İDEOLOJİK-KÜLTÜREL CEPHEDE SINIF MÜCADELESİNİ DERİNLEŞTİRELİM

Bir günü bitirip geceye ulaştığımızda, başımızı yastığa koyarken, kendimizle bir hesaplaşma yapalım. Yaşadığımız bir gün siyasal anlamda bize neler kazandırdı, nelerimizi aldı? Çevremizdeki insanlarla gelişmeye açık ilişkiler kurabildik mi? Yarına kalacak neler yaptık? Bir gün nasıl geçti? Düşünsel, siyasal, insani ilişkiler açısından yeni bir şey ürettik mi? Daha önce ürettiğimiz şeyler varsa, onları geliştirdik mi? Yaptıklarımız, düşündüklerimiz, güncel ilişkilerimiz, toplumsal hayat içindeki yerimizi de gözönünde tutarak, anti faşist, anti emperyalist mücadele ve kazanımlar açısından ne önem taşıyor? Çevremizdekilere, yerli olsun, yabancı olsun, ülkemizde yaşanan acıları, baskıları anlatabildik mi? Faşizmin yüzünü örtmeye yarayan çeşitli maskelerin düşürülmesi doğrultusunda adımlar atabildik mi? Genel olarak egemen görünen Avrupalı kayıtsızlığında küçük de olsa bir et­ki ya­ra­ta­bil­dik mi? Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’lı dev­rim­ci de­mok­rat­lar ara­sın­da gün­den gü­ne be­lir­gin­le­şen olum­suz­luk­la­rın gi­de­ril­me­si, ye­nil­me­si ko­nu­sun­da na­sıl bir ça­ba gös­ter­dik? Öte yan­dan, sa­de­ce gün­cel ge­rek­li­lik­ler, eko­no­mik zor­luk­lar, ya­şa­ma zor­luk­la­rı­nın gi­de­ril­me­si adı­na bi­le ol­sa, bir ge­liş­me sağ­la­ya­bil­dik mi? Ya­ni iş iliş­ki­le­ri, ya­şam ko­şul­la­rı­nın dü­zel­til­me­si, çev­re­mi­zi ge­niş­let­me gi­bi ko­nu­lar­da ka­za­nım­la­rı­mız ol­du mu?
He­pi­miz bi­li­yo­ruz ki, in­san­lı­ğın ya­zı­lı ta­ri­hi, sı­nıf­la­ra­ra­sı mü­ca­de­le­nin ta­ri­hi­dir ve ya­şa­dı­ğı­mız her gün, her an bu mü­ca­de­le­nin bir par­ça­sı­dır. İs­ter bi­lin­cin­de ola­lım, is­ter ol­ma­ya­lım, yap­tı­ğı­mız her iş so­nuç­la­rı açı­sın­dan, çar­pı­şan ta­raf­tar­lar­dan bi­ri­si­nin ha­ne­si­ne “ek­si” ya da “ar­tı” bi­çi­min­de ya­zı­lır. Gün­cel iliş­ki­le­ri­miz, si­ya­sal ve top­lum­sal ça­ba­la­rı­mız, dev­rim ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­ne olum­lu bir bi­ri­kim sağ­la­ma­mış­sa o gün ken­di adı­mı­za “ek­si”, ge­ri­ci­lik adı­na “ar­tı” sa­yıl­ma­lı­dır. Bu an­lam­da, bir gü­nün ve gün­le­rin de­ğer­len­dir­me­si­ni yap­tı­ğı­mız­da na­sıl bir tab­lo ile kar­şı­la­şı­yo­ruz? Tab­lo­yu nes­nel ger­çek­li­ği ile de­ğer­len­dir­mek, doğ­ru bir si­ya­sal bi­lin­ci ge­rek­ti­rir. Ki­şi­le­rin, grup­la­rın, par­ti­le­rin, ken­di­le­ri­ne ve ey­lem­le­ri­ne biç­tik­le­ri öz­nel de­ğer ile ha­ya­tın ve Mark­sist öl­çü­le­rin on­la­ra ver­di­ği nes­nel ger­çek de­ğer ara­sın­da­ki uyum ya da uyum­suz­luk, bi­zim için tek de­ğer öl­çü­sü­dür.

Ken­di­mi­ze so­ra­lım: Biz ki­miz, ne­yiz, sı­nıf­la­ra­ra­sı mü­ca­de­le­de si­ya­sal, ide­olo­jik, kül­tü­rel an­lam­da ne­yi, han­gi de­ğer­le­ri tem­sil edi­yo­ruz? Ken­di­mi­ze biç­ti­ği­miz öz­nel de­ğer ve ko­num ile ha­ya­tın ta­nı­dı­ğı de­ğe­rle­ri­miz ve ko­nu­mu­muz ara­sın­da­ki uyum ve uyum­suz­luk ne­dir?

Tek ba­şı­na bir gün ve tek ba­şı­na bir gün içe­ri­si­ne sı­ğan iliş­ki­ler, gün­cel ey­lem­ler, bi­ti­ril­me­miş ça­lış­ma­lar, ço­ğu za­man be­lir­le­yi­ci so­nuç­lar ver­mez­ler. Ni­cel de­ği­şim ve bi­ri­kim­le­rin far­ke­di­mez dü­zey­de bir ge­li­şim gös­ter­dik­le­ri bi­li­nen bir ger­çek­tir. Bir çok dö­nü­şüm, uzun bi­ri­kim­le­rin so­nu­cu göz­le gö­rü­lür ha­le gel­miş­tir. Yıl­lar­ca üze­rin­de ça­lı­şı­lan ve fa­kat he­nüz bi­ti­ril­me­miş bir çok eser, mad­di bir gü­ce dö­nü­şe­cek içe­ri­ğe sa­hip ol­ma­ma­la­rı­na kar­şın sa­de­ce bi­ti­ril­miş, ha­ya­ta ka­tı­la­ma­mış ol­ma­la­rın­dan ötü­rü dev­rim­ci dö­nü­şü­me ka­tı­la­maz­lar. Bu­na ben­zer bir­çok ör­nek sa­ya­bi­li­riz. An­cak yi­ne de, tek ba­şı­na bir gü­nün ya da bir­kaç gü­nün içe­ri­ği­nin de­ğer­len­di­ril­me­si, kan tah­li­li için alı­nan bir­kaç dam­la ka­nın gör­dü­ğü iş­le­vi gö­re­bi­lir ve bir fi­kir edin­me­mi­ze ya­ra­ya­bi­lir. Bu­ra­da so­run, gü­nün na­sıl, han­gi yön­tem­ler­le ve ne için de­ğer­len­di­ril­di­ği ve so­nuç ola­rak kim­le­re hiz­met edildi­ği so­ru­nu­dur.

Biz­ler, dün­ya­yı, fi­zi­ki, top­lum­sal, si­ya­sal vb. bir­çok yön­le­riy­le ta­nı­mak is­ter­ken, gün­cel olay­la­rı iz­ler­ken, ha­ya­tın ya­sa­la­rı­nı kav­ra­ma­ya ça­lı­şır­ken, ama­cı­mı­zın, dün­ya­yı emek­çi­ler ya­ra­rı­na de­ğiş­tir­mek ol­du­ğu­nu söy­le­riz. Dev­ri­min ve dev­rim­ci­le­rin gö­re­vi bu­dur. De­ğiş­tir­me ve dö­nüş­tür­me iş­le­mi, de­ğiş­tir­mek is­te­di­ği­miz nes­ne­yi bü­tün yön­le­riy­le, iç bağ­lan­tı­la­rıy­la, te­mel ya­sa­la­rıy­la ta­nı­ma­mı­zı em­re­der. Bi­lim­sel sos­ya­liz­min ku­ru­cu­la­rı, Marx ve En­gels, dö­nem­le­ri­nin top­lum­sal, si­ya­sal, ide­olo­jik, kül­tü­rel, bi­lim­sel ve tek­no­lo­jik olay­la­ra ve ge­liş­me­le­ri­ne ola­ğa­nüs­tü bir il­gi ile ba­kı­yor­lar­dı. Her ye­ni bul­gu, her bi­lim­sel ge­liş­me, on­la­rın bi­lim­sel ça­lış­ma­la­rı­na ye­ni ufuk­lar ka­tı­yor­du. On­lar ve on­la­rın öğ­ren­ci­le­ri, bü­tün ey­lem­le­rin­de, de­rin bir kül­tü­rün, bi­lim­sel uya­nık­lı­ğın yan­sı­ma­la­rı­nı gös­te­ri­yor­lar­dı. Fi­zik, kim­ya, bi­yo­lo­ji ala­nın­da­ki her ye­ni ge­liş­me on­la­rı he­ye­can­lan­dı­rı­yor­du ve bu ge­liş­me­ler on­la­rın eser­le­ri­ne yan­sı­yor­du. Ola­ğa­nüs­tü bir ça­lış­ma az­mi, bi­tip tü­ken­mek bil­me­yen bir ener­ji, akıl al­maz bir za­man de­ğer­len­di­ri­şi, on­la­rı hâ­lâ aşıl­maz kıl­mak­ta­dır. Bu­gün, ken­di­si­ne dev­rim­ci­yim di­yen her­kes, ni­yet­le­ri ile pra­tik­le­ri ara­sın­da­ki iliş­ki ve çe­liş­ki­le­re nes­nel bir göz­le bak­ma­lı­dır. Bi­linç­li mü­da­ha­le ile ken­di­li­ğin­den­lik ara­sın­da­ki iliş­ki, bi­zim için gün­cel iliş­ki­le­ri­mi­zin yön­len­di­ri­li­şin­de ne öl­çü­de ge­çer­li­dir? Tem­bel­lik, yıl­gın­lık, uyu­şuk­luk, üşen­geç­lik, te­orik ye­ter­siz­lik, za­man öl­dür­me, oya­lan­ma, ka­yıt­sız­lık, gün­cel, si­ya­sal-top­lum­sal olay­lar­dan ko­puk­luk ko­nu­la­rın­da ken­di­miz­le he­sap­laş­ma­lı­yız. Ken­di­mi­zi de­ğiş­tir­me ey­le­mi ile dün­ya­yı, top­lum­la­rı de­ğiş­tir­me ey­le­mi ara­sın­da­ki kop­maz bir bağ ol­du­ğu­nu bil­me­ye­ni­miz var mı?

Ken­di­mi­zi, ye­ni bir top­lu­mun ya­ra­tıl­ma­sı sa­va­şın­da kül­tü­rel, si­ya­sal, bi­lim­sel, tek­no­lo­jik bil­gi­ler­le do­nat­ma­lı­yız. Ne iş ya­par­sak ya­pa­lım, ça­lış­ma­la­rı­mı­zın mer­ke­zi­ne si­ya­sal bi­linç­len­me­yi ve dev­rim­ci so­rum­lu­luk­la­rı­mı­zı koy­mak zo­run­da­yız. Öte yan­da, eği­li­mi­miz, ye­te­ne­ği­miz, han­gi ko­nu­ya ve işe yat­kın­sa, ken­di­mi­zi o ko­nu­da uz­man­laş­tır­ma­ya ça­lış­ma­lı­yız. Za­ma­nı ve ola­nak­la­rı bu­gün iyi kul­la­na­maz ve ken­di­mi­zi ya­rı­nın zor gö­rev­le­ri­ne ha­zır­la­ya­maz­sak, ya­rın ül­ke­mi­ze dön­dü­ğü­müz­de ne ya­pa­ca­ğız? Özel­lik­le yurt­ dı­şın­da bu­lu­nan dev­rim­ci de­mok­rat­la­rın, ye­ni bir top­lu­mu eko­no­mik, kül­tü­rel, tek­nik, bi­lim­sel açı­lar­dan in­şa et­me­de zor gö­rev­le­ri ola­cak­tır. Sa­de­ce si­ya­si nu­tuk­lar at­mak, te­orik açık­la­ma­lar­da bu­lun­mak ye­ter­li mi­dir? Hem si­ya­sal alan­da, hem de çe­şit­li iş­ler ala­nın­da us­ta­lar ol­ma­lı­yız. Kal­dı ki, si­ya­sal alan­da ön­der gö­rü­nen bir­çok ki­şi­nin, ne den­li boş ve kof ol­du­ğu­nu geç­ti­ği­miz acı pra­tik gös­ter­miş­tir. Bu ko­nu­da, der­me çat­ma, sis­tem­siz bil­gi edi­nil­di­ği ar­tık açık­lık ka­zan­mış­tır. Bi­lin­ci­mi­zi der­me çat­ma bil­gi­ler­den ya­rım ya­ma­lak tes­pit­ler­den, ek­lek­tiz­min et­ki­le­rin­den kur­tar­mak için alar­ma geç­me­li­yiz. Dev­rim adı­na yo­la çı­kıp, dev­ri­min ge­rek­li kıl­dı­ğı bil­gi­ler­le ken­di­mi­zi do­nat­maz­sak, dev­rim­ci ah­lak ve eği­ti­min te­mel il­ke­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­mez­sek dev­rim­ci ge­ve­ze­ler ol­mak­tan öte gi­de­me­yiz. Ya­rı ay­dın, ya­rı dev­rim­ci ti­pi, dev­ri­min ge­liş­ti­ri­ci­si de­ğil, en­gel­le­yi­ci­si, sap­tı­rı­cı­sı­dır­lar.

Em­per­ya­liz­min ve re­viz­yo­niz­min ege­men ol­du­ğu bir dün­ya­da ya­şı­yo­ruz. Top­lum­sal, si­ya­sal, ide­olo­jik, ah­la­ki bu­na­lım­lar ala­bil­di­ği­ne yo­ğun­laş­mak­ta ve de­rin­leş­mek­te­dir. Özel­lik­le gün­lük ha­ya­tı­mız ve iliş­ki­le­ri­miz, ken­di­mi­zi ne den­li ko­rur­sak ko­ru­yalım bir ya­nıy­la bur­ju­va yoz­luk ve ge­ri­ci­li­ğin yo­ğun ku­şat­ma­sı al­tın­da­dır. Ge­rek dı­şı­mız­da, ge­rek içi­miz­de, si­ya­si, ide­olo­jik, ah­la­ki bo­zuk­luk­lar­la her­gün iç içe, omuz omu­za, yan ya­na olup da, on­lar­dan et­ki­len­me­mek müm­kün mü­dür? Acı­dır ki, bir­çok olum­suz et­ki­len­me­nin ni­cel ge­li­şi­mi­nin far­kın­da bi­le de­ği­liz. He­le, fa­şiz­me ye­nil­miş bir hal­kın dev­rim­ci-de­mok­rat ço­cuk­la­rı ola­rak, ken­di ül­ke­mi­zin top­ra­ğın­dan, kül­tü­rel kök­le­ri­mi­zin uza­ğın­da ve sı­cak mü­ca­de­le­den ko­puk­sak ken­di­mi­zi ge­ri­ci­li­ğin ve bur­ju­va yoz­luk­la­rın et­ki­le­ri­ne kar­şı da­ha da zor­luk­la ko­ru­ya­bi­li­riz. Bun­la­ra kar­şı ken­di­mi­zi ve çev­re­mi­zi, an­cak Mark­siz­min de­ğer­le­ri­ne sa­hip çı­ka­rak, on­la­rı sa­vu­na­rak ko­ru­ya­bi­lir ve ge­liş­ti­re­bi­li­riz. Dev­ri­me sa­hip çık­mak is­ti­yor­sak, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin dev­rim­ci il­ke­le­ri­ni ge­rek kı­sa va­de­li, ge­rek­se uzun va­de­li iliş­ki ve ey­lem­le­ri­mi­zin yol gös­te­ri­ci­si yap­ma­lı­yız. Ül­ke­mi­ze dev­rim gö­rev­le­riy­le dön­me­nin tut­ku­su­nu ya­şa­ma­lı­yız.

Gö­rü­yo­ruz ki, pro­le­tar­ya­nın ve ezi­len halk­la­rın, top­lum­sal, ulu­sal ve de­mok­ra­tik kur­tu­luş kav­ga­la­rı, yal­nız­ca ateş­li si­lah­lar­la bas­tı­rıl­mı­yor. Ge­ri­ci­lik çok çe­şit­li araç­lar kul­lan­ma­nın us­ta­sı ol­muş­tur. Bü­tün ye­nil­gi­le­rin ve za­fer­le­rin ders­le­ri­ni sis­tem­leş­tir­miş­tir. Ül­ke­le­rin mil­li özel­lik­le­ri­ne, dev­rim­ci de­mok­rat mü­ca­de­le­le­rin dü­zey­le­ri­ne gö­re tak­tik­ler ge­liş­ti­ri­yor­lar. An­cak bü­tün tak­tik güç­le­ri­ne kar­şın her şe­ye muk­te­dir ol­duk­la­rı söy­le­ne­mez. İti­raf et­me­li­yiz ki, biz­den her açı­dan üs­tün­lük­le­re sa­hip­tir­ler. De­ma­go­ji, ya­lan ve zor ma­ki­na­la­rı sü­rek­li ça­lı­şı­yor. Bi­lim­sel sos­ya­liz­me kar­şı kuş­ku ya­rat­mak, sos­ya­liz­min il­ke­le­ri­ni çar­pıt­mak ve su­lan­dır­mak, re­viz­yo­nist, re­for­mist gö­rüş­ler yay­mak, dev­rim­ci bir­lik ve da­ya­nış­ma­yı boz­mak, grup­çu­lu­ğu yay­gın­laş­tır­mak, umut­suz­lu­ğu, yıl­gın­lı­ğı, bi­rey­ci­li­ği, anar­şi­yi ve sa­tıl­mış­lı­ğı kö­rük­le­mek için her ola­na­ğı de­ğer­len­di­ri­yor­lar. Bü­tün bu sal­dı­rı­lar kar­şı­sın­da, ken­di­mi­ze bak­tı­ğı­mız­da acık­lı tab­lo­lar gö­rü­rüz.

Özel­lik­le yurt­dı­şı­na çı­kan tek tek ki­şi­ler, ge­rek ki­şi­sel, ge­rek­se ör­güt­sel ni­te­lik­li olum­suz­luk­la­rı­nı da be­ra­ber­le­rin­de ge­tir­di­ler. So­run, bu olum­suz­luk­la­rı bi­lim­sel yön­tem­ler­le aş­mak­tır. Es­ki olum­suz­luk­lar­la ya­şa­yıp ye­ni bir ge­liş­me gös­ter­me­nin ola­na­ğı yok­tur. İs­ter tek tek ki­şi­ler açı­sın­dan ol­sun, is­ter­se ör­güt­len­me­ler açı­sın­dan ol­sun, ken­di­miz­le he­sap­laş­mak ta­ri­hi bir aci­li­yet ola­rak önü­müz­de du­ru­yor. He­pi­mi­zin ye­ni bir kan de­ği­şi­mi­ne ve ye­ni­den do­ğu­şa ih­ti­ya­cı var­dır. Ken­di­mi­zi, ey­lem­le­ri­mi­zi, es­ki bi­lin­ci­mi­zi ame­li­yat ma­sa­sı­na ya­tır­ma­lı­yız. An­cak es­ki bi­linç ve yön­tem­le­ri­miz­le, es­ki kav­ra­yış bi­çim­le­ri­miz­le bu işi ba­şa­ra­ma­yız. Mark­sizm-Le­ni­niz­me dö­nme­li­yiz. Bu­gü­ne ka­dar, ge­ve­le­ye­rek içi­ni bo­şat­tı­ğı­mız, an­lam­sız­laş­tır­dı­ğı­mız dev­rim­ci il­ke­le­re, dev­rim­ci öz­le­ri­ne uy­gun bi­çim­le­ri­ni ver­me­li­yiz.
Us­ta­lar bi­ze, dev­ri­mi zo­run­lu kı­lan ko­şul­la­rın, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­den kay­nak­lan­dı­ğı­nı öğ­ret­ti­ler. Dev­rim­ci­le­rin ye­ri, do­ğal­dır ki, üre­ti­ci güç­ler ka­na­dı­dır. Üre­ti­ci güç­le­rin te­mel un­su­ru in­san­dır ve ça­ğı­mız­da sı­nıf­sal si­ya­sal kim­li­ği­ni en açık bi­çi­miy­le pro­le­tar­ya­da ve emek­çi kit­le­ler­de bu­lur. Biz dev­rim­ci­le­re dü­şen gö­rev, sos­ya­lizm bil­mi­ni, iş­çi sı­nı­fı­na ta­şı­mak, özel­lik­le de sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı için­de ör­güt­le­ne­rek onu dev­ri­me ha­zır­la­mak­tı. Ay­rı ay­rı ka­nal­lar­da yü­rü­yen sos­ya­lizm ile iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­ni bir­leş­tir­mek­ti. Bu işi ba­şa­ra­ma­dık. İş­çi sı­nı­fı­na gi­de­me­dik. Dev­rim­ci ge­liş­me­yi ya­ra­ta­cak top­rak­ta dev­rim­ci fi­kir ve iliş­ki üre­ti­mi­ni ger­çek­leş­ti­re­me­dik. Üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin dı­şı­na düş­tük. Si­ya­sal, kül­tü­rel, ide­olo­jik, as­ke­ri ey­lem­le­ri­miz, kıs­mi ba­şa­rı­la­rın dı­şın­da, esas ola­rak ge­liş­me­yi be­lirle­ye­cek bir ni­te­li­ğe dö­nü­şe­me­di. Şim­diy­se, kav­ga­nın da­ha da dı­şı­na düş­tük, da­ha da uza­ğı­na düş­tük. Du­ru­mu­muz, es­ki­ye oran­la da­ha da zor­dur. Son on yıl­dır ye­tiş­tir­di­ği en ile­ri kad­ro­lar çar­pış­ma­lar­da, iş­ken­ce­ler­de, idam sehpaları ve cezaevlerinde telef ol­du. Çok az bir kıs­mı da, yurt dı­şı­na çı­ka­bil­di­ler. On­la­rın bir kıs­mı da ken­di­le­ri­ni yurt dı­şın­da yi­tir­di­ler. De­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­le­rin, kıs­mi an­lam­da bi­le va­rol­du­ğu dö­nem­ler­de, iliş­ki­le­rin da­ha da ko­lay­lık­la ku­ru­la­bi­le­ce­ği, dev­rim­ci dal­ga­nın yük­sel­di­ği dö­nem­ler­de biz iş­çi sı­nı­fı­na ve emek­çi kit­le­le­re git­me­yi ba­şa­ra­ma­mış­ken, bu işi fa­şiz­min bas­kı ve zor ko­şul­la­rın­da, yo­ğun il­le­ga­li­te ko­şul­la­rın­da na­sıl ba­şa­ra­ca­ğız? Es­ki bi­linç­le, es­ki an­la­yış ve yön­tem­ler­le, es­ki ör­güt­len­me ve ça­lış­ma bi­çim­le­riy­le bu işi ba­şa­ra­bi­lir mi­yiz? Do­ğal­dır ki ce­vap “ha­yır” ola­cak­tır. Pe­ki, ye­ni­leş­me­yi na­sıl ba­şa­ra­ca­ğız?

Fe­odal, bur­ju­va, kü­çük ­bur­ju­va an­la­yış ve dav­ra­nış bi­çim­le­rin­den, der­me çat­ma­lık­tan, es­ki ör­güt­len­me an­la­yış ve ça­lış­ma bi­çim­le­rin­den bir çır­pı­da vaz­ge­çi­le­mi­ye­ce­ği doğ­ru­dur. On­lar­ca yıl­da oluş­muş şey­le­ri kı­sa bir dö­nem­de yen­mek zor­dur. Bi­linç­li ör­güt­sel de­ği­şim, tek ba­şı­na is­tek ve ira­de­ye bağ­lı de­ğil­dir. İs­tek, ni­yet, sa­de­ce bir adım ola­rak önem­li­dir ve nes­nel ko­şul­lar uy­gun­sa ira­de­nin ro­lü be­lir­le­yi­ci olur. De­ği­şi­mi zo­run­lu kı­la­cak mad­di iliş­ki­ler ve ge­rekli­lik­le­rin it­me­si ile si­ya­sal bi­linç­li mü­da­ha­le bir­leş­me­li­dir. Öte yan­da, ye­ni­leş­me­nin önün­de­ki en­gel­le­ri de doğ­ru sap­ta­mak ge­rek­li­dir.

Var olan ör­güt­len­me­le­rin ön­der kad­ro­la­rı, esas iti­ba­riy­le, dev­ri­min kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu so­run­la­rı çöz­me­de, tek tek ele alın­dık­la­rın­da ye­ter­siz­dir­ler. Mark­sizm-Le­ni­nizm, özü iti­ba­riy­le kav­ran­ma­mış­tır ve bu ne­den­le, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da­ki so­run­la­rın dev­rim­ci çö­zü­mü­nü bun­la­rın ger­çek­leş­tir­me­si bek­le­ne­mez. Ge­rek geç­miş­te, ge­rek­se şim­di ya­şa­dı­ğı­mız pra­tik bu­nun bir gös­ter­ge­si­dir.

On yı­lı aş­kın bir za­ma­nı içe­ren son dö­nem­de­ki ide­olo­jik-ör­güt­sel-si­ya­sal ça­lış­ma­lar, kit­le iliş­ki­le­ri, dev­rim­ci, de­mok­rat, yurt­se­ver saf­lar­da bu­lu­nan yüz­bin­le­rin si­ya­sal bi­linç­le­ri­ni, ki­şi­lik­le­ri­ni, ruh­sal ya­pı­la­rı­nı de­for­me et­miş­tir, ze­de­le­miş­tir. Bu bir ger­çek­tir ve dev­rim saf­la­rın­da bu­lu­nan yüz­bin­ler, dev­rim­ci ge­liş­me­nin ye­ni bir aşa­ma­ya, ye­ni bir kim­lik ka­zan­ma­sı­na ge­çiş­te zor­laş­tı­rı­cı bir et­ken­dir. Yüz­bin­le­rin ye­ni­den te­da­vi­ye ve ye­ni­den eği­til­me­ye ih­ti­yaç­la­rı var­dır. Bir kı­sım ör­güt­le­rin ön­der kad­ro­la­rı, ile­ri kad­ro­la­rı, yön­len­di­ri­ci­le­ri ara­sın­da il­ke­sel an­lam­da si­ya­sal de­ğer­len­dir­me fark­lı­lık­la­rı ol­du­ğu bi­li­nen bir ger­çek­tir. Bir­çok ön­der, ha­ya­tın da­yat­tı­ğı doğ­ru­la­rın, if­las eden te­ori­le­rin far­kı­na var­mak­ta­dır ve bir kıs­mı da var­mış­tır. Ye­ni bir ara­yış için­de­dir­ler. An­cak var­dık­la­rı ge­liş­me nok­ta­sı­nı, si­ya­si içe­ri­ğiy­le ta­raf­tar­la­rı­na anat­mak­ta bo­ca­la­mak­ta­dır­lar. Ör­güt­le­ri­nin bö­lün­me­sin­den kork­mak­ta­dır­lar. Bir kı­sım ön­der­ler de, ar­tık için­de bu­lun­du­ğu­muz ge­liş­me aşa­ma­sı­nın ih­ti­yaç­la­rı­na ce­vap ver­me­yen, si­ya­sal, ör­güt­sel şe­ma­la­ra, te­orik tes­pit­le­re, bi­linç­li ya da bi­linç­siz­ce sa­hip çı­kar­ken baş­ka he­sap­lar yap­mak­ta­dır­lar. Es­ki te­orik tes­pit ve sap­ta­ma­lar çev­re­sin­de ör­güt­len­miş, fa­kat si­ya­si bi­linç dü­zey­le­ri ge­ri bin­ler­ce iyi ni­yet­li dev­rim sem­pa­ti­za­nı, on­la­rın ya­rat­tı­ğı mad­di güç, ge­liş­me­nin de­ğil, du­rak­la­ma­nın, ye­ni­leş­me­nin de­ğil, bağ­naz­lı­ğın ya­ra­rı­na, ge­liş­me­nin ve ye­ni­len­me­nin za­ra­rı­na ku­la­nıl­mak­ta­dır­lar. Bin­ler­ce dev­rim­ci, de­mok­rat, yurt­se­ver halk ev­la­dı­nın uğ­ru­na öl­dü­ğü, bin­ler­ce­si­nin ce­za­ev­le­rin­de iş­ken­ce­ha­ne­ler­de en acı­lı ko­şul­la­rı gö­ze al­dı­ğı si­ya­si tes­pit ve tez­ler, ör­güt­sel il­ke­ler ko­lay­lık­la mah­kum edi­le­bi­lir mi? Ha­ya­tın ve nes­nel ger­çek­li­ğin tür­lü ne­den­ler­le ar­tık mah­kum et­ti­ği, yan­lış­lı­ğı ka­nıt­lan­mış an­la­yış­la­rı, söz­de ike­le­ri hâ­lâ ko­ru­ma­ya ça­lış­mak, dev­rim­ci an­la­yış­la bağ­da­şır mı? Sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de, “sı­nıf geç­mek”, düş­ma­nı ye­nil­gi­ye uğ­rat­mak­la müm­kün­dür. Bur­ju­va ge­ri­ci­lik kar­şı­sın­da ge­çi­ci de ol­sa ye­nil­dik. Ka­bul et­me­li­yiz ki, ye­nil­gi­mi­ze ne­den olan, si­ya­sal, ör­güt­sel ve ide­olo­jik ça­lış­ma bi­çim­le­ri­mi­zin yan­lış­lı­ğı­dır. Ha­ya­tın mah­kum et­ti­ği­ni mah­kum et­mek bir ba­şa­rı de­ğil­dir; yıl­lar­ca yan­lış­lı­ğı sa­vun­ma­nın da bir ka­nı­tı­dır ay­nı za­man­da. Ye­ni bir dö­ne­me gi­rer­ken, öz eleş­ti­ri tef­ri­ka­la­rı “dik­kat­li” bir dil­le ya­pıl­mak­ta­dır. Suç­lu­lar ara­nır­ken, suç­lu­yu dı­şar­da, ken­di dı­şı­mız­da bul­ma eği­li­mi öy­le­si­ne açık­tır ki, bu an­la­yı­şa tep­ki duy­ma­mak müm­kün de­ğil­dir. Bir si­ya­si ör­güt­len­me­nin cid­di­ye alı­nıp alın­ma­ma­sı, onun ha­ta­la­rı kar­şı­sın­da­ki tu­tu­mu­na bağ­lı­dır. Bu an­lam­da biz, öz eleş­ti­ri ko­nu­sun­da cid­di ve geç­mi­şi yan­lış­lık­la­rı açı­sın­dan ye­ne­cek bir adım atıl­ma­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.

As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün zin­dan­la­rın­da, mah­ke­me­le­rin­de, yüz­bin­ler­ce halk ev­la­dı, dev­ri­me, de­mok­ra­si­ye ve hal­ka duy­duk­la­rı so­rum­lu­luk­la­rı ne­de­niy­le acı­la­rın ve zor­luk­la­rın en yo­ğu­nu­nu ya­şı­yor­lar. Bir­ço­ğu ya­kın bir za­man­da ara­mız­dan ay­rı­la­cak­lar; ta­ri­hin bağ­rın­da la­yık ol­duk­la­rı onur­lu dev­rim­ci yer­le­ri­ni ala­cak­lar. On­lar ge­rek ce­za­evi­nin zor ko­şul­la­rı­nı ya­şar­ken, ge­rek­se di­re­niş­le­ri sı­ra­sın­da ölür­ken, fark­lı ve bi­ze ters si­ya­si gö­rüş­le­ri de ta­şı­sa­lar, fark­lı ör­güt­len­me­ler için­de de ol­sa­lar ve hat­ta si­ya­si ha­ta­lar da yap­mış ol­sa­lar, bi­zim için tem­sil et­tik­le­ri ta­ri­hi ni­yet önem­li­dir. Halk adı­na ba­şeğ­me­mek, hal­kın onu­ru­nu ve ce­sa­re­ti­ni tem­sil et­mek ve han­gi zor ko­şul­lar al­tın­da olur­sa ol­sun di­ren­mek. Biz on­la­rın ta­ri­hi ni­yet­le­ri­ne sa­hip çı­kı­yo­ruz. Do­ğal­dır ki, tes­li­miye­ti, iha­ne­ti se­çen­ler de çı­ka­cak­tır; ni­te­kim çık­mış­tır da. Fa­kat asıl eği­lim tes­li­mi­yet de­ğil di­ren­me­dir. Ve hat­ta, di­re­nen tek ki­şi bi­le kal­sa, bu, di­re­ni­şin sür­dü­ğü, di­re­ni­şin ye­nil­me­di­ği an­la­mı­na ge­lir. Kal­dı ki ya­şa­nan ger­çek, tes­li­mi­yet de­ğil di­ren­me­dir, yıl­gın­lık de­ğil mü­ca­de­le­dir. Yurt dı­şın­da­ki­ler için de ay­nı şey­le­ri söy­le­ye­bi­lir mi­yiz?

Yurt dı­şın­da yüz­ben­ler­le ifa­de edi­le­bi­le­cek dev­rim­ci de­mok­rat bir po­tan­si­ye­lin var­lı­ğı bi­li­nen bir ger­çek­tir. Acı­dır ki, bu po­tan­si­yel, ge­rek­ti­ği gi­bi ha­re­ket et­ti­ri­le­me­mek­te­dir. Tek ba­şı­na bu po­tan­si­ye­lin dev­rim­ci bi­çim­de ha­re­ke­te ge­çi­ril­me­si bi­le an­ti fa­şist mü­ca­de­le­de be­lir­le­yi­ci rol oy­na­ya­bi­lir. An­cak yüz­bin­ler, ken­di ara­la­rın­da bin par­çay­sa, bir­bir­le­ri­ne kar­şı düş­man­lık duy­gu­la­rıy­la do­luy­sa­lar, fa­şiz­me kar­şı sa­vaş­mak­tan çok bir­bir­le­ri­ne kar­şı sa­va­şı­yor­la­rsa, dev­rim­ci te­ori üret­mek ye­ri­ne ço­ğun­lu­ğu de­di­ko­du ve de­ma­go­ji üre­ti­yor­lar­sa, kü­für et­me­yi bir mü­ca­de­le bi­çi­mi ola­rak seç­miş­ler­se, bu so­ru­na cid­di bi­çim­de eğil­mek bir gö­rev ola­rak önü­müz­de du­ru­yor de­mek­tir. Ül­ke­mi­ze açık alın­la, onur­la dön­me­mi­zin bir tek ko­şu­lu var­dır: Em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me, re­viz­yo­niz­me ve dev­ri­me za­rar ve­ren, za­fe­ri güç­leş­ti­ren her şe­ye kar­şı yıl­mak bil­mek­si­zin mü­ca­de­le. Mayıs, dev­ri­me za­rar ve­ren her an­la­yış­la il­ke­li bir bi­çim­de çar­pış­ma­yı zo­run­lu bir gö­rev ola­rak önü­ne koy­muş­tur. Var­lık ne­de­ni­miz mü­ca­de­le ola­cak­tır. Bu mü­ca­de­le­de yal­nız kal­ma­ya­ca­ğı­mı­za ina­nı­yo­ruz.

Ya­nı­lı­yor mu­yuz?

Mayıs der­gi­si­nin 1. sa­yı­sın­da 1983 Ha­zi­ran’ın­da ya­yın­lan­mış­tır