DEVRİM VE DEMOKRASİ DAVASI MUTLAKA ZAFER KAZANACAKTIR

Çe­hov, bir hi­ka­ye­sin­de, oğ­lu ölen bir ara­ba­cı­nın acı­sı­nı an­la­tır. Ara­ba­cı, ara­ba­sı­na bi­nen müş­te­ri­le­re, hiç il­gi­si yok­ken, “bi­li­yor mu­su­nuz ba­yım, be­nim oğ­lum öl­dü” der… Ara­ba­cı­nın oğ­lu­nun ölü­mü, as­lın­da kim­se­yi il­gi­len­dir­mi­yor, yi­ne de ara­ba­cı, her önü­ne ge­le­ne, “bi­li­yor mu­su­nuz ba­yım, be­nim oğ­lum öl­dü” di­yor. Ara­ba­cı­nın yü­re­ği ya­nık­tır, acıy­la do­lu­dur. Kim­se il­gi gös­ter­mez onun acı­sı­na. Ara­ba­cı son ola­rak, at­la­rı­na an­la­tır oğ­lu­nun öl­dü­ğü­nü. “bi­li­yor mu­su­nuz, der, be­nim oğ­lum öl­dü.”

Ben de bu­gün siz­le­re, oğ­lu­nu kay­be­den ara­ba­cı­nın yü­rek ya­nık­lı­ğıy­la, “bi­li­yor mu­su­nuz ar­ka­daş­lar, bu­gün Tür­ki­ye ce­za­ev­le­rin­de bin­ler­ce genç in­san idam edi­le­ce­ği gü­nü bek­li­yor” de­mek is­ti­yo­rum. Çe­hov’un ara­ba­cı­sı ölen oğ­lun­dan söz eder­ken, ben, öl­dü­rü­le­cek­ler­den söz et­mek is­ti­yo­rum. Bu­gü­ne ka­dar ası­lan, kur­şu­na di­zi­len, iş­ken­ce­ler­de öl­dü­rü­len­ler­den, yüz­ler­ce genç­ten de­ğil, ölüm sı­ra­sı­nı bek­le­yen bin­ler­den söz et­mek is­ti­yo­rum. Son ga­ze­te ha­be­ri, “Kür­dis­tan İş­çi Par­ti­si’ne men­sup üç ki­şi ida­ma, on ki­şi mü­eb­bet hap­se mah­kum edil­di,” di­yor. Ya­kın bir ge­le­cek­te yüz­ler­ce­si için da­ha idam ce­za­sı ve­ri­le­cek. Ya­kın bir ge­le­cek­te top­lu idam­lar ya­pı­la­cak. On­la­rın öl­dü­rül­me­le­ri­ne se­yir­ci ka­lın­ma­ma­lı­dır.
6 Ka­sım­’da Tür­ki­ye’de ge­nel se­çim­ler ya­pıl­dı.
Dün­ya rad­yo, TV ve ga­ze­te­le­ri, ge­nel­lik­le se­çim­le­ri de­mok­ra­si­ye dö­nüş bi­çi­min­de yo­rum­la­dı­lar. Böy­le­si bir yo­rum, fa­şist ge­ne­ral­le­rin yo­rum­la­rıy­la ay­nı­lık gös­te­ri­yor. Çün­kü on­lar da de­mok­ra­si­ye ge­çil­di­ğin­den söz edi­yor­lar. Ken­di­le­ri­ne de­mok­rat adı­nı ve­ren­le­rin, fa­şist­ler­le ay­nı pa­ra­le­le düş­me­le­ri dü­şün­dü­rü­cü­dür. Ba­tı­lı için de­mok­ra­si­nin öl­çü­sü ile Tür­ki­ye için de­mok­ra­si­nin öl­çü­sü fark­lı mı­dır?
Tür­ki­ye’de de­mok­ra­si­den söz et­mek için ya kö­tü ni­yet­li ol­mak ge­re­kir ya da kör ve sa­ğır ol­mak.

1. Tür­ki­ye’de ba­sın öz­gür de­ğil­dir. Dev­rim­ci-de­mok­rat ya­yın­lar ya­sak­tır. Bur­ju­va ba­sın bi­le çok sı­kı kont­rol al­tın­da­dır. İş­te son ör­nek Hür­ri­yet ga­ze­te­si, Tür­ki­ye Ko­mü­nist Par­ti­si’nin es­ki sek­re­te­ri­nin ölüm ila­nı­nı ya­yın­la­dı­ğı için sü­re­siz ka­pa­tıl­dı. Üs­te­lik bi­le­rek ya­yın­lan­ma da de­ğil.

2. Tür­ki­ye’de ay­dın­lar, ya­zar­lar, sa­nat­çı­lar, bi­limadam­la­rı mah­ke­me önün­de­dir­ler… Bir­ço­ğu ağır ce­za­la­ra mah­kum edil­miş­ler­dir. Son ola­rak Ba­rış Der­ne­ği men­sup­la­rı 5 ile 8 yıl ara­sın­da de­ği­şen ağır ce­za­la­ra çarp­tı­rıl­dı­lar.

Yüz­ler­ce iş­çi ön­de­ri, sen­di­ka­cı ce­za­ev­le­rin­de­dir.
Ya­zar­lar Sen­di­ka­sı, DİSK, bir­çok de­mok­rat be­le­di­ye baş­ka­nı ve gö­rev­li­si mah­ke­me önün­de­dir.
Söz, dü­şün­ce öz­gür­lü­ğü yok­tur.
“Hu­zur ope­ras­yo­nu” adı al­tın­da hâ­lâ ev­ler ba­sıl­mak­ta, so­kak­lar aran­mak­ta­dır. Tu­tuk­lan­ma­la­rın ar­dı ar­ka­sı ke­sil­me­mek­te­dir.

İş­çi­le­rin, ay­dın­la­rın, emek­çi hal­kın de­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­le­ri, sen­di­ka, der­nek kur­ma gi­bi hak­la­rı yok­tur.

Fa­şist ana­ya­sa, ki­şi ve ko­nut do­ku­nul­maz­lı­ğı, ha­ber­leş­me ve se­ye­hat öz­gür­lü­ğü gi­bi en ta­bii hak­la­rı ra­fa kal­dı­r­mış­tır.
Sa­nat, özel­lik­le si­ne­ma, san­sü­rün bas­kı­sı al­tın­da­dır.
Eğer is­te­nir­se, bir ki­tap ya­yın­lan­ma­dan ya­sak­la­na­bi­lir ve mah­ke­me önü­ne çı­kar­tı­la­bi­lir.

Tür­ki­ye’de de­mok­ra­si­ye dö­nül­dü­ğü­nü söy­le­yen­ler ya da dü­şü­nen­le­rin an­la­dı­ğı de­mok­ra­si böy­le bir de­mok­ra­si mi­dir?
Kürt ulu­su üze­rin­de her gün ar­tan asi­mi­las­yon, kı­yım ça­lış­ma­la­rı de­mok­ra­si­nin ge­re­ği mi­dir? Bir ulus ki, ken­di şar­kı­sı­nı söy­le­ye­mez, bir ulus ki, ken­di di­li­ni ko­nu­şa­maz, bir ulus ki “ben Kür­düm” di­ye­mez, bu mu­dur de­mok­ra­si?

İş­çi, köy­lü hak­la­rın­dan söz et­me­nin, bı­ra­ka­lım sos­ya­lizm sö­zü­nü, bur­ju­va de­mok­ra­si­sin­den bi­le söz et­me­nin ko­mü­nist tak­ti­ği ola­rak suç­lan­dı­ğı bir ül­ke­de, de­mok­ra­si­den söz edi­le­bi­lir mi?

Tür­ki­ye’de 6 Ka­sım se­çim­le­ri, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün, si­vil el­bi­se giy­me­sin­den baş­ka bir şey de­ğil­dir. İp­ler yi­ne ge­ne­ral­le­rin elin­de­dir. Es­ki­den ge­ne­ral­le­rin seç­ti­ği bir “Da­nış­ma Mec­li­si” var­dı. Ka­rar­lar ge­ne­ral­le­rin oluş­tur­du­ğu Mil­li Gü­ven­lik Kon­se­yi’ne su­nu­lu­yor­du. Şim­di de yi­ne ge­ne­ral­le­rin ona­yın­dan geç­miş, on­la­rın izin­le­riy­le se­çi­me gir­miş par­ti­ler­den ve yi­ne ge­ne­ral­le­rin ona­yın­dan geç­miş mil­letve­kil­le­rin­den olu­şan bir “Mi­let Me­c­li­si” var. Bu mec­lis, es­ki Da­nış­ma Me­ci­li­si’nin ye­ri­ni alı­yor. Mec­lis’in al­dı­ğı ka­rar­lar bu kez, Cum­hur­baş­ka­nı Ev­ren, es­ki Mil­li Gü­ven­lik Kon­se­yi üye­le­ri ve on­la­rın seç­tik­le­ri ki­şi­ler­den olu­şa­cak olan “cum­hur­baş­kan­lı­ğı kon­se­yi”nin ona­yı­na su­nu­la­cak.

Her­kes iyi bil­me­li­dir ki, fa­şist dik­ta­tör­lük, üni­for­ma­la­rı­nı si­vil el­bi­se­ler­le giz­li­yor.

Her­kes bil­sin ki, se­çi­me ka­tı­lan par­ti­ler de­mok­ra­si di­ye bir he­de­fe sa­hip de­ğil­dir­ler.

Sah­te bir “sos­yal de­mok­rat” par­ti olan Halk­çı Par­ti, “ABD’nin per­shing fü­ze­le­ri Tür­ki­ye’ye yer­leş­ti­ril­me­li­dir” di­ye her­kes­ten ön­ce ba­ğı­rı­yor. San­ki Tür­ki­ye’de ABD fü­ze­le­ri yok­muş gi­bi.

Her üç par­ti de Kıb­rıs’ta bir sa­vaş çağ­rı­sı ve ye­ni bir bu­na­lı­mın işa­re­ti olan söz­de ba­ğım­sız “Kıb­rıs Türk Dev­le­ti”ni al­kış­lı­yor­lar. Ga­ze­te­ler ya­zı­yor “Ba­ğım­sız­lık ne gü­zel”. Han­gi ba­ğım­sız­lık? Ba­ğım­sız­lık­çı­lar ne di­yor: Di­yor­lar ki biz, es­ki Lüb­nan’ın ye­ri­ni ala­bi­li­riz. Bey­rut’un oy­na­dı­ğı ro­lü biz ya­pa­bi­li­riz. Ba­ğım­sız­lık­tan söz eden­ler, Lüb­nan’ın ba­ğım­sız­lı­ğı­nı yi­tir­me­si, par­ça­lan­ma­sı üze­ri­ne ha­yal­ler ku­ru­yor­lar. Ba­ğım­sız­lık ila­nı­nı öv­güy­le kar­şı­la­yan Türk ga­ze­te­le­ri Kürt hal­kı­nın ba­ğım­sız­lık ha­re­ke­ti­ni kan­la boğ­ma­ya ça­ğı­rı­yor­lar.

İş­te Tür­ki­ye’de­ki ye­ni de­mok­ra­si.
İçer­de bas­kı, te­rör, iş­ken­ce…
Dı­şar­da böl­ge­sel sa­vaş­la­ra ha­zır­lık…
Tür­ki­ye’de, emek 30 li­ra. Fran­sız pa­ra­sıy­la bir frank.
Tür­ki­ye’de as­ga­ri üc­ret dört­yüz frank.
İş­siz sa­yı­sı üç­bu­çuk mil­yon. Bu is­ta­tis­tik­le­re gö­re bir de giz­li iş­siz­ler or­du­su var ki, sa­yı­sı­nı kim­se bil­mi­yor?
‘80 dar­be­sin­de do­lar 80 li­ray­dı. Bu­gün 260 li­ra. Yüz­de üç­yüz­yir­mi­beş ar­tış.
Se­çim­le­rin he­men ar­dın­dan, kor­kunç bir zam, ha­yat pa­ha­lı­lı­ğı­nı akıl al­maz bo­yut­la­ra yük­selt­ti.

Ba­zı Ba­tı ga­ze­te­le­ri, ye­ni baş­ba­kan ada­yı, es­ki dev­let ba­ka­nı ve baş­ba­kan yar­dım­cı­sı Tur­gut Özal için övü­cü şey­ler ya­zı­yor­lar. Tur­gut Özal Le Mond’un de­di­ği­ne gö­re “bal­dan” adam­mış. Evet, bir an­lam­da doğ­ru­dur. Tur­gut Özel ba­la bu­lan­mış ze­hir­dir. IMF Baş­ka­nı Özal için, “gü­ven­di­ği­miz bir adam­dır. Türk eko­no­mi­si­ni kur­ta­ra­cak­tır” di­yor. Biz de bi­raz fark­lı dü­şü­nü­yo­ruz. Tur­gut Özal, Tür­ki­ye hal­kı­nın gü­ven­di­ği adam de­ğil, IMF’nin, dün­ya ban­ka­sı­nın em­per­ya­list­le­rin gü­ven­di­ği adam­dır ve hal­kı eze­rek efen­di­le­ri­nin çı­kar­la­rı­nı ko­ru­ya­cak­tır.

Her­kes bil­sin ki, Tür­ki­ye’de ne eko­no­mik, ne si­ya­si, ne de in­san hak­la­rı ko­nu­sun­da es­ki­sin­den fark­lı şey­ler ol­ma­ya­cak­tır. Tür­ki­ye’de de­ği­şik­lik, an­cak hal­kın mü­ade­le­si yük­se­lir­se, halk güç­le­ri fa­şiz­me kar­şı et­kin ör­güt­lü bir mü­ca­de­le yü­rü­tül­­ebilirse bir şey­ler de­ği­şir.

Bir ül­ke­de ge­liş­me­yi ve de­ği­şik­lik­le­ri be­lir­le­ye­cek te­mel ko­şul, o ül­ke hal­kı­nın mü­ca­de­le­si­dir. Bu an­lam­da biz dev­rim­ci-de­mok­rat­la­ra çok gö­rev­ler düş­mek­te­dir. Tür­ki­ye’de­ki fa­şiz­min dün­ya ka­mu­oyu önün­de ser­gi­len­me­si önem­li bir de­mok­ra­si gö­re­vi­dir ama be­lir­le­yi­ci de­ğil­dir. Ba­tı­lı de­mok­rat yüz­ler­ce yıl­dır, bas­kı al­tın­da­ki ül­ke­le­rin acı­la­rı­nı din­li­yor. Ne za­man ­ki biz, ül­ke­de mü­ca­de­le­yi yük­sel­te­ce­ğiz, o za­man dün­ya de­mok­rat ka­mu­oyun­un des­te­ği da­ha da önem ka­za­na­cak­tır.

Ken­di­le­ri­ne dev­rim­ci-de­mok­rat di­yen, Türk Kürt kö­ken­li si­ya­si ha­re­ket­ler, eğer fa­şizm­le ger­çek­ten he­sap­laş­mak is­ti­yor­lar­sa ön­ce ken­di­le­ri­ne ce­sa­ret­le eğil­me­li­dir­ler. Ger­çek­ten dev­rim­ci, ger­çek­ten de­mok­rat olun­ma­dan, ül­ke dev­ri­min­den ve de­mok­ra­si­den söz et­mek ha­yal olur. Biz, ge­rek ken­di hal­kı­mı­za kar­şı, ge­rek­se dün­ya de­mok­rat­la­rı­na kar­şı açık­yü­rek­li ve ger­çek­çi ol­ma­lı­yız ki gü­ven ka­za­na­bi­le­lim. İş­te bu da bi­zim iç so­ru­nu­muz. Bu­nu çö­zme­den, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da dev­rim ve de­mok­ra­si so­ru­nu­nu çö­ze­me­yiz.
Söz­le­ri­mi bi­ti­rir­ken, ge­le­ce­ğe gü­ven ve inaç­la bak­tı­ğı­mı söy­le­me­li­yim.

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da dev­rim ve de­mok­ra­si mut­la­ka za­fer ka­za­na­cak­tır.

Bu­gü­ne ka­dar dev­rim ve de­mok­ra­si yo­lun­da şe­hit düş­müş olan­la­rın in­ti­kam­la­rı alı­na­cak­tır.

Ezi­len halk­lar ve ulus­lar, mut­la­ka za­fer ka­za­na­cak­lar­dır.

Ya­şa­sın de­mok­rasi,
Yaşasın dev­rim…

Paris’te, 1984 başın­da, “Fran­sız Komünist Par­tisi”ne bağ­lı genç­lerin düzen­lediği bir gecede yapılan konuş­ma.