DEVRİMCİ KÜLTÜRÜN ANLAMI VE MAYIS’IN GÖREVLERİ…

Mayıs, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­rim­ci kur­tu­luş mü­ca­de­le­si­nin kül­tür-sanat ala­nın­da et­kin bir si­la­hı ol­mak is­ti­yor. Böy­le bir si­lah, em­per­ya­liz­me ve fa­şiz­me kar­şı, ulu­sal, de­mok­ra­tik, top­lum­sal kur­tu­luş kav­ga­sı­nın ate­şi için­de, sa­nat­sal-kül­tü­rel-fel­se­fi tar­tış­ma ve so­run­la­ra ge­ti­re­ce­ği doğ­ru yak­la­şım­lar­la, doğ­ru çö­züm­ler­le ve pra­tik­te gös­te­re­ce­ği ka­rar­lı tu­tum­la ken­di­si­ni oluş­tu­ra­bi­lir. Böy­le bir si­lah, ya­şa­dı­ğı­mız sü­reç içe­ri­sin­de, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı­nın ve emek­çi hal­kı­nın bi­lin­ci­ni bes­le­yen, ku­şa­tan, ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı ya­ra­tan her tür­den fe­odal, bur­ju­va, re­for­mist, re­viz­yo­nist ve mo­dern re­viz­yo­nist an­la­yış­la­ra, ezen ulus şo­ve­niz­mi­ne ve ezi­len ulus dar mil­li­yet­çi­li­ği­ne ve her tür­den kar­şı pro­pa­gan­da­la­ra açık sa­vaş için­de, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­rek ken­di­ni va­re­de­bi­lir ve çe­lik­le­şe­bi­lir­ler. Her ye­ni gi­ri­şi­min yet­mez­lik, ek­sik­lik ve ace­mi­lik dö­ne­mi ola­cak­tır. Bu­nun bi­lin­cin­de­yiz. Hiç­bir ta­sa­rı, is­tek ve ka­rar, top­lum­sal ve si­ya­sal ha­yat­ta kar­şı­lı­ğı­nı bul­ma­dan mad­di güç ha­li­ne dö­nü­şe­mez. Mad­di güç ha­li­ne ge­le­bil­me­nin tek yo­lu, kit­le­le­rin ve ha­ya­tın is­tek­le­ri­ne doğ­ru ce­vap­lar ver­mek­ten ge­çer; öne sü­re­ce­ği­miz gö­rüş ve öne­ri­le­rin, ha­ya­tın ya­sa­la­rı­na uy­gun ol­ma­sın­dan ve kit­le­ler ta­ra­fın­dan sa­hip­len­me­sin­den ge­çer. An­cak bü­yük bir ço­ğun­lu­ğun, şu ya da bu si­ya­si kav­ra­yış­la, çe­şit­li ide­olo­jik sap­ma­lar­la ko­şul­lan­dı­ğı­nı, din­sel, si­ya­sal, top­lum­sal de­ğer yar­gı­la­rı­na sa­hip ol­duk­la­rı­nı baş­tan ka­bul et­mek ge­re­kir. Dü­şü­nü­le­rek, tar­tı­şı­la­rak se­çil­miş ve be­nim­sen­miş her dü­şün­ce, dü­şün­me ve araş­tır­ma te­me­lin­de de­ği­şe­bi­lir ya da de­ğiş­me­ye­bi­lir. Ama hiç­bir bi­çim­de dü­şü­nül­me­miş, bel­li bir araş­tır­ma ve in­ce­le­me­ye da­yan­ma­dan be­nim­sen­miş gö­rüş­le­ri de­ğiş­tir­mek ala­bil­di­ği­ne zor­dur. Do­ğal­dır ki her ye­ni dü­şün­ce, baş­lan­gıç­ta, yer­le­şik dü­şün­ce ve an­la­yış­lar kar­şı­sın­da za­yıf ka­la­bi­lir. Yo­lu­nu aç­mak­ta, ge­liş­mek­te zor­luk çe­ke­bi­lir. Bu ko­nu­da gü­ven­di­ği­miz müt­te­fi­ki­miz ha­ya­tın ken­di­si ve Mark­sizm ola­cak­tır. Ge­niş ka­mo­uyo­na ege­men olan ide­olo­jik-top­lum­sal-si­ya­sal de­ğer yar­gı­la­rı­nı, için­de ha­re­ket ede­ce­ği­miz bir öl­çü de­ğil, sa­va­şıl­ma­sı ge­re­ken du­var­lar ola­rak gö­rü­yo­ruz.

Egemen Kültür
Egemen Sınıfın Kültürüdür…

Bi­li­nen bir ger­çek­tir ki, bir top­lu­ma ege­men olan ide­olo­ji, kül­tür, si­ya­si an­la­yış, ya­şa­ma bi­çi­mi ve de­ğer yar­gı­la­rı, o top­lu­ma ege­men ol­an sı­nıf ya da sı­nıf­la­rın dam­ga­sı­nı ta­şır. Öte yan­da, ezi­len sı­nıf ya da ta­ba­ka­la­rın ide­olo­ji, si­ya­set ve top­lum­sal gö­rüş­le­ri, var­lık­la­rı­nı bas­kı al­tın­da sür­dü­rür­ler. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, bü­tün sı­nıf­lar ha­ya­tın her ala­nın­da bir­bir­le­riy­le mü­ca­de­le eder­ler. He­def ola­rak önü­mü­ze koy­du­ğu­muz ide­olo­ji, kül­tür, si­ya­set, fel­se­fe, bi­rer üst­ya­pı ku­ru­mu ola­rak, an­cak onun da­yan­dı­ğı mad­di ve top­lum­sal te­mel­le bir­lik­te ele alın­ma­lı­dır. Alt­ya­pı­sı yı­kıl­ma­yan hiç­bir üst­ya­pı ku­ru­mu yı­kıl­maz. Üs­te­lik üst­ya­pı ku­rum­la­rı, mad­di te­mel­le­ri yı­kıl­sa bi­le, çok uzun ömür­lü­dür­ler. Bu ne­den­le, bir kül­tür-sanat der­gi­si ola­rak önü­mü­ze koy­du­ğu­muz mü­ca­de­le, he­def ve gö­rev­le­riy­le, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin si­ya­si, top­lum­sal he­def ve gö­rev­le­ri doğ­ru­dan doğ­ru­ya bağ­lan­tı için­de­dir. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin düş­man­la­rı olan sı­nıf­la­rın kül­tür-sa­nat an­la­yış­la­rı, fel­se­fi kav­ra­yış­la­rı çar­pış­ma­mız ge­re­ken he­def­ler­dir. Ay­nı za­man­da pro­le­tar­ya, dev­rim­ci de­mok­ra­tik mü­ca­de­le içe­ri­sin­de, he­de­fi sos­ya­lizm ol­ma­yan, fa­kat de­mok­ra­si­den ya­na ta­vır ala­bi­len di­ğer ezi­len sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­la sü­rek­li iç içe­dir. Bu yüz­den pro­le­tar­ya, bir ya­nıy­la em­per­ya­liz­me, iş­bir­lik­çi­le­ri­ne, fa­şiz­me kar­şı sa­va­şır­ken, kü­çük ­bur­ju­va ve köy­lü­lü­ğe kar­şı da her alan­da ba­ğım­sız­lı­ğı­nı ko­ru­mak zo­run­da­dır. Dev­rim­ci sa­nat, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ay­rıl­maz bir par­ça­sı­dır; on­dan do­ğar, onu et­ki­ler ve onun ge­li­şim sü­re­cin­den et­ki­le­nir. An­cak iyi­ce vur­gu­la­ma­lı­yız ki, sa­na­tın ken­di­ne öz­gü bir di­li, ki­şi­li­ği ve ken­di­ne öz­gü bir iş­le­vi var­dır. Sa­nat ve sa­nat­çı, dev­rim­ci mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de, sek­te­riz­me, dog­ma­cı­lı­ğa, dar gö­rüş­lü­lü­ğe, ka­ba­lı­ğa ve ıs­mar­la­ma­cı­lı­ğa kar­şı ken­di ki­şi­li­ği­ni ti­tiz­lik­le ko­ru­ma­lı­dır. Ko­ru­ya­maz­sa, za­ten sa­nat ol­mak­tan çı­ka­cak­tır sa­nat. Dev­rim­ci gö­re­vi­ni ve et­kin­li­ği­ni ye­ri­ne ge­ti­re­me­ye­cek­tir. Sa­na­tı, ku­ru bir aji­tas­yon-pro­pa­gan­da ara­cı, bir slo­gan bi­le­şi­mi ola­rak gör­mü­yo­ruz. Der­gi­miz, Mark­sist-Le­ni­sinst ide­olo­ji ve si­ya­se­ti ken­di­si­ne kla­vuz edi­nen, mi­li­tan ni­te­lik­li bir sa­nat kül­tür der­gi­si ola­cak­tır, di­yo­ruz. Mayıs’ı çı­kar­tan ar­ka­daş­lar, ken­di­le­ri­nin de de­ğiş­tir­mek is­te­di­ği­miz ve si­ya­si-ide­olo­jik et­ki­le­ri­ne kar­şı sa­vaş­tı­ğı­mız top­lu­mun bir par­ça­sı ol­duk­la­rı­nı bi­li­yor­lar.

Mayıs, pro­le­tar­ya­yı ça­ğı­mı­zın en dev­rim­ci sı­nı­fı, pro­le­tar­ya­nın bi­lim­sel dün­ya gö­rü­şü olan Mark­sist fel­se­fe­yi de, dev­rim­ci pra­ti­ğe yol gös­te­re­cek, in­san­lı­ğı kur­ta­ra­cak tek ışık ola­rak ta­nı­yor. Pro­le­tar­ya­nın, ta­ri­hi gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bil­me­si için, bi­lim­sel sos­ya­liz­min ev­ren­sel il­ke­le­ri­ni ta­mı ta­mı­na ha­ya­ta ge­çir­me­si ge­re­kir. Her ül­ke pro­le­tar­ya­sı, ken­di öz­gül ko­nu­mu­na ve ko­şul­la­rı­na gö­re, eko­no­mik, top­lum­sal, si­ya­sal, kül­tü­rel, sa­nat­sal ça­lış­ma­la­rı­na, ve hat­ta en sı­ra­dan gö­rü­nen gün­lük prob­lem ve zor­luk­la­rı­na bi­le bu açı­dan bak­ma­lı­dır. Mark­sizm bir dog­ma de­ğil, bir ey­lem kıla­vu­zu ol­du­ğu­na gö­re, Mark­siz­min ça­re bu­la­ma­ya­ca­ğı, yol gös­te­re­me­ye­ce­ği hiç­bir so­run ola­maz. Çün­kü Mark­sist­ler, her so­ru­nun, çö­züm ko­şul­la­rı­nı da için­de ta­şı­dı­ğı­nı bi­lir­ler. Ken­di­si için bir sı­nıf ol­mak is­te­yen pro­le­tar­ya, ken­di­si­ni sa­ran ko­şul­la­rı pra­tik­ten edin­di­ği bil­giy­le ye­ne­mez. Ona, dı­şar­dan, ken­di sı­nıf fel­se­fe­si­nin, diya­lek­tik ma­ter­ya­list fel­se­fe­nin ta­şın­ma­sı ge­re­kir. Ona, ken­di si­ya­si sı­nıf bi­lin­ci ta­şın­ma­lı­dır. Ken­di­si için bir sı­nıf ol­ma­nın ve in­san­lı­ğı sö­mü­rü­den kur­tar­ma­nın bun­dan baş­ka yo­lu yok­tur. Bur­ju­va, fe­odal, kü­çük ­bur­ju­va ön­yar­gı­lar­dan, re­for­mist, re­viz­yo­nist, opor­tü­nist kav­ra­yış­lar­dan, ide­alizm­den can bu­lan dü­şün­me bi­çim­le­rin­den, sek­te­rizm­den, dog­ma­tizm­den kur­tul­ma­dan bun­la­rın et­ki­le­rin­den sıy­rıl­ma­dan, bü­tün bu et­ki­le­re kar­şı sa­vaş­ma­dan ba­ğım­sız ve ka­lı­cı bir sı­nıf ha­re­ke­tin­den söz edi­le­bi­lir mi? Ge­ri­ci sı­nıf­la­rın ya da ko­şul­la­rın­dan do­la­yı iş­çi sı­nı­fı ile bir­lik­te ha­re­ket et­mek zo­run­da ka­lan kü­çük ­bur­ju­va­zi ve köy­lü­lü­ğün man­tı­ğıy­la ha­re­ket eden, on­lar gi­bi dü­şü­nen bir iş­çi sı­nı­fı ken­di var­lı­ğı­nın ba­ğım­sız­lı­ğın­dan söz ede­mez. İş­te Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin için­de bu­lun­du­ğu du­rum, apa­çık or­ta­da. Acı­dır, fa­kat açık­tır ki bu­gün, dün­ya pro­le­tar­ya­sı da esas ola­rak bur­ju­va dün­ya gö­rü­şü­nün ve onun bi­çim­le­ri olan re­for­miz­min, re­viz­yo­niz­min ba­tak­lı­ğı­na sap­lan­mış­tır. Bu nok­ta­ya bir çır­pı­da ge­lin­me­di­ği bi­li­ni­yor. Uzun ve acı­lı bir ge­ri­le­me sü­re­ci ya­şan­dı ve ya­şa­nı­yor. Sov­yet Mo­dern re­viz­yo­niz­mi, Ti­to’nun bay­ra­ğı­nı gön­de­re çek­ti. Bü­tün dün­ya­nın ko­mü­nist par­ti­le­ri bu ge­ri­ci bay­ra­ğa ge­rek­ti­ği bi­çim­de kar­şı du­ra­ma­dı­lar. Çin ve Ar­na­vut­lu­ğun mü­ca­de­le­si ba­şa­rı­lı so­nuç ver­me­di. En so­nun­da, Çin de ay­nı mo­dern re­viz­yo­nist ker­va­na ka­tıl­dı. Ar­na­vut­luk, mo­dern re­viz­yo­niz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi, Le­nin son­ra­sı dö­ne­me yö­nel­ti­le­cek eleş­ti­ri­ler­le bir­leş­ti­re­me­di…

Bi­li­yo­ruz ki doğ­ru­la­rın te­orik tes­bi­ti pra­ti­ğe oran­la bir an­lam­da ko­lay­dır. Asıl zor olan, doğ­ru te­ori ve si­ya­se­ti pra­ti­ğe ge­çir­mek­tir. Ki­mi ta­ri­hi ko­şul­la­rın, yan­lış­la­rı ka­çı­nıl­maz kıl­dı­ğı­nı da ka­bul et­mek ge­re­kir. Yi­ne de ge­ri­le­me sü­re­ci­nin ide­olo­jik, si­ya­sal, top­lum­sal, eko­no­mik içe­ri­ği ken­di ta­ri­hi ko­şul­la­rı için­de kav­ran­ma­dan, ne­den­le­ri açık­lı­ğa ka­vuş­tu­rul­ma­dan, pro­le­tar­ya­nın bu ba­tak­lık­tan kur­tul­ma­sı ve dev­rim­ci gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­si müm­kün de­ğil­dir. İş­te önü­müz­de bü­tün zor­lu­ğuy­la du­ran gö­rev­ler­den en önem­li­si bu­dur. Ve bu gö­rev, açık söy­le­mek ge­re­kir­se, en ya­kın ola­rak, dev­ri­mi­ni yap­mış fa­kat ye­nil­miş ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı önün­de de­ğil, Av­ru­pa ve Ame­ri­ka önün­de de­ğil, bi­zim gi­bi ül­ke­le­rin, ya­rı sö­mür­ge ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı önün­de du­ru­yor. Av­ru­pa ve Ame­ri­ka pro­le­tar­ya­sı bu­gün­kü du­ru­muy­la umut ve­ri­ci de­ğil­dir. Bir za­man­lar dün­ya­nın en dev­rim­ci pro­le­tar­ya­sı olan ve hak­lı ola­rak bü­tün dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın ön­de­ri sı­fa­tı­nı ta­şı­yan Sov­yet pro­le­tar­ya­sı, mo­dern re­viz­yo­nist ide­olo­ji ve si­ya­set­le uyuş­tu­rul­muş­tur. Çin pro­le­tar­ya­sı, ay­nı yol­dan geç­mek­te­dir. Do­ğu Av­ru­pa’ya bak­tı­ğı­mız za­man, ben­zer bir du­rum gö­rü­rüz. En dev­rim­ci iz­le­ni­mi ve­ren Po­lon­ya pro­le­tar­ya­sı ise yü­zü­nü Ki­li­se’ye ve em­per­ya­list Ba­tı’ya çe­vir­miş­tir. Av­ru­pa pro­le­tar­ya­sı eko­no­miz­min ba­tak­lı­ğı­na sap­lan­mış ve çö­zü­mü ka­pi­ta­list dün­ya için­de ara­mak­ta­dır. Ya­şa­nan si­ya­sal ve top­lum­sal ger­çek­le­re ya­ki­nen bak­tı­ğı­mız za­man, bü­tün dün­ya­yı sa­ra­cak dev­rim­ci ha­re­ket­le­rin Or­ta­do­ğu ve La­tin Ame­ri­ka’ya kay­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz. Evet, dev­rim fır­tı­na­sı­nın mer­ke­zi ol­ma­ya ya­kın ül­ke­ler pro­le­tar­ya­sı, söy­le­di­ği­miz gö­rev­le­re en ya­kın pro­le­tar­ya­lar­dır. İş­te Mayıs, ye­ni bir dün­ya­nın şa­fa­ğı için, de­mok­ra­si ve sos­ya­lizm için sa­va­şır­ken, geç­mi­şe Mark­sist eleş­ti­rel bir göz­le yak­laş­ma­yı, ir­de­le­me­yi dev­rim­ci bir gö­rev ola­rak önü­ne ko­yu­yor. Çün­kü, bi­zim için dev­rim­ci kül­tür-sanat so­ru­nu, yal­nız­ca Tür­ki­ye-Kür­dis­tan öze­lin­de bir so­run de­ğil­dir. So­ru­nu böy­le an­la­mı­yo­ruz. Dün­ya­nın her ül­ke­sin­de ve Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da so­run­la­ra bi­zim pers­pek­ti­fi­miz­den ba­kan dev­rim­ci ay­dın­lar ol­du­ğu­na ina­nı­yo­ruz. Bi­zi dü­şün­dür­ten ko­şul­lar, baş­ka­la­rı­nı da dü­şün­dürt­mek­te­dir. On­lar­la iliş­ki kur­mak için se­si­miz bir çağ­rı ola­cak­tır. An­cak açık yü­rek­lik­le be­lirt­me­li­yiz ki, Mayıs’ı çı­kar­tan ar­ka­daş­lar, dev­rim­ci de­mok­rat kül­tür-sa­nat kav­ga­mı­zı ve onun bü­tün ge­rek­le­ri­ni omuz­la­ya­cak ve ör­güt­le­ye­cek güç­te ve sa­yı­da ol­duk­la­rı için, bu ko­nu­da­ki bü­tün ha­zır­lık­la­rı ta­mam­la­dık­la­rı için Mayıs’ı çı­kart­mı­yor­lar; tam ter­si­ne bu kav­ga­yı ör­güt­le­mek, de­rin­leş­tir­mek için bu kav­ga­yı omuz­la­ya­cak kad­ro­la­rı ya­rat­mak için Mayıs’ı çı­kar­tı­yor­lar. Mayıs, ken­di­si­ni ve ona omuz ve­ren­le­ri ye­ni­den ve ye­ni­den üret­mek için çı­kı­yor. Bu ne­den­le say­fa­la­rı­mız çok yön­lü tar­tış­ma­la­ra ve as­ga­ri müş­te­rek­ler­de an­laş­tı­ğı­mız ar­ka­daş­la­ra açık ola­cak­tır.
Si­ya­si-ide­olo­jik te­me­lin, bü­tün ça­lış­ma­la­rın üze­rin­de yük­se­le­ce­ği te­mel ol­du­ğu­na ina­nı­yo­ruz. Bu an­lam­da, Sov­yet sos­yal em­per­ya­liz­mi­ni, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­na ve ezi­len halk­la­rı­na giz­li ya da açık bi­çim­le­riy­le şi­rin gös­ter­me­ye ça­lı­şan bi­linç­li ka­lem­le­re el­bet­te ki say­fa­la­rı­mız­da yer ver­me­ye­ce­ğiz. Bir­çok sa­nat­çı ve ay­dı­nın ya­zın­sal ça­lış­ma­la­rın­da mo­dern re­viz­yo­nist ide­olo­ji açık­ça bel­li ol­ma­ya­bi­lir. An­cak bir sa­nat­çı­nın, sos­yal ve si­ya­sal iliş­ki­le­ri bu yön­de ise biz ona kar­şı ted­bir­li ol­mak zo­run­da­yız. Ola­ca­ğız da…

Mayıs, an­ti em­per­ya­list, an­ti fa­şist, an­ti re­viz­yo­nist kül­tür-sa­nat mü­ca­de­le­sin­de bir bay­rak ol­mak is­ti­yor. Mayıs, Ke­ma­liz­min göl­ge­si­ne sı­ğın­mış kaç­kın­la­rı, ay­dın opor­tü­niz­mi­ni teş­hir et­mek is­ti­yor. Mayıs, as­ke­ri fa­şist cun­ta­ya tes­lim ol­muş bi­linç­le­ri sars­mak is­ti­yor. Umut­suz­lu­ğun gö­rün­mez­li­ğini, umu­da ve gü­ve­ne çe­vir­me­nin kat­kı­cı­la­rın­dan ol­mak is­ti­yor. Grup­çu­lu­ğun, sek­ter­li­ğin ve ken­di içi­ne ka­pa­nık­lı­ğın du­var­la­rı­nı yık­mak is­ti­yor. Bu ne­den­le, an­ti em­per­ya­list, an­ti fa­şist, an­ti re­viz­yo­nist ya­zar ve ay­dın­la­ra bü­yük gö­rev­ler dü­şü­yor. Bir ara­ya ge­le­lim!.. Ne ka­dar güç­lü olur­sak, ne ka­dar ge­niş kit­le­le­re ula­şa­bi­lir­sek, düş­man üze­rin­de o den­li et­ki sağ­la­ya­bi­li­riz. Dev­rim ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­ne o den­li kat­kı­lar­da bu­lu­na­bi­li­riz.
Kültür Dünyayı Değiştirme Çabasının
Ürünüdür Ve Aynı Zamanda Yeniden
Değişiminin En Temel Ögesidir…

Kül­tür kav­ra­mı, in­san­lı­ğın gü­nü­mü­ze ka­dar, ha­ya­tın her ala­nın­da (üre­tim, bi­lim, sı­nıf mü­ca­de­le­si vb.) ka­zan­dı­ğı de­ne­yim­le­rin ve bil­gi­le­rin tü­mü­nü içe­rir. Kül­tür, in­sa­nın ira­de­sin­den ba­ğım­sız ola­rak va­ro­lan şey­ler­le ara­sın­da­ki iliş­ki­si­nin, çe­liş­ki­si­nin, ken­di­si­ni ye­ni­den ve ye­ni­den üret­me­si­nin ürü­nü­dür. İn­san­lı­ğın kül­tü­rü, de­ği­şi­min, üre­tim araç­la­rı ile in­san ara­sın­da­ki di­ya­lek­tik ge­liş­me­nin üze­rin­de yük­se­lir. Sı­nıf­la­rın va­ro­lu­şuy­la bir­lik­te, kül­tü­re dam­ga­sı­nı ba­san şey, sı­nıf­lar ara­sı mü­ca­de­le ol­muş­tur… Sı­nıf­lar ara­sı mü­ca­de­le ile, dün­ya­ya ege­men ol­ma, dün­ya­yı de­ğiş­tir­me mü­ca­de­le­si ara­sın­da kop­maz bir bağ var­dır. Ta­ri­hin ta­nı­dı­ğı ilk dev­rim­ci sı­nıf, kö­le sa­hip­le­ri sı­nı­fı­dır. Kö­le­ci top­lum, il­kel ko­mü­nal top­lu­ma gö­re, da­ha ile­ri bir top­lum bi­çi­mi­dir. Da­ha son­ra sı­ra­sıy­la, fe­odal­ler, bur­ju­va­lar ta­rih sah­ne­si­ne dev­rim­ci gö­rev­ler­le çı­kar­lar. Bu sı­nıf­la­rı dev­rim­ci ya­pan şey, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki ça­tış­ma­lar­da sa­hip ol­duk­la­rı yer­dir. Bu sı­nıf­lar, bir ön­ce­ki top­lum bi­çi­mi­ne oran­la, ta­ri­hi da­ha ile­ri­ye gö­tü­re­cek üre­tim bi­çi­mi­ne ve top­lum ya­pı­sı­na denk dü­şer­ler. Üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki bu ge­liş­me, ge­liş­me­nin ve dev­ri­min iti­ci ne­de­ni­dir. Ne za­man ki, üre­tim güç­le­ri da­ha ön­ce için­de ha­re­ket et­tik­le­ri üre­tim iliş­ki­le­rin­den ar­tık ra­hat­sız olu­yor­lar, çe­liş­me­ler kes­kin­le­şi­yor, ar­tık onun için­de ge­lişe­mi­yor­lar, da­ha ile­ri bir üre­tim bi­çi­mi­ni zo­run­lu kı­lı­yor­lar… dev­rim ka­pı­ya da­yan­mış de­mek­tir. Dev­rim­ci du­ru­mu dev­ri­me dö­nüş­tür­mek için, nes­nel ko­şul­la­rın ya­nı sı­ra öz­nel ko­şul­la­rın da el­ve­riş­li ol­ma­sı ge­re­kir. İş­te, kül­tür-sa­nat mü­ca­de­le­si, bu an­lam­da, öz­nel ko­şul­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı an­la­mın­da bü­yük öne­me sa­hip­tir.

Ta­rih, bir za­man­lar ile­ri­ci, dev­rim­ci olan sı­nıf­la­rın, gi­de­rek na­sıl ge­ri­ci­leş­tik­le­ri­ne ta­nık ol­muş­tur. Bu ne­den­le­dir ki, dev­rim­ci­lik, ile­ri­ci­lik, mut­lak, de­ğiş­mez bir şey de­ğil­dir. Üre­tim güç­le­ri­nin ge­li­şi­miy­le, ta­ri­hin ile­ri­ye doğ­ru oran­tı­sın­da bağ ku­ra­ma­yan sı­nıf­lar ge­ri­ci­le­şir­ler. 1917 Ekim Dev­ri­mi’ne ka­dar ya­pı­lan bü­tün top­lum­sal dev­rim­ler, azın­lık dev­rim­le­riy­di. Ekim Dev­ri­mi ise ta­rih­te ilk kez bü­yük ço­ğun­lu­ğun, ezi­len­le­rin, iş­çi­le­rin, yok­sul köy­lü­le­rin, kü­çük­ bur­ju­va­zi­nin dev­ri­miy­di. Ço­ğun­lu­ğun çı­kar­la­rı­nı tem­sil edi­yor­du ve ön­de­ri, dün­ya­nın en dev­rim­ci sı­nı­fı olan pro­le­tar­yay­dı. An­cak Sov­yet pro­le­tar­ya­sı dev­ri­mi so­nu­na ka­dar iler­le­te­me­di, re­viz­yo­niz­me ye­nil­di. İk­ti­da­rı bü­rok­rat bur­ju­va­zi­ye kap­tır­dı. Ay­nı ge­ri­ci ge­liş­me, SBKP’ye ina­nan ül­ke pro­le­tar­ya­la­rı­nı da ye­nil­gi­ye uğ­rat­tı. Bu de­ney­ler bi­ze öğ­re­ti­yor ki, za­fe­rin ders­le­ri ya­nı sı­ra ye­nil­gi­nin ders­le­ri­ni de kül­tür kav­ra­mı için­de de ele al­ma­lı ve in­ce­le­me­li­yiz. İş­te Mayıs, bu an­lam­da, sa­de­ce za­fer şar­kı­la­rı­nı di­le ge­tir­me­ye­cek, ye­nil­gi­nin acı­la­rı­nı da ce­sa­ret­le göz­ler önü­ne se­re­cek, ye­nil­gi­le­rin ne­den­le­ri­ne de­rin­le­me­si­ne ine­cek.

Ge­nel an­la­mıy­la Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­rim­ci ha­re­ke­ti­nin geç­mi­şi ve özel ola­rak da son yir­mi yı­lı­mız, dev­rim­ci te­ori, kül­tür ve fel­se­fe açı­sın­dan in­ce­len­me­li­dir. Dev­rim­ci mü­ca­de­le sa­na­ta ne bi­çim­de yan­sı­mış­tır, araş­tı­rıl­ma­lı­dır. Ay­nı za­man­da, dev­rim­ci sü­re­ci­mi­zin ta­nık­la­rı; gör­dük­le­ri, duy­duk­la­rı, ya­şa­dık­la­rı de­ne­yim­le­ri, acı­sı, gü­ve­ni ve di­re­ni­şi ile inan­cı ve iha­ne­ti ile ve her tür­den olum­lu olum­suz yan­la­rıy­la baş­ka­la­rı­na ta­şı­ma, baş­ka­la­rı­na du­yur­ma gö­rev­le­riy­le yü­küm­lü­dür­ler. Dev­rim mü­ca­de­le­si ken­di­si­ne ge­rek­li olan ve var­sa ya­ra­tır. Bu sü­re­ci, an­cak bu sü­re­ci yaş­ayan­lar en doğ­ru, en nes­nel bi­çi­miy­le araş­tı­ra­bi­lir­ler ve an­la­ta­bi­lir­ler. Bu ko­nu­da ro­man, hi­ka­ye, şi­ir, mü­zik, si­ne­ma, re­sim, düz­ya­zı vb. ça­lış­ma­la­rı­na gi­re­cek ar­ka­daş­la­ra yar­dım­cı ol­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız. Geç­miş­le he­sap­laş­mak için böy­le­si ça­lış­ma­la­rın ge­re­ği­ne ina­nı­yo­ruz. Bu an­lam­da Mayıs ay­nı za­man­da, geç­miş­te­ki bi­lin­ci­miz­le, ön­yar­gı­la­rı­mız­la he­sap­la­şa­ca­ğı­mız bir alan ol­ma­lı­dır.

Bilinçli Eylem, Bilinçli Varoluş Temelidir

Sı­nıf mü­ca­de­le­si, sa­va­şan ta­raf­la­ra, kar­şı­sın­da­ki güç­le­ri bü­tün yön­le­riy­le iyi ta­nı­ma­la­rı­nı em­re­der. Düş­man üze­rin­de üs­tün­lük sağ­la­ma­nın te­mel ko­şul­la­rın­dan bi­ri bu­dur. Var­lı­ğı­mı­zın bi­lin­cin­dey­sek, var­lı­ğı­mı­zın düş­man­la­rı­nın da bi­lin­cin­de ol­ma­lı­yız. Te­orik an­lam­da, düş­ma­nın bü­tün cep­he­ler­de pro­le­tar­ya­ya, ge­niş emek­çi kit­le­le­re ve onun sa­vaş­çı­la­rı­na kar­şı bir­çok cep­he­de sa­vaş­tı­ğı­nı söy­lü­yo­ruz. An­cak pra­tik­te, bu­nun ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­re­me­di­ği­mi­zi söy­le­me­li­yiz. Düş­ma­nı bü­tün yön­le­riy­le ta­nı­ma­dı­ğı­mı­zı da iti­raf et­me­li­yiz. Em­per­ya­liz­mi ve dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ni stra­te­jik an­lam­da gü­nün bi­rin­de ye­ne­ce­ği­miz doğ­ru­dur. An­cak on­la­rı tak­tik ola­rak kü­çüm­se­me­nin bi­ze ge­ti­re­ce­ği za­rar­la­rı iyi he­sap ede­me­dik. On­lar, as­ke­ri ve si­ya­si alan­da ol­du­ğu gi­bi, ide­olo­jik ve kül­tü­rel alan­lar­da da et­kin si­lah­la­ra sa­hip­ler; ba­sın, rad­yo, si­ne­ma, tv ile, eği­tim ku­rum­la­rı ve okul­la­rı ile, ve bir yı­ğın sal­dı­rı cep­he­siy­le, her­gün mil­yon­lar­ca gen­cin, emek­çi­nin be­yin­le­ri­ne ze­hir akı­tı­yor­lar, ken­di­le­ri­nin bi­rer par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­ri­yor­lar. Ger­çek­le­ri çar­pı­tı­yor­lar, hal­kı kan­dı­rı­yor­lar, on­la­rı ger­çek ha­yat­tan ko­par­mak için akıl al­maz nu­ma­ra­la­ra gi­ri­şi­yor­lar. 12 Ey­lül’den bu ya­na, hız­lı bir bi­çim­de, da­ha ön­ce kan­la, sa­bır­la, fe­da­kar­lık­la ka­za­nıl­mış bir çok mev­zi­yi kay­bet­ti­ği­mi­zi her­kes bi­li­yor. Bu, şu ya da bu gru­bun so­ru­nu ve so­rum­lu­lu­ğu de­ğil, esas ola­rak he­pi­mi­zin, bü­tün dev­rim cep­he­si­nin so­ru­nu­dur.

Bü­tün ka­yıp­la­ra ve dev­rim­ci de­mok­rat ha­re­ke­tin ye­nil­me­si­ne kar­şın bu­gün, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da güç­lü bir dev­rim po­tan­si­ye­li var­dır. Ame­ri­kan­cı as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün hal­ka ge­ti­re­ce­ği hiç­bir şey yok­tur. O da çü­rü­me­ye mah­kum­dur.Ya­kın bir ge­le­cek, ör­güt­lü mü­ca­de­le­le­rin ya­nı sı­ra, kit­le­le­rin ken­di­li­ğin­den mü­ca­de­le­si­ne de ta­nık ola­cak­tır. Eko­no­mik ve sos­yal kriz, si­ya­sal kri­ze yol aça­cak­tır. Eğer bur­ju­va mu­ha­le­fet­ler, ken­di­li­ğin­den halk ha­re­ket­le­ri­ni pe­şi­ne ta­kar­sa, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük ken­di iç çe­liş­me­le­ri so­nu­cu, iç çü­rü­me­si so­nu­cu yı­kı­lır­sa, ya­ni fa­şist dik­ta­tör­lük­le ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me, dev­rim­ci bir bi­çim­de çö­zül­mez­se, fa­şiz­min için­de­ki çü­rü­me, ken­di için­den bir se­çe­ne­ği çı­kar­ta­cak­tır kar­şı­mı­za. Bu­na izin ver­me­mek için, dev­rim­ci po­tan­si­ye­li dev­rim­ci bir bi­çim­de de­ğer­len­dir­mek ta­ri­hi gö­re­vi­miz ola­rak önü­müz­de du­ru­yor. Bu gö­re­vi ba­şa­ra­bil­me­nin ilk ko­şu­lu, ken­di ger­çe­ği­miz­le, si­ya­sal, fel­se­fi, ör­güt­sel ger­çe­ği­miz­le he­sap­laş­mak ola­cak­tır. Bu an­lam­da, dev­rim­ci sa­na­tın bi­ze ka­zan­dı­ra­ca­ğı çok şey­ler var­dır. Geç­mi­şi, ben­zer­lik­le­riy­le ye­ni­den ya­şa­mak is­te­mi­yor­sak, ye­ni­den ve ye­ni­den ye­nil­mek is­te­mi­yor­sak, dö­kü­len kan­la­rın he­sa­bı­nı sor­mak is­ti­yor­sak, bu­na zo­run­lu­yuz.

Kitlelerin Yeniden eğitilerek
Bilinçlendirilmeleri Ve Paylaşılmışlığın
Yeniden Paylaşılarak Çökertilmesi

Dün­ya­nın her ya­nın­da, her ül­ke­sin­de in­san­lar, üre­tim iliş­ki­le­ri­nin için­de bu­lun­du­ğu ge­liş­me dü­ze­yi­ne, sı­nıf­la­rın güç den­ge­le­ri­ne, ya­şa­nı­lan si­ya­si çal­kan­tı­la­ra ve ulu­sal ni­te­lik­le­ri­ne bağ­lı ola­rak, ide­olo­jik ve si­ya­si an­lam­da, kü­çük bü­yük, çe­şit­li ni­te­lik­te­ki mih­rak­lar ve grup­lar­ca pay­la­şıl­mış­tır. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan için de bu böy­le­dir. Fa­şist ide­olo­ji­den din­ci ide­olo­ji­le­re, re­for­mizm­den re­viz­yo­niz­me, sağ “sol” opor­tü­niz­min tür­lü renk­le­rin­den dev­rim­ci de­mok­rat­lı­ğa ka­dar, emek­çi kit­le­ler yüz­ler­ce par­ça­ya bö­lün­müş­tür. Bö­lün­müş­lü­ğü bir­li­ğe çe­vir­mek için, emek­çi kit­le­le­ri ken­di­le­ri­ne ya­ban­cı, ken­di çı­kar­la­rı­na ters ide­olo­ji ve si­ya­set­le­re kar­şı uyar­mak, on­la­ra ken­di çı­kar­la­rı­nın doğ­ru yo­lu­nu gös­ter­mek ge­re­kir. Emek­çi kit­le­le­rin eli­ne Mark­sist kül­tü­rün si­lah­la­rı­nı ver­mek ge­re­kir. Doğ­ru ile yan­lı­şı, ya­rar­lı ile za­rar­lı­yı, dost­la düş­ma­nı ayır­de­de­bil­me­le­ri­ne yar­dım ede­cek, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin yo­lu­nu ay­dın­la­ta­cak Mark­sist sı­nıf pu­su­la­sı­nı, el­le­ri­ne ver­mek ge­re­kir. Bu an­lam­da da Mayıs, sa­bır ve inat­la de­mok­ra­tik ve dev­rim­ci kül­tü­rün, Mark­sist kül­tü­rün ışı­ğı­nı, baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re, en ge­niş emek­çi kit­le­le­re ulaş­tır­ma­ya ça­lı­şa­cak­tır.

Mark­sist kül­tür, in­san­lı­ğın bu­gü­ne ula­şan, ile­ri­ci, de­mok­ra­tik kül­tü­rü­nü, üze­rin­de yük­se­le­ce­ği mi­ras ola­rak alır. Mark­sist kül­tür, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf sa­va­şı­mı­nın, çe­şit­li ül­ke­ler­de­ki pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lük­le­ri­nin de­ne­yim­le­ri­ni, ka­za­nım­la­rı­nı içe­rir; ye­ni bir top­lum kur­ma sa­va­şı­nın yo­lu­nu gös­te­rir. Mark­sist kül­tü­rün kav­ran­ma­sı, kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu­muz si­ya­sal-top­lum­sal so­run­la­rın çö­zü­mü­ne her an­lam­da ışık tu­ta­cak­tır. Ta­rih, na­sıl ki sı­nıf­lar mü­ca­de­le­si­nin ta­ri­hi­dir, Mark­sist kül­tür de bur­ju­va­ziy­le pro­la­tar­ya ara­sın­da­ki sı­nıf sa­va­şı­nın kül­tü­rü­dür. Bu ne­den­le Mayıs, Mark­sist kül­tür ve fel­se­fe so­run­la­rı­nı, ken­di­si ve emek­çi kit­le­ler için te­mel ça­lış­ma ve öğ­ren­me ala­nı ola­rak gö­rür. Mark­siz­mi, po­pü­list, üto­pik, sağ ve “sol” opor­tü­nist, re­for­mist ve re­viz­yo­nist süz­geç­ler­den ge­çi­re­rek iğ­diş­leş­tir­me­ye kar­şı ka­yıt­sız kal­mak, Mark­siz­min bo­ğul­ma­sı­na se­yir­ci kal­mak de­mek­tir, ki biz bu­na izin ver­me­ye­ce­ğiz.

Özetlersek,

Mayıs, an­ti em­per­ya­list, an­ti fa­şist, an­ti re­viz­yo­nist ni­te­lik­li bir sa­nat-kül­tür der­gi­si ola­cak­tır.
Mayıs, Mark­sist-Le­ni­nist ide­olo­ji ve si­ya­se­ti ken­di­si­ne kı­la­vuz edi­ne­cek­tir.

Mayıs, bö­lün­müş­lü­ğü bir­li­ğe çe­vir­mek için, sa­nat­sal, kül­tü­rel, fel­se­fi alan­lar­da dev­ri­min açık düş­man­la­rı­na ol­du­ğu ka­dar, ni­yet­le­ri ne olur­sa ol­sun, dev­ri­me za­rar ve­ren her akı­ma kar­şı sa­va­şa­cak­tır.
Mayıs, ge­rek Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da, ge­rek­se dı­şar­da, fa­şiz­me ve fa­şiz­min ya­rat­tı­ğı acı­la­ra ka­yıt­sız ka­lan, cun­ta­ya kar­şı sus­kun­lu­ğu se­çen söz­de ay­dın ve sa­nat­çı­la­ra ol­du­ğu ka­dar, Ke­ma­liz­min göl­ge­si­ne sı­ğı­nan söz­de dev­rim­ci de­mok­rat­la­ra va­rın­ca­ya, ay­dın opor­tü­niz­mi­nin bü­tün tür­le­ri­ne kar­şı sa­va­şa­cak ve on­la­rı pra­tik­le­riy­le ser­gi­le­ye­cek­tir.

Mayıs, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da var­lı­ğı­nı sür­dü­ren, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den halk­la­rın kül­tür ve sa­na­tı­na eği­le­cek­tir. An­cak bi­zim, ulu­sal kül­tür­ler ko­nu­sun­da­ki tav­rı­mız açık­tır. Biz, pro­le­tar­ya­nın en­ter­nas­yo­na­list kül­tü­rü­ne sa­hip çı­kı­yo­ruz ve ona kat­kı­lar­da bu­lun­mak is­ti­yo­ruz.

Mayıs, sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ül­ke­le­rin ezi­len halk­la­rı­nın kül­tür ve sa­na­tı­na özel bir önem ve­re­cek­tir.

Mayıs, sür­gün­de bu­lu­nan dev­rim­ci, de­mok­rat, yurt­se­ver sa­nat­ça­lar­la, ay­dın­lar­la, ala­bil­di­ği­ne ge­niş iliş­ki­ler kur­ma­ya ça­lı­şa­rak, ge­niş bir kül­tür-sa­nat cep­he­si­nin ya­ra­tıl­ma­sı­na hiz­met ede­cek­tir.

Mayıs, genç sa­nat­çı­la­ra, ye­te­nek­le­ri­ni ge­liş­tir­mek için elin­den ge­len yar­dı­mı ya­pa­cak­tır. On­la­rı yü­rek­len­dir­mek için, her yıl, şi­ir, hi­ka­ye, kı­sa film se­nar­yo­su, oyun, dal­la­rın­da ya­rış­ma­lar dü­zen­le­ye­cek ve ba­şa­rı­lı olan­la­rı ödül­len­di­re­cek­tir.
Mayıs, bir yü­rek çar­pın­tı­sı, bir he­ye­can rüz­ga­rı de­ğil, em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me ve re­viz­yo­niz­me kar­şı, de­mok­ra­si ve sos­ya­lizm kav­ga­sın­da bi­linç­li va­ro­lu­şun ifa­de­si ola­cak­tır.

Mayıs, Mark­sist kül­tü­rü, baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re, emek­çi kit­le­le­rin en ge­niş ke­si­mi­ne yay­ma­ya ça­lı­şa­cak­tır.

 

 

 

 

 

 

 

* Bi­rin­ci pay­la­şım sa­va­şı son­ra­sın­da Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu çök­tü. İn­gi­liz, Fran­sız em­per­ya­list­le­ri ile uz­la­şan Ke­ma­list bur­ju­va­zi, ye­ni sı­nır­lar üze­rin­de, “Tür­ki­ye” sı­nır­la­rı üze­rin­de bir an­laş­ma­ya var­dı. Bu an­laş­ma­ya gö­re, Kür­dis­tan’ın bir bö­lü­mü de bu “mil­li” sı­nır­lar içi­ne so­kul­du. Biz, bu ger­çe­ğin bi­lin­cin­de ola­rak, em­per­ya­list­ler­le uz­laş­ma so­nu­cu çi­zi­len “mil­li” sı­nır­lar içe­ri­sin­de bu­lu­nan ve res­mi dil­de ve ulus­la­ra­ra­sı an­laş­ma­la­ra gö­re “Tür­ki­ye” ola­rak ta­nım­la­nan ül­ke­nin, doğ­ru bi­çim­de ad­lan­dı­rıl­ma­sı­nın “Tür­ki­ye-Kür­dis­tan” ol­du­ğu­nu söy­lü­yo­ruz. Yal­nız ba­şı­na ve her an­lam için “Tür­ki­ye” ad­lan­dı­r­masını kulan­mak, res­mi ideolojiyi, res­mi görüşü kabul an­lamına gelir ki, bu da ezen ulus bur­juvazisi açısın­dan bak­mak olur.

Mayıs dergisinin çıkış bildirgesi olarak 1983 Nisan’ında yayınlanmıştır.