YENİ TİPTE BİR DEVRİMCİ ÖRGÜTLENMENİN ZORUNLULUĞU VE BİZİ BEKLEYEN ACİL GÖREVLER

Zor ve san­cı­lı bir dö­nem­den ge­çi­yo­ruz. 12 Ey­lül fa­şist dar­be­si üçün­cü yı­lı­nı dol­dur­du. Da­ha kaç yı­lı­nı dol­du­ra­cak he­nüz bi­le­mi­yo­ruz. Yurt için­de ve dı­şın­da, biz­ler­den çö­züm bek­le­yen, bir­bi­ri içi­ne geç­miş, bir­bir­le­riy­le ya­ki­nen il­gi­li bin­ler­ce si­ya­sal, te­orik, fel­se­fi, ör­güt­sel, ah­la­ki vb. so­run­la kar­şı kar­şı­ya­yız. Na­sıl bir sü­reç­ten ge­çe­rek gel­dik ve so­nuç ola­rak na­sıl bir mi­ra­sa sa­hi­biz, so­ru­su­na doğ­ru ce­vap­lar bu­la­maz­sak, ne dün­den ka­lan çö­züm­süz­lük­le­re, ne de gün­cel top­lum­sal-si­ya­sal ya­şa­mın dur­ma­dan üret­ti­ği ye­ni ye­ni so­run­la­ra ça­re bu­la­ma­yız. Geç­mi­şe ve için­de bu­lun­du­ğu­muz ko­şul­la­ra, çev­re­mi­ze ve ken­di ya­pı­mı­za, ce­sa­ret­le, ye­ni bir göz­le bak­mak zo­run­da­yız. Özel­lik­le ken­di­mi­zi, eleş­ti­rel ba­kı­şın dı­şın­da tut­ma­ma­lı­yız. Ve hat­ta, ön­ce­li­ği ken­di­mi­ze ta­nı­ma­lı­yız. An­cak es­ki yön­tem ve an­la­yış­lar­la hiç­bir so­ru­nu­mu­zu çö­ze­me­yiz. Geç­mi­şi doğ­ru de­ğer­len­dir­me­den han­gi mi­ra­sı red, han­gi mi­ra­sı ka­bul ede­ce­ği­mi­zi, so­rum­lu­lu­ğu olan ki­şi­le­ri ne­re­ye ko­ya­ca­ğı­mı­zı ve yo­lu­muz­da na­sıl yü­rü­ye­ce­ği­mi­zi bi­le­me­yiz; doğ­ru bir yol­da iler­le­me­nin te­mel ko­şu­lu, yal­nız­ca doğ­ru yo­lu seç­mek de­ğil, o yol­da na­sıl iler­le­ne­ce­ği­ni bü­tün ku­ral­la­rıy­la ve doğ­ru yön­te­miy­le bil­me­yi ge­rek­ti­rir. Biz, he­def ola­rak ger­çek­ten doğ­ru bir yo­lu, sos­ya­lizm yo­lu­nu seç­tik; ve bu uğur­da bin­ler­ce halk ev­la­dı kah­ra­man­ca ha­ya­tı­nı fe­da et­ti. An­cak ni­yet ola­rak “sos­ya­lizm” yo­lu­nu seç­me­nin, söz­de “Mark­sizm-Le­ni­niz­min kıla­vuz­lu­ğu”nu ka­bul et­me­nin ye­ter­li ol­ma­dı­ğı­nı, de­rin acı­la­rıy­la ya­kın geç­mi­şi­miz­den bi­li­yo­ruz. Na­sıl bir ül­ke­de ve dün­ya­da ya­şı­yo­ruz so­ru­su­na, na­sıl bir sos­ya­lizm, na­sıl bir de­mok­ra­si so­ru­su­na, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf kav­ga­sın­da Mark­sizm-Le­ni­nizm si­la­hı­nı na­sıl kul­la­na­bi­li­riz so­ru­su­na, na­sıl bir ör­güt­len­me so­ru­su­na doğ­ru kar­şı­lık­lar bul­ma­lı­yız. Bi­ze, bu so­ru­la­rın ce­vap­la­rı­nın ve­ril­di­ği­ni söy­le­ye­cek­ler ve şu ya da bu par­ti­nin ya da fa­lan ör­gü­tün yo­lu­nu gös­te­re­cek­ler çı­ka­cak­tır. Biz, ka­rar ve tes­bit­le­ri ha­yat ta­ra­fın­dan mah­kum edil­miş, dev­rim te­ori­le­ri if­las et­miş, geç­mi­şin ye­nil­gi­le­rin­de so­rum­lu­luk pa­yı olan ör­güt ad­res­le­ri­ni ara­mı­yo­ruz. Biz, geç­mi­şin olum­lu ve olum­suz ders­le­rin­den ya­rar­la­na­rak, Mark­sizm-Le­ni­niz­min ışı­ğın­da, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin yo­lu­nu arı­yo­ruz.

Le­nin, Marx ve En­gels’ten fark­lı bir ta­rih­sel dö­nem­de, em­per­ya­lizm dö­ne­min­de mü­ca­de­le yü­rüt­tü. Ona gö­re, Mark­sizm, ta­mam­lan­mış bir bi­lim de­ğil­di; dog­ma de­ğil bir ey­lem ka­la­vu­zuy­du. Marx ve En­gels, bi­lim­sel sos­ya­liz­min an­cak te­mel taş­la­rı­nı yer­leş­tir­miş­ler­di. Le­nin, de­rin Mark­sist bil­gi bi­ri­ki­mi ışı­ğın­da, on­la­rın yön­te­mi­ni, so­mut ta­ri­hi ve sos­yal ko­şul­la­rın in­ce­len­me­si­ne uy­gu­la­dı; Rus pro­le­tar­ya­sı­nı za­fe­re gö­tü­ren ye­ni te­orik so­nuç­la­ra var­dı. Otok­ra­si­nin bas­kı­la­rı al­tın­da, ye­ni tip­te bir par­ti­nin, il­le­gal bir par­ti­nin mü­ca­de­le il­ke­le­ri­ni sap­ta­dı; par­ti, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı her tür­den an­ti Mark­sist akım­la­ra kar­şı sa­va­şa­rak ön­der­lik gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­di. Uz­laş­ma­nın ve uz­laş­maz­lı­ğın sı­nır­la­rı­nı us­ta­lık­la be­lir­le­di. Le­nin iki te­mel şe­ye gü­ven­di: Mark­siz­min bi­li­mi ve dev­rim­ci pro­le­tar­ya. Bi­zim için de Le­nin’in yo­lu iz­le­ne­cek tek yol­dur. Mark­sizm-Le­ni­nizm, ta­mam­lan­mış bir bi­lim de­ğil­dir. Bir doğ­ma de­ğil, bir ey­lem kı­la­vu­zu­dur. Marx, En­gels ve Le­nin, bi­li­min te­mel taş­la­rı­nı koy­muş­lar­dır. Onu ge­liş­tir­me gö­re­vi, on­lar­dan son­ra ge­len Mark­sist-Le­ni­nist­le­rin gö­re­vi­dir. An­cak Le­nin’den son­ra Mark­sizm-Le­ni­nizm zen­gin­leş­ti­ri­le­me­miş­tir. Ba­zı­la­rın­ca “us­ta” ola­rak gös­te­ri­len Sta­lin ve Mao, de­ğer­li Mark­sist-Le­ni­nist­ler ol­ma­la­rı­na kar­şın, ha­zi­ne­ye bir şey­ler kat­ma­mış­lar ve üs­te­lik so­nuç­la­rı bu­gü­ne ta­şan önem­li ha­ta­lar iş­le­miş­ler­dir.

Ça­ğı­mız, özü ba­kı­mın­dan em­per­ya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğı­dır. Do­ğa­sı ve içe­ri­ği ge­re­ği te­mel çe­liş­me­ler de­ğiş­me­miş­tir. Bi­lim­sel ve tek­nik dev iler­le­me­le­re kar­şın, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­de­ki ta­rih­sel gö­re­vi de de­ğiş­me­miş­tir. An­cak bi­çim­sel an­la­mıy­la da ol­sa, em­per­ya­lizm­de­ki de­ği­şim­ler, ka­zan­dı­ğı ye­ni de­ne­yim­ler, şu an için­de bu­lun­du­ğu so­mut du­rum, bi­lim­sel te­mel­de in­ce­len­me­li­dir. Pro­le­tar­ya, bir sı­nıf ola­rak ta­şı­dı­ğı te­mel özel­lik­le­ri ko­ru­mak­la bir­lik­te, üre­tim araç­la­rın­da­ki ge­liş­me­le­rin so­nuç­la­rı­nı çe­şit­li bi­çim­ler­de ki­şi­li­ğin­de ya­şa­mak­ta­dır. Öte yan­da, mu­zaf­fer pro­le­ter dev­rim­le­ri­nin ve halk de­mok­ra­si­le­ri­nin uğ­ra­dı­ğı ye­nil­gi­le­rin ye­ni­den ele alın­ma­sı ve kök­le­riy­le in­ce­len­me­si dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ge­li­şi­min­de ta­yin edi­ci bir öne­me sa­hip­tir. Dün­ya­mız, sos­yal, si­ya­sal, bi­lim­sel ve tek­no­lo­jik alan­lar­da çok önem­li de­ği­şim­le­re uğ­ra­mış­tır. Ha­ya­ti önem­de­ki de­ği­şim­le­ri gör­mez­sek, de­ği­şim­le­rin mü­ca­de­le­mi­ze ne bi­çim­de yan­sı­dı­ğı­nı kav­ra­ya­maz­sak, “em­per­ya­lizm hız­la çö­kü­şe, sos­ya­lizm ise za­fe­re doğ­ru iler­li­yor” ko­ro­su­na ka­tı­lı­rız. Ya da “üç dün­ya”te­ori­si­nin kuy­ru­ğu­na ta­kı­lır, sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni ra­fa kal­dı­rı­rız. İş­çi sı­nı­fı­nın çe­şit­li ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de yük­se­len sen­di­kal mü­ca­de­le­si­ni, “iş­çi sı­nıf aya­ğa kal­kı­yor” di­ye al­kış­lar, Le­ni­nizm adı­na eko­no­miz­min ba­tak­lı­ğı­na dü­şe­riz. Ve en teh­li­ke­li­si, ça­ğı­mı­zın de­ğiş­ti­ği yut­tur­ma­cı­sı ile pro­le­tar­ya­nın dev­rim­de­ki ye­ri­ni in­kâr eder, onun ye­ri­ne baş­ka bir şe­yi ko­ya­rız.

Pro­le­tar­ya­nın, özel­lik­le de sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı­nın dev­rim­de­ki ye­ri ve ro­lü ko­nu­sun­da­ki fark­lı gö­rüş­ler, hâ­lâ Mark­sist-Le­ni­nist­ler ile her tür­den re­viz­yo­nist ve opor­tü­nist akımlar ara­sın­da­ki ay­rım­da mi­henk ta­şı ol­ma özel­li­ği­ni ko­ru­yor. Yi­ne, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci par­ti­si­nin ro­lü ko­nu­sun­da, pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü ve sos­ya­lizm­den ko­mü­niz­me ge­çiş sü­re­cin­de dev­let, dev­let kit­le iliş­ki­le­ri, de­mok­ra­si ve sos­ya­lizm so­run­la­rın­da­ki fark­lı gö­rüş­ler, renk­le­rin ay­rı­mın­da be­lir­le­yi­ci özel­lik­le­re sa­hip­tir. Özel­lik­le gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci par­ti­si­nin ye­ri­ne cep­he an­la­yı­şı­nı ege­men kıl­mak is­te­yen­ler dik­kat­le iz­len­me­li­dir. On­lar, söz­de ne der­ler­se de­sin­ler, a­sıl ni­yet­le­ri, dev­rim­ci mü­ca­de­le­yi, de­mok­ra­tik gö­rev­le­rin sı­nır­la­rı içi­ne hap­set­mek­tir; pro­le­tar­ya­yı si­lah­sız bı­rak­mak is­te­mek­te­dir­ler.

Bi­zim için 917 Ekim Dev­ri­mi’­nin içe­ri­ği ve kar­şı­laş­tı­ğı zor­luk­lar; si­ya­si ve eko­no­mik özüy­le NEP dö­ne­mi; Le­nin son­ra­sı Rus­ya ve Sta­lin ön­der­li­ğin­de yü­rü­tü­len sos­ya­liz­min in­şa­sı; Sov­yet­ler­de ulu­sal so­ru­nun ele alı­nış bi­çim­le­ri; Le­nin son­ra­sı Üçün­cü En­ter­nas­yo­nal ve Sta­lin; İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı ön­ce­si ve son­ra­sı ge­liş­me­ler; Sta­lin’de par­ti ve par­ti iş­le­yi­şi; Kruş­çev dar­be­si­nin ta­ri­hi kök­le­ri; AEP ve En­ver Ho­ca’ya ba­kar­ken Sta­lin’in ye­ri; Çin Dev­ri­mi ve Mao; Çin’de sos­ya­liz­min in­şa ça­lış­ma­la­rı ve ge­ri­ye dö­nü­şün kök­le­ri; ulus­la­ra­ra­sı ye­ni du­rum ve Or­ta­do­ğu’da­ki muh­te­mel ge­liş­me­ler; Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­min ya­kın ve uzak ge­le­ce­ği açı­sın­dan, aci­len in­ce­len­me­si ge­re­ken ha­ya­ti de­re­ce­de önem­li ko­nu­lar­dır. Eğer bu so­run­lar ge­re­ken cid­di­yet­le ele alın­maz­sa, doğ­ru so­nuç­la­rı ha­ya­ta ge­çi­ril­mez­se, yi­ne ora­dan ora­ya sav­rul­ma­mız, ken­di­li­ğin­den­li­ğin ba­tak­lı­ğı­na sap­lan­ma­mız ka­çı­nıl­maz ola­cak­tır. Eğer ber­rak bir gö­rü­şe ula­şa­maz­sak, Af­ga­nis­tan’ın iş­ga­li­ni “dev­rim”, Af­gan di­re­niş­çi­le­ri­ni de “de­mok­ra­si sa­vu­nu­cu­la­rı” ola­rak gö­rü­rüz. Sta­lin’i “us­ta” ilan eder­ken, O’nun yo­lun­da yü­rü­yen AEP ve En­ver Ho­ca’yı re­viz­yo­nist ilan ede­riz. Ek­lek­tiz­min bu­na ben­zer ör­nek­le­ri­ni ço­ğal­ta­bi­li­riz. Eğer, 71 ve 80 bu­la­nık­lı­ğı­nı ve dar­be­le­ri­ni ye­ni bi­çim­le­riy­le ya­şa­mak is­te­mi­yor­sak, ye­ni­den ken­di­li­ğin­den­li­ğin, te­orik ye­ter­siz­li­ği­n ve pro­le­ter ör­güt­süz­lü­ğün ba­tak­lı­ğı­na düş­mek is­te­mi­yor­sak, ge­rek dün­ya ko­mü­nist ha­re­ke­ti­nin ta­ri­hi­ne, ge­rek­se ken­di ya­kın ve uzak geç­mi­şi­mi­ze ve öze­lik­le de in­san mal­ze­me­mi­ze, ra­di­kal bir göz­le bak­ma­lı ve ders­ler çı­kart­ma­lı­yız. Mark­sist bil­gi bi­ri­ki­mi­nin, di­ya­lek­tik ma­ter­ya­list yön­te­min, bu ko­nu­da be­lir­le­yi­ci öne­mi bi­li­ni­yor ol­ma­lı­dır.

12 Ey­lül yen­gil­gi­si­nin ra­hat­sız­lık ve acı­la­rı, sos­yal-si­ya­sal ha­ya­tı­mız­da çe­şit­li bo­yut­lar­da ya­şa­nı­yor. Ör­güt­ler ve grup­lar için­de hu­zur­suz­luk ve ye­ni ara­yış­lar ala­bil­di­ği­ne yay­gın. İde­olo­jik-si­ya­si bu­la­nık­lık, ye­ni gö­rev­le­re iliş­kin te­orik pers­pek­tif yok­lu­ğu, ön­der­le­rin yet­mez­lik­le­ri ye­ni ye­ni bö­lün­me­le­re or­tam ha­zır­lı­yor. Bu, tek ba­şı­na şu ya da bu gru­bun so­ru­nu, has­ta­lı­ğı de­ğil, ge­nel­lik­le he­pi­mi­zin or­tak so­ru­nu­dur. Ba­zı ay­rı­lık­la­rın si­ya­si te­mel­le­ri var­sa da, bir­çok ay­rı­lı­ğın ne­de­ni açık de­ğil­dir. Bi­ze gö­re, çe­şit­li grup­lar­dan kop­ma­la­rın ba­zı­la­rı, gös­te­ri­len ge­rek­çe­ler ve ide­olo­jik kı­lıf­lar ne olur­sa ol­sun, özün­de dev­rim­den kaç­ma­nın bir yo­lu­dur. Çe­şit­li kop­ma­la­rın, so­nuç­la­rı ba­kı­mın­dan na­sıl bir yoz­laş­ma ya­şa­dık­la­rı, ko­kuş­tuk­la­rı bi­li­ni­yor. Bu­gün, çe­şit­li grup­lar­dan kop­muş, ken­di­le­ri­ni ba­ğım­sız dev­rim­ci­ler ya da çev­re­ler ola­rak ad­lan­dı­ran­la­rın ne­ler üret­tik­le­ri­ne bak­mak ge­re­kir. Bun­la­rın kü­çük bir azın­lı­ğı dı­şın­da, acı­dır ki bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun dev­rim­le iliş­ki­si ke­sil­miş­tir. Ye­ni ör­güt­len­me­le­ri ya da ken­di iç­le­rin­de ye­ni­den ör­güt­len­me­le­ri gün­de­mi­ne alan­la­rın, bu un­sur­la­ra kar­şı tem­kin­li ol­ma­la­rı ge­rek­mek­te­dir. Çün­kü bun­lar iyi ayık­lan­maz­sa, dev­rim­ci ça­lış­ma­la­ra za­rar ver­me­le­ri ka­çı­nıl­maz­dır.

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi için, ye­ni bir ör­güt­len­me id­di­ası ile or­ta­ya çı­kan­la­rın, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da tar­tış­ma ko­nu­su olan, inan­dı­rı­cı ge­rek­çe­le­ri ol­ma­lı­dır. Kü­çük bir azın­lı­ğın, ni­yet­le­ri ne den­li yü­ce ve doğ­ru olur­sa ol­sun, yal­nız­ca ken­di­le­ri­ni ye­ni tip­te bir ör­güt­len­me­nin ve mü­ca­de­le bi­çi­mi­nin ge­rek­li­li­ği­ne inan­dır­mış ol­ma­la­rı yet­mez. Mü­ca­de­le he­def ve prog­ram­la­rı­nı so­mut­laş­tır­dık­la­rı bir plat­for­ma sa­hip ol­ma­lı­dır­lar. Bu plat­form, nok­ta­sı kon­muş bir da­ve­ti­ye de­ğil, üzer­in­de tar­tı­şı­la­cak ana eği­lim­le­ri, ye­ni bir ör­güt­len­me­yi zo­run­lu kı­lan ana ge­rek­çe­le­ri içer­me­li­dir. So­ru­nu­muz, dev­rim ve iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin bu­gü­ne dek ye­tiş­tir­di­ği en ile­ri un­sur­la­rın ye­ni­den ik­na­sı so­ru­nu­dur. Böy­le­si bir ik­na, ol­duk­ça de­rin si­ya­si-ide­olo­jik mü­ca­de­le so­ru­nu­dur ve do­ğal­dır ki uzun bir za­ma­nı ala­cak­tır.

Ki­mi­le­ri için ye­ni bir ör­güt­len­me ça­ba­sı, ba­şa­rıl­ma­sı zor ve hat­ta so­nu bel­li ol­ma­yan bir ma­ce­ra­dır. Ora­dan bur­dan kop­muş “es­ki ka­ri­ye­rist­ler­le”, ki­mi­si or­ta­da kal­mış, ki­mi­si “dev­rim kaç­kı­nı” in­san­lar­la ye­ni bir ör­güt he­ve­si için­de olan­lar, bu­la­nık su­da ba­lık av­la­ma­ya kal­kı­şan­lar­dır. On­lar, sa­yı­sı bir dü­zi­ne­yi ge­çen pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci grup ve par­ti­le­ri­ne kar­şı olan opor­tü­nist, re­viz­yo­nist, fır­sat düş­kü­nü ki­şi­ler­dir. Bun­la­ra gö­re ye­ni bir ör­güt­len­me ge­rek­li ol­ma­dı­ğı gi­bi za­rar­lı­dır da. Çün­kü pro­le­tar­ya­nın on­dan faz­la par­ti­si var­dır, on­bi­rin­ci­ye ge­rek yok­tur.

Bi­ze gö­re ise ye­ni bir ör­güt­len­me­nin ge­rek­li­li­ği­ne öz­nel ola­rak kim­se ka­rar ve­re­me­ye­ce­ği gi­bi, kim­se de ya­sak­la­ya­maz, en­gel­le­ye­mez. Ye­ni bir ör­güt­len­me, nes­nel ha­ya­tın da­yat­tı­ğı sos­yal-si­ya­sal bir zo­run­lu­luk­sa, dev­rim saf­la­rın­da bu­lu­nan on­bin­le­rin ger­çek di­le­ğiy­se, böy­le­si bir ge­rek­li­li­ğin ifa­de­si ola­rak bi­lin­ce çı­kı­yor­sa, an­cak o za­man bü­tün en­gel­le­ri aşa­rak ku­ru­lur ve doğ­ru bir hat iz­le­ye­bi­lir­se ge­li­şir. Ge­li­şim sü­re­ci içe­ri­sin­de de, ar­tık ge­rek­li­li­ği kal­ma­mış, dev­ri­min ih­ti­yaçla­rı­na ce­vap ver­me­yen, dev­rim­ci ge­liş­me­nin kam­bu­ru ha­li­ne gel­miş ör­güt­len­me­le­ri de, tek tek çü­rü­tür. Bur­ju­va ve kü­çük­ bur­ju­va par­ti­le­rin, re­viz­yo­nist par­ti­le­rin, sağ ve “sol” opor­tü­niz­min et­ki­si al­tın­da kal­mış emek­çi kit­le­le­ri si­ya­si ola­rak uyan­dı­rır ve ço­ğun­lu­ğu­nu ka­za­nır. Bir­çok ör­güt, ad ve ta­be­la ola­rak, hat­ta önem­li bir ta­raf­tar kit­le­siy­le ken­di­le­ri­ni ko­ru­ya­bi­lir­ler. Dev­ri­me kar­şı, uz­la­şı­cı ya da uz­laş­maz ta­vır ta­kı­na­bi­lir­ler. Bir kıs­mı si­lah el­de dev­ri­me kar­şı çar­pı­şa­bi­lir. Ta­rih­te bu­nun ör­nek­le­ri çok­tur.
Biz­ce so­run, sa­yı­sı yü­zü ge­çen es­ki ör­güt­len­me­le­ri ve on­la­ra can ve­ren si­ya­si-te­orik çiz­gi­yi, ide­olo­jik kav­ra­yı­şı ko­ru­mak, es­ki kim­lik­le­riy­le ya­şa­ma­la­rın­da ayak di­re­mek de­ğil. Bi­zi ya­ki­nen il­gi­len­di­ren ulu­sal-ulus­la­ra­ra­sı so­run­la­ra, ye­ni dö­ne­min dev­rim­ci gö­rev ve so­run­la­rı­na ce­vap­lar ve­re­bi­len ve dev­ri­me ön­der­lik ede­bi­le­cek ni­te­lik­te ye­ni tip­te bir ör­güt­len­me­yi ya­rat­mak­tır.

Em­per­ya­liz­me, sos­yal em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me, her tür­den re­viz­yo­nizm ve opor­tü­niz­me kar­şı za­fer ka­zan­ma­nın, emek­çi kit­le­ri sos­yal kur­tu­lu­şa gö­tür­me­nin yo­lu bu­ra­dan ge­çe­cek­tir. Yi­ne ay­nı za­man­da, böy­le bir ör­güt, an­cak yu­ka­rı­da say­dı­ğı­mız düş­man­la­ra kar­şı mü­ca­de­le için­de, ken­di­ni va­re­de­bi­lir.

Baş­tan da be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, dev­rim için ye­ni tip­te bir ör­güt­len­me­nin zo­run­lu­lu­ğu­na ina­nan­lar, açık ge­rek­çe­le­ri­ni ay­rın­tı­lı bi­çi­miy­le sun­ma­lı­dır­lar. Mark­sizm-Le­ni­niz­min ev­ren­sel il­ke­le­ri­ni, us­ta­la­rın bu­gü­ne ka­dar bin­ler­ce kez yi­ne­len­miş alın­tı­la­rı­nı bir öğ­ren­ci ti­tiz­li­ğiy­le sı­ra­la­mak, par­lak te­orik söy­lev­ler çek­mek ye­ter­li de­ğil­dir. Em­per­ya­liz­me, sos­yal em­per­ya­liz­me, fa­şiz­me, “üç dün­ya”cı­lı­ğa, yu­var­lak an­la­mıy­la re­viz­yo­niz­me kar­şı ol­mak da böy­le­si bir ör­güt­len­me­nin te­me­li ola­maz. Geç­miş­te, re­viz­yo­niz­me kar­şı çı­kan­la­rın ve si­la­ha sa­rı­lan­la­rın, na­sıl da ma­ce­ra­cı­lı­ğa ve gi­de­rek ye­ni­den mo­dern re­viz­yo­niz­min ku­ca­ğı­na düş­tük­le­ri­ni gör­dük. Ma­ce­ra­cı­lı­ğa kar­şı çı­kan­la­rın bir kıs­mı­nın, te­orik te­mel­siz­lik­le­rin­den ve sı­nıf ya­pı­la­rın­dan ötü­rü, na­sıl da fa­şiz­min ye­de­ği­ne düş­tük­le­ri­ni gör­dük. Mo­dern re­viz­yo­niz­me kar­şı çı­kıp da, mo­dern re­viz­yo­niz­min bir bi­çi­mi olan “üç dün­ya”cı­lı­ğı kim­le­rin bay­rak et­ti­ği­ni bi­li­yo­ruz. Ulus­la­ra­ra­sı mer­kez­le­rin gö­zü­ne gir­mek için kim­le­rin bir­bi­ri­ni ye­di­ği ve hâ­lâ da ye­mek­te ol­du­ğu her­hal­de bi­li­ni­yor. Geç­mi­şi çe­şit­li yön­ler­den ele alıp eleş­ti­ri ge­liş­ti­ren­le­rin çok fark­lı dü­şün­dük­le­ri, ge­rek kay­nak ge­rek­se de so­nuç ba­kı­mın­dan bir ger­çek de­ğil mi­dir? Geç­mi­şin top­tan in­ka­rın­da ve ka­ra­lan­ma­sın­da bir­le­şen­ler­le dev­rim yo­lun­da iler­le­mek müm­kün mü­dür? Geç­miş ve geç­miş­te­ki so­rum­lu­luk­la­rın pay­la­şı­mı he­pi­mi­zi il­gi­len­di­ren bir so­run de­ğil mi­dir? İşe bu­ra­dan baş­la­mak ge­re­ki­yor.

So­ru­nun özü, si­ya­si-ide­olo­jik kav­ra­yış­ta aran­ma­lı­dır; çün­kü, ör­güt­len­me an­layış­la­rı­na, kit­le iliş­ki­le­ri­ne, gün­cel prob­lem­le­rin çö­zü­mü­ne can ve­ren kay­nak bu­ra­da­dır. Fel­se­fi ide­alizm­le, bur­ju­va, kü­çük­ bur­ju­va an­la­yış­lar­la ara­la­rı­na ke­sin çiz­gi çe­ke­me­miş olan­lar ma­ter­ya­liz­mi na­sıl sa­vu­na­bi­lir­ler ve pro­le­tar­ya­nın sı­nıf çı­kar­la­rı­nı ne­re­ye ka­dar tem­sil ede­bi­lir­ler? Bu ne­den­le, ör­güt ad­la­rı­nın ba­şı­na ve so­nu­na ek­le­nen “dev­rim­ci”, “Mark­sist-Le­ni­nist”, “Ko­mü­nist” ta­nım­la­ma­la­rı bi­zi pek il­gi­len­dir­mi­yor; bi­zi ey­lem­le­rin içe­ri­ği il­gi­len­di­ri­yor. Eğer, sağ­lık­lı bir adım at­mak is­ti­yor­sak, TKP (Tür­ki­ye Ko­mü­nist Par­ti­si)’nin olu­şu­mun­dan baş­la­ya­rak, sos­yal, si­ya­sal, eko­no­mik, de­mok­ra­tik, fel­se­fi, ör­güt­sel ve ulu­sal so­run ko­nu­la­rın­da, bu­gü­ne dek çe­şit­li grup ve ör­güt­ler­ce iz­le­nen si­ya­sal-ide­olo­jik-ör­güt­sel çiz­gi ile bi­zim dü­şün­dü­ğü­müz te­orik-pra­tik mü­ca­de­le bi­çim ve yol­la­rı ara­sın­da­ki ay­rım­lar, gö­rüş­le­ri­miz ve te­mel öne­ri­le­ri­miz so­mut­laş­tı­rı­la­rak or­ta­ya kon­ma­lı­dır. So­run, doğ­ru mü­ca­de­le bi­çi­mi­nin pra­tik­te gös­te­ril­me­si­dir. So­run, doğ­ru di­ye or­ta­ya atı­lan “dev­rim­ci te­ori”nin, pra­tik­te ka­nıt­lan­ma­sı­dır. Yok­sa ni­ye­ti­miz ne ka­dar yü­ce olur­sa ol­sun, yap­tı­ğı­mız en­tel­lek­tü­el ge­ve­ze­lik yap­mak­tan, fel­se­fi söy­lev­ler ver­mek­ten öte­ye gi­de­mez. Bu­nun için, bu­gü­ne ka­dar çe­şit­li bi­çim­ler­de var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren bel­li baş­lı ana ör­güt­len­me­ler ulus­la­ra­ra­sı kök­le­riy­le, si­ya­sal-ide­olo­jik öz­le­ri ve ör­güt­sel iş­le­yiş­le­riy­le, da­yan­dık­la­rı in­san mal­ze­me­le­ri ve kad­ro an­la­yış­la­rıy­la, ken­di bel­ge­le­ri­ne da­ya­na­rak ele alın­ma­lı ve ir­de­len­me­li­dir. Mo­dern re­viz­yo­niz­min ge­nel ya­pı­sı ve ta­ri­hi kök­le­ri in­ce­len­me­den TKP ve ben­zer­le­ri, ÇKP ve AEP in­ce­len­me­den de, tez­le­ri­ni bu te­mel­le­re da­yan­dı­ran ör­güt­ler açık­la­na­maz. Öte yan­da, Mus­ta­fa Sup­hi’den, Şe­fik Hüs­nü, Hik­met Kı­vıl­cım­lı ve Mih­ri Bel­li’ye ka­dar, Ay­bar-Aren-Bo­ran’dan, bun­la­ra ve ge­nel ola­rak sağ opor­tü­niz­me tep­ki te­me­lin­de or­ta­ya çı­kan Ma­hir Ça­yan ve Kay­pak­ka­ya’ya ka­dar bü­tün te­oris­yen­ler ve bun­la­rın te­ori­le­ri­ne da­ya­na­rak can bu­lan ör­güt­len­me­ler in­ce­len­me­ye alın­ma­lı­dır. Ne­den ay­rı bir ör­güt­len­me­de ıs­rar edi­yo­ruz so­ru­su, geç­mi­şin ir­de­len­me­si ile ya­ki­nen il­gi­li­dir. Bi­zi on­lar­dan ayı­ra­cak özel­lik­ler ne­ler ola­cak­tır? Geç­mi­şin bi­ze ula­şan, ulu­sal-ulus­la­ra­ra­sı olum­lu mi­ra­sı, kav­ra­ya­bi­lir­sek, özüm­le­ye­bi­lir­sek, hiç kim­se­nin özel ma­lı de­ğil­dir. O, dev­ri­min ma­lı­dır. Bu an­lam­da, tav­rı­mız Le­nin’in tav­rı ol­ma­lı­dır. Le­nin, Ka­utsky’i mah­kum et­ti­ği za­man onun on yıl­lık Mark­sist geç­mi­şi­ne ve bu sü­reç içe­ri­sin­de üret­tik­le­ri­ne sa­hip çık­tı. Ple­ha­nov’a en sert eleş­ti­ri­le­ri yö­nel­tir­ken, onun Rus­ya’da Mark­siz­min ya­yıl­ma­sın­da­ki pa­yı­nı in­kâr et­me­di. Gor­ki’yi en ağır dil­le suç­la­dı­ğı za­man bi­le, O’nun pro­le­tar­ya­ya yap­tı­ğı hiz­met­le­ri önem­le ko­ru­du ve öv­dü. Top­tan red ve in­kâr Mark­sist­le­rin tav­rı de­ğil­dir. Yan­lış­lık­la­rın si­ya­sal-ide­olo­jik öz­le­ri açık­lı­ğa ka­vuş­tu­rul­ma­dan dev­rim­ci bir ge­liş­me sağ­la­mak müm­kün de­ğil­dir; yi­ne geç­mi­şin olum­lu mi­ras­la­rı­nı red­de­dip, her şe­yi ken­di­miz­le baş­lat­ma an­la­yı­şı da Mark­sist bir an­la­yış de­ğil­dir. Dar pra­tik an­la­yı­şa bağ­lı ka­lı­nır­sa, si­ya­si-ide­olo­jik ber­rak­lık ka­za­nıl­maz­sa, doğ­ru te­orik ön­der­lik sağ­la­na­maz­sa, geç­mi­şin ha­ta ve yan­lış­lık­la­rı ben­zer bi­çim­le­riy­le bu kez ta­ra­fı­mız­dan tek­rar­la­na­cak­tır. So­ru­nu­muz ki­şi­le­ri ka­ra­la­mak, ör­güt­le­ri kö­tü­le­mek ve bu ara­da ken­di­mi­ze bir yer aç­mak de­ğil­dir. Tam ter­si­ne, her şe­yi, nes­nel ger­çek­li­ği için­de, doğ­ru ye­ri­ne koy­ma­ya ça­lış­mak ola­cak­tır. So­ru­nu­muz, her tür­den em­per­ya­liz­me, re­viz­yo­niz­me, fa­şiz­me ve ge­ri­ci­li­ğin her bi­çi­mi­ne kar­şı, gü­cü­müz ora­nın­da so­mut mü­ca­de­le gö­rev­le­rin­den kop­ma­dan, dev­rim saf­la­rın­da, iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin bağ­rın­da var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren dev­rim düş­ma­nı ve dev­rim za­rar­lı­sı akım­la­rı açı­ğa çı­kart­mak ve mah­kum et­mek­tir. Sağ­lık­lı bü­yü­me­nin ko­şu­lu bu­dur. Bi­lim­sel sos­ya­lizm ile iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­ni bir­leş­ti­re­bil­me­nin tek yo­lu da bu­dur.

So­mut mü­ca­de­le gö­rev­le­rin­den kop­ma­mak der­ken, bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki, fa­şist dik­ta­tör­lük ile ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki mü­ca­de­le­den, Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik hak­la­rı için ver­di­ği mü­ca­de­le­den, ge­rek yurt için­de ge­rek­se yurt dı­şın­da gün­cel ha­ya­tın da­yat­tı­ğı dev­rim­ci gö­rev­ler­den söz edi­yo­ruz. Yo­lu­muz Le­nin’in yo­lu­dur, di­yor­sak, Le­nin’in kav­ra­yı­şın­dan, mü­ca­de­le an­la­yı­şın­dan yo­la çı­ka­rak, gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da dev­ri­min çe­şit­li so­run­la­rı­na ve has­ta­lık­la­rı­na doğ­ru çö­züm­ler bul­ma­lı­yız. Mark­sizm-Le­ni­niz­min doğ­ru re­çe­te­si hiç­bir ki­tap­ta yok­tur. Ay­rı­ca, doğ­ru di­ye öne sü­rü­len hiç­bir it­hal ma­lı re­çe­te de sü­rek­li de­ği­şim ve ha­re­ket için­de sey­re­den, ken­di­ne öz­gü bir ya­pı­sı olan sos­yal-si­ya­sal ha­ya­tı­mı­zın ih­ti­yaç­la­rı­na ce­vap ve­re­mez.

SBKP, ÇKP, AEP, ya da La­tin Ame­ri­ka’lı odak­la­rın iz­le­yi­ci­le­ri­nin var­dık­la­rı nok­ta­lar or­ta­da­dır. Tak­tik adı­na, böl­ge dev­let­le­ri­nin dü­men su­yun­da yü­rü­yen­le­rin gi­diş­le­ri­ni ib­ret­le iz­li­yo­ruz. Biz­ler, ken­di so­run­la­rı­mı­zı, ken­di ayak­la­rı­mız üze­ri­ne ba­sa­rak çöz­mek zo­run­da­yız. Çe­şit­li ül­ke­le­rin dev­rim­ci de­ney­le­rin­den kök­lü ders­ler çı­kart­mak­la, on­la­rı tak­lit et­mek iki ay­rı şey­dir. Ger­çek en­ter­nas­yo­na­list da­ya­nış­ma ile he­ge­mon­ya­cı he­sap­la­ra bel bağ­la­mak iki ay­rı şey­dir. Da­ha şim­di­den hal­kı­mı­zın kö­le­li­ği­ne ve ül­ke­mi­zin ba­ğım­lı­lı­ğı­na müş­te­ri ara­yan­lar ve stra­te­ji­le­ri­ni bu te­mel üze­rin­de kur­ma­ya ça­lı­şan­lar bil­me­li­dir ki, ev­de­ki he­sap hiç­bir za­man çar­şı­ya uy­ma­ya­cak­tır.

He­pi­mi­zin her fır­sat­ta yer­li yer­siz kul­lan­dı­ğı, “dev­rim­ci te­ori ol­ma­dan dev­rim­ci pra­tik ol­maz” sö­zü, bu­gü­ne ka­dar, te­orik yet­mez­lik­le­ri­mi­zi, ek­sik­lik ve ha­ta­la­rı­mı­zı giz­le­me­nin, ken­di­li­ğin­den­li­ğin pe­şin­den sü­rük­len­di­ği­mi­zi giz­le­me­nin bir ör­tü­sü ola­rak kul­la­nıl­dı. Ay­nı za­man­da her grup, ken­di­le­ri­ne te­mel al­dık­la­rı si­ya­si te­ori­le­ri en dev­rim­ci te­ori, dev­ri­min yo­lu­nu gös­te­ren tek yol ola­rak sun­mak için, yi­ne bu sö­zün ar­ka­sı­na sa­ğın­dı­lar. Ma­ce­ra­cı­lı­ğı for­mül­leş­ti­ren te­ori­ler­den, mo­dern re­viz­yo­nizm­den can bu­lan çe­şit­li sağ “sol” opor­tü­nist te­ori­le­re ka­dar hep­si, kit­le­le­rin önü­ne bu söz­le bir­lik­te ve Le­nin adıy­la su­nul­du. Oy­sa, ya­şa­dı­ğı­mız acı ger­çek­ler gös­ter­miş­tir ki; Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­rim­ci ha­re­ke­ti, ha­ya­tı­nın hiç­bir dö­ne­min­de, ger­çek­ten dev­rim­ci bir te­ori­nin yol gös­te­ri­ci­li­ği­ne ve dev­rim­ci bir ön­der­li­ğe sa­hip ol­ma­mış­tır. İş­te bu­nun acı so­nu­cu­dur ki, bur­ju­va fe­odal ge­ri­ci­lik kar­şı­sın­da, fa­şist ge­liş­me­ler kar­şı­sın­da sü­rek­li ye­nil­gi­le­re uğ­ra­dık. Kar­şı­laş­tı­ğı­mız ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı so­run­la­ra ce­vap ver­mek için yurt dı­şı mih­rak­la­rın ağız­la­rı­na bak­tık. Kit­le­le­rin ge­li­şen is­tek­le­ri­ne ce­vap ve­re­me­dik. Ki­mi za­man, ha­zır ol­ma­dı­ğı­mız za­man­lar­da bi­le kav­ga­yı gö­ze al­dık. Ki­mi za­man as­ke­ri dar­be pe­şin­de ko­şan­la­rın ale­ti du­ru­mu­na düş­tük. Dev­rim­ci bi­ri­kim­le­rin çarçur edil­me­si­ne yol açan ey­lem­le­re ağır­lık ver­dik. Özel­lik­le son on yıl için­de, dev­ri­me ina­nan, yi­ğit, fe­da­kar an­ti fa­şist mü­ca­de­le adı­na, ken­di­li­ğin­den­li­ğin bu­la­nık­lı­ğı için­de te­lef ol­du. Ki­mi­si öl­dü­rül­dü, ki­mi­si zin­dan­la­ra tı­kıl­dı, ki­mi­le­ri de hâ­lâ çık­maz te­ori­le­rin kıs­ka­cın­da bo­ğul­mak­ta­dır. Dev­rim için öl­me­ye ha­zır bin­ler­ce ev­lat ye­tiş­ti­ren bir halk, dev­rim­ci bir te­ori­nin ışı­ğı­na sa­hip ol­say­dı, bu te­ori­yi ha­ya­ta ge­çi­re­bi­le­cek bir ön­der­li­ğe sa­hip ol­say­dı, Ev­ren üçün­cü yı­lı­nı dol­du­ra­bi­lir miy­di? Ya da Ev­ren ba­şı­mı­zın be­la­sı olur muy­du?

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin yo­lu, sa­de­ce ül­ke­mi­zin öz­gül ko­şul­la­rı için­de aran­ma­ma­lı­dır; bi­li­yo­ruz ki dev­rim­ci te­ori “bü­tün ül­ke­le­rin iş­çi ha­re­ke­tinin ge­nel bi­çi­mi ile ele alı­nan de­ne­yim­dir.” Tür­ki­ye-Kür­dis­tan dev­ri­mi­nin yo­lu­nu ay­dın­la­ta­cak te­ori de, dün­ya dev­rim­ci ha­re­ket­le­ri­nin de­ne­yim ve ders­le­ri ışı­ğın­da, ken­di dev­rim­ci geç­mi­şi­mi­zin ve so­mut sos­yal-eko­no­mik ko­şul­la­rı­mı­zın in­ce­len­me­sin­den çı­ka­cak­tır. An­cak em­per­ya­liz­min, sos­yal em­per­yaliz­min iç dış iliş­kileri, dün­ya genelin­deki iliş­ki ve çeliş­kileri, dün­yayı yeniden pay­laş­ma hesap­ları, özel­lik­le de Or­tadoğu üzerin­deki emel­leri ve böl­ge dev­let­lerinin niteliği hesaba katıl­madan sağ­lık­lı bir teorik pers­pek­tif oluşamaz. Marx’ın fel­sefi mater­yaliz­mi ve sınıf mücadelesi dokt­rini, çalış­malarımızın yol gös­tericisi olacak­tır.

Mayıs der­gisinin ikin­ci sayısın­da 1983 Ekim’in­de yayın­lan­mış­tır.