KENDİSİYLE HESAPLAŞAMAYAN DEVRİM KARŞI DEVRİMLE HESAPLAŞAMAZ
1 Mayıs 1980’e, faşist diktatörlüğün iyice azgınlaştığı, daha ileri adımlar attığı koşullarda giriyoruz. Bürokratik ve askeri mekanizma, yeniden ve yeniden gözden geçirilmektedir; elenmektedir; gözden kaçmış demokrat, yurtsever unsurlar ve hatta kararsız faşizm yanlıları bile hızla ayıklanmaktadır. Faşizmin sivil ve resmi güçleri halka karşı el ele vermiştir. Faşist MHP’liler silahlandırılmakta ve silahlanmaları yasallaştırılmaktadır. AP hükümeti, MHP’li yöneticilere, yani faşist terörün yöneticilerine “silah ruhsatı” verilmesini resmen emretmiştir. Bu demektir ki, bundan sonra halkın üzerine ruhsatlı silahlarla ateş edilecektir. Faşist diktatörlük, faşist canilere öldürme ruhsatı çıkarmıştır. Öte yanda, sermaye, özel güvenliğini sağlamak için “özel silahlı adamlar” edinmektedir. Faşizmin resmi ve sivil güçleri, alabildiğine silahlanırken, kitlelerin üzerine yönelen baskılar, aramalar, terör, kitleleri sindirmeyi, silahsızlandırmayı amaçlamaktatır. Faşistlere silah serbest, halka ise yasaktır.
Yurtsever, demokrat, devrimci basın üzerinde yoğunlaşan baskılar, yasaklar, soruşturmalar, tutuklamalar, özü bakımından, işçi sınıfını ve geniş emekçi kitleleri olan bitenden habersiz bırakmayı, emekçilerin birbirleriyle bağlarını koparmayı, onları tek tek, küçük gruplar halinde kendi içlerine kapatmayı hedeflemektedir. Onlar, yalnız silahlardan değil, esas olarak silahlara yön verecek düşüncelerden korkmaktadırlar. Bilinçsiz silah, kitleden kopuk silah yenilir; ama bilinçli silah, kitlelerin elindeki silah yenilmez. Bunu biliyorlar. Asıl korkuları da budur.
Kazanılmış ekonomik, demokratik hakların gaspı yoğunlaşmaktadır. Onlar, içine düştükleri bunalımın acısını emekçilerden çıkartmaya çalışıyorlar. Faşizmin baskı ve şiddeti, aynı zamanda, onların içine düştükleri derin çaresizliğin, güsüzlüğün de ifadesidir. Halkın mücadelesi geliştikçe, faşizmin azgınlaşması daha da artacaktır; baskıların kapsadığı alan daha da genişleyecektir. Kısa vadede, halkın güçleri mi faşizmi yenecek, yoksa faşizmin güçleri mi halkı yenecek, henüz belli değildir. İnancımız o ki, uzun vadede halkın güçleri mutlaka faşizmi ezecektir… fakat bugün, faşizmin taktik gücünü küçümsemek, halkın uzun vadede kazancağı zaferi tehlikeye düşürecektir; bu bilinmesi gereken bir gerçektir. En geniş kitleler, başta proletarya ve emekçi köylülük, şehir küçük burjuvazisinin büyük bir çoğunluğu, burjuvazinin faşizme karşı olan kesimleri, faşizme karşı seferber edilmeden, faşizmin diktatörlüğünü alaşağı etmenin olanağı yoktur.
Faşist diktatörlüğe karşı mücadele, faşizme karşı mücadelenin özgül bir biçimidir; faşist diktatörlüğün yıkılması, her koşulda faşizmin yıkılması anlamına gelmez. Faşizm, ancak onu vareden iç dış toplumsal temel, o toplumsal temeli var eden iç dış ekonomik temel bu toplumsal-ekonomik temelin biçimlendirdiği iç dış ideolojik-kültürel yapı ülke ve dünya ölçeğinde yenilgiye uğratıldığı ve giderek kökleri kurutulduğu zaman yok edilebilir. Faşizmin yenilmesi, onun köklerinin tamamen kuruduğu anlamına gelmez. Çağımızda, burjuvazinin her kesimi, emperyalizme bağımlı oldukları takdirde, emperyalizmin içine düştüğü derin bunalımlara bağlı olarak, gelişmelerinin belli bir aşamasında, faşist diktatörlüğün toplumsal temelini oluşturacak bir düzeye yükselebilir. Emperyalizmin, şu ya da bu biçimi var oldukça, küçük burjuva temellere yaslanmış sınıf güçleri de, siyasi iktidara egemen oldukları takdirde, değişik bir biçimde de olsa, büyük burjuvalar haline gelebilirler. Bir örnek vermek gerekirse, bugün Sovyetler Birliği’nde sosyal faşist diktatörlüğün toplumsal dayanağı olan tekelci bürokrat burjuvazi, gelişmesini, revizyonist küçük burjuva temeller üzerine kurmuştur. Faşizmin, ya da sosyal faşizmin esas dayanağı ekonominin ve buna bağlı olarak siyasetin emperyalist içeriğidir. Yine de belirtmeliyiz ki bu, burjuvazinin her kesimi her koşul altında faşisttir anlamına gelmez.
Bütün dünyada, burjuvazinin değişik oranlarda da olsa, gericileşmesi, faşistleşmesi, kapitalizmin ekonomik, siyasi, ideolojik alanları da kapsayan genel bunalımının derinleştiğinin, gelişen halk hareketleri karşısında çaresiz kaldığının ifadesidir; aynı zamanda bu, devrimin yaklaştığının da müjdecisidir… Ancak bütün dünyada ve ülkemizde, devrimin nesnel koşullarının olgunlaşmasına denk biçimde, öznel koşulların yerine getirilmesi koşuluyla bu müjde değerlendirilebilir. Aksi halde devrim olanaksızdır. 1 Mayıs 1980’e, bu olgunun bilincinde giriyoruz ve devrimimizin eksik ve zaaflarını açık seçik görüyoruz.
1 Mayıs 1980, bizim için özel bir anlama sahiptir. Genç bir yayın organı olarak Mayıs’la ilk karşılaşmamız çünkü.
Bizi vareden temel koşullar, bizden, doğru, halkın mücadelesini devrimcileştirecek, örgütleyecek doğrultuda cevaplar alırsa, 1 Mayıs 1980’den 1981 Mayıs’ına, ideolojik, siyasi, örgütsel açılardan daha da güçlenmiş ve derinleşmiş olarak, kitlelerle devrimci bağlarımız daha güçlenmiş ve derinleşmiş olarak gireceğiz; yok, nesnel sürecin çok yönlü ihtiyaçlarına gereken cevap ve müdahaleleri, değişik mücadele yöntemleriyle gösteremezsek, adı var kendi yok olmaktan öteye gidemeyiz. Biz, her sorunu daha başında çözmek, devrimin gerekliliklerine doğru cevaplar bulmak, devrimin sorunlarını halletmek için örgütleniyoruz. Masa başında devrimin sorunlarını çözemeyiz, olsa olsa kaba hatlarını çizebiliriz. Bizim şimdilik yapabildiğimiz budur. Eğer mücadele süreci içerisinde, pratik çalışmalarımızla, devrimin geliştiricisi olamıyorsak, bu, devrimin engeli haline geldiğimiz biçiminde yorumlanmalıdır. Böyle bir durumda en dürüst tavır, kendimizi dağıtmak olmalıdır; bu nedenledir ki, Marksizm-Leninizmden en küçük sapmanın bile, gelişmenin belli bir noktasında bizi karşı devrim saflarına götüreceği unutulmamalıdır.
1 Mayıs 1886, Amerikan işçi sınıfının, sekiz saatlik işgünü için başlattığı, bütün dünya işçilerine örnek bir grev ve direnişin tarihidir. Amerikan burjuvazisinin azgın sömürüsüne, baskısına, burjuva sınırlamalarına karşı, Amerikan işçilerinin bir başkaldırısı olan 1 Mayıs 1889’da, İkinci Enternasyonal’in 1. Kongresi’nde, bütün dünya işçilerinin birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kabul edildi.
1 Mayıs’ı, devrimci içeriğe uygun bir biçimde hayata geçirmek, şu sorulara, teorik ve pratik alanlarda doğru cevaplar bulmakla mümkün olacaktır:
1. Kimlere karşı, kimlerle, nasıl ve ne için bir birlik?
2. Kimlere karşı, kimlerle, nasıl ve ne için bir dayanışma?
3. Kimlere karşı, kimlerle, nasıl ve ne için bir mücadele?
Devrimin anahtarı, bu sorulara verilecek doğru cevaplara bağlıdır. Bizim geleceğimizi tayin edecek olan da bu soruların cevaplarında yatmaktadır.
Doğaldır ki, bu sorular, cevaplarını içinde yaşadığımız nesnel sürecin devrimci görevlerine sıkı sıkıya bağlı olarak bulacaktır; yani devrimin yakın ve uzak hedefleriyle bağlantılı olarak. Bugün, toplumsal-demokratik halk devrimi hedeflerinden sapmadan, birleşik ulusal ve sosyalist görevle bağlarını koparmadan, demokrasi mücadelesinin ön planda olduğunu söylüyoruz. Faşist diktatörlüğün gaspettiği siyasi özgürlüklerin kazanılması ve sınırlarının alabildiğine genişletilmesi, en geniş anlamda halk için demokratik ortamın kurulması, önümüzde duran en yakın mücadele hedefidir. Proletarya, geniş emekçi kitlelere sesini duyurabilmek ve devrimimizin öznel koşullarını yaratabilmek için siyasi özgürlüklere muhtaçtır. Şu gün siyasi özgürlüklerin önünde duran birinci engel, faşist diktatörlüktür. Biliyoruz ki, faşist diktatörlüğün yıkılması, emekçi kitlelerin kurtuluşu olmayacaktır. Ama kurtuluşun yolunu açacak ortamı hazırlayacaktır. Bu nedenledir ki, içinde bulunduğumuz koşullarda, mücadelemizin odak noktası faşist diktatörlüktür.
Biz, 1 Mayıs’ın kutlanmasını, sadece bir güne sıkıştırılmış bir eylem sorunu olarak değil, devrim mücadelemize damgasını vuran bir anlayış sorunu olarak ele almaktayız. 1 Mayıs’ta tutumumuzu, genel olarak ülkenin, özel olarak da bizim içinde bulunduğumuz öznel ve nesnel koşullar belirleyecektir. Önümüze koyacağımız hedefler gücümüzle orantılı olmalıdır. Her türden maceracı eylemden uzak olunmalıdır. Aceleciliğe düşülmemelidir. Grupçu rekabetlere, tepkiye kapılıp grupçuluğa düşülmemelidir. Ajitasyon ve propagandada serbestlik, eylemde birlik ilkesi, olanaklar ölçüsünde hayata geçirilmelidir.
1 Mayıs, bizim için, devrimci sorumluluklarımız temelinde, öncelikle kendimizle bir hesaplaşma günü olmalıdır. Devrim düşmanlarına ve devrim zararlılarına karşı ancak bu yöntemle mücadele edebiliriz. Bu hesaplaşmadan çıkartacağımız dersleri özetlemeli ve günlük ilişkilerimizde gözönünde tutmalıyız. Kendisiyle hesaplaşamayan devrim, karşı devrimle hesaplaşamaz. Toplumsal devrimi zafere ulaştırma sürecimiz, faşizmle, sosyal faşizmle, revizonizmin, oportünizmin her türüyle, dogmatizmle, sekterizmle, şovenizmle, dar ulusalcılıkla, her türden burjuva ve küçük burjuva akımlar ve onların uluslararası destekçileriyle hesaplaşma sürecimiz olacaktır…
1 Mayıs’ın devrimci içeriğine sahip çıkalım.
Kendimizle hesaplaşma temelinde düşmanlarla hesaplaşalım.
Yaşasın 1 Mayıs!
Kahrolsun Faşist Diktatörlük!
KAYNAKLAR:
(1) Lenin, Ne Yapmalı?, Sol Y., 1. B., s. 17-18.
(2) F. Engels, Ütopik Sosyalizm, Bilimsel Sosyalizm, Sol Y., 4. B., s. 100-101
(3) Stalin, Leninizm’in Sorunları, Sol Y., 1. B., s. 97-98.
(4) Lenin, Ne Yapmalı? s. 98.
(5) Lenin, Marx-Engels-Marksizm, Sol Y., s. 133.
(6) Lenin, Partileşme Süreci, Yar Y., s. 86-87.
(7) Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları, Sol Y., 2. B., s. 142.
(8) Lenin, Emperyalizm, Sol Y., 5. Baskı, s. 108.
(9) a.g.e., Engels’ten alıntı, s. 129-130.
(10) Lenin, Emperyalizm s. 126.
(11) Komintern Programı, Aydınlık Y., s. 26-27.
(12) Stalin, Leninizmin Sorunları, s. 12.
(13) Komintern Programı, s. 20.
(14) a.g.e., s. 29.
(15) Lenin, Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri, Ekim Y., s. 19.
(16) Tarihi Dersler, Eylem Y., s. 73.
(17) a.g.e., s. 125.
(18) a.g.e., s. 93.
(19) a.g.e., s. 82-83.
(20) Komintern Programı, s. 73.
(21) a.g.e., s. 74-75.
(22) Lenin, İki Taktik, Sol Y., s. 100.
(23) a.g.e., s. 96.
(24) İşçi Sınıfı ve Köylülük, Sol Y., s. 226.
(25) Lenin, Proleter Devrimin Teorisi, Yıldız Y., s. 36.
(26) a.g.e., s. 37.
(27) Lenin, Doğu’da Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Yöntem Y., s. 323.
(28) Komüntern Programı, Aydınlık Y., s. 75.
(29) Mao, Seçme Eserler, Aydınlık Y., 2. B., s. 368.
(30) a.g.e., s. 366-367.
(31) a.g.e., s. 369.
(32) a.g.e., s. 385.
(33) a.g.e., s. 406.
(34) Lenin, İki Taktik, Sol Y., s. 22-23.
(35) Mao, Seçle Eserler, 2. Cilt, s. 423-424.
(36) a.g.e., s. 426.
(37) Komintern Programı, s. 74.
(38) Lenin, İşçi Sınıfı ve Köylülük, s. 219-220.
(39) Marx, Engels, Lenin, Partizan Savaşı, Yar Y., s. 18.
(40) Komintern Programı, Aydınlık Y., s. 48.
