DEVRİMCİ KÜLTÜRÜN ANLAMI VE MAYIS’IN GÖREVLERİ…
Mayıs, Türkiye-Kürdistan devrimci kurtuluş mücadelesinin kültür-sanat alanında etkin bir silahı olmak istiyor. Böyle bir silah, emperyalizme ve faşizme karşı, ulusal, demokratik, toplumsal kurtuluş kavgasının ateşi içinde, sanatsal-kültürel-felsefi tartışma ve sorunlara getireceği doğru yaklaşımlarla, doğru çözümlerle ve pratikte göstereceği kararlı tutumla kendisini oluşturabilir. Böyle bir silah, yaşadığımız süreç içerisinde, çeşitli milliyetlerden Türkiye-Kürdistan proletaryasının ve emekçi halkının bilincini besleyen, kuşatan, kafa karışıklığı yaratan her türden feodal, burjuva, reformist, revizyonist ve modern revizyonist anlayışlara, ezen ulus şovenizmine ve ezilen ulus dar milliyetçiliğine ve her türden karşı propagandalara açık savaş içinde, sınıf mücadelesinin gereklerini yerine getirerek kendini varedebilir ve çelikleşebilirler. Her yeni girişimin yetmezlik, eksiklik ve acemilik dönemi olacaktır. Bunun bilincindeyiz. Hiçbir tasarı, istek ve karar, toplumsal ve siyasal hayatta karşılığını bulmadan maddi güç haline dönüşemez. Maddi güç haline gelebilmenin tek yolu, kitlelerin ve hayatın isteklerine doğru cevaplar vermekten geçer; öne süreceğimiz görüş ve önerilerin, hayatın yasalarına uygun olmasından ve kitleler tarafından sahiplenmesinden geçer. Ancak büyük bir çoğunluğun, şu ya da bu siyasi kavrayışla, çeşitli ideolojik sapmalarla koşullandığını, dinsel, siyasal, toplumsal değer yargılarına sahip olduklarını baştan kabul etmek gerekir. Düşünülerek, tartışılarak seçilmiş ve benimsenmiş her düşünce, düşünme ve araştırma temelinde değişebilir ya da değişmeyebilir. Ama hiçbir biçimde düşünülmemiş, belli bir araştırma ve incelemeye dayanmadan benimsenmiş görüşleri değiştirmek alabildiğine zordur. Doğaldır ki her yeni düşünce, başlangıçta, yerleşik düşünce ve anlayışlar karşısında zayıf kalabilir. Yolunu açmakta, gelişmekte zorluk çekebilir. Bu konuda güvendiğimiz müttefikimiz hayatın kendisi ve Marksizm olacaktır. Geniş kamouyona egemen olan ideolojik-toplumsal-siyasal değer yargılarını, içinde hareket edeceğimiz bir ölçü değil, savaşılması gereken duvarlar olarak görüyoruz.
Egemen Kültür
Egemen Sınıfın Kültürüdür…
Bilinen bir gerçektir ki, bir topluma egemen olan ideoloji, kültür, siyasi anlayış, yaşama biçimi ve değer yargıları, o topluma egemen olan sınıf ya da sınıfların damgasını taşır. Öte yanda, ezilen sınıf ya da tabakaların ideoloji, siyaset ve toplumsal görüşleri, varlıklarını baskı altında sürdürürler. Sınıflı toplumlarda, bütün sınıflar hayatın her alanında birbirleriyle mücadele ederler. Hedef olarak önümüze koyduğumuz ideoloji, kültür, siyaset, felsefe, birer üstyapı kurumu olarak, ancak onun dayandığı maddi ve toplumsal temelle birlikte ele alınmalıdır. Altyapısı yıkılmayan hiçbir üstyapı kurumu yıkılmaz. Üstelik üstyapı kurumları, maddi temelleri yıkılsa bile, çok uzun ömürlüdürler. Bu nedenle, bir kültür-sanat dergisi olarak önümüze koyduğumuz mücadele, hedef ve görevleriyle, Türkiye-Kürdistan devriminin siyasi, toplumsal hedef ve görevleri doğrudan doğruya bağlantı içindedir. Türkiye-Kürdistan devriminin düşmanları olan sınıfların kültür-sanat anlayışları, felsefi kavrayışları çarpışmamız gereken hedeflerdir. Aynı zamanda proletarya, devrimci demokratik mücadele içerisinde, hedefi sosyalizm olmayan, fakat demokrasiden yana tavır alabilen diğer ezilen sınıf ve tabakalarla sürekli iç içedir. Bu yüzden proletarya, bir yanıyla emperyalizme, işbirlikçilerine, faşizme karşı savaşırken, küçük burjuva ve köylülüğe karşı da her alanda bağımsızlığını korumak zorundadır. Devrimci sanat, devrimci mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır; ondan doğar, onu etkiler ve onun gelişim sürecinden etkilenir. Ancak iyice vurgulamalıyız ki, sanatın kendine özgü bir dili, kişiliği ve kendine özgü bir işlevi vardır. Sanat ve sanatçı, devrimci mücadele süreci içerisinde, sekterizme, dogmacılığa, dar görüşlülüğe, kabalığa ve ısmarlamacılığa karşı kendi kişiliğini titizlikle korumalıdır. Koruyamazsa, zaten sanat olmaktan çıkacaktır sanat. Devrimci görevini ve etkinliğini yerine getiremeyecektir. Sanatı, kuru bir ajitasyon-propaganda aracı, bir slogan bileşimi olarak görmüyoruz. Dergimiz, Marksist-Lenisinst ideoloji ve siyaseti kendisine klavuz edinen, militan nitelikli bir sanat kültür dergisi olacaktır, diyoruz. Mayıs’ı çıkartan arkadaşlar, kendilerinin de değiştirmek istediğimiz ve siyasi-ideolojik etkilerine karşı savaştığımız toplumun bir parçası olduklarını biliyorlar.
Mayıs, proletaryayı çağımızın en devrimci sınıfı, proletaryanın bilimsel dünya görüşü olan Marksist felsefeyi de, devrimci pratiğe yol gösterecek, insanlığı kurtaracak tek ışık olarak tanıyor. Proletaryanın, tarihi görevini yerine getirebilmesi için, bilimsel sosyalizmin evrensel ilkelerini tamı tamına hayata geçirmesi gerekir. Her ülke proletaryası, kendi özgül konumuna ve koşullarına göre, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, sanatsal çalışmalarına, ve hatta en sıradan görünen günlük problem ve zorluklarına bile bu açıdan bakmalıdır. Marksizm bir dogma değil, bir eylem kılavuzu olduğuna göre, Marksizmin çare bulamayacağı, yol gösteremeyeceği hiçbir sorun olamaz. Çünkü Marksistler, her sorunun, çözüm koşullarını da içinde taşıdığını bilirler. Kendisi için bir sınıf olmak isteyen proletarya, kendisini saran koşulları pratikten edindiği bilgiyle yenemez. Ona, dışardan, kendi sınıf felsefesinin, diyalektik materyalist felsefenin taşınması gerekir. Ona, kendi siyasi sınıf bilinci taşınmalıdır. Kendisi için bir sınıf olmanın ve insanlığı sömürüden kurtarmanın bundan başka yolu yoktur. Burjuva, feodal, küçük burjuva önyargılardan, reformist, revizyonist, oportünist kavrayışlardan, idealizmden can bulan düşünme biçimlerinden, sekterizmden, dogmatizmden kurtulmadan bunların etkilerinden sıyrılmadan, bütün bu etkilere karşı savaşmadan bağımsız ve kalıcı bir sınıf hareketinden söz edilebilir mi? Gerici sınıfların ya da koşullarından dolayı işçi sınıfı ile birlikte hareket etmek zorunda kalan küçük burjuvazi ve köylülüğün mantığıyla hareket eden, onlar gibi düşünen bir işçi sınıfı kendi varlığının bağımsızlığından söz edemez. İşte Türkiye-Kürdistan’da işçi sınıfı hareketinin içinde bulunduğu durum, apaçık ortada. Acıdır, fakat açıktır ki bugün, dünya proletaryası da esas olarak burjuva dünya görüşünün ve onun biçimleri olan reformizmin, revizyonizmin bataklığına saplanmıştır. Bu noktaya bir çırpıda gelinmediği biliniyor. Uzun ve acılı bir gerileme süreci yaşandı ve yaşanıyor. Sovyet Modern revizyonizmi, Tito’nun bayrağını göndere çekti. Bütün dünyanın komünist partileri bu gerici bayrağa gerektiği biçimde karşı duramadılar. Çin ve Arnavutluğun mücadelesi başarılı sonuç vermedi. En sonunda, Çin de aynı modern revizyonist kervana katıldı. Arnavutluk, modern revizyonizme karşı mücadeleyi, Lenin sonrası döneme yöneltilecek eleştirilerle birleştiremedi…
Biliyoruz ki doğruların teorik tesbiti pratiğe oranla bir anlamda kolaydır. Asıl zor olan, doğru teori ve siyaseti pratiğe geçirmektir. Kimi tarihi koşulların, yanlışları kaçınılmaz kıldığını da kabul etmek gerekir. Yine de gerileme sürecinin ideolojik, siyasal, toplumsal, ekonomik içeriği kendi tarihi koşulları içinde kavranmadan, nedenleri açıklığa kavuşturulmadan, proletaryanın bu bataklıktan kurtulması ve devrimci görevlerini yerine getirmesi mümkün değildir. İşte önümüzde bütün zorluğuyla duran görevlerden en önemlisi budur. Ve bu görev, açık söylemek gerekirse, en yakın olarak, devrimini yapmış fakat yenilmiş ülkelerin proletaryası önünde değil, Avrupa ve Amerika önünde değil, bizim gibi ülkelerin, yarı sömürge ülkelerin proletaryası önünde duruyor. Avrupa ve Amerika proletaryası bugünkü durumuyla umut verici değildir. Bir zamanlar dünyanın en devrimci proletaryası olan ve haklı olarak bütün dünya proletaryasının önderi sıfatını taşıyan Sovyet proletaryası, modern revizyonist ideoloji ve siyasetle uyuşturulmuştur. Çin proletaryası, aynı yoldan geçmektedir. Doğu Avrupa’ya baktığımız zaman, benzer bir durum görürüz. En devrimci izlenimi veren Polonya proletaryası ise yüzünü Kilise’ye ve emperyalist Batı’ya çevirmiştir. Avrupa proletaryası ekonomizmin bataklığına saplanmış ve çözümü kapitalist dünya içinde aramaktadır. Yaşanan siyasal ve toplumsal gerçeklere yakinen baktığımız zaman, bütün dünyayı saracak devrimci hareketlerin Ortadoğu ve Latin Amerika’ya kaydığını görüyoruz. Evet, devrim fırtınasının merkezi olmaya yakın ülkeler proletaryası, söylediğimiz görevlere en yakın proletaryalardır. İşte Mayıs, yeni bir dünyanın şafağı için, demokrasi ve sosyalizm için savaşırken, geçmişe Marksist eleştirel bir gözle yaklaşmayı, irdelemeyi devrimci bir görev olarak önüne koyuyor. Çünkü, bizim için devrimci kültür-sanat sorunu, yalnızca Türkiye-Kürdistan özelinde bir sorun değildir. Sorunu böyle anlamıyoruz. Dünyanın her ülkesinde ve Türkiye-Kürdistan’da sorunlara bizim perspektifimizden bakan devrimci aydınlar olduğuna inanıyoruz. Bizi düşündürten koşullar, başkalarını da düşündürtmektedir. Onlarla ilişki kurmak için sesimiz bir çağrı olacaktır. Ancak açık yüreklikle belirtmeliyiz ki, Mayıs’ı çıkartan arkadaşlar, devrimci demokrat kültür-sanat kavgamızı ve onun bütün gereklerini omuzlayacak ve örgütleyecek güçte ve sayıda oldukları için, bu konudaki bütün hazırlıkları tamamladıkları için Mayıs’ı çıkartmıyorlar; tam tersine bu kavgayı örgütlemek, derinleştirmek için bu kavgayı omuzlayacak kadroları yaratmak için Mayıs’ı çıkartıyorlar. Mayıs, kendisini ve ona omuz verenleri yeniden ve yeniden üretmek için çıkıyor. Bu nedenle sayfalarımız çok yönlü tartışmalara ve asgari müştereklerde anlaştığımız arkadaşlara açık olacaktır.
Siyasi-ideolojik temelin, bütün çalışmaların üzerinde yükseleceği temel olduğuna inanıyoruz. Bu anlamda, Sovyet sosyal emperyalizmini, dünya proletaryasına ve ezilen halklarına gizli ya da açık biçimleriyle şirin göstermeye çalışan bilinçli kalemlere elbette ki sayfalarımızda yer vermeyeceğiz. Birçok sanatçı ve aydının yazınsal çalışmalarında modern revizyonist ideoloji açıkça belli olmayabilir. Ancak bir sanatçının, sosyal ve siyasal ilişkileri bu yönde ise biz ona karşı tedbirli olmak zorundayız. Olacağız da…
Mayıs, anti emperyalist, anti faşist, anti revizyonist kültür-sanat mücadelesinde bir bayrak olmak istiyor. Mayıs, Kemalizmin gölgesine sığınmış kaçkınları, aydın oportünizmini teşhir etmek istiyor. Mayıs, askeri faşist cuntaya teslim olmuş bilinçleri sarsmak istiyor. Umutsuzluğun görünmezliğini, umuda ve güvene çevirmenin katkıcılarından olmak istiyor. Grupçuluğun, sekterliğin ve kendi içine kapanıklığın duvarlarını yıkmak istiyor. Bu nedenle, anti emperyalist, anti faşist, anti revizyonist yazar ve aydınlara büyük görevler düşüyor. Bir araya gelelim!.. Ne kadar güçlü olursak, ne kadar geniş kitlelere ulaşabilirsek, düşman üzerinde o denli etki sağlayabiliriz. Devrim ve demokrasi mücadelesine o denli katkılarda bulunabiliriz.
Kültür Dünyayı Değiştirme Çabasının
Ürünüdür Ve Aynı Zamanda Yeniden
Değişiminin En Temel Ögesidir…
Kültür kavramı, insanlığın günümüze kadar, hayatın her alanında (üretim, bilim, sınıf mücadelesi vb.) kazandığı deneyimlerin ve bilgilerin tümünü içerir. Kültür, insanın iradesinden bağımsız olarak varolan şeylerle arasındaki ilişkisinin, çelişkisinin, kendisini yeniden ve yeniden üretmesinin ürünüdür. İnsanlığın kültürü, değişimin, üretim araçları ile insan arasındaki diyalektik gelişmenin üzerinde yükselir. Sınıfların varoluşuyla birlikte, kültüre damgasını basan şey, sınıflar arası mücadele olmuştur… Sınıflar arası mücadele ile, dünyaya egemen olma, dünyayı değiştirme mücadelesi arasında kopmaz bir bağ vardır. Tarihin tanıdığı ilk devrimci sınıf, köle sahipleri sınıfıdır. Köleci toplum, ilkel komünal topluma göre, daha ileri bir toplum biçimidir. Daha sonra sırasıyla, feodaller, burjuvalar tarih sahnesine devrimci görevlerle çıkarlar. Bu sınıfları devrimci yapan şey, üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki çatışmalarda sahip oldukları yerdir. Bu sınıflar, bir önceki toplum biçimine oranla, tarihi daha ileriye götürecek üretim biçimine ve toplum yapısına denk düşerler. Üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki bu gelişme, gelişmenin ve devrimin itici nedenidir. Ne zaman ki, üretim güçleri daha önce içinde hareket ettikleri üretim ilişkilerinden artık rahatsız oluyorlar, çelişmeler keskinleşiyor, artık onun içinde gelişemiyorlar, daha ileri bir üretim biçimini zorunlu kılıyorlar… devrim kapıya dayanmış demektir. Devrimci durumu devrime dönüştürmek için, nesnel koşulların yanı sıra öznel koşulların da elverişli olması gerekir. İşte, kültür-sanat mücadelesi, bu anlamda, öznel koşulların oluşturulması anlamında büyük öneme sahiptir.
Tarih, bir zamanlar ilerici, devrimci olan sınıfların, giderek nasıl gericileştiklerine tanık olmuştur. Bu nedenledir ki, devrimcilik, ilericilik, mutlak, değişmez bir şey değildir. Üretim güçlerinin gelişimiyle, tarihin ileriye doğru orantısında bağ kuramayan sınıflar gericileşirler. 1917 Ekim Devrimi’ne kadar yapılan bütün toplumsal devrimler, azınlık devrimleriydi. Ekim Devrimi ise tarihte ilk kez büyük çoğunluğun, ezilenlerin, işçilerin, yoksul köylülerin, küçük burjuvazinin devrimiydi. Çoğunluğun çıkarlarını temsil ediyordu ve önderi, dünyanın en devrimci sınıfı olan proletaryaydı. Ancak Sovyet proletaryası devrimi sonuna kadar ilerletemedi, revizyonizme yenildi. İktidarı bürokrat burjuvaziye kaptırdı. Aynı gerici gelişme, SBKP’ye inanan ülke proletaryalarını da yenilgiye uğrattı. Bu deneyler bize öğretiyor ki, zaferin dersleri yanı sıra yenilginin derslerini de kültür kavramı içinde de ele almalı ve incelemeliyiz. İşte Mayıs, bu anlamda, sadece zafer şarkılarını dile getirmeyecek, yenilginin acılarını da cesaretle gözler önüne serecek, yenilgilerin nedenlerine derinlemesine inecek.
Genel anlamıyla Türkiye-Kürdistan devrimci hareketinin geçmişi ve özel olarak da son yirmi yılımız, devrimci teori, kültür ve felsefe açısından incelenmelidir. Devrimci mücadele sanata ne biçimde yansımıştır, araştırılmalıdır. Aynı zamanda, devrimci sürecimizin tanıkları; gördükleri, duydukları, yaşadıkları deneyimleri, acısı, güveni ve direnişi ile inancı ve ihaneti ile ve her türden olumlu olumsuz yanlarıyla başkalarına taşıma, başkalarına duyurma görevleriyle yükümlüdürler. Devrim mücadelesi kendisine gerekli olan ve varsa yaratır. Bu süreci, ancak bu süreci yaşayanlar en doğru, en nesnel biçimiyle araştırabilirler ve anlatabilirler. Bu konuda roman, hikaye, şiir, müzik, sinema, resim, düzyazı vb. çalışmalarına girecek arkadaşlara yardımcı olmaya çalışacağız. Geçmişle hesaplaşmak için böylesi çalışmaların gereğine inanıyoruz. Bu anlamda Mayıs aynı zamanda, geçmişteki bilincimizle, önyargılarımızla hesaplaşacağımız bir alan olmalıdır.
Bilinçli Eylem, Bilinçli Varoluş Temelidir
Sınıf mücadelesi, savaşan taraflara, karşısındaki güçleri bütün yönleriyle iyi tanımalarını emreder. Düşman üzerinde üstünlük sağlamanın temel koşullarından biri budur. Varlığımızın bilincindeysek, varlığımızın düşmanlarının da bilincinde olmalıyız. Teorik anlamda, düşmanın bütün cephelerde proletaryaya, geniş emekçi kitlelere ve onun savaşçılarına karşı birçok cephede savaştığını söylüyoruz. Ancak pratikte, bunun gereklerini yerine getiremediğimizi söylemeliyiz. Düşmanı bütün yönleriyle tanımadığımızı da itiraf etmeliyiz. Emperyalizmi ve dünya gericiliğini stratejik anlamda günün birinde yeneceğimiz doğrudur. Ancak onları taktik olarak küçümsemenin bize getireceği zararları iyi hesap edemedik. Onlar, askeri ve siyasi alanda olduğu gibi, ideolojik ve kültürel alanlarda da etkin silahlara sahipler; basın, radyo, sinema, tv ile, eğitim kurumları ve okulları ile, ve bir yığın saldırı cephesiyle, hergün milyonlarca gencin, emekçinin beyinlerine zehir akıtıyorlar, kendilerinin birer parçası haline getiriyorlar. Gerçekleri çarpıtıyorlar, halkı kandırıyorlar, onları gerçek hayattan koparmak için akıl almaz numaralara girişiyorlar. 12 Eylül’den bu yana, hızlı bir biçimde, daha önce kanla, sabırla, fedakarlıkla kazanılmış bir çok mevziyi kaybettiğimizi herkes biliyor. Bu, şu ya da bu grubun sorunu ve sorumluluğu değil, esas olarak hepimizin, bütün devrim cephesinin sorunudur.
Bütün kayıplara ve devrimci demokrat hareketin yenilmesine karşın bugün, Türkiye-Kürdistan’da güçlü bir devrim potansiyeli vardır. Amerikancı askeri faşist diktatörlüğün halka getireceği hiçbir şey yoktur. O da çürümeye mahkumdur.Yakın bir gelecek, örgütlü mücadelelerin yanı sıra, kitlelerin kendiliğinden mücadelesine de tanık olacaktır. Ekonomik ve sosyal kriz, siyasal krize yol açacaktır. Eğer burjuva muhalefetler, kendiliğinden halk hareketlerini peşine takarsa, askeri faşist diktatörlük kendi iç çelişmeleri sonucu, iç çürümesi sonucu yıkılırsa, yani faşist diktatörlükle geniş halk kitleleri arasındaki çelişme, devrimci bir biçimde çözülmezse, faşizmin içindeki çürüme, kendi içinden bir seçeneği çıkartacaktır karşımıza. Buna izin vermemek için, devrimci potansiyeli devrimci bir biçimde değerlendirmek tarihi görevimiz olarak önümüzde duruyor. Bu görevi başarabilmenin ilk koşulu, kendi gerçeğimizle, siyasal, felsefi, örgütsel gerçeğimizle hesaplaşmak olacaktır. Bu anlamda, devrimci sanatın bize kazandıracağı çok şeyler vardır. Geçmişi, benzerlikleriyle yeniden yaşamak istemiyorsak, yeniden ve yeniden yenilmek istemiyorsak, dökülen kanların hesabını sormak istiyorsak, buna zorunluyuz.
Kitlelerin Yeniden eğitilerek
Bilinçlendirilmeleri Ve Paylaşılmışlığın
Yeniden Paylaşılarak Çökertilmesi
Dünyanın her yanında, her ülkesinde insanlar, üretim ilişkilerinin içinde bulunduğu gelişme düzeyine, sınıfların güç dengelerine, yaşanılan siyasi çalkantılara ve ulusal niteliklerine bağlı olarak, ideolojik ve siyasi anlamda, küçük büyük, çeşitli nitelikteki mihraklar ve gruplarca paylaşılmıştır. Türkiye-Kürdistan için de bu böyledir. Faşist ideolojiden dinci ideolojilere, reformizmden revizyonizme, sağ “sol” oportünizmin türlü renklerinden devrimci demokratlığa kadar, emekçi kitleler yüzlerce parçaya bölünmüştür. Bölünmüşlüğü birliğe çevirmek için, emekçi kitleleri kendilerine yabancı, kendi çıkarlarına ters ideoloji ve siyasetlere karşı uyarmak, onlara kendi çıkarlarının doğru yolunu göstermek gerekir. Emekçi kitlelerin eline Marksist kültürün silahlarını vermek gerekir. Doğru ile yanlışı, yararlı ile zararlıyı, dostla düşmanı ayırdedebilmelerine yardım edecek, sınıf mücadelesinin yolunu aydınlatacak Marksist sınıf pusulasını, ellerine vermek gerekir. Bu anlamda da Mayıs, sabır ve inatla demokratik ve devrimci kültürün, Marksist kültürün ışığını, başta proletarya olmak üzere, en geniş emekçi kitlelere ulaştırmaya çalışacaktır.
Marksist kültür, insanlığın bugüne ulaşan, ilerici, demokratik kültürünü, üzerinde yükseleceği miras olarak alır. Marksist kültür, proletaryanın sınıf savaşımının, çeşitli ülkelerdeki proletarya diktatörlüklerinin deneyimlerini, kazanımlarını içerir; yeni bir toplum kurma savaşının yolunu gösterir. Marksist kültürün kavranması, karşı karşıya olduğumuz siyasal-toplumsal sorunların çözümüne her anlamda ışık tutacaktır. Tarih, nasıl ki sınıflar mücadelesinin tarihidir, Marksist kültür de burjuvaziyle prolatarya arasındaki sınıf savaşının kültürüdür. Bu nedenle Mayıs, Marksist kültür ve felsefe sorunlarını, kendisi ve emekçi kitleler için temel çalışma ve öğrenme alanı olarak görür. Marksizmi, popülist, ütopik, sağ ve “sol” oportünist, reformist ve revizyonist süzgeçlerden geçirerek iğdişleştirmeye karşı kayıtsız kalmak, Marksizmin boğulmasına seyirci kalmak demektir, ki biz buna izin vermeyeceğiz.
Özetlersek,
Mayıs, anti emperyalist, anti faşist, anti revizyonist nitelikli bir sanat-kültür dergisi olacaktır.
Mayıs, Marksist-Leninist ideoloji ve siyaseti kendisine kılavuz edinecektir.
Mayıs, bölünmüşlüğü birliğe çevirmek için, sanatsal, kültürel, felsefi alanlarda devrimin açık düşmanlarına olduğu kadar, niyetleri ne olursa olsun, devrime zarar veren her akıma karşı savaşacaktır.
Mayıs, gerek Türkiye-Kürdistan’da, gerekse dışarda, faşizme ve faşizmin yarattığı acılara kayıtsız kalan, cuntaya karşı suskunluğu seçen sözde aydın ve sanatçılara olduğu kadar, Kemalizmin gölgesine sığınan sözde devrimci demokratlara varıncaya, aydın oportünizminin bütün türlerine karşı savaşacak ve onları pratikleriyle sergileyecektir.
Mayıs, Türkiye-Kürdistan’da varlığını sürdüren, çeşitli milliyetlerden halkların kültür ve sanatına eğilecektir. Ancak bizim, ulusal kültürler konusundaki tavrımız açıktır. Biz, proletaryanın enternasyonalist kültürüne sahip çıkıyoruz ve ona katkılarda bulunmak istiyoruz.
Mayıs, sömürge, yarı sömürge ülkelerin ezilen halklarının kültür ve sanatına özel bir önem verecektir.
Mayıs, sürgünde bulunan devrimci, demokrat, yurtsever sanatçalarla, aydınlarla, alabildiğine geniş ilişkiler kurmaya çalışarak, geniş bir kültür-sanat cephesinin yaratılmasına hizmet edecektir.
Mayıs, genç sanatçılara, yeteneklerini geliştirmek için elinden gelen yardımı yapacaktır. Onları yüreklendirmek için, her yıl, şiir, hikaye, kısa film senaryosu, oyun, dallarında yarışmalar düzenleyecek ve başarılı olanları ödüllendirecektir.
Mayıs, bir yürek çarpıntısı, bir heyecan rüzgarı değil, emperyalizme, faşizme ve revizyonizme karşı, demokrasi ve sosyalizm kavgasında bilinçli varoluşun ifadesi olacaktır.
Mayıs, Marksist kültürü, başta proletarya olmak üzere, emekçi kitlelerin en geniş kesimine yaymaya çalışacaktır.
* Birinci paylaşım savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu çöktü. İngiliz, Fransız emperyalistleri ile uzlaşan Kemalist burjuvazi, yeni sınırlar üzerinde, “Türkiye” sınırları üzerinde bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmaya göre, Kürdistan’ın bir bölümü de bu “milli” sınırlar içine sokuldu. Biz, bu gerçeğin bilincinde olarak, emperyalistlerle uzlaşma sonucu çizilen “milli” sınırlar içerisinde bulunan ve resmi dilde ve uluslararası anlaşmalara göre “Türkiye” olarak tanımlanan ülkenin, doğru biçimde adlandırılmasının “Türkiye-Kürdistan” olduğunu söylüyoruz. Yalnız başına ve her anlam için “Türkiye” adlandırmasını kulanmak, resmi ideolojiyi, resmi görüşü kabul anlamına gelir ki, bu da ezen ulus burjuvazisi açısından bakmak olur.
Mayıs dergisinin çıkış bildirgesi olarak 1983 Nisan’ında yayınlanmıştır.
