olan sos­yal fa­şist par­ti yö­ne­ti­ci­le­ri, Sov­yet re­viz­yo­niz­mi­nin içe­ri­ği­ni bi­linç­li ola­rak göz­ler­den giz­le­me­ye ça­lı­şan iş­çi aris­tok­ra­si­si ve bü­rok­ra­si­si, ge­le­cek­le­ri­ni sos­yal fa­şist bir dik­ta­tör­lük­te gö­ren, ha­len dev­let ka­de­me­le­rin­de gö­rev ya­pan as­ker si­vil bü­rok­rat­lar, ka­lem­le­ri­ni ve top­lum­sal iliş­ki­le­ri­ni, bi­linç­li bir tu­tum­la sos­yal em­per­ya­list bir he­ge­mon­ya em­rin­de kul­la­nan ya­zar­lar, sa­nat­çı­lar, bur­ju­va ve küçük burjuva ay­dın­la­rı…

Sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı bir­le­şik cep­he ba­ha­ne­si ile baş­ta ABD ol­mak üze­re, em­per­ya­list ge­ri­ci­lik­le ve on­la­rın ül­ke­de­ki uzan­tı­la­rı olan ge­ri­ci fa­şist bur­ju­va­ziy­le uz­la­şan, on­la­ra akıl ho­ca­lı­ğı tas­la­yan, dev­rim­ci güç­le­ri de her fır­sat­ta po­li­se ih­bar eden Çin re­viz­yo­niz­mi yan­lı­la­rı ve Troç­kist­ler…
Dev­rim­ci çö­züm­le­re kar­şı re­for­mist çö­züm­le­ri ön pla­na çı­kar­tan, kit­le­le­rin dev­rim­ci­leş­me­si­ni sek­te­ye uğ­ra­tan re­form­cu ide­olo­ji­nin bi­linç­li ta­şı­yı­cı­la­rı… (Bun­lar, ken­di ara­la­rın­da fark­lı ton­la­ra sa­hip ol­mak­la bir­lik­te, son çö­züm­le­me­de dev­rim düş­man­la­rı­dır­lar; fa­kat bun­la­rın bir kıs­mıy­la, bel­li il­ke­ler te­me­lin­de ko­şul­la­ra bağ­lı ola­rak, ba­zı ko­nu­lar­da bir­lik­te ha­re­ket edi­le­bi­lir.)

Şe­ri­at dü­ze­ni hal­le­riy­le, müs­lü­man hal­kın özü iti­ba­riy­le ka­pi­ta­liz­me duy­du­ğu tep­ki­yi din­sel tep­ki bi­çi­min­de sö­mü­ren ve ör­güt­le­me­ye ça­lı­şan din­ci ulu­sal bur­ju­va­zi, ta­bi­atı ge­re­ği em­per­ya­liz­me kar­şı­dır; fa­kat ay­nı za­man­da dev­ri­me de kar­şı­dır… O, em­per­ya­lizm­le, sos­yal em­per­ya­lizm­le uz­laş­tı­ğı gi­bi, dev­rim­le de uz­la­şa­bi­lir. Uz­laş­ma­yı zo­run­lu kı­la­cak olan, mad­di güç­tür. Bu an­lam­da, dev­ri­min güç­süz ol­du­ğu dö­nem­ler­de bir bü­tün ola­rak ulu­sal bur­ju­va­zi­den, özel­lik­le ulu­sal bur­ju­va­zi­nin bu ke­si­min­den dev­rim bü­yük za­rar­la­r gö­re­bi­lir. Dev­ri­min güç­len­di­ği za­man­lar­da, ulu­sal bur­ju­va­zi­nin dev­ri­me ya­kın­laş­ma­sı zo­run­lu bir ya­kın­laş­ma­dır; bu ya­kın­laş­ma­nın özü­nü iyi kav­ra­mak ge­re­kir. Yok­sa ulu­sal bur­ju­va­zi­nin sos­ya­liz­me yak­laş­tı­ğı, sos­ya­liz­min ku­ru­lu­şun­da yar­dım­cı­lık ya­pa­bi­le­ce­ği gi­bi ha­yal­le­re dü­şü­le­bi­lir.

Ezi­len ulus ve halk­la­rın bir men­su­bu ol­duk­la­rı hal­de, ken­di çı­kar­la­rı­nı, men­sup ol­duk­la­rı ezi­len ulus ve halk­la­rın çı­kar­la­rın­dan üs­tün tu­tan iş­bir­lik­çi fe­odal bur­ju­va ha­in­le­ri ay­rı bir ka­te­go­ri için­de ele al­mak yan­lış­tır. Bun­la­rı, özel­lik­le­ri­ni yu­ka­rı­da açık­la­dı­ğı­mız top­lum­sal ka­te­go­ri­ler için­de, sı­nıf­sal özel­lik­le­ri­ne gö­re ele al­mak ge­re­kir ve özel du­rum­lar­da vur­gu­la­mak ge­re­kir.

Özet­ler­sek, em­per­ya­liz­min, sos­yal em­per­ya­liz­min, Çin re­viz­yo­niz­mi­nin iş­bir­lik­çi­le­ri ve yar­dak­çı­la­rı, var­lık­la­rı­nı ve ge­liş­me­le­ri­ni bun­la­ra bağ­lı gö­ren bü­tün sı­nıf ve ta­ba­ka­lar ve bun­la­ra kar­şı ha­yır­hah ta­vır için­de olan­lar, bir bü­tün ola­rak de­ri­mi­mi­zin düş­man­la­rı­dır­lar.*
Ezi­len ulus ve halk­lar­dan, ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­dan gel­dik­le­ri hal­de, bi­rey­sel çı­kar­la­rı­nı, ulus­la­rı­nın, halk­la­rı­nın, sı­nıf­la­rı­nın ve ta­ba­ka­la­rı­nın çı­kar­la­rı­na ter­cih eden, ün­le­ri­ni, ye­te­nek­le­ri­ni ve ge­niş kit­le­le­rin ken­di­le­ri­ne bes­le­dik­le­ri sem­pa­ti­yi sö­mü­rü dü­ze­ni­nin ya da re­viz­yo­nist ide­olo­ji ve si­ya­se­tin em­rin­de kul­la­nan ün­lü sa­nat­çı­lar, şar­kı­cı­lar, si­ne­ma-tv ve ti­yat­ro oyun­cu­la­rı, spor­cu­lar vb. ge­ri­ci ide­olo­ji ve si­ya­set­le­rin et­ki­le­rin­den kur­ta­rıl­ma­dık­la­rı sü­re­ce is­ter yap­tık­la­rı­nın bi­lin­cin­de ol­sun­lar, is­ter ol­ma­sın­lar, nes­nel ola­rak kit­le­le­rin uyan­ma­sın­da, dev­rim­ci­leş­me­le­rin­de ve ken­di so­run­la­rı­na sa­hip çık­ma­la­rı önün­de bi­rer en­gel ola­cak­lar­dır. Bun­lar, esas ola­rak şu an için­de bu­lun­duk­la­rı ko­num­da, sı­nıf at­la­mış sa­yı­lır­lar. Bun­lar, dev­ri­me ver­dik­le­ri za­rar­la­rın ni­te­li­ği­ne gö­re tu­tum­la­rı­nın ni­te­li­ği­ne gö­re, dev­rim düş­man­la­rı ya da dev­rim za­rar­lı­la­rı ola­rak ad­lan­dı­rıl­ma­lı­dır­lar. Bun­la­rı uyar­mak ge­re­kir. Bun­la­rı eğit­mek ol­duk­ça zor­dur, fa­kat en azın­dan ta­raf­sız­laş­tır­mak müm­kün­dür; çok az bir ke­si­mi de ka­za­nı­la­bi­li­nir…
Tür­ki­ye-Kür­dis­tan öl­çe­ğin­de: Fa­şist dik­ta­tör­lük ile çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ara­sın­da­ki çe­liş­me, baş çe­liş­me­dir, de­dik. Bu an­la­yı­şa bağ­lı ola­rak, için­de bu­lun­du­ğu­muz aşa­ma­da:

Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün de­va­mı­nı, ko­run­ma­sı­nı ve sağ­lam­laş­tı­rıl­ma­sı­nı eko­no­mik-si­ya­si çı­kar­la­rı­nın gü­ven­ce­si sa­yan em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin (baş­ta ABD ve Ba­tı Al­man­ya) en az­gın, en ge­ri­ci, en şo­ven iş­bir­lik­çi­le­ri olan bü­yük bur­ju­va­zi; fa­şist top­rak ağa­la­rı; fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün as­ker-si­vil-po­lis bi­li­niç­li fa­şist yö­ne­ti­ci­le­ri; fa­şist par­ti­le­rin yö­ne­ti­ci­le­ri; si­lah­lı-si­lah­sız bi­linç­li mi­li­tan­la­rı; fa­şist ide­olo­ji­nin ide­olog ve te­oris­yen­le­ri ve fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­se­tin bi­linç­li ya­yın­cı­la­rı ve ör­güt­le­yi­ci­le­ri; fa­şist­le­rin bas­kı ve te­rö­rün­den çe­kin­dik­le­ri için de­ğil de, bi­linç­li ve gö­nül­lü ola­rak fa­şist­le­rin güç­len­me­si için mad­di ve ma­ne­vi yar­dım­da bu­lu­nan­lar, ak­tif ola­rak on­la­rın ey­lem­le­ri­ne ka­tı­lan­lar…

Han­gi sı­nıf ve ta­ba­ka­dan, han­gi mes­lek ve iş­te olur­sa ol­sun­lar, fa­şist ide­olo­ji­nin bi­linç­li sa­vu­nu­cu­la­rı, ken­di iç­le­rin­de önem de­re­ce­si­ne gö­re sı­ra­la­na­rak, dev­rim­ci mü­ca­de­le­ye ver­dik­le­ri za­rar, en­gel­le­me ça­lış­ma­la­rı, rüt­be ve un­van­la­rı­na gö­re sı­ra­la­na­rak, baş ve baş­lı­ca düş­man­lar ara­sın­da sa­yıl­ma­lı­dır­lar.

Yi­ne:
Stra­te­jik an­lam­da, fa­şizm­den da­ha da teh­li­ke­li olan, fa­kat kit­le­le­rin ve hat­ta dev­rim saf­la­rın­da bu­lu­nan ba­zı si­ya­set ve ki­şi­le­rin he­nüz kav­ra­ya­ma­dık­la­rı sos­yal fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­se­ti bi­linç­li sa­vu­nan­la­rı, bun­la­rın ör­güt­le­ri­ni, baş­lı­ca düş­man­lar ara­sı­na al­mak ge­re­kir. Yal­nız, sos­yal fa­şist ör­güt­ler­le, bun­la­rın yö­ne­ti­ci­le­riy­le, ta­ba­nın­da­ki un­sur­la­rı ay­nı se­pe­te koy­ma­mak ge­re­kir. Re­viz­yo­nist, opür­tü­nist ör­güt­len­me­le­rin ta­ban­la­rın­da, ço­ğun­luk­la bi­linç dü­ze­yi dü­şük an­cak iç­ten­lik­le dev­rim is­te­yen un­sur­lar bu­lun­mak­ta­dır. Bu ay­rı­mın göz­den ka­çı­rıl­ma­sı dev­ri­min de­ğil, kar­şı dev­ri­min işi­ne ya­rar.

Yi­ne:
Öz­le­ri ba­kı­mın­dan, en az sos­yal fa­şist­ler ka­dar teh­li­ke­li olan, için­de bu­lun­du­ğu­muz dün­ya ko­şul­la­rın­da ABD ve di­ğer em­per­ya­list ül­ke­le­rin baş des­tek­çi­si bu­lu­nan, pro­le­ter dev­ri­min düş­ma­nı Ay­dın­lık TİKP sos­yal ha­in­le­ri­ni de baş­lı­ca düş­man­lar ara­sın­da ele al­mak ge­re­kir. Çin kar­şı dev­rim­ci­le­ri­nin uşak­la­rı olan bu ha­in­ler, on yıl­dan bu ya­na, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­ni olum­suz yön­de et­ki­le­miş ve de­rin tah­ri­bat­la­ra yol aç­mış­lar­dır.

Özet­ler­sek:
Fa­şizm ve onun bi­linç­li mad­di güç­le­ri, —ki bu en açık ifa­de­si­ni faş­ist dik­ta­tör­lük ola­rak gös­te­rir— sos­yal fa­şizm ve onun bi­linç­li mad­di güç­le­ri; sos­yal ha­in­ler ve on­la­rın bi­linç­li mad­di güç­le­ri; Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin baş­lı­ca düş­man­la­rı ola­rak ele alın­ma­lı­dır.(*2)

Yal­nız, önem­le be­lir­til­me­li­dir ki için­de bu­lun­du­ğu­muz aşa­ma­da, yu­kar­da be­lirt­ti­ği­miz baş­lı­ca düş­man­la­ra kar­şı ay­nı mü­ca­de­le yön­tem­le­ri­ni ku­lla­na­ma­yız. Fa­şist dik­ta­tör­lük ve fa­şiz­min si­vil güç­le­ri­ne kar­şı si­lah­lı ey­lem­ler için­de ol­mak üze­re, bü­tün mü­ca­de­le yön­tem­le­ri ve araç­la­rı­nı ko­şul­la­ra gö­re uy­gun ola­rak kul­lan­mak ge­re­kir­ken, sos­yal fa­şist­le­re ve sos­yal ha­in­le­re kar­şı mü­ca­de­le he­nüz si­lah kul­lan­dır­ma­yı ge­rek­ti­re­cek aşa­ma­da de­ğil­dir. An­cak, sa­vun­ma ha­lin­de, on­la­rın sal­dı­rı­la­rı­na kar­şı, çok ge­rek­li hal­ler­de si­lah kul­la­nı­la­bi­li­nir. Bu tip si­lah kul­la­nı­mı, on­la­ra kar­şı şu ko­şul­lar­da si­lah­lı mü­ca­de­le ve­ril­me­si ge­rek­ti­ği an­la­mı­na gel­mez.

Şu nok­ta­la­ra özen gös­te­ril­me­li­dir:
Fa­şizm ile sos­yal fa­şizm ara­sın­da­ki uz­laş­maz mü­ca­de­le­de ta­raf­lar­dan bi­ri­ne kar­şı du­yar­sız dav­ran­mak, gi­de­ril­me­si zor za­rar­lar aça­bi­lir.

Sos­yal fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­se­tin, fa­şist ide­olo­ji, si­ya­set ve ör­güt­len­me­ye kar­şı yü­rüt­tü­ğü mü­ca­de­le­ye se­yir­ci kal­mak, sos­yal fa­şist­le­rin kit­le­le­ri et­ki­le­me­si­ne, kit­le­le­ri ör­güt­le­me­si­ne se­yir­ci kal­mak de­mek­tir.

Yi­ne:
Fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­se­tin, sos­yal fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­se­te ve ör­güt­len­me­ye, on­la­rın, sos­yal em­per­ya­list pra­ti­ğe, re­viz­yo­nist ha­ta­la­ra kar­şı yü­rüt­tü­ğü de­mo­go­jik aji­tas­yon ve pro­pa­gan­da­ya se­yir­ci kal­mak, fa­şist­le­rin bü­tün dev­let ola­nak­la­rı­nı da kul­la­na­rak kit­le­le­ri et­ki­le­me­si­ne, kit­le­le­ri an­ti ko­mü­nist bi­linç­le do­nat­ma­sı­na, kit­le­le­ri ör­güt­le­me­si­ne se­yir­ci kal­mak de­mek­tir. Fa­şist­le­rin, (han­gi si­ya­si gö­rü­şe kar­şı olur­sa ol­sun, ayrım gö­zet­me­den yürt­tük­le­ri) sal­dı­rı ve ci­na­yet­le­ri­ne kar­şı çı­kıl­ma­lı­dır. On­la­rın re­viz­yo­nist bir un­su­ru vur­ma­la­rı ha­lin­de bi­le, “na­sıl­sa o bir re­viz­yo­nist­ti” di­ye ka­yıt­sız ka­lın­ma­ma­lı­dır. Gü­cü­müz ora­nın­da, ko­ru­nak­sız olan­la­ra, her kim olur­sa ol­sun, sa­hip çık­ma­ya ça­lı­şıl­ma­lı­dır.

Yi­ne:
Çin yan­lı­sı kar­şı dev­rim­ci sos­yal ha­in­ler­le, fa­şizm ve sos­yal fa­şizm ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, ye­ri­mi­zi ve tu­tu­mu­mu­zu doğ­ru be­lir­le­me­li­yiz. Bun­la­rın fa­şiz­me ve sos­yal fa­şiz­me kar­şı sür­dür­dük­le­ri söz­de mü­ca­de­le­ye se­yir­ci kal­mak, öze­lik­le fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün güç­len­me­si­ne, em­per­ya­liz­min et­ki­le­ri­nin güç­len­me­si­ne se­yir­ci kal­mak de­mek­tir.

Dev­ri­min iç ve dış düş­man­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le­yi for­mü­le et­mek ge­re­kir­se, şöy­le di­ye­bi­li­riz:

A— Em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le sosyal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de; sosyal emperyalizme karşı mücadele ise emperyalizme karşı mücadele temelinde; em­per­ya­liz­me ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le ise, Çin re­viz­yo­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de; Çin re­viz­yo­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le ise em­per­ya­liz­me ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de yük­sel­til­me­li­dir.

B— Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, sos­yal fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de; sos­yal fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de; fa­şiz­me ve sos­yal fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, Çin yan­lı­sı sos­yal ha­in­le­re kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de; Çin yan­lı­sı sos­yal ha­in­le­re kar­şı mü­ca­de­le ise, fa­şiz­me ve sos­yal fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de yük­sel­til­me­li­dir. Bun­lar­dan her­han­gi bi­riy­le, bir di­ğe­ri­ne kar­şı bir­lik ya­pı­la­maz.

C— Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, em­per­ya­liz­me ve re­for­miz­me kar­şı mü­ca­de­le ile bir­leş­ti­ril­me­li­dir. Sos­yal fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, sos­yal em­per­ya­liz­me, re­for­miz­me, re­viz­yo­niz­min her tü­rü­ne ve or­ta­yol­cu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le ile bir­leş­ti­ril­me­li­dir. Fa­şiz­me, sos­yal fa­şiz­me, sos­yal ha­in­le­re ve re­form­cu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le, bu akım­la­ra kar­şı yü­rü­tü­len yan­lış mü­ca­de­le yön­tem­le­ri­ne kar­şı mü­ca­de­le ile bir­leş­ti­ril­me­li­dir.
D— Sağ opor­tü­niz­me kar­şı müc­ade­le eder­ken “sol”u, “sol” opor­tü­niz­me kar­şı mü­ca­de­le eder­ken de sağ opor­tü­niz­mi unut­mak dev­ri­me za­rar ve­rir. Mü­ca­de­le ve­ril­me­yen, kü­çüm­se­nen, ih­mal edi­len, önem­siz gö­rü­len bir sap­ma, en teh­li­ke­li sap­ma ha­li­ne ge­le­bi­lir.

Sa­ğa kar­şı mü­ca­de­le, “sol”a kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de, “sol”a kar­şı mü­ca­de­le ise, sa­ğa kar­şı mü­ca­de­le te­me­lin­de yük­sel­til­me­li­dir.

Dev­ri­min sı­ra­dan düş­man­la­rı­na ol­sun, baş­lı­ca düş­man­la­rı­na ol­sun, baş düş­ma­na kar­şı ol­sun, sağ ya da “sol” sap­ma­la­ra ol­sun, bir bü­tün ola­rak dev­ri­min düş­man­la­rı­na ve za­rar­lı­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le, ken­di za­af­la­rı­mı­za, ek­sik­le­ri­mi­ze kar­şı yü­rü­tü­le­cek iç mü­ca­de­le, iç he­sap­laş­ma te­me­lin­de yük­sel­til­me­li­dir. İçi­miz­de yü­rüt­tü­ğü­müz ide­olo­jik mü­ca­de­le ve he­sap­laş­ma, dı­şa kar­şı yü­rü­tü­ğü­müz mü­ca­de­le­le­ri güç­len­di­re­cek­tir. Dı­şa kar­şı yü­rü­tü­len mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı ve dü­ze­yi­nin yük­sek­li­ği, iç­te yü­rüt­tü­ğü­müz mü­ca­de­le­nin so­nu­cu ola­ca­ğı gi­bi, dış mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı ve dü­ze­yi­nin yük­sek­li­ği de içi­miz­de­ki mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı­nı ve dü­ze­yi­nin yük­sel­me­si­ni et­ki­le­ye­cek­tir. İçi­miz­de ve dı­şı­mız­da sür­dür­dü­ğü­müz mü­ca­de­le ara­sın­da di­ya­lek­tik bir bü­tün­lük var­dır. Biz ken­di­mi­zi, de­ğiş­ti­ril­me­si­ni is­te­di­ği­miz top­lu­mun en özen gös­te­ril­me­si ge­re­ken bir par­ça­sı ola­rak ele al­ma­lı­yız. Düş­ma­nın ya da dev­rim za­rar­lı­la­rı­nın si­ya­si, ide­olo­jik, top­lum­sal et­ki ve eği­lim­le­ri­ni şu ya da bu oran­da bağ­rı­mız­da ta­şı­yo­ruz… Bun­la­ra kar­şı ge­re­ken mü­ca­de­le­yi ve­re­mez­sek, düş­man ajan­la­rı­nı bağ­rı­mız­da bes­li­yo­ruz de­mek­tir. Ken­di­siy­le he­sap­la­şa­ma­yan baş­ka­sıy­la he­sap­la­şa­maz. Ken­di­siy­le he­sap­la­şa­ma­yan dev­rim, kar­şı dev­rim­le he­sap­la­şa­maz.

Dev­rim za­rar­lı­la­rı:
Dev­rim za­rar­lı­la­rı he­nüz dev­ri­min düş­man­la­rı ha­li­ne gel­me­miş­ler­dir; ne var ki bu akım­lar, ken­di­le­ri­ni Mark­sizm-Le­ni­nizm te­me­lin­de ye­ni­den ele al­maz­lar­sa, sis­tem­leş­tir­me eği­li­min­de ol­duk­la­rı ha­ta­la­rı­nı kök­lü bir bi­çim­de yok et­mez­ler­se, dev­rim düş­man­la­rı ha­li­ne gel­me­le­ri ka­çı­nıl­maz­dır.

Ni­yet­le­ri ta­ri­hi an­lam­da doğ­ru ol­du­ğu hal­de, öz­le­dik­le­ri si­ya­set­le­rin yan­lış­lık­la­rı ne­de­niy­le, ni­yet ve is­tek­le­ri­nin ta­ri­hi an­lam­da ger­çek­leş­me­si­ne za­rar ve­ren, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin Mark­sist-Le­ninist çiz­gi­si­ne za­rar ve­ren ki­şi, grup ve “par­ti”le­ri, dev­rim za­rar­lı­la­rı ola­rak de­ğer­len­di­ri­yo­ruz. On­la­rı uyar­mak, iz­le­dik­le­ri yan­lış si­ya­set­le­ri ter­ket­me­le­ri için, ide­olo­jik an­lam­da on­la­rı sars­mak gö­re­vi­miz­dir. Öy­le gün­ler ge­le­cek­tir ki, şu an dev­rim za­rar­lı­sı ola­rak ni­te­le­di­ği­miz ba­zı siy­set­ler, ide­olo­jik mü­ca­de­le so­nu­cu, Mark­sist-Le­ni­nist sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin te­mel il­ke ve tak­tik­le­ri­ni kav­ra­ya­bi­lir­ler, za­rar­lı yan­la­rın­dan arı­na­bi­lir­ler; ba­zı­la­rı ise, yan­lış­la­rı­nın “doğ­ru­lu­ğun­da” ayak di­re­ye­bi­lir­ler ve kar­şı dev­ri­me ka­dar gi­de­bi­lir­ler. Mark­sizm-Le­ni­nizm bi­ze öğ­re­tir ki, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf çı­kar­la­rı­na ters dü­şen­ler ya da ken­di sı­nıf çı­kar­la­rıy­la pro­le­tar­ya­nın sı­nıf çı­kar­la­rı­nı uz­laş­tı­ra­ma­yan­lar, er ya da geç pro­le­tar­ya­ya kar­şı si­la­ha baş­vu­ra­cak­lar­dır. Mark­sizm-Le­ni­nizm­den bir de­re­ce­lik sap­ma za­ma­nın­da far­ke­di­lip ön­lem­ler alı­na­maz, ge­rek­li mü­da­ha­le­yi gör­mez ise ge­li­şe­cek ve gi­de­rek ma­sum bir sap­ma ol­mak­tan çı­kıp kar­şı dev­rim öze­lik­le­ri­ne bü­rü­ne­cek­tir. Mark­sizm-Le­ni­nizm­den esin­le­nen, fa­kat onun özü­nü kav­ra­ma­dık­la­rı için baş­lan­gıç­ta “tak­tik ha­ta” gi­bi gö­rü­nen ha­ta­lar iş­le­yen­ler, ha­ta­la­rı­nı gö­re­mez ve dü­zel­te­mez­ler­se, bu ha­ta­lar sis­tem­le­şe­cek­tir; on­la­rın gö­zün­de “tak­tik ha­ta” ola­rak gö­rünen, özün­de ise stra­te­jik bir öne­me sa­hip olan bu ha­ta­lar, dev­ri­min en­gel­le­ri ha­li­ne ge­l­me­si­nin ne­den­le­ri ola­cak­tır.

Dev­rim za­rar­lı­la­rı­nı üç ana grup­ta top­lu­yo­ruz:

1. Kü­çük­ bur­ju­va sı­nıf ve ide­olo­jik ya­pı te­me­lin­de, Mark­sizm-Le­ni­nizm­den esin­le­nen­ler, fa­kat özü­nü kav­ra­ya­ma­dık­la­rı için ek­lek­tiz­me dü­şen­ler, bi­rin­ci gru­ba gi­rer­ler. Mark­sizm-Le­ni­niz­min ba­zı tez­le­ri ile re­viz­yo­niz­min, küçük burjuva ma­ce­ra­cı­lı­ğı­n ba­zı tez­le­ri iç içe geç­miş­tir. Bun­lar, ül­ke ger­çe­ği­nin so­mut tah­li­lin­den yo­la çık­maz­lar. Sağ ve “sol” ha­ta­lar ara­sın­da bo­ca­lar­lar. Za­man za­man da, rast­lan­tı so­nu­cu bi­le ol­sa, doğ­ru şey­ler de ya­par­lar. Ço­ğu kez bun­la­rın yap­tı­ğı ce­za­lan­dır­ma ey­lem­le­ri, fa­şiz­me ve em­per­ya­liz­me duy­duk­la­rı soy­lu ki­nin ifa­de­si olur­lar. Fa­kat si­ya­si te­mel­le­ri­nin yan­lış­lı­ğı, ey­lem­le­ri­nin si­ya­si so­nuç­la­rı­nı da et­ki­ler. Bu te­mel­de­ki si­ya­si akım­lar re­viz­yo­niz­min sı­nıf ta­bi­atı­nı ve ide­lo­jik içe­ri­ği­ni esas­tan kav­ra­ya­ma­dık­la­rı için dev­ri­me ya­rar­lı ola­bi­le­cek bir­çok er­dem­le­ri­ni yan­lış bir si­ya­si çiz­gi için­de he­ba eder­ler. Re­viz­yo­nizm ve opor­tü­nizm­le ara­la­rı­na ke­sin bir çiz­gi çe­ke­mez­ler. Çün­kü bir ayak­la­rı re­viz­yo­niz­min ba­tak­lı­ğın­da­dır. Ço­ğu kez is­ter is­te­mez sos­yal em­per­ya­li­st­le­rin iş­bir­lik­çi­le­ri olan sos­yal fa­şist­le­rin ye­de­ği­ne dü­şer­ler. Mark­sizm-Le­ni­nizm ko­nu­sun­da ber­rak bir gö­rüş­le­ri yok­tur; pro­le­tar­ya­nın dev­rim­de he­ge­mon­ya­sı ve te­mel Mark­sizm-Le­ni­nizm il­ke­si­ni red­de­der­ler. Pro­le­tar­ya­nın ide­olo­jik-si­ya­si-ör­güt­sel ön­der­li­ği ye­ri­ne, ka­çük bur­ju­va te­mel­de kav­ran­mış pro­le­ter ide­olo­ji­nin ön­cü­lü­ğü­nü, ya­ni küçük burjuva ide­olo­ji-si­ya­set ve ör­gü­tün ön­cü­lü­ğü­nü ge­çi­rir­ler. Ey­le­me­le­ri­nin ni­te­li­ği­ni be­lir­le­yen şey, bi­rey­sel ka­rak­ter­li te­rör­dür; kit­le­ler­den ko­puk­luk­tur. Di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­min ya­sa­la­rı­nı, top­lum­sal-si­ya­sal olay­la­rın in­ce­len­me­sin­de kul­lan­ma­dık­la­rı için ide­aliz­me dü­şer­ler. Ya da özün­den ide­alist ol­duk­la­rı için di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­min ya­sa­la­rı­nı ku­lla­na­maz­lar. Dev­rim­ci zo­run içe­ri­ği ile dar­be­ci ve komp­lo­cu zo­run içe­ri­ği­ni bi­rey­sel şid­det ile dev­rim­ci kit­le şid­de­ti­ni, aşa­ğı­dan dev­rim ko­şul­la­rı ile yu­ka­rı­dan in­me ko­şul­la­rı­ bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rır­lar.

Bu si­ya­si akım­lar, Sov­yet em­per­ya­liz­mi­nin özü­nü gö­re­me­dik­le­ri için, on­la­rı “re­viz­yo­nist” ola­rak ni­te­le­mek­le ye­ti­nir­ler, fa­kat pra­tik­te, dev­ri­min des­tek­le­yi­ci­si ola­rak he­sa­ba ka­tar­lar. Bun­lar, TKP, TİP, TSİP (Kür­dis­tan’da da, DDKD –Ta­la­ba­ni­ci­ler– Öz­gür­lük Yo­lu, KUK) gi­bi si­ya­set­le­re bi­çim­sel eleş­ti­ri­ler de yö­nel­tir­ler, on­la­rı be­ğen­mez­ler. Fa­kat on­la­rı yi­ne de halk saf­la­rın­da, “dev­rim güç­le­ri” ola­rak gö­rür­ler. Mark­sist-Le­ni­nist eği­lim­li si­ya­set­ler­den çok bun­la­ra eği­lim du­yar­lar. Sos­yal fa­şist­ler, bu saf­lar­da yer alan bir­çok un­su­ru, ken­di saf­la­rı­na ka­za­na­bi­lir­ler, ka­zan­mak­ta­dır­lar da. Top­lum­sal te­me­li­ni küçük burjuva­zi ta­ba­ka­la­rı oluş­tur­mak­ta­dır ve asıl da­ya­nak­la­rı öğ­ren­ci genç­lik­tir. Dev-Sol, MLSPB, Acil­ci­ler, bu akım­la­rın en be­lir­gin ör­nek­le­ri ola­rak gös­te­ri­le­bi­lir. PKK ya da Apo­cu­lar di­ye bi­li­nen Kürt mil­li­yet­çi­si ha­re­ket de, ba­zı fark­lı­lık­lar ve olum­suz­luk­lar ta­şı­mak­la bir­lik­te, Kür­dis­tan ke­si­min­de­ki ör­nek­ler­den bi­ri ola­rak gös­te­ri­le­bi­lir.

2. Top­lum­sal te­mel ola­rak yi­ne küçük burjuva­zi­ye ya­sa­la­nan, fa­kat bi­rin­ci grup­ta say­dık­la­rı­mı­za oran­la Mark­sizm-Le­ni­niz­min tez­le­ri­ne da­ha ya­kın bir ara­yış için­de bu­lu­nan Dev­rim­ci Yol, Bi­ri­kim, KSD, TEP (Kür­dis­tan’da da Rız­ga­ri, Ala­rız­ga­ri, Te­ko­şin) gi­bi ha­re­ket­ler, sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı ür­kek dav­ran­dık­la­rı, geç­miş­le­riy­le kök­lü bir he­sap­laş­ma­ya gi­re­me­dik­le­ri, ken­di­le­ri­ni ve ta­raf­tar­la­rı­nı sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı olum­suz yön­de ko­şul­lan­dır­dık­la­rı için, dev­rim za­rar­lı­sı du­ru­mun­da­dır­lar.

3. Mark­sizm-Le­ni­niz­min ge­nel doğ­ru­la­rı­na ve bu doğ­ru­la­rın yön ver­di­ği doğ­ru tes­bit­le­re ge­nel hat­la­rıy­la sa­hip çı­kan, fa­kat öz­le­rin­de va­ro­lan küçük burjuva özel­lik­le­ri aşa­ma­dık­la­rı için küçük burjuva ile pro­le­tar­ya ara­sın­da, ide­alizm ile ma­ter­ya­lizm ara­sın­da, doğ­ma­tizm ile Mark­sist-Le­ni­nist ya­ra­tı­cı­lık ara­sın­da, Mark­sizm-Le­ni­nizm ile ek­lek­tizm ara­sın­da sü­rek­li bo­ca­la­yan grup­la­rı üçün­cü gru­ba alı­yo­ruz. Bun­lar her rüz­gar kar­şı­sın­da yal­pa­la­mış­lar­dır. Kök­lü bir Mark­sizm kav­ra­yı­şın­dan yok­sun ol­duk­la­rı için sı­nıf pu­su­la­sı­nı sık sık şa­şı­rır­lar. Ken­di güç­le­ri­ne gü­ven­le­ri yok­tur; eleş­ti­rel ba­kı­şı bir ya­na bı­rak­mış­lar­dır. Bu­gün ak de­dik­le­ri­ne ya­rın ka­ra di­ye­bi­lir­ler; ve bu tu­tum­la­rı­nı bi­lim­sel ola­rak açık­lı­ğa ka­vuş­tu­ra­maz­lar. Ka­ri­ye­rist, in­kâr­cı ve öz­nel­ci­dir­ler. Ha­zım­sız­lık­ta en baş­ta ge­lir­ler. Ace­le­ci­dir­ler. Dev­rim ön­der­li­ği­ni ira­di bir olay ola­rak ele alır­lar. Dev­ri­min çı­kar­la­rın­dan çok grup­la­rın çı­kar­la­rı­nı ön pla­na ko­yar­lar. Bun­la­ra en be­lir­gin ör­nek HK, DHY, DHB ve Ka­va (Mer­kez ve Hi­zip) gös­te­ri­le­bi­lir. Bun­lar, te­mel­de ay­nı şey­le­ri sa­vun­duk­la­rı hal­de, en çok bir­bir­le­ri­ne düş­man­dır­lar.

Öte yan­da, em­per­ya­liz­me, Rus sos­yal em­per­ya­liz­mi­ne, Üç Dün­ya­cı Çin re­viz­yo­niz­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le eden, AEP’e Mark­sist-Le­ni­nist açı­dan eleş­ti­rel bir göz­le ba­kan, Sta­lin ve Mao’yu, önem­li ha­ta­la­rı­na kar­şın Mark­sist-Le­ni­nist ola­rak ka­bul eden, baş­ta TKP-ML ve TKP-ML kö­ken­li grup­lar ol­mak üze­re, son çal­kan­tı­lar ne­de­niy­le çe­şit­li si­ya­set­ler­den ko­pan ar­ka­daş­lar, ken­di ara­la­rın­da ge­liş­ti­re­cek­le­ri il­ke­li bi­lim­sel tar­tış­ma­lar­la, sağ­lık­lı bir plat­form oluş­tu­ra­bi­lir­ler. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın çe­şit­li böl­ge­le­rin­de mü­ca­de­le yü­rü­ten kü­çük­lü bü­yük­lü bir­çok grup, bir­bi­ri­ne ya­kın şey­ler dü­şün­mek­te, fa­kat ara­la­rın­da bağ­lan­tı ku­ra­ma­mak­ta­dır­lar. Biz bu ko­nu­da üze­ri­mi­ze dü­şen bü­tün gö­rev­le­ri yap­ma­ya ha­zı­rız. Bu gru­ba top­la­dı­ğı­mız güç­le­ri, ken­di­miz de için­de ol­mak üze­re, bel­li ha­ta ve ek­sik­ler ta­şı­ma­la­rı­na kar­şın, dev­rim ön­der­li­ği­nin fış­kı­ra­ca­ğı kay­nak ola­rak gö­rü­yo­ruz ve dev­ri­min esas güç­le­ri­ni bu­ra­da gö­rü­yo­ruz.

Toplumsal Demokratik Halk Devriminin Görevleri

1— Eko­no­mik alan­da:
Em­per­ya­list sö­mü­rü ve ba­ğım­lı­lık iliş­ki­le­ri­nin tas­fi­ye­si ya­ban­cı te­ke­le­rin mal ve mülk­le­ri­ne taz­mi­nat­sız el ko­nul­ma­sı, dev­let borç­la­rı­nın ip­ta­li;
İş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min tas­fi­ye­si;
Ya­rı fe­odal eko­no­mi­nin tas­fi­ye­si;
Dev­let mül­ki­ye­tin­de­ki fab­ri­ka­la­ra, top­rak­la­ra, iş­let­me­le­re, va­kıf­la­ra el ko­nul­ma­sı. Bun­la­rın sos­ya­list eko­no­mi­nin in­şa­sın­da te­mel taş­lar ola­rak kul­la­nıl­ma­sı.

Top­lum­sal-de­mok­ra­tik halk dik­ta­tör­lü­ğü dev­le­ti, üç mül­ki­yet bi­çi­mi­ni ta­nı­ya­cak­tır:
a) Ka­mu mül­ki­ye­ti.
b) Kolek­tif mül­ki­yet.
c) Kü­çük ­bur­ju­va mül­ki­ye­ti ve or­ta çap­ta özel ka­pi­ta­list mül­ki­yet (ulu­sal bur­ju­va an­lam­da); a ve b, sos­ya­list mül­ki­yet bi­çi­mi­ni c ise, esas ola­rak özel ka­pi­ta­list mül­ki­yet bi­çi­mi­ni ifa­de et­mek­te­dir.

2— S­iya­si alan­da:
Sö­mü­rü­cü ege­men sı­nıf­la­rın dik­ta­tör­lü­ğü­nün tas­fi­ye­si, Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dik­ta­tör­lü­ğü’nün ku­rul­ma­sı. En ge­niş an­lam­da halk de­mok­ra­si­si; halk için si­ya­si öz­gür­lük.
Bur­ju­va-fe­odal, re­iz­yo­nist ge­ri­ci­li­ğe kar­şı ve bun­la­rın ka­lın­tı­la­rı­na kar­şı top­ye­kün sa­vaş.
Ulu­sal so­ru­nun çö­zü­mü için, ulus­la­rın ka­der­le­ri­ni ta­yin hak­kı, ulus­la­rın ve dil­le­rin tam hak eşit­li­ği, bü­tün ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı­nın or­tak çı­ka­rı ve bir­leş­me­si Mark­sist il­ke­le­ri te­me­lin­de, Kürt ulu­su ve di­ğer halk­lar üze­rin­de va­ro­lan her tür­den ulu­sal bas­kı ve eşit­siz­lik­le­rin kal­dı­rıl­ma­sı, si­ya­sal ka­de­ri­ni ken­di­le­ri­nin ta­yin hak­kı.
Kü­çük bü­yük bü­tün de­vet me­mur­la­rı­nın, yö­ne­ti­ci­le­ri­nin halk ta­ra­fın­dan, ge­rek­li hal­ler­de az­le­di­le­cek bi­çim­de se­çil­me­si.

3— As­ke­ri alan­da:
Em­per­ya­list­ler­le ya­pıl­mış bu­lu­nan bü­tün an­laş­ma­la­rın fes­hi, Na­to’dan çı­kıl­ma­sı, hiç­bir em­per­ya­list pak­ta gi­ril­me­me­si, sü­rek­li or­du­nun da­ğı­tıl­ma­sı ve onun ye­ri­ne si­lah­lı hal­kın ge­çi­ril­me­si, halk mi­lis­le­ri­nin ku­rul­ma­sı.
As­ke­ri yö­ne­ti­ci­le­rin si­lah­lı halk ta­ra­fın­dan, ge­rek­li hal­ler­de az­le­di­le­bi­lir bi­çim­de se­çil­me­si.

4— İde­olo­jik alan­da:
Her tür­den ge­ri­ci bur­ju­va-fa­şist-fe­odal ide­olo­ji­le­rin, her tür­den re­viz­yo­nist, opor­tü­nist, re­for­mist ve sos­yal-şo­ven ide­olo­ji­le­rin, dev­ri­min ke­sin­ti­siz ge­li­şi­mi­ne za­rar ve­re­cek doğ­ma­tiz­min, sek­te­riz­min, iş­çi sı­nı­fı­nın ve ge­niş emek­çi kit­le­le­rin için­de bu­lu­nu­lan öz­gül du­rum­la­ra gö­re be­lir­le­ne­cek bir­li­ği­ne za­rar ve­re­bi­le­cek “sol” ve sağ an­la­yış­la­rın ve ma­ce­r­acı­lı­ğın yı­kı­cı et­ki­le­ri­nin azal­tıl­ma­sı ve bir sü­reç içe­ri­sin­de ke­sin ye­nil­gi­si­nin sağ­lan­ma­sı için, kit­le­le­rin Mark­sist-Le­ni­nist eği­ti­mi; ide­olo­jik-kül­tü­rel dev­rim­ler…

5— En­ter­nas­yo­na­list alan­da:
“Bü­tün dün­ya­nın iş­çi­le­ri ve ezi­len halk­ları bir­le­şi­niz” slo­ga­nı­na uy­gun ola­rak, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın ve ezi­len halk­la­rın bir­li­ği önün­de­ki ide­olo­jik-si­ya­si en­gel­le­rin aşıl­ma­sı için mü­ca­de­le. Ulu­sal ba­ğım­sız­lık, de­mok­ra­tik ve top­lum­sal kur­tu­luş sa­vaş­la­rı­nın des­tek­len­me­si. Dev­rim yap­mış ül­ke­ler­le, pro­le­tar­ya­nın te­mel çı­kar­la­rı açı­sın­dan, kar­şı­lık­lı yar­dım­laş­ma ve da­ya­nış­ma. Le­ni­nist “ba­rış için­de bir ara­da ya­şa­ma” il­ke­si­nin ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si.

Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi, bur­ju­va de­mok­ra­tik dev­rim gö­rev­le­ri­nin bir­ço­ğu­nu yük­len­miş, ya­rı sos­ya­list ka­rak­ter­li bir dev­rim­dir. Sos­ya­list bir top­lu­mun ku­rul­ma­sı için ge­rek­li mad­di ko­şul­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı gö­rev­le­riy­le yü­küm­lü­dür. O, sı­nıf­sız top­lu­ma iler­ler­ken, bir ara aşa­ma ol­du­ğu­nun bi­lin­ciy­le ha­re­ket ede­cek­tir.

Ge­nel ola­rak ulu­sal so­run, özel ola­rak Kürt ulu­sal so­ru­nu, pro­le­ter sos­ya­list dün­ya dev­ri­mi so­ru­nu­nun bir par­ça­sı ola­rak ele alın­ma­sı ge­re­kir. Biz, her ulu­sal so­ru­nu des­tek­le­ye­me­yiz; biz, an­cak pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rı­na ya­rar sağ­la­yan, em­per­ya­liz­mi za­yıf­la­tan ulu­sal ha­re­ket­le­ri des­tek­le­riz. Kürt ulu­sal so­ru­nu­na da bu açı­dan ba­kı­yo­ruz. Kür­dis­tan’ın öz­gül du­ru­mu, ya­ni dört par­ça­sı­nın dört ay­rı sö­mür­ge­ye bö­lün­müş ol­ma­sı, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ge­li­şim eği­li­mi­ne ve dev­rim yo­lu­na et­ki­de bu­lun­mak­ta­dır… Bu so­ru­na Mark­sizm-Le­ni­nizm açı­sın­dan yak­la­şıl­ma­dı­ğı ta­kdir­de, re­viz­yo­nist-bur­ju­va ge­ri­ci­li­ği­nin çe­şit­li ton­la­rı­na hiz­met edil­miş ola­cak­tır ki, bu­nun si­ya­si so­nuç­la­rı bur­ju­va­zi­nin ya­ra­rı­na, pro­le­tar­ya­nın za­ra­rı­na ola­cak­tır.

Biz, her bir par­ça­sı Tür­ki­ye, İran, Irak ve Su­ri­ye’nin bir sö­mür­ge­si du­ru­mun­da olan Kür­dis­tan’ın, Tür­ki­ye, İran, Irak ve Su­ri­ye dev­rim­le­ri­nin ki­li­di ola­bi­le­cek bir öne­me sa­hip ol­du­ğu dü­şün­ce­sin­de­yiz. Bu yak­la­şım, sı­nıf­sal ba­kış açı­sı­nı göz­den ka­çır­dı­ğı­mız, iç ol­gu­la­rı de­ğil, dış ol­gu­la­rı te­mel al­dı­ğı­mız, pro­le­tar­ya­nın ön­der­li­ği­ni de­ğil, Kürt köy­lü­lü­ğü­nün ön­der­li­ği­ni öne çı­kart­tı­ğı­mız bi­çim­de yo­rum­la­na­bi­lir. So­ru­na böy­le bir an­la­yış ile yak­laş­mak dar ulu­sal­cı bir an­la­yış ola­cak­tır. Tek tek ül­ke­ler dev­rim gö­rev­le­ri­ni yü­rü­tür­ken, ulu­sal mü­ca­de­le ile sı­nıf­sal mü­ca­de­le­yi bir­leş­tir­me­li­dir­ler; ki­mi za­man sı­nıf­sal mü­ca­de­le­nin ulu­sal mü­ca­de­le bi­çi­mi­ne bü­rü­ne­ce­ği­ni bil­me­li­dir­ler. Ulu­sal ve top­lum­sal çe­liş­me­ler öy­le bir ge­liş­me hat­tı iz­le­ye­bi­lir ki, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin çö­zü­mü, Kürt ulu­sal so­ru­nu­nun çö­zü­mü­nü ön pla­na çı­kar­ta­bi­lir. Böy­le bir du­rum­da bü­tün güç­le­ri­miz­le bu nok­ta­ya yo­ğun­la­şa­bi­li­riz. Do­ğal­dır ki, yi­ne sı­nıf açı­sın­dan ha­re­ket et­me­di­ği­miz, Kürt ulu­sal­cı­lı­ğı­na ödün­ler ver­di­ği­miz, il­ke­siz uz­laş­ma­la­ra gir­di­ği­miz yol­lu eleş­ti­ri­ler ala­ca­ğız. Her dö­nem­de opor­tü­niz­min ve re­viz­yo­niz­min kü­çüm­se­yen ta­vır­la­rı ile ku­şa­tıl­dı­ğı­mız için, ye­ni du­rum­lar­da da de­ği­şik bir tu­tum içi­ne gi­re­me­ye­ce­ğiz. Öy­le bir du­rum söz ko­nu­su ola­bi­lir ki, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ı si­lah­lı dev­ri­min odak nok­ta­sı ha­li­ne ge­le­bi­lir ve biz bu nok­ta­da si­lah­lı dev­ri­min ge­rek­tir­di­ği bü­tün adım­la­rı ata­rız. Ama bu, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin, dev­rim mü­ca­de­le­si­nin di­ğer böl­ge­ler­de ta­ti­li an­la­mı­na mı ge­lir? As­la! Biz, iki ay­rı dev­rim pers­pek­ti­fi­ni bir­leş­tir­mi­yo­ruz; biz, nes­nel ko­şul­la­rın zo­run­lu kıl­dı­ğı, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi pers­pek­ti­fi­ni sa­vu­nu­yo­ruz ve dev­ri­mi­mi­zin do­ğu­su (Kür­dis­tan), ba­tı­sı (Tür­ki­ye) di­ye bir ay­rı­mı yok­tur. He­de­fi­miz, Kür­dis­tan’ın mer­ke­zi­ni oluş­tu­ra­ca­ğı, Tür­ki­ye, İran, Irak ve Su­ri­ye’yi kap­sa­mı­na alan Ön As­ya Sos­ya­list Halk Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği’dir. Bu nok­ta­ya, çe­şit­li dev­rim aşa­ma­la­rın­dan, tek tek ül­ke­le­rin dev­rim­le­ri­nin ge­liş­me­le­ri so­nu­cu va­rı­la­cak­tır.

He­men so­ru­la­cak­tır: Ne­den mer­ke­zin­de “Ara­bis­tan”, ya da “İran” de­ğil de, Kür­dis­tan’ın bu­lun­du­ğu Ön As­ya Sos­ya­list Halk Cum­hu­ri­yet­le­ri Bir­li­ği? Kıl ka­dar coğ­ra­fi bil­gi­si olan her­kes, Kür­dis­tan’ın say­dı­ğı­mız ül­ke­le­rin mer­ke­zin­de ol­du­ğu­nu bi­lir. Eğer Kür­dis­tan’ın ye­rin­de “Ara­bis­tan” ol­say­dı, her hal­de o za­man, mer­ke­zin­de Ara­bis­tan bu­lu­nan di­ye­cek­tik… Bu ko­nu­la­rı iler­de aça­ca­ğız; bu ko­nu­la­rın açıl­ma­sı, da­r a­çı­lar için­de, da­ral­mış ufuk­lar içi­ne sı­kış­tı­rıl­mış be­yin­le­rin de sar­sıl­ma­sı­na yol aça­cak­tır.

Dev­ri­mi­mi­zin iti­ci güç­le­ri ve it­ti­fak­la­rı:
Ge­nel an­lam­da em­per­ya­lizm­le, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­lizm­le, fe­odal ar­tık­lar­la çe­liş­me­le­ri uz­laş­maz ni­te­lik­te olan bü­tün top­lum­sal güç­ler, dev­ri­min iti­ci güç­le­ri kap­sa­mı­na gi­rer. Bu an­lam­da çe­şit­li mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya, köy­lü­lük, şe­hir küçük burjuva­zi­si, ulu­sal bur­ju­va­zi­nin bir ke­si­mi, dev­ri­mi­mi­zin iti­ci güç­le­ri­dir­ler.

An­cak dev­ri­min te­mel iti­ci güç­le­ri­ni, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya, şe­hir ve kır ya­rı pro­le­ter­le­ri, şe­hir küçük burjuva­zi­si­nin en ezi­len, en yok­sul ke­sim­le­ri oluş­tu­rur­lar. Bu ne­den­le pro­le­tar­ya, yok­sul köy­lü­lük, şe­hir küçük burjuva­zi­si­nin en yok­sul ke­sim­le­ri ile it­ti­fak oluş­tur­ma­lı­dır. Bu it­ti­fak dev­ri­mi­mi­zin temel iti­ci gü­cü­nü ve esas top­lum­sal te­me­li­ni oluş­tu­rur. An­cak bu te­mel üze­rin­de, or­ta köy­lü­lük­le, küçük burjuva­zi­nin di­ğer ke­sim­le­ri ile zen­gin köy­lü­lük ve ulu­sal bur­ju­va­zi­nin bir ka­na­dı ile it­ti­fak ola­nak­la­rı araş­tı­rı­la­bi­li­nir ve böy­le bir it­ti­fak oluş­tu­ru­la­bi­li­nir.

Dev­rim, na­sıl ki em­per­ya­list­ler ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­den ya­rar­lan­mak zo­run­da­dır, ay­nı za­man­da ege­men sı­nıf­lar ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­den de ya­rar­lan­ma­lı­dır…

Mü­ca­de­le Bi­çi­mi ve ör­güt­len­me üze­ri­ne:
Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi si­lah­lı dev­rim ola­cak­tır. Ör­güt­len­me bu ama­ca uy­gun ol­ma­lı­dır. Kürt hal­kı­nın ay­rı ör­güt­len­me hak­kı var­dır; fa­kat biz, Türk-Kürt ve ezi­len di­ğer mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya­nın or­tak ör­güt­len­me­si­ni, dev­ri­min sağ­lı­ğı ve ba­şa­rı­sı açı­sın­dan zo­run­lu gö­rü­yo­ruz. An­cak böy­le bir ör­güt­len­me, sı­nıf te­me­li üze­ri­ne otur­tul­muş bir ör­güt­len­me pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rı­na uy­gun­dur. Mil­li­yet esa­sı­na gö­re ör­güt­len­me­yi sa­vun­mak bur­ju­va ör­güt­len­me an­la­yı­şı­dır. Baş­lan­gıç­ta ay­rı ör­güt­len­me­ler de ol­sa —ki öy­le­dir— son çö­züm­le­me­de, ha­yat bir­lik­te ör­güt­len­me­yi da­ya­ta­cak­tır. Kürt pro­le­tar­ya­sı­nın ay­rı ör­güt­len­me is­te­ği­nin bir ya­nı Kürt ulu­sal­cı­lı­ğı­nın ürü­nü ise, öbür ya­nı da Türk so­lu­nun ya­rat­tı­ğı gü­ven­siz­li­ğin, şo­ven tu­tu­mu­nun ürü­nü­dür.

Ör­güt­len­me esas iti­ba­riy­le pro­fes­yo­nel dev­rim­ci­ler­den oluş­ma­lı ve giz­li­lik te­mel­le­ri­ne da­yan­ma­lı­dır. Bu te­mel­de, en kü­çük le­gal ola­nak­lar­dan, en ge­niş le­gal ola­nak­la­ra va­rın­ca­ya, bü­tün ola­nak­lar­dan ya­rar­lan­ma­lı­dır. Le­gal ça­lış­ma­sı ol­ma­ya­nın il­le­gal ça­lış­ma­sı ve­rim­siz­dir. İl­le­gal te­mel­le­ri ol­ma­yan­la­rın da le­gal ça­lış­ma­la­rı ku­ma ya­zı yaz­mak­tır.

Dev­ri­min za­fe­ri, kit­le­le­rin için­de ya­pı­la­cak kök­lü ça­lış­ma­la­rın ürü­nü ol­ma­lı­dır. Üre­tim bi­rim­le­ri için­de ça­lış­ma esas ol­ma­lı­dır. Ör­güt­len­me ve si­ya­si ça­lış­ma­nın top­lum­sal oda­ğı, sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı ol­ma­lı ve bu te­mel üze­rin­de mil­li­yet ay­rı­mı gö­zet­mek­si­zin pro­le­tar­ya­nın en ge­niş ke­sim­le­ri, top­rak­sız ve yok­sul köy­lü­lük, şe­hir küçük burjuva­zi­si­nin en yok­sul ke­sim­le­ri, ör­güt­len­me ve si­ya­si ça­lış­ma­la­rı­mı­zın he­de­fi ol­ma­lı­dır. Ay­dın­la­rın ka­za­nıl­ma­sı özel bir öne­me sa­hip­tir. Ay­dın­la­rı kü­çüm­se­yen an­la­yış dev­rim­ci an­la­yış ola­maz. Bu ça­lış­ma­lar, tek tek ki­şi­ler­le yü­rü­tü­le­cek iliş­ki­ler bi­çi­min­de ola­bi­le­ce­ği gi­bi, esas ola­rak on­la­rın de­mok­ra­tik-eko­no­mik ve si­ya­si kit­le ör­güt­le­ri için­de ça­lı­şa­rak sür­dü­rül­me­li­dir. En ge­ri­ci der­nek­ler­den en önem­siz gi­bi görü­nen der­nek­le­re va­rın­ca­ya, gü­cü­müz ve ola­nak­la­rı­mız öl­çü­sün­de ça­lış­ma yap­ma­lı­yız. Bü­tün ça­lış­ma­lar, Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji ve si­ya­set ta­ra­fın­dan bi­çim­len­di­ril­me­li­dir. So­mut, acil is­tek ve ge­rek­li­lik­ler­den yo­la çı­ka­rak, eko­no­mik, de­mok­ra­tik mü­ca­de­le, si­ya­si mü­ca­de­le­ye ta­bi kı­lın­ma­lı­dır. Biz, kit­le­le­rin ken­di de­ne­yim­le­ri ile öğ­re­ne­bi­le­ce­ği Mark­sist il­ke­ler­den yo­la çı­ka­rak, kit­le­le­ri eği­te­cek bir mü­ca­de­le hat­tı iz­le­me­li­yiz. Bü­tün si­ya­si ça­lış­ma­la­rı­mız ve si­ya­si eği­ti­mi­miz, si­lah­lı dev­rim bi­lin­ci­nin ya­ra­tıl­ma­sı­na hiz­met et­me­li­dir.

Si­ya­si mü­ca­de­le­yi, si­lah­lı mü­ca­de­le ile kır­lar­da­ki mü­ca­de­le­yi şe­hir­ler­de­ki mü­ca­de­le ile bir­leş­tir­me­li­yiz. Si­lah­lı dev­rim, halk sa­va­şı­nın ül­ke so­mu­tu­na en uy­gun bi­çi­mi olan, ge­nel si­lah­lı ayak­lan­ma ile halk sa­va­şı il­ke­le­ri­nin ül­ke so­mu­tu­na ya­ra­tı­cı bi­çim­de uy­gu­lan­ma­sı te­me­li üze­rin­de yük­se­le­cek­tir. Halk sa­va­şı ile ge­nel si­lah­lı ayak­lan­man­ın bir­leş­ti­ril­me­si de­mek, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya ile çe­şit­li mil­li­yet­ler­den köy­lü­lü­ğün (esas ola­rak top­rak­sız ve yok­sul köy­lü­lü­ğün) mü­ca­de­le­si­nin bir­leş­ti­ril­me­si, kır­lar­da­ki mü­ca­de­le ile şe­hir­ler­de­ki mü­ca­de­le­nin bir­leş­ti­ril­me­si de­mek­tir. Kır ve şe­hir küçük burjuva­zi­si­si­nin ro­lü, böy­le­si bir sa­vaş­ta çok bü­yük bir rol oy­na­ya­cak­tır.
Par­ti - Halk Or­du­su - Bir­le­şik Dev­rim­ci Halk Cep­he­si, ör­güt­len­me­nin, bir­bi­ri­ne bağ­lı, bir­bi­ri­ni et­ki­le­yen ve ko­şul­lan­dı­ran üç bi­çi­mi­dir.

Her za­man ide­olo­jik-si­ya­si mü­ca­de­le bir­li­ği, ya­ni te­orik-pra­tik mü­ca­de­le bir­li­ği esas alın­ma­lı­dır. İde­olo­jik mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­lı olup ol­ma­dı­ğı, kit­le­le­rin si­ya­si­le­şe­rek mad­di bir güç ha­li­ne ge­lip gel­me­me­sin­de, eko­no­mik, de­mok­ra­tik ve si­ya­si ey­lem­le­rin doğ­ru ce­vap­lar ha­li­ne ge­lip gel­me­me­sin­de ken­di­ni gös­te­rir. Ken­di­li­ğin­den mü­ca­de­le ne den­li ör­güt­le­ni­yor, mer­ke­zi­le­şi­yor­sa, re­viz­yo­nist, re­for­mist, opor­tü­nist ve her tür­den fa­şist ge­ri­ci ör­güt­le­rin kit­le üze­rin­de­ki et­ki­le­ri ni­cel ve ni­tel ola­rak za­yıf­lı­yor­sa, Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji ve si­ya­set, o den­li ba­şa­rı gös­te­ri­yor de­mek­tir.

Ekim Dev­ri­mi, esas ola­rak ken­di güç­le­ri­ne da­yan­dı. Çin Dev­ri­mi esas ola­rak ken­di güç­le­ri­ne da­yan­dı. Vi­et­nam ve Ko­re dev­rim­le­ri, esas ola­rak ken­di güç­le­ri­ne da­yan­mak­la bir­lik­te, çok güç­lü mad­di ve ma­ne­vi dış des­tek bul­du. Oy­sa biz, için­de bu­lun­du­ğu­muz dün­ya ko­şul­la­rın­da, dış­tan mad­di bir des­tek bul­ma ola­na­ğın­dan yok­su­nuz. An­cak güç­lü bir ma­ne­vi des­tek gö­re­ce­ği­miz ke­sin­dir. Bu ne­den­ler­dir ki, da­ha şim­di­den ken­di güç­le­ri­mi­zi ya­rat­mak, pek­iş­tir­mek zo­run­da­yız. Biz, ken­di öz güç­le­ri­mi­ze da­ya­na­rak, düş­man­dan edi­ne­ce­ği­miz mad­di güç­le­re da­ya­na­rak dev­ri­mi ba­şa­ra­ca­ğız, ya­ni on­la­rın si­la­hı­na, pa­ra­sı­na, ta­şı­na­bi­lir her tür­den ola­nak­la­rı­na el ko­ya­rak…

Bur­ju­va­zi­den öğ­ren­me, ça­lış­ma­la­rı­mı­zın dik­ka­te al­ma­sı ge­re­ken önem­li bir nok­ta­sı­dır. Biz, bur­ju­va top­lu­mun­dan, bur­ju­va or­du­sun­dan, bur­ju­va okulla­rın­dan, tek­ni­ğin­den, bi­li­min­den vs. dev­ri­me ya­rar­lı ola­bi­le­cek ne var­sa, ola­nak­la­rı­mız öl­çü­sün­de öğ­ren­me­li­yiz ki, dev­rim sı­ra­sın­da ve son­ra­sın­da, bur­ju­va ay­dın­la­rı­na, tek­nis­yen­le­ri­ne ve çe­şit­li dal­lar­da­ki uz­man­la­rı­na o den­li az ih­ti­ya­cı­mız ol­sun. Bur­ju­va ay­dın­la­rı­na zo­run­lu ol­mak bir çe­şit ba­ğım­lı­lık­tır. Biz, hem kı­zıl hem de us­ta ol­ma­lı­yız. Le­ni­nist ça­lış­ma bi­çi­mi bu­nu ge­rek­ti­rir. Hem si­ya­si ye­ter­li­lik hem de pra­tik ye­ter­li­lik ka­za­nıl­ma­lı­dır. Si­ya­si so­run­la­rı bil­mek, fa­kat en ba­sit so­run­lar­da pra­tik ye­ter­siz­lik gös­ter­mek, so­nuç ola­rak ye­nil­gi­yi ge­ti­rir.

So­nuç ola­rak: Dev­rim ör­güt­len­me­si, dev­ri­min iti­ci ve te­mel güç­le­ri­ni, Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji ve si­ya­se­te da­ya­na­rak ör­güt­le­me gö­re­vi­ni ba­şa­ra­maz­sa, dev­rim­ci du­rum­la­rı dev­ri­me dö­nüş­tür­me­yi de ba­şa­ra­maz. Em­per­ya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğın­da, sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ege­men ol­du­ğu bü­tün ül­ke­ler­de dev­ri­min nes­nel ko­şul­la­rı var­dır, di­yo­ruz. Hiç bek­len­me­dik za­man­lar­da bi­le dev­rim­ci kriz­ler pat­lak ve­re­bi­lir. So­run, nes­nel ko­şul­la­rın bi­ri­kim­le­ri­ni ör­güt­lü mü­da­ha­le ile dev­rim ener­ji­si­ne dö­nüş­tür­mek­te­dir. Sos­ya­lizm ile iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin bir­leş­ti­ril­me­si gö­re­vi he­nüz ye­ri­ne ge­ti­ril­me­miş­tir. Ka­ğıt üs­tün­de­ki doğ­ru­lar top­lum­sal-si­ya­sal ha­ya­tı­mız­da can bu­la­ma­mış­tır. Si­ya­si bir ha­re­ke­tin prog­ra­mı ya da mü­ca­de­le plat­for­mu, gö­rüş­le­rin bilin­mesi açısın­dan önem­lidir; fakat asıl önem­li olan, neyin söy­len­diği değil, neyin yapıl­dığıdır. Kit­leleri kağıt üzerin­deki doğ­rular değil, pratik çalış­malarımız, kit­le çiz­gimizin içeriği il­gilen­dir­mek­tedir.

Mücadele plat­for­mumuz, bir­çok konuyu kap­samına al­madığı için ek­sik­lik­ler taşımak­tadır. Kuş­kusuz, sınır­lı yazı olanak­ları için­de, mücadelenin tümü hak­kın­daki görüş ve düşün­celerimizi ser­gileyemeyiz. Mücadele süreci içerisin­de, olanak­larımız öl­çüsün­de, burada temel taş­larını koy­duğumuz görüş­lerimizi daha ay­rın­tılı, daha derin­lemesine açık­lığa kavuş­tur­maya çalışacağız.


(*1) Türk bur­ju­va­zi­si­nin dev­let ik­ti­da­rı­nı elin­de tut­ma­sı­nın esas top­lum­sal it­ti­fa­kı top­rak ağa­la­rı ile­dir. Öte yan­da, Kürt ulu­sal ha­in­le­ri­nin des­te­ği de, sı­nıf­sal ola­rak ir­de­len­di­ği za­man, iş­bir­lik­çi Kürt bur­ju­va­zisi ve top­rak ağaları olarak ken­dini gös­terir. [geri dön]

(*2) Baş düş­man ile baş­lı­ca düş­man­lar ara­sın­da, öz­gül ko­şul­lar ne­de­niy­le fark­lı­lık­lar var­dır; fa­kat baş düş­ma­na kar­şı mü­ca­de­le­de baş­lı­ca düş­man­lar­dan bi­ri ya da iki­si ile it­ti­fak ya­pı­la­maz. İt­ti­fa­kı bı­ra­ka­lım, baş düş­ma­na ka­rı­şı mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de, bun­la­rın bir ta­ne­si­nin bi­le unu­tul­ma­sı dev­ri­min ge­li­şim doğ­rul­tu­su­na za­rar ve­rir… Öte yan­da, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ı açı­sın­dan, baş­lı­ca düş­man­lar tes­bi­ti­miz ye­ter­siz gö­rü­le­bi­lir. Ör­ne­ğin Kürt ulu­sal ha­in­le­ri­nin, je­no­ist uy­gu­la­ma­la­rı­na bi­linç­li ola­rak ka­tı­lan­la­rın da vur­gu­lan­ma­sı is­te­ne­bi­lir. Da­ha ön­ce de be­lirt­ti­ği­miz gibi bun­lar da baş­lıca düş­man­lar arasın­dadır ve özel olarak vur­gulan­maları, an­cak özel durum­lar­da söz konusu edil­meleri gerekir. [geri dön]