TÜM AYDIN VE SANATÇILARA ÇAĞRI
Türkiyeli anti faşist demokrat bir sanatçı olarak, ülkemde hâlâ devam etmekte olan işkenceleri, insan haklarının ayaklar altına alınışını, Kürt ulusu ve azınlıklar üzerinde yoğunlaşan baskıları duyurmak istiyorum; ve bu konuda, demokrasi mücadelemize büyük yararları olacak olan yardımlarınızı rica ediyorum.
Bildiğiniz gibi, 6 Kasım 1983’te Türkiye’de genel seçimler yapıldı. Generallerin iddialarına göre bu, demokratik bir seçimdir ve sonuçta demokrasiye geçilmiştir. Ne yazık ki, dünyanın birçok ülkesinde birçok demokrat bile bu yalana aldanmıştır. Radyo, TV, basın yayın organlarında, faşist generallerin oyununa uygun yorumlar yapılmıştır. Bu yalan ve aldatmaca oyununa karşı çıkmak, faşistlerin oyununu bozmak, her demokratın kutsal görevi olmalıdır.
6 Kasım seçimleri göstermelik bir seçimdir; fakat buna rağmen halkın faşist generallere karşı olduğu ve onların askeri diktalarına açıkça tavır aldıkları bu seçimde ortaya çıktı. Halk, General Evren’in açıkça desteklediği ve halkı oy vermeye çağırdığı “Milliyetçi Demokrasi Partisi”ne en az oyu verdi. Göstermelik ve sahte bir “sosyal demokrat” parti olan “Halkçı Parti” halkın demokrasiye duyduğu bir özlemi ifade eden, %30 oy aldı. Mevcut hükümete sınırlı da olsa, göstermelik de olsa eleştiri yöneltirken, işçi-köylü-memur-orta sınıf çıkarlarından söz eden “Anavatan Partisi” oyların çoğunu alarak iktidar partisi oldu.
6 Kasım öncesine bakarsak, seçimlerin danışıklı bir döğüş olduğunu, çizilen programın aksamadan yürütüleceğini görürüz.
Öyle bir anayasa hazırlanmış ve kabul edilmiştir ki, hükümete kim gelirse gelsin, değişen bir şey olmayacaktır. Meclis’ten çıkan kararlar yine Milli Güvenlik Kurulu’nun, yani generallerden oluşan kurulun onayına sunulacaktır. Egemenlik yine onların elindedir. General Evren devlet başkanı olarak geniş yetkilere sahiptir.
Sıkıyönetim kaldırıldığı taktirde, sıkıyönetim görevleri yine en sıkı biçimde uygulanacaktır; bunun için polise, valilere olağanüstü yetkiler tanınmıştır. Kişi ve konut dokunulmazlığı, kişisel hak ve özgürlükler, mahkeme kararına gerek kalmadan, polis ve valilerce bölge komutanlarınca sınırlandırılabilecek ve hatta yok edilebilecektir. Sıkıyönetim mahkemelerinin görevlerini, özel biçimde seçilen faşist ve gerici savcı ve yargıçlardan oluşan “Devlet Güvenlik Mahkeme”leri yürütecektir.
Emekçilerin, aydınların, öğrenci gençliğin, ekenomik, demokratik ve siyasal örgütlenme hakkı, ellerinden alınmıştır. Gerçek anlamıyla demokrasi isteyenler, “komünist”, “anarşist” ve “bölücü” olarak adlandırılmakta ve takibata uğramaktadırlar.
6 Kasım seçimlerinden önce, generaller, halkın ilgisini çekebilecek parti kuruluşlarını çeşitli hile ve sözde yasal yollarla yasaklamış, kapatmış, bağımsız olarak seçime katılmak isteyen yüzlerce miletvekili adayını, “veto” etmiştir. Seçim öncesi öylesi bir eleme yapılmıştır ki, seçime katılan üç partiden hangisi hükümet olursa olsun, değişen bir şey olmayacaktır. Nitekim seçimi kazanan partinin başkanı Özal, 12 Eylül ‘84 darbesinden önce, Başbakan olan Demirel’in yardımcısıydı ve “24 Ocak Kararları” olarak bilinen kararların uygulayıcısı olarak, 12 Eylül’den sonra da devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak görevine devam etti. Seçimlerden bir süre önce görevinden alındı ve “güvenilir” biri olduğu için parti kurmasına izin verildi.
6 Kasım seçimleri yapılmıştır; sözde “demokrasi”ye geçilmiştir. Faşist bir anayasa, söz, düşünce ve örgütlenme özgürlüklerini ağır cezalarla sınırlayan ceza yasası ve özel mahkemeleri, özel işkence evleri, özel cezaevleriyle dolu bir “demokrasi…” Seçimin hemen ardından, Barış Derneği kurucuları, çoğunluğu sekiz yıl olmak üzere, ağır cezalara çarptırıldılar. Mahkemeler yine kalemlerini kırarak idam cezaları yağdırıyor. Kıbrıs’ta bir savaş çağrısı olan ve Türk-Yunan gerginliğini artıran “bağımsız bir Türk devleti” ilan ediliyor. Kürt ulusu üzerindeki baskılar, kıyımlar yoğunlaşırken, Ermeni azınlığın kontrolü için “Ermeni Hareket Masası” kuruyorlar, yakında idamlar yeniden başlatılacak. Eğer dünya demokrat kamuoyu, generallerin sunduğu “demokrasi” oyunu karşısında suskun ve kayıtsız kalırsa, oyunu kabullenmiş ya da oyunla uzlaşmış duruma düşerse, demokrasinin, insan haklarının çiğnenmesine seyirci kalmış olacak ve hatta onların cesaretini artırmış olacaktır. Faşistlerin düzenlediği “demokrasi oyunu” bozulmalı, generalllerin maskesi iyice düşürülmelidir. Faşizme karşı durmak, yeni bir dünya savaşı hazırlıklarına karşı durmak demektir. Sizlerin, Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve barışa karşı kılıçlarını kuşanmış olan generallere ve onların sadık sivil takipçilerine tepkiniz, uyarınız, dünya barışı, insanlık onuru ve demokrasi mücadelesi için bir kazanç olacaktır.
Saygılarımı ve en içten duygularımı kabul ediniz.
Bütün uluslardan aydın ve sanatçılara ulaştırılan ve Türk faşist cuntasını protesto eylemine katılmaları amacıyla imzaya sunulan bu çağrı 29 Kasım 1983’te kaleme alınmıştır.
