FAŞİZM ÜZERİNE BİR KEZ DAHA

I
Fa­şizm, em­per­ya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğın­da, em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin, met­ro­pol­ler­de ol­sun, ya­rı sö­mür­ge ül­ke­ler­de ol­sun, sı­nıf ege­men­li­ği­nin en ge­ri­ci, en kan­lı sis­te­mi ve dik­ta­tör­lü­ğü­dür. Met­ro­pol­ler­de em­per­ya­list bur­ju­va­zi, dik­ta­tör­lü­ğü­nün doğ­ru­dan yö­ne­ti­ci­si iken, ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­ler­de, çe­şit­li iş­bir­lik­çi­le­ri ara­cı­lı­ğıy­la sı­nıf çı­kar­la­rı­nı ve ege­men­li­ği­ni ko­rur; ya­yıl­ma si­ya­se­ti­ni uy­gu­lar. Ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­ler­de­ki em­per­ya­list sö­mü­rü iliş­ki­le­ri­nin ge­li­şim dü­ze­yi, ih­raç edi­len ser­ma­ye­nin yo­ğun­lu­ğu, ya­tı­rım­la­rın ni­te­li­ği, eko­no­mik, sos­yal, si­ya­sal ha­yat­ta, hem em­per­ya­list­ler ile iş­bir­lik­çi­le­ri ara­sın­da­ki, hem de bir bü­tün ola­rak ezi­len kit­le­ler­le sö­mü­rü­cü sı­nıf­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri kar­şı­lık­lı et­ki­ler ve ye­ni de­ği­şik­lik­le­ri ve ye­ni dü­zen­le­me­le­ri gün­de­me ge­ti­rir. Kar­şı­lık­lı sı­nıf ve çı­kar iliş­ki­le­ri ye­ni­den ve ye­ni­den dü­zen­le­nir. Bu dü­zen­le­me­ler, ba­rış­çı yol­lar­la, se­çim­ler ve hü­kü­met de­ği­şik­lik­le­ri yo­luy­la ola­bi­le­ce­ği gi­bi, ki­mi za­man as­ke­ri mü­da­ha­le­ler, dar­be­ler, si­lah­lı ça­tış­ma­lar bi­çi­min­de de ken­di­ni gös­te­rir. Eko­no­mik açı­dan güç­le­nen kat­man­lar si­ya­set ala­nın­da da, dev­let yö­ne­ti­min­de de ağır­lı­ğı ele ge­çi­rir­ler. Si­ya­set, eko­no­mi­nin is­tek­le­ri­ne gö­re de­ğiş­ti­ri­lir. Bü­tün bu du­rum­lar­da, iş­çi sı­nı­fı güç­süz­se, doğ­ru si­ya­si ön­der­li­ğe sa­hip de­ğil­se, ge­liş­me­ler kar­şı­sın­da mü­da­ha­le­siz ka­lır ve bur­ju­va­zi­nin ken­di için­de­ki he­sap­laş­ma­sı­nın ka­çı­nıl­maz ola­rak se­yir­ci­si, hat­ta ye­de­ği du­ru­mu­na dü­şer.

Fa­şiz­min dev­let bi­çi­mi, dev­let me­ka­niz­ma­sı için­de bü­rok­ra­si­ye oran­la or­du­nun ve bu­na bağ­lı ola­rak da da­ha sis­tem­li zo­run ve bas­kı­la­rın ön pla­na çık­ma­sı, dev­le­tin ge­ri­ci an­lam­da ye­ni­den in­şa­sı de­mek­tir. Fa­şist dik­ta­tör­lük, em­per­ya­lizm ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin kar­şı­laş­tı­ğı eko­no­mik, si­ya­sal zor­luk­la­rı aş­ma­sı için baş­vur­mak zo­run­da kal­dı­ğı bir araç­tır; em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin son si­la­hı­dır. Bi­çi­mi ne olur­sa ol­sun, han­gi tip ül­ke­de olur­sa ol­sun, em­per­ya­list bur­ju­va­zi­den ve empe­rya­li­st eko­no­mi­den ko­puk bir fa­şist dik­ta­tör­lük bek­le­ne­mez. Ör­ne­ğin fa­şist Türk dev­le­ti, tek ba­şı­na Türk ege­men sı­nıf­la­rı­nın dev­le­ti de­ğil­dir; baş­ta ABD ve Ba­tı Al­man em­per­ya­liz­mi ol­mak üze­re, bin­bir bağ­la em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­dır. Bu ne­den­le dev­let, sa­de­ce iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın, Kürt iş­bir­lik­çi ha­in­le­riy­le it­ti­fa­kı­na da­ya­nan dev­le­ti de­ğil, eko­no­mik ba­ğım­lı­lı­ğın ni­te­li­ği ve bu ba­ğım­lı­lı­ğın di­ğer alan­la­ra yan­sı­ma­sı ora­nın­da em­per­ya­liz­min de dev­le­ti­dir. Özel­lik­le 12 Ey­lül fa­şist dar­be­sin­den son­ra, bu ger­çek da­ha açık ve an­la­şı­lır bi­çi­miy­le or­ta­ya çık­mış­tır. Ya­ni Türk dev­le­ti, söy­len­di­ği gi­bi ulu­sal ege­men­li­ği olan bir dev­let de­ğil­dir; si­ya­si ba­ğım­sız­lı­ğı bi­çim­sel­dir. Eko­no­mik ba­kım­dan ol­du­ğu ka­dar si­ya­si ve as­ke­ri ba­kım­dan da ba­ğım­sız ve ege­men de­ğil, esas ola­rak ABD em­per­ya­liz­mi­nin eko­no­mi­si­ne, dün­ya­yı ye­ni­den pay­laş­ma si­ya­se­ti ve as­ke­ri stra­te­ji­si­ne ba­ğım­lı­dır. Uy­gu­la­dı­ğı eko­no­mik, as­ke­ri, si­ya­sal hat­tın re­çe­te­si em­per­ya­liz­min im­za­sı­nı ta­şır. Em­pery­la­sit he­ge­mon­ya ve ba­ğım­lı iliş­ki­le­rin ge­liş­me­si, onun bir za­man­lar var olan ulu­sal ka­rak­te­ri­ni, ku­rul­du­ğu an­dan baş­la­ya­rak, adım adım su­lan­dır­mış ve sil­miş­tir. Ve dev­le­tin yö­ne­ti­mi, esas ola­rak 12 Ey­lül’den son­ra, ağır­lık­lı bi­çim­de komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat­lar* ara­cı­lı­ğıy­la, ABD’nin de­ne­ti­mi­ne geç­miş­tir.

Si­ya­sal alan­da, iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin es­ki tem­sil­ci­si ve ABD çı­kar­la­rı­nın es­ki sa­dık bek­çi­si De­mi­rel kli­ği ar­tık gö­re­vi­ni ta­mam­la­mış­tır. Ye­ni dö­nem­de, ABD çı­kar­la­rı­nı ve onun­la doğ­ru­dan iliş­ki için­de olan bir avuç iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin çı­kar­la­rı­nı da­ha doğ­ru­dan sa­vu­na­cak ve kol­la­ya­cak ye­ni iş­bir­lik­çi yö­ne­ti­ci­le­re ih­ti­yaç var­dır. Ev­ren-Özal iliş­ki­sin­de ifa­de­si­ni bu­lan komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat or­tak­lı­ğı, iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak­la bir­lik­te, da­ha çok ABD çı­kar­la­rı­nı ko­ru­ma­yı ön­le­ri­ne gö­rev ola­rak koy­muş­lar­dır. Ve bu­gün yap­tık­la­rı tam da bu­dur.

Sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın, özel­lik­le de iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin iç çe­liş­me­le­ri han­gi bo­yut­lar­da olur­sa ol­sun, on­lar, iş­çi sı­nı­fı­na, emek­çi kit­le­le­re ve si­ya­sal alan­da­ki tem­sil­ci­le­ri­ne, yan­daş­la­rı­na kar­şı uy­gu­la­na­cak zor, bas­kı­lar ve ön­lem­ler ko­nu­sun­da fi­kir bir­li­ği için­de­dir­ler. Dev­rim ve de­mok­ra­si düş­man­lı­ğın­da bir­bir­le­riy­le ya­rış ede­bi­lir­ler. On­la­rın ara­la­rın­da sü­ren çe­liş­me çı­kar çe­liş­me­si­dir ve emek­çi kit­le­le­rin sö­mü­rü­sün­den el­de edi­len zen­gin­lik­le­rin na­sıl pay­la­şı­la­ca­ğı, dev­let ola­nak­la­rı­nın, kre­di­le­rin da­ha çok kim ya­ra­rı­na kul­la­nı­la­ca­ğı ko­nu­la­rın­da or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Bun­la­rın han­gi ke­si­mi ik­ti­dar ola­nak­la­rı­nı ele ge­çi­rir­se ge­çir­sin, dev­le­tin fa­şist özü de­ğiş­me­ye­cek­tir. Ör­ne­ğin 12 Ey­lül’e ka­dar çı­kar bir­li­ği yap­mış sö­mü­rü­cü sı­nıf­lar ara­sın­da or­ta­ya çı­kan yol ay­rı­mı, ken­di ara­la­rın­da da­ha ön­ce ya­şan­mış ya­rış­lar­da ol­du­ğu gi­bi kay­na­ğı­nı eko­no­mik bü­yü­me­den ve bu­nun ye­ni ih­ti­yaç­la­rın­dan al­mak­ta­dır. Eko­no­mik ola­rak bü­yü­yen ve es­ki iliş­ki­ler için­de ar­tık tı­kan­ma nok­ta­sı­na ge­len iş­bir­lik­çi­le­rin bir ke­si­mi, es­ki yol ar­ka­daş­la­rın­dan kur­tul­mak is­te­miş­tir. Es­ki yol ar­ka­daş­la­rı, ge­li­şen ke­sim için ar­tık ayak ba­ğı­dır; sil­ke­le­mek ge­rek­li­dir. ABD em­per­ya­liz­mi de ay­nı is­tek­le­ri ta­şı­dı­ğı ve da­yat­tı­ğı için, 12 Ey­lül gün­de­me alın­mış­tır. Bu ne­den­le­dir ki, 12 Ey­lül fa­şiz­mi, bü­tün sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın çı­kar­la­rı­nı ay­nı oran­da ko­ru­mak ama­cıy­la de­ğil em­per­ya­liz­min, baş­ta da ABD em­per­ya­liz­mi­nin çı­kar­la­rı­nı ve bu bağ­lam­da ge­li­şen iş­bir­lik­çi­le­rin çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak ve ge­liş­tir­mek ama­cıy­la baş­ta iş­çi sı­nı­fı ol­mak üze­re, emek­çi kit­le­le­re, Kürt hal­kı­na ve ay­nı za­man­da da bur­ju­va­zi­nin bir ke­si­mi­ne kar­şı, dev­let me­ka­niz­ma­sı­na zor yo­luy­la el koy­muş­tur. Ulus­la­ra­ra­sı ve özel­lik­le böl­ge­sel plan­da­ki ne­den­le­rin de bun­da güç­lü bir ro­lü ol­muş­tur.

Ba­zı­la­rı için fa­şist dik­ta­tör­lük­ler, hem em­per­ya­liz­me hem de sos­yal em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­dır. Ve hem em­per­ya­list­le­rin, hem de sos­yal em­per­ya­list­le­rin çı­kar­la­rı­nı, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da sa­vu­nur­lar. Bu tez, em­per­ya­list­ler ara­sı çe­liş­me­le­ri ve dün­ya­yı pay­laş­mak için gi­ri­şi­len ha­zır­lık­la­rı hi­çe sa­yan, tek tek ül­ke­ler­de­ki fa­şist dik­ta­tör­lük­le­rin öz­gül gö­rev­le­ri­ni kav­ra­ma­yan bir an­la­yı­şın ürü­nü­dür ve ke­sin­lik­le yan­lış­tır. Bu an­la­yı­şın sa­hip­le­ri için bur­ju­va de­mok­ra­si­si ile fa­şizm ara­sın­da da fa­şist par­ti­ler­le fa­şist ol­ma­yan bur­ju­va par­ti­le­ri ara­sın­da da hiç­bir fark yok­tur; çün­kü her iki­si de bur­ju­va ege­men­li­ği­nin ve bur­ju­va top­lu­mu­nun sa­vun­ma­sı­nı üst­le­nen araç­la­rın bi­rer bi­çi­mi­dir­ler ve par­ti­ler de­ğer­len­dir­me­si de ay­nı­dır. Fa­şiz­me ve fa­şist dik­ta­tör­lük­le­re kar­şı so­mut mü­ca­de­le gö­rev­le­ri­ni ra­fa kal­dı­ran, la­fa­zan­lı­ğı pra­tik mü­ca­de­le­nin ye­ri­ne ko­yan­lar için bu yak­la­şım nor­mal kar­şı­la­na­bi­lir. Ama fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi si­ya­sal ik­ti­dar mü­ca­de­le­si­nin bir bi­çi­mi ve ara­cı ola­rak gö­ren­ler, fa­şizm­le ge­ri­ci­li­ğin di­ğer bi­çim­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­den dev­rim ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si adı­na ya­rar­lan­mak is­te­yen­ler, so­mut du­rum­la­rın so­mut de­ğer­len­dir­me­si­ni yap­mak, düş­ma­nı bü­tün yön­le­riy­le ta­nı­mak zo­run­da­dır­lar. Fa­şist dik­ta­tör­lük­le­rin özü, em­per­ya­list­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki, em­per­ya­list­ler­le ezi­len dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki; ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­le, ezi­len ulus­lar­la ezen ulus­lar ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­le; böl­ge­sel plan­da sü­ren ça­tış­ma, çı­kar kav­ga­la­rı ve çal­kan­tı­lar­la bir­lik­te ele alın­ma­dan doğ­ru bi­çim­de an­la­şı­la­maz­lar. Ör­ne­ğin, ka­ba bir bi­çim­de, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da­ki as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük, hem em­per­ya­liz­me hem de sos­yal em­per­ya­liz­me bağ­lı­dır ve her iki­si­nin de çı­kar­la­rı­nın bek­çi­si­dir der­sek; Af­ga­nis­tan’da­ki as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük de fa­şiz­min do­ğa­sı ge­re­ği, hem em­per­ya­liz­me hem de sos­yal em­per­ya­liz­me bağ­lı­dır, der­sek; Po­lon­ya, Şi­li fa­şizm­le­ri de öy­le­dir, hem em­per­ya­liz­me hem de sos­yal em­per­ya­liz­me bağ­lı­dır, der­sek ger­çe­ği ifa­de et­miş olur mu­yuz? Fa­şizm­le bur­ju­va de­mok­ra­si­si ara­sın­da­ki fark­la­rı or­ta­dan kal­dı­rır­sak, kim­le­re hiz­met et­miş olu­ruz? Em­per­ya­list­ler ara­sı ser­ma­ye akı­mı, ABD ve di­ğer em­per­ya­list ül­ke­le­rin, Sov­yet­ler’e, di­ğer re­viz­yo­nist ül­ke­le­re ya­tı­rım­la­rı, böy­le bir tes­bit ya­pa­bil­mek için ye­ter­li mi­dir? Yi­ne, Sov­yet­ler’in ve di­ğer re­viz­yo­nist ül­ke­le­rin Türk dev­le­ti­ne ve ege­men sı­nıf­la­rı­na yap­tık­la­rı yar­dım­lar, yü­rüt­tük­le­ri ti­ca­ri iliş­ki­ler, ki­mi za­man en açık bi­çi­miy­le gö­rü­len si­ya­si des­tek­le­ri, bo­yut­la­rı ne olur­sa ol­sun, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün Ame­ri­kan’cı ka­rek­te­ri­ni de­ğiş­ti­rir mi?

Fa­şist dik­ta­tör­lük­le­rin öz­gül du­rum­la­rı­nı, iç dış da­ya­nak­la­rı­nın sı­nıf­sal ka­rak­ter­le­ri­ni doğ­ru he­sap ede­me­yen an­la­yış sa­hip­le­ri, ken­di­le­ri­ne ne der­ler­se de­sin­ler, ni­yet­le­ri ne olur­sa ol­sun, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­de ana ve ta­li gö­rev­le­ri bir­bi­ri­ne ka­rış­tır­ma­ya, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi su­lan­dır­ma­ya hiz­met eder­ler.

Em­per­ya­list­ler ara­sın­da her za­man kar­şı­lık­lı çı­kar iliş­ki­le­ri ve çe­liş­me­le­ri var­dır. Dün­ya­nın ye­ni­den pay­la­şı­mı adı­na, bir­bir­le­riy­le tek tek ül­ke pa­zar­la­rı için ol­sun, yo­ğun mü­ca­de­le­ler sür­mek­te­dir. Böl­ge­sel sa­vaş­la­rın ar­dın­da, kom­şu ül­ke­ler ara­sın­da­ki sa­vaş­lar­da, tek tek ül­ke­ler­de gö­rü­len ba­zı iç sa­vaş­lar­da, per­de ar­ka­sı­na baktığımız za­man, em­per­ya­list güç­le­ri gö­re­bi­li­riz. Hü­kü­met­le­rin rüş­vet, dar­be, vs. yol­la­rı ile ele ge­çi­ril­me­le­ri, ül­ke­le­rin iş­ga­li em­per­ya­list­le­rin, eko­no­mi­nin da­ra­lan da­mar­la­rı­nın ge­niş­le­til­me­si için ol­du­ğu ka­dar, ay­nı za­man­da ye­ni bir pay­la­şım sa­va­şın­da stra­te­jik üs­tün­lük sağ­la­mak için de ya­ptıkları gi­ri­şim­ler­dir.

Fa­şist ve sos­yal fa­şist dik­ta­tör­lük­le­ri bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­ran bu tür an­la­yış, em­per­ya­list­ler ara­sı çe­liş­me­le­rin ve yak­la­şan sa­vaş teh­li­ke­si­nin içe­ri­ği­ni, Le­ni­nist em­per­ya­lizm te­ori­si­ni an­la­ma­mak de­mek­tir. Bı­ra­ka­lım em­per­ya­list dev­let­ler ara­sın­da­ki re­ka­be­ti, ulus­la­ra­ra­sı te­kel­le­rin ken­di ara­la­rın­da da çe­şit­li ül­ke pa­zar­la­rı­na ege­men ol­ma, on­la­rı ken­di saf­la­rı­na çek­me ya­rı­şı sür­mek­te­dir. Pet­rol te­kel­le­ri, uçak te­kel­le­ri, vb. şu ya da bu ül­ke­nin pa­zar­la­rı­nı ele ge­çir­mek için, ken­di em­per­ya­list dev­let­le­ri­nin gü­cü­nü kul­la­nır­lar; ge­nel­de çı­kar em­pery­la­zi­min çı­ka­rı­dır ama özel­de, bir­çok yer­de tek tek ulus­la­ra­ra­sı te­kel­ler çı­kar kar­şı­mı­za. Ör­ne­ğin Şi­li’de Al­len­de’ye kar­şı ilk dar­be gi­ri­şi­mi­ni tez­gah­la­yan ITT te­ke­li, ben­zer­le­ri­nin sa­de­ce bi­ri­dir. Yu­var­lak, ge­nel ta­nım ve tes­bit­ler­le, fa­şiz­me kar­şı doğ­ru mü­ca­de­le yü­rü­tü­le­mez. Her ül­ke dev­rim­ci­le­ri ve de­mok­rat­la­rı, ken­di ül­ke­le­rin­de­ki fa­şiz­min öz­gül ya­pı­sı­nı bil­mek zo­run­da­dır­lar.

Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün te­mel sı­nıf­sal gö­re­vi, ken­di için­de yüz par­ça­ya bi­le bö­lün­müş ol­sa, ör­güt­sel-si­ya­sal ol­gun­luk­tan uzak da ol­sa, dev­rim­ci, de­mok­rat, re­viz­yo­nist, opor­tü­nist ay­rı­mı yap­ma­dan, emek­çi kit­le­ler adı­na yo­la çı­kan si­ya­si ha­re­ket­le­ri de­ği­şen oran­lar­da ez­mek; iş­çi sı­nı­fı­nın uzun yıl­lar­da ka­zan­dı­ğı sen­di­kal hak ve öz­gür­lük­le­ri gas­pet­mek; eko­no­mik-si­ya­sal ör­güt­le­ri­ni da­ğıt­mak; Kürt ha­re­ke­ti­nin bü­tün gö­rü­nüm­le­ri­ni kan­la bas­tır­mak; yurt­se­ver, dev­rim­ci de­mok­rat ba­sı­nı sus­tur­mak ve ez­mek; mil­li­yet­çi şo­ven ide­olo­ji­yi yay­mak ve dev­let ay­gı­tı­nın bü­tün ola­nak­la­rı­nı se­fer­ber ede­rek ege­men kıl­mak ve ken­di­si­ne kit­le ta­ba­nı oluş­tur­mak­tır. Esas ola­rak, iş­çi­le­ri, üre­ti­ci köy­lü­le­ri, ay­dın­la­rı, emek­çi hal­kı bas­kı al­tı­na alan fa­şizm, kül­tü­rel-eğit­sel-spor­tif vb. çe­şit­li ku­rum­la­rı ara­cı­lı­ğı ile genç­li­ği ken­di saf­la­rı­na ka­zan­ma­ya ve on­la­rı yoz­laş­tır­ma­ya ça­lış­ıyor; bu­gü­ne ka­dar iz­le­di­ği si­ya­set, önü­ne koy­du­ğu he­def­le­ri ger­çek­leş­tir­me­de ge­çi­ci de ol­sa ba­şa­rı­lı ol­muş­tur. Ama­cı, ge­rek ulu­sal, ge­rek­se böl­ge­sel ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da, em­per­ya­list ya­yıl­ma için üs­tü­ne dü­şen­le­ri ye­ri­ne ge­tir­mek­tir. Em­per­ya­liz­min, içi­ne düş­tü­ğü bu­na­lım­dan kur­tul­mak için; ge­ri ül­ke­le­rin da­ha da sö­mü­rül­me­si için; bu­na­lı­mın asıl yü­kü­nü sö­mür­ge, ya­rı sö­mür­ge ve ba­ğım­lı ül­ke­le­rin halk­la­rı­nın sır­tı­na yık­mak için, fa­şist dik­ta­tör­lük­le­re ih­ti­ya­cı var­dır. Do­ğa­sı ge­re­ği em­per­ya­lizm, de­mok­ra­si ile çe­li­şir; in­san hak ve öz­gür­lük­le­riy­le çe­li­şir; o ter­ci­hi­ni her za­man si­ya­si ge­ri­ci­lik­ten ya­na ko­yar ve si­ya­si ge­ri­ci­li­ğin ko­şu­la­rı­nı ya­ra­tır ve sis­tem­leş­ti­rir. Bu ay­nı za­man­da, sos­yal dev­ri­min nes­nel ko­şul­la­rı­nın ya­ra­tıl­ma­sı an­la­mı­na ge­lir. Em­per­ya­list si­ya­se­tin özü, dün­ya ege­men­li­ği­dir. Bü­tün fa­şist dik­ta­tör­lük­ler gi­bi Türk fa­şiz­mi de, em­per­ya­list he­ge­mon­ya­nın bir ara­cı ola­rak gö­rev ba­şın­da­dır.

Ta­nı­ğız ki, dün­ya pa­zar­la­rı­nın, et­ki alan­la­rı­nın, ham­mad­de kay­nak­la­rı­nın ve stra­te­jik böl­ge­le­rin ye­ni­den pay­la­şı­mı için, em­per­ya­list­ler ara­sı he­ge­mon­ya mü­ca­de­le­si, özel­lik­le ABD ve SSCB ara­sın­da­ki mü­ca­de­le, gün­den gü­ne yo­ğun­la­şı­yor ve ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­ler de­rin­le­şi­yor. Ye­ni bir he­sap­laş­ma­da öm­rü­nün ye­tip yet­me­ye­ce­ği bir ya­na, fa­şist Türk dev­le­ti do­ğal ola­rak ba­ğım­lı bu­lun­du­ğu ABD saf­la­rın­da, NA­TO sal­dır­gan­la­rı­nın saf­la­rın­da, Sov­yet­ler’e kar­şı, Varşova Paktı üye­le­ri­ne kar­şı sa­va­şa ka­tıl­cak­tır. Bu ne­den­le, sa­va­şın kar­şı kut­bun­da yer ala­bi­le­c­ek güç­le­rin ya­nı sı­ra sa­va­şa ve fa­şiz­me kar­şı olan bü­tün güç­le­re, em­per­ya­list bir sa­va­şı dev­rim­ci bir iç sa­va­şa dö­nüş­tür­me­ye ha­zır­la­nan bü­tün güç­le­re kar­şı sa­vaş ilan ede­cek­tir. İde­olo­jik si­lah­la­rı an­ti ko­mü­nizm­dir, şo­ven mil­li­yet­çi­lik­tir. On­lar, iki em­per­ya­list ara­sın­da­ki sa­va­şı, “hür dün­ya” ile “ko­mü­nist dün­ya” ara­sın­da­ki bir sa­vaş ola­rak ta­nım­la­ya­cak­lar ve kit­le­le­ri ko­şul­lan­dı­ra­cak­lar­dır. Bu du­rum­da, ger­çek­ten he­de­fi ko­mü­nist dün­ya olan dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın gö­rev­le­ri ol­duk­ça zor­dur; o iki ca­na­var­dan bi­ri­nin ya­nın­da yer al­ma­ya­cak, her iki­si­ne kar­şı da sa­vaş­mak zo­run­da ka­la­cak­tır. An­cak güç­lü bir dev­rim­ci ön­der­li­ğe sa­hip­se, kit­le içi­ne kök sal­mış­sa, bu­gün va­ro­lan dev­rim­ci­le­re du­yu­lan gü­ven­siz­li­ği gü­ve­ne çe­vir­miş­se, önü­ne koy­du­ğu tak­tik ve stra­te­jik gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­ti­re­bi­lir; ak­si hal­de dü­şün­ce­le­ri­miz bir iyi ni­yet be­lir­ti­si­nin öte­sin­de bir an­lam ta­şı­maz.

On­lar, ya­ni ABD ve Soy­vet­ler, ara­la­rın­da­ki yo­ğun mü­ca­de­le­le­re kar­şın, böl­ge­de dev­rim­ci bir ge­liş­me söz ko­nu­su olur­sa, ara­la­rın­da an­la­şıp ge­li­şen dev­rim­ci ha­re­ket­le­ri, Fi­lis­tin ör­ne­ğin­de ol­du­ğu gi­bi, boğ­mak­tan çe­kin­mez­ler. Her iki yan için de, bir pro­le­ter dev­rim ya da pro­le­ter dev­ri­mi­ne açık ulu­sal de­mok­ra­tik dev­rim­ler ka­bul edi­le­mez­dir. Pro­le­tar­ya­nın ni­hai kur­tu­lu­şu için, Kürt ulu­su­nun dev­rim­ci kur­tu­lu­şu için, em­per­ya­liz­me ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı sa­va­şı ön­le­ri­ne ko­yan­lar, her iki yan için de ezil­me­si ge­re­ken he­def­ler­dir…

Em­per­ya­lizm­le, özel­lik­le ABD em­per­ya­li­zi­miy­le bu em­per­ya­liz­min ez­di­ği dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, fa­şist Türk dev­le­ti­nin sa­fı, ezi­len halk­la­rın sa­fı de­ğil, yi­ne em­per­ya­liz­min ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin sa­fı­dır. Af­ga­nis­tan ola­yın­da ol­du­ğu gi­bi, Sov­yet iş­ga­li­ne kar­şı çı­kar­ken, bu­nun ne­de­ni, iş­gal­le­re ve sö­mür­ge­ci­li­ğe kar­şı ol­du­ğun­dan de­ğil­dir, dün­ya he­ge­mon­ya­sı mü­ade­le­sin­de, stra­te­jik nok­ta­lar­dan bi­ri­nin ha­sım ta­ra­fın eli­ne geç­miş ol­mas­ın­dan do­la­yı­dır. Af­ga­nis­tan’da Sov­yet­le­re kar­şı di­re­nen güç­ler­den özün­de ge­ri­ci olan­lar mad­di-ma­ne­vi yar­dım­lar­da bu­lu­nur­ken, ge­ri­ci Af­gan göç­men­le­ri­ne ka­pı­la­rı­nı açar­ken, top­rak ve iş te­min eder­ken; Kıb­rıs’ın iş­ga­li­ne kar­şı çı­kan­la­rı, Kür­dis­tan’da­ki sö­mür­ge zül­mü­nü kı­na­yan­la­rı, ona kar­şı mü­ca­de­le eden­le­ri çe­şit­li sı­fat­lar­la suç­lar, ha­in ilan eder. Ken­di hal­kı­nın so­run­la­rı­na ce­vap ve­re­mez­ken, an­ti ko­mü­nizm adı­na, Sal­va­dor’da, Ni­ka­ra­gua’da, Gu­ata­me­la’da, Gü­ney Af­ri­ka’da ve da­ha bir­çok ül­ke­de, ge­ri­ci­li­ğe ar­ka çı­kar; Po­lon­ya iş­çi sı­nı­fın­dan ya­na gö­rü­nür. Ken­di iş­çi sı­nı­fı­nın en kü­çük de­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­le­ri­ni, eko­no­mik is­tem­le­ri­ni si­lah zo­ruy­la ayak­lar al­tı­na alan, mil­yon­lar­ca iş­si­zi se­fa­le­te ter­ke­den bir dik­ta­tör­lü­ğün, Po­lon­ya iş­çi sı­nı­fın­dan ya­na gö­rün­me­si, fa­şist de­ma­go­ji­nin bir sah­te­kâr­lık ör­ne­ği­dir yal­nız­ca.

Fa­şist Türk dev­le­ti, bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me­de de baş­ta çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı ol­mak üze­re, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­na kar­şı dün­ya em­per­ya­liz­mi­nin ve ge­ri­ci bur­ju­va­zi­nin saf­la­rın­da ye­ri­ni al­mış­tır. Onun, hiç­bir ül­ke­nin iş­çi sı­nı­fı­na ya­kın­lı­ğı yok­tur. O, em­per­ya­list bir sa­vaş­ta, Ko­re ola­yın­da ol­du­ğu gi­bi, Kıb­rıs iş­ga­lin­de ol­du­ğu gi­bi, ken­di iş­çi ve köy­lü­le­ri­ni bo­ğaz­lat­mak üze­re sa­vaş alan­la­rı­na sü­re­cek­tir.

Kürt ulu­su üze­rin­de­ki yo­ğun bas­kı ve te­rö­rü, mil­li sı­nır­lar için­de kal­ma­mak­ta, ge­rek­li gö­rü­len hal­ler­de, Irak ve Su­ri­ye (Ka­mış­lı) kat­li­am­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi sı­nır­lar aşıl­mak­ta, kan dö­kül­mek­te­dir. İran-Irak sa­va­şın­da, halk­la­rın çı­kar­la­rı de­ğil, em­peryalizmin ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin çı­kar­la­rı he­sap­lan­mak­ta ve sa­va­şın ya­rat­tı­ğı yı­kın­tı­lar­dan, üre­ti­min düş­me­sin­den ya­rar­la­nıl­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Kom­şu ulus­la­rın için­de bu­lun­duk­la­rı fe­la­ket­le­ri, sa­vaş acı­la­rı­nı al­çak­ça pa­ra­ya çe­vir­me­nin he­sap­la­rı ya­pıl­mak­ta­dır. Ve asıl plan­la­rı­nı, Irak-İran sa­va­şı­nın so­nun­da or­ta­ya çıka­cak si­ya­si tab­lo­ya gö­re ayar­la­mak­ta­dır­lar. Fa­şist Türk Dev­le­ti, böl­ge­de­ki Aze­ri, Türk­men, Türk azın­lık­la­rı, ken­di çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da kul­lan­ma­nın sin­si he­sap­la­rı için­de­dir. Pa­kis­tan ve ge­ri­ci Arap yö­ne­tim­le­riy­le iliş­ki­ler ge­liş­ti­ril­mek­te, ge­ri­ci güç­ler­le her alan­da da­ya­nış­ma ve iş­bir­li­ği ya­pıl­mak­ta­dır. Han­gi açı­dan ba­kar­sak ba­ka­lım, ulu­sal, böl­ge­sel ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da, kar­şı­mız­da, mut­la­ka yı­kıl­ma­sı ge­re­ken halk ve in­san­lık düş­ma­nı bir kar­şı dev­rim ka­le­si, em­per­ya­liz­min bir ile­ri ka­ra­ko­lu var­dır. Özel­lik­le de böl­ge­de, pro­le­tar­ya­ya, emek­çi halk­la­ra ve baş­ta Kürt ulu­su ol­mak üze­re, ezi­len halk­la­ra kar­şı, dev­rim­ci, de­mok­ra­tik ge­liş­me­le­re kar­şı in­san hak ve öz­gür­lük­le­ri­ne kar­şı, in­san hak ve öz­gür­lük­le­ri­ne kar­şı, em­per­ya­liz­min uşa­ğı bir ka­le! Sa­vaş, sal­dı­rı, soy­gun ve ci­na­yet ay­gı­tı bir dev­let! Bu dev­let me­ka­niz­ma­sı, ken­di­si­ni va­re­den bü­tün mad­di te­mel ko­şul­la­rıy­la bir­lik­te, üst ya­pı­sı­nın bü­tün ku­rum­la­rıy­la bir­lik­te par­ça­lan­ma­lı, yer­le bir edil­me­li ve ye­ri­ne, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı ön­der­li­ğin­de, emek­çi hal­kı­nın ve yurt­se­ver­le­ri­nin ya­ra­rı­na, böl­ge­de­ki ezi­len ulus ve halk­la­rın çı­kar­la­rın­dan ya­na, ba­ğım­sız, de­mok­ra­tik ve sos­ya­lizm yo­lun­da iler­le­yen bir dev­let ku­rul­ma­lı­dır. Pro­le­ter dev­rim­ci­ler için, bu dev­le­tin bi­çi­mi ne olur­sa ol­sun, si­ya­si özü, pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü ol­ma­lı­dır.

An­cak ke­sin­lik­le ve önem­le vur­gu­la­ma­lı­yız ki, acil gö­rev­le­ri ve hat­ta kü­çük gi­bi gö­rü­nen gün­cel dev­rim­ci, de­mok­rat gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­tir­me­den, yu­ka­rı­da be­lir­ti­len te­mel he­def­le­ri­miz doğ­rul­tu­sun­da iler­le­me­miz müm­kün de­ğil­dir. Bu­gün Tür­ki­ye-Kür­dis­tan ger­çe­ği, fa­şist dik­ta­tör­lük ile baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den emek­çi halk ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, aci­len çö­zül­me­si ge­re­ken bir çe­liş­me ola­rak, baş çe­liş­me ola­rak önü­mü­ze ko­yu­yor. Biz bu acil gö­re­ve, kav­ran­ma­sı ge­re­ken ana hal­ka ola­rak sa­hip çık­mak ve ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­mek zo­run­da­yız. Fa­şiz­min yı­kıl­ma­sı ve si­ya­sal öz­gür­lük­le­rin ka­za­nıl­ma­sı… en ya­kın mü­ca­de­le he­de­fi­miz bu­dur ve dev­rim­ci pro­le­tar­ya bu sa­va­şa ön­der­lik et­me­li­dir.

II
Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, pro­le­tar­ya­nın bur­ju­va­zi­ye kar­şı sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin, emp­erya­lizm ve pro­le­ter dev­rim­le­ri ça­ğı­na öz­gü bir bi­çi­mi­dir; fa­şiz­me kar­şı tu­tar­lı bir ta­vır ta­kın­ma­nın te­mel ko­şu­lu, em­per­ya­liz­me kar­şı olu­nur­ken pro­le­tar­ya dev­rim­le­rin­den ya­na ol­ma­yı, en azın­dan pro­le­ter dev­rim­le­ri kar­şı­sın­da ta­raf­sız ka­la­bil­me­yi ge­rek­li kı­lar. Bu ne­den­le fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi, bur­ju­va de­mok­ra­si­si ile bur­ju­va ge­ri­ci­li­ği­nin en üst bi­çi­mi ara­sın­da­ki bir kar­şıt­lık, bir mü­ca­de­le so­ru­nu ola­rak ele al­mak ve çö­zü­mü­nü bu pers­pek­tif için­de, ya­ni ka­pi­ta­liz­min ge­nel sı­nır­la­rı için­de ara­mak, bur­ju­va­ca dü­şün­me­nin bir ifa­de­si­dir. Kök­lü bur­ju­va de­mok­ra­si­le­ri­nin in­ka­rı te­me­lin­de ku­ru­lan fa­şist dik­ta­tör­lük­le­rin yı­kıl­ma­la­rın­dan son­ra, em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin bir ge­ri adı­mı ola­rak, çeş­itli ül­ke­ler­de bur­ju­va de­mok­ra­si­le­ri­nin ye­ni­den ku­rul­du­ğu­na ta­nı­ğız. Son ola­rak Yu­na­nis­tan, İs­pan­ya ve Por­te­kiz gi­bi fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün acı de­ne­yim­le­ri­ni uzun yıl­lar ya­şa­mış ül­ke­le­rin ge­liş­me­le­ri­ne bak­tı­ğı­mız­da, kök­lü de­mok­ra­tik ge­le­nek­le­ri, yük­sek bo­yut­la­ra ulaş­mış dev­rim­ci ge­liş­me­le­ri içer­dik­le­ri­ni gö­rü­rüz. Özel­lik­le Yu­na­nis­tan ve İs­pan­ya, dev­rim­ci iç sa­vaş­lar ya­şa­mış ül­ke­ler­dir. Yu­na­nis­tan’da fa­şiz­me kar­şı bir bur­ju­va mu­ha­le­fet, İs­pan­ya’da fa­şiz­me kar­şı çar­pı­şan kral­cı­lar var­dı… İş­çi sı­nı­fı ör­güt­lüy­dü, de­ne­yim­li ön­der­le­re sa­hip­ti­ler, kit­le bağ­la­rı da ol­duk­ça de­rin ve ge­niş­ti. Bu­na kar­şın, bu ül­ke­ler­de fa­şist dik­ta­tör­lük­le­rin ala­şa­ğı edil­me­le­ri, da­ha ile­ri bir de­mok­ra­si, da­ha ile­ri bir top­lum dü­ze­ni ka­zan­dır­ma­mış, hat­ta kay­be­di­len­ler bi­le tam an­la­mıy­la ge­ri­ye alı­na­ma­mış­tır. Kal­dı ki, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da fa­şist dik­ta­tör­lük, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­ni red­det­me­miş­tir, onun in­kâ­rı üze­ri­ne ku­rul­ma­mış­tır. Çün­kü bur­ju­va de­mok­ra­si­si, hiç­bir za­man Tür­ki­ye-Kür­dis­tan top­ra­ğın­da ha­yat bul­ma­mış­tır. Bur­ju­va ge­ri­ci­li­ği­ne kar­şı de­mok­ra­si­yi za­fe­re ulaş­tı­ra­cak sos­yal ve si­ya­sal güç­ler hiç­bir za­man ba­şa­rı­lı so­nuç­la­ra ula­şa­ma­mış­lar­dır.

12 Ey­lül fa­şiz­mi de, ay­nı bi­çim­de em­per­ya­liz­min ve iş­bir­lik­çi­le­ri­nin çı­kar­la­rı adı­na, plan­la­dık­la­rı eko­no­mik he­def­le­re ulaş­mak adı­na, doğ­ru­dan doğ­ru­ya, ge­li­şen dev­rim­ci halk mu­ha­le­fe­ti­ni kar­şı­sı­na al­mış, iş­çi sı­nı­fı­nın, emek­çi kit­le­le­rin, küçük burjuva­zi­nin ve ay­dın­la­rın, uzun yıl­lar­da ka­zan­dık­la­rı hak ve öz­gür­lük­le­ri si­lah zo­ruy­la gas­pet­miş­tir. Ken­di­le­ri­ne “sos­yal-de­mok­rat” di­yen­le­rin, 12 Ey­lül ve son­ra­sında na­sıl bir hat iz­le­dik­le­ri bi­li­ni­yor. Ve biz, pro­le­tar­ya ön­der­li­ği dı­şın­da her­han­gi bir si­ya­sal gü­cün, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da fa­şiz­mi di­ze ge­ti­re­ce­ği­ne, bur­ju­va an­lam­da bi­le ol­sa, si­ya­si öz­gür­lük­ler or­ta­mı­nı ya­ra­ta­ca­ğı­na inan­mı­yo­ruz. An­cak, eğer pro­le­tar­ya, fa­şiz­me kar­şı ger­çek­ten tu­tar­lı bir mü­ca­de­le yü­rüt­me­yi ba­şa­ra­bi­lir, kit­le­le­ri bu uğur­da se­fer­ber et­me­yi ba­şa­ra­bi­lir ve fa­şiz­mi sar­sar­sa, ge­liş­me­ler em­per­ya­lizm ve iş­bir­lik­çi­le­ri için teh­li­ke­li bo­yut­la­ra ula­şır­sa, fa­şizm, ken­di iç çe­liş­me­le­ri­nin de et­ki­siy­le yı­kı­ma doğ­ru gi­de­bi­lir; bu du­rum­da, muh­te­mel bir dev­ri­min önü­nü tı­ka­mak için, bur­ju­va­zi­nin bir ke­si­mi sah­te de­mok­ra­si bay­ra­ğı­nı, bur­ju­va­zi­yi kur­tar­mak için sal­la­ya­bi­lir… Pro­le­tar­ya­yı, ken­di­siy­le bir­lik­te ha­re­ket eden di­ğer sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­dan so­yut­la­ma­ya, yal­nız bı­rak­ma­ya ça­lı­şa­bi­lir. Böy­le bir ola­sı­lık ol­duk­ça güç­lü­dür. Ama söy­le­me­li­yiz ki, bu tip­te bir çö­züm, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan emek­çi­le­ri için, Kürt ulu­su için bü­yük ka­zanç­lar sağ­la­ma­ya­cak­tır. Bi­zim için, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­la­rı ve za­fe­ri so­ru­nu, fa­şiz­me kar­şı ta­kı­nı­la­cak si­ya­si ta­vır ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri so­ru­nuy­la, ön­der­li­ğin sı­nıf­sal ni­te­li­ği ile sı­kı sı­kı­ya bağ­lı­dır. Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­de, mark­sist­le­ri di­ğer­le­rin­den ayı­ran te­mel öl­çüt şu­dur: Pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü uğ­ru­na mü­ca­de­le; fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü için mü­ca­de­le ile bir­leş­tir­me. Çün­kü fa­şiz­min ta­rih sah­ne­si­ne çı­kı­şı­nı ka­çı­nıl­maz kı­lan te­mel ne­den, pro­le­ter dev­rim­le­ri teh­li­ke­si ve pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü ol­gu­su­dur. Fa­şist dik­ta­tör­lük­ler, bur­ju­va dik­ta­tör­lük­le­ri­nin şu ya da bu bi­çi­mi­ne al­ter­na­tif ola­rak de­ğil, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf ege­men­li­ği­ne, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf dik­ta­tör­lü­ğü­ne kar­şı em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin sı­nıf ege­men­li­ği­nin bir ye­ni bi­çi­mi ola­rak çık­mış­tır. So­ru­na bu pers­pek­tif ile bak­ma­yan bi­ri ken­di­si­ne ne ka­dar “Mark­sist” vs. sı­fa­tı­nı ya­kış­tı­rır­sa ya­kış­tır­sın, özün­de o, bur­ju­va­dan baş­ka bi­ri­si de­ğil­dir. Bu ne­den­le, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, bir yö­nüy­le em­per­ya­liz­me, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­me, fe­odal ka­lın­tı­la­ra ve komp­ra­dor as­ker-bü­rok­rat bur­ju­va­zi­ye kar­şı, ha­ya­tın her ala­nı­nı kap­sa­yan ve çe­şit­li si­lah­lar­la sü­ren bir mü­ca­de­le iken, bir yö­nüy­le de re­viz­yo­niz­me, re­for­miz­me ve her tür­den bur­ju­va an­la­yış­la­ra kar­şı ka­rar­lı bir mü­ca­de­le ol­ma­lı­dır. Böy­le­si bir mü­ca­de­le­ye an­cak, Mark­sizm-Le­ni­niz­min te­mel il­ke­le­ri üze­rin­de ku­rul­muş, de­ne­yim­li ön­der­le­re sa­hip dev­rim­ci bir par­ti, pro­le­tar­ya­nın par­ti­si ön­der­lik ede­bi­lir. İş­te önü­müz­de bek­le­yen acil si­ya­si gö­rev tam da bu­dur: Pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci par­ti­si­nin oluş­tu­rul­ma­sı gö­re­vi…

Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le, gün­dem­de olan baş çe­liş­me­nin çö­zü­mü ile sı­nır­lan­dı­rı­la­maz. Her­han­gi bir bi­çim­de, fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün ge­ri çe­kil­me­si, kıs­mi bur­ju­va hak ve öz­gür­lük­le­rin ka­za­nıl­ma­sı, fa­şizm teh­li­ke­si­nin yo­k ol­ma­sı an­la­mı­na gel­mez. Da­ha ön­ce be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, fa­şist dik­ta­tör­lük, top­lum­sal ka­rek­ter­li bir dev­rim­le de­ğil de, si­ya­si bir dev­rim­le yı­kı­la­bi­lir. Eğer si­ya­si dev­ri­me pro­le­tar­ya ön­der­lik et­me­miş­se ya da böy­le bir dev­rim­de et­kin­lik ka­zan­ma­mış­sa, so­run bur­ju­va sı­nır­lar için­de ge­çi­ci bir çö­züm bul­muş de­mek­tir. Ya­ni da­ha ön­ce de de­ğin­di­ği­miz gi­bi, dev­le­tin bur­ju­va özü de­ğiş­me­miş­tir, yal­nız­ca si­ya­si bi­çi­mi de­ğiş­miş­tir. Fa­şist dik­ta­tör­lük yı­kıl­mış, ye­ri­ne bur­ju­va dik­ta­tör­lü­ğü­nün bir baş­ka bi­çi­mi ku­rul­muş­tur. Bu dik­ta­tör­lük, fa­şiz­me ve da­ha ön­ce­ki si­ya­si yö­ne­tim­le­re gö­re da­ha da ile­ri bir ni­te­lik­te ola­bi­lir. Ama em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­lık yok edil­me­miş­tir; ya­rı sö­mür­ge sta­tü­sü ko­run­mak­ta­dır. Fe­odal ka­lın­tı­la­rın var­lı­ğı sür­mek­te, Kürt ulu­su üze­rin­de­ki sö­mür­ge zin­ci­ri ağır­lı­ğı­nı ko­ru­mak­ta­dır. Çö­züm, ka­pi­ta­liz­min ge­nel sı­nır­la­rı için­de, bur­ju­va re­form­cu an­la­yış çer­çe­ve­sin­de bu­lun­muş­tur. Böy­le­si bir çö­züm, em­per­ya­lizm ve iş­bir­lik­çi­le­ri için bir ya­nıy­la muh­te­mel bir dev­ri­mi en­gel­le­mek için ge­rek­li­dir, bir ya­nıy­la da, ye­ni­den sal­dır­mak için ge­rek­li­dir. Biz, böy­le­si bir çö­züm­le ye­ti­ne­me­yiz; böy­le­si çö­züm­le­re rı­za gös­te­re­me­yiz. Çün­kü biz, so­ru­nu, sa­de­ce bir “Türk” so­ru­nu ola­rak, bir “Tür­ki­ye” so­ru­nu ola­rak de­ğil, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan so­ru­nu ola­rak, Türk, Kürt-Er­me­ni, ve da­ha bir­çok azın­lık­lar­dan emek­çi­le­rin ve ezi­len halk­la­rın so­ru­nu ola­rak, böl­ge­sel ve ulus­la­ra­ra­sı bir dev­rim so­ru­nu ola­rak an­lı­yo­ruz.

Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le ate­şi, dev­rim ate­şi ola­rak sü­rek­li­lik ka­zan­ma­lı­dır. Biz, fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı mü­ca­de­le­yi, bir­le­şik ulu­sal, de­mok­ra­tik ve ya­rı sos­ya­list ka­rek­ter­li bir dev­rim olan, Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi için mü­ca­de­le­nin bir par­ça­sı ola­rak gö­rü­yo­ruz. Fa­şist dik­ta­tör­lük, an­cak, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci par­ti­si­nin ön­der­li­ğin­de, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya­nın en ge­niş ka­tı­lı­mıy­la, iş­çi köy­lü it­ti­fa­kı te­me­lin­de oluş­tu­ru­la­cak bir­le­şik halk cep­he­si­nin uzun sü­re­li mü­ca­de­le­si ile yı­kı­la­bi­lir. Son çö­züm­le­me­de be­lir­le­yi­ci olan si­lah­lar ola­cak­tır. Eğer doğ­ru bir hat iz­le­ne­bi­lir­se, mü­ca­de­le­nin ge­li­şim sü­re­ci içe­ri­sin­de, fa­şist dik­ta­tör­lük­ten za­rar gö­ren, ar­adık­la­rı­nı bu­la­ma­yan bur­ju­va kat­man­la­rın bir ke­si­mi de an­ti fa­şist saf­la­ra ka­tı­la­bi­lir­ler. Dev­rim, iş­çi sı­nıf ön­der­li­ğin­de hal­kın bir ke­si­mi­nin, si­lah­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la ge­ri­ci­li­ği di­ze ge­tir­me­si ve hem ge­ri­ci­li­ğin, hen de ge­ri­ci­li­ğe bağ­lı kal­mak­ta di­re­nen nü­fu­sun di­ğer ke­sim­le­ri üze­rin­de oto­ri­te­si­ni kur­ma­sı ola­yı­dır. Bu ne­den­le, fa­şiz­min yı­kıl­ma­sın­dan son­ra han­gi sı­nı­fın ege­men­li­ği ve zo­run ni­te­li­ği so­run­la­rı bi­zim için be­lir­le­yi­ci öne­me sa­hip so­run­lar­dır. İş­te bu nok­ta­da, de­mok­ra­si­den ne an­la­dı­ğı­mız so­ru­nu or­ta­ya çı­ka­cak­tır; biz, bü­tün ha­yat­la­rı bo­yun­ca, pro­le­tar­ya­yı, emek­çi kit­le­le­ri, na­mus­lu ay­dın ve sa­nat­çı­la­rı kan­la ez­miş, Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı kan­la bas­tır­mış, azın­lık halk­la­ra her tür­lü in­san­lık dı­şı iş­ken­ce, kı­yım ve bas­kı uy­gu­la­mış olan bur­ju­va ge­ri­ci­li­ği­ne, on­la­rın uşak­la­rı­na de­mok­ra­si ta­nı­ma­yı, hal­ka, dev­ri­me ve in­san­lı­ğa iha­net sa­ya­rız. Biz an­cak iş­çi­le­re, emek­çi hal­ka, hal­kın ay­dın ve sa­nat­çı­la­rı­na, dev­ri­me kar­şı çık­ma­mış ulu­sal bur­ju­va­zi­ye de­mok­ra­si hak­kı ta­nı­rız. Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı ta­nı­rız. Bu an­lam­da tu­tar­lı bir de­mok­ra­si için, da­ha ön­ce de be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, an­cak Mark­sizm-Le­ni­niz­min bi­li­miy­le do­nan­mış, dev­rim­ci bir önder­li­ğe sa­hip, eği­til­miş pro­le­tar­ya mü­ca­de­le ede­bi­lir. Ge­rek ulu­sal, ge­rek­se ulus­la­ra­ra­sı plan­da fa­şiz­me, sa­va­şa ve ge­ri­ci­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le­de asıl ek­sik­li­ği­ni duy­du­ğu­muz bu­dur: Dev­rim­ci pro­le­tar­ya­nın sı­nıf sa­va­şı­na ön­der­lik ede­bi­le­cek ni­te­lik­te par­ti­ler… Bu tip par­ti­le­rin yok­lu­ğu, ka­çı­nıl­maz ola­rak ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya­nın ni­te­li­ği­ni de olum­suz yön­de et­ki­le­mek­te­dir. Bu ne­den­le biz, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le so­ru­nu­nu, ay­nı za­man­da, dev­rim­ci bir par­ti­nin Tür­ki­ye-Kür­dis­tan Bir­le­şik Ko­mü­nist Par­ti­si’nin ya­ra­tıl­ma­sı so­ru­nu, dev­rim­ci te­ori ve si­ya­se­tin ya­ra­tıl­ma­sı ve emek­çi kit­le­le­re ma­le­dil­me­si so­ru­nu, de­ği­şik mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­nin bu­lun­ma­sı ve uy­gu­lan­ma­sı so­ru­nu, dev­rim­ci tak­tik ve stra­te­ji­le­rin ya­ra­tıl­ma­sı so­ru­nu ile bir­lik­te ele al­mak zo­run­da­yız. Önü­mü­ze koy­du­ğu­muz gö­rev­ler, sa­de­ce bi­zim özel so­run ve gö­rev­le­ri­miz de­ğil, dev­rim so­ru­nu­nu cid­di ola­rak önü­ne koy­muş bü­tün grup ve çev­re­le­rin de or­tak so­ru­nu­dur. Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­sı ve za­fe­ri so­ru­nu, doğ­ru­dan doğ­ru­ya bu so­run­la­ra ge­ti­ri­le­cek doğ­ru ce­vap­la­ra ve pra­ti­ğe bağ­lı­dır.

III
Fa­şizm, tek başı­na “ulu­sal” bir teh­li­ke ve düş­man de­ğil, em­per­ya­lizm­le ve dün­ya ge­ri­ci­li­ği ile ba­ğın­tı­la­rın­dan ötü­rü, ulus­la­ra­ra­sı bir ni­te­li­ğe de sa­hip­tir. Bir ül­ke­de­ki fa­şizm yal­nız­ca o ül­ke­nin dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri­ne, o ül­ke­nin iç­şi ve emek­çi­le­ri­ne de­ğil, bü­tün dün­ya iş­çi ve emek­çi­le­ri­ne, dün­ya ça­pın­da dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri­ne kar­şı­dır. O sa­de­ce ulu­sal plan­da iş­çi ve emek­çi­le­rin nef­re­ti ile de­ğil, dün­ya iş­çi­le­ri­nin, ezi­len halk­la­rı­n ve de­mok­rat ka­mu­oyu­nun nef­re­tiy­le de ku­şa­tıl­ma­lı­dır. Ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı eko­no­mik, sos­yal, si­ya­sal du­rum­la­rı bir­lik­te ele al­ma­lı ve ça­lış­ma­la­rı­mı­zı bu­na gö­re dü­zen­le­me­li­yiz. So­ru­nu yal­nız­ca bir iç so­run ola­rak ele alır­sak ya­nıl­gı­ya dü­şe­riz. Ba­zı bur­ju­va par­ti­le­ri­nin ve küçük burjuva ay­dın­la­rı­nın dü­şün­dü­ğü gi­bi, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le “ken­di” so­ru­nu­muz, “ai­le içi bir so­run” de­ğil­dir. Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü, hem iç­te, hem de dış­ta tec­rit et­me­nin, kö­şe­ye sı­kış­tır­ma­nın yol­la­rı­nı bul­ma­lı­yız. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da­ki nes­nel ve öz­nel du­rum­la, ulus­la­ra­ra­sı nes­nel ve öz­nel du­ru­mun uy­gun­lu­ğu ha­lin­de fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü yı­ka­bi­li­riz; be­lir­le­yi­ci olan mü­ca­de­le ken­di top­ra­ğı­mız­da sü­re­cek olan mü­ca­de­le ol­mak­la bir­lik­te, ta­yin edi­ci olan so­nuç­ta, ulus­la­ra­ra­sı du­ru­mun pa­yı­dır ki, söz ko­nu­su pay bü­yük ro­le sa­hip ola­cak­tır. Fa­şiz­mi, ulus­la­ra­ra­sı plan­da teş­hir ve tec­rit et­me­mi­ze ya­ra­ya­cak araç ve or­gan­la­rı ya­rat­ma­lı­yız; ge­niş bir si­ya­si iliş­ki­ler ağı ör­güt­le­me­le­yiz.

Fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le prog­ra­mı, dev­rim için önü­mü­ze koy­du­ğu­muz mü­ca­de­le he­def ve prog­ra­mın­dan ba­ğım­sız ola­maz; onun­la bağ­lan­tı için­de, onun bir ev­re­si ola­rak ele alın­ma­lı­dır. Em­per­ya­liz­mi, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­mi, fe­odal ka­lın­tı­la­rı, sos­yal-si­ya­sal-eko­no­mik bü­tün­lü­ğü için­de kar­şı­sı­na al­ma­yan de­mok­ra­tik bir mü­ca­de­le fa­şiz­me kar­şı tu­tar­lı bir ba­şa­rı ka­za­na­maz; an­cak ulu­sal, de­mok­ra­tik ve sos­ya­list gö­rev­le­rin bir­lik­te omuz­lan­ma­sı ve ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si ile uzun erim­li bir di­ren­mey­le za­fer ka­za­na­bi­li­riz.

En ge­niş kit­le­le­ri na­sıl bir prog­ram çev­re­sin­de top­ra­la­ya­bi­li­riz? Bu so­ru doğ­ru ce­vap bul­ma­lı­dır. Fa­şiz­me kar­şı olan güç­le­rin hep­si, tek bir prog­ram te­me­lin­de bir ara­ya ge­le­bi­lir mi? Ör­ne­ğin halk saf­la­rın­da bu­lu­nan sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı, on­la­rın si­ya­si tem­sil­ci­le­ri­ni, iş­çi sı­nı­fı­nın he­de­fi olan sos­ya­lizm prog­ra­mı çer­çe­ve­sin­de to­par­la­ya­bi­lir mi­yiz? Açık­tır ki, bu so­ru­nun ce­va­bı “ha­yır” ola­cak­tır. Bu ne­den­le­dir ki, iş­çi sı­nı­fı, fa­şiz­me kar­şı ge­niş kit­le­le­ri çev­re­sin­de to­par­la­ya­cak da­ha ge­niş kap­sam­lı, es­nek bir prog­ra­ma sa­hip ol­ma­lı­dır. Bu prog­ram, de­mok­ra­tik bir cum­hu­ri­yet prog­ra­mı­dır; en ge­niş si­ya­si hak ve öz­gür­lük­le­ri içe­ren, de­mok­ra­tik bir prog­ram. İş­çi sı­nı­fı­nın, en ge­niş emek­çi kit­le­le­rin si­ya­si bir­li­ği­ni sağ­la­mak için, böy­le­si bir ara aşa­ma­ya ih­ti­ya­cı var­dır.

Açık sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin her alan­da en yo­ğun bi­çim­de sü­re­ce­ği, si­ya­si-ide­olo­jik bir­çok so­ru­nun açık­ça tar­tı­şı­la­bi­le­ce­ği bir öz­gür­lük or­ta­mın­dan geç­me­den sos­ya­liz­me git­mek ha­yal ola­cak­tır. De­mok­ra­tik Cum­hu­ri­yet Prog­ra­mı, Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı sa­vu­na­cak­tır. Ulu­sal so­ru­nun çö­zü­mü için, ulus­la­rın ka­der­le­ri­ni ta­yin hak­kı, ulus­la­rın ve dil­le­rin tam hak eşit­li­ği, bü­tün ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı­nın or­tak çı­ka­rı ve bir­leş­me­si il­ke­le­ri te­me­lin­de, Kürt ulu­su ve di­ğer halk­lar üze­rin­de var olan her tür­den ulu­sal bas­kı ve eşit­siz­lik­le­rin kal­dı­rıl­ma­sı ve si­ya­sal ka­der­le­ri­ni ken­di­le­ri­nin ta­yin hak­kı için mü­ca­de­le esas­tır. Bü­tün bun­lar, dev­ri­min ge­le­ce­ği ve fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün ye­ri­ne dü­şün­dü­ğü­müz De­mok­ra­tik Cum­hu­ri­yet’in yaz­gı­sı, iş­çi sı­nı­fı­nın ide­olo­jik-si­ya­si eği­ti­mi­ne, ör­güt­len­me dü­ze­yi­ne, ön­der­le­ri­nin ve mi­li­tan kad­ro­la­rı­nın si­ya­si ni­te­li­ği­ne bağ­lı­dır. Fa­şist ide­olo­ji­ye pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci sı­nıf ide­olo­ji­siy­le kar­şı ko­nul­ma­lı ve pro­le­tar­ya dev­rim­ci sı­nıf si­ya­se­tiy­le eği­til­me­li­dir. İş­çi sı­nı­fı, bur­ju­va­zi­nin yar­dım­cı­sı ol­mak­tan kur­ta­rıl­ma­lı­dır…

Şu gün­kü du­ru­muy­la, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı­nın ve ona ön­der­lik id­di­asın­da­ki hiç­bir ör­gü­tün ni­tel-ni­cel gü­cü, fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü al­te­de­cek güç­te de­ğil­dir. Ve yi­ne bu gü­ne ka­dar iz­le­nen si­ya­si ha­ta­lar, kök­lü bir de­ği­şik­li­ğe uğ­ra­tıl­maz ve yan­lış­lık­lar açı­ğa çı­ka­rı­lıp mah­kum edil­mez­se, ge­le­ce­ği­miz yi­ne par­lak ol­ma­ya­cak­tır. Geç­mi­şe ba­kar­ken, ye­nil­gi­nin ne­den­le­ri­ni, şu ya da bu gru­bun, şu ya da bu ön­de­rin sır­tı­na yı­ka­rak, bir­ta­kım olay­la­ra bağ­la­ya­rak de­ğil, ya­şa­nan sos­yal-eko­no­mik ger­çek­li­ğin de­rin­lik­le­rin­de, bi­ze bı­ra­kı­lan si­ya­si-ide­olo­jik-fel­se­fi mi­ra­sın de­rin­lik­le­rin­de ara­ma­lı­yız. Ye­nil­gi son­ra­sı­nın her şe­yi sı­ca­ğı sı­ca­ğı­na de­ğer­len­di­ren ve so­nuç­lar bu­lan an­la­yı­şı ye­ri­ne, da­ha se­rin­kan­lı, her şe­yi bü­tün bo­yut­la­rıy­la araş­tı­ra­bi­len bi­lim­sel an­la­yı­şı ege­men kıl­ma­lı­yız. Dost­lar alış­ve­riş­te gör­sün ör­ne­ği iş ya­pı­yor gö­rün­mek­ten­se, ge­le­ce­ğe da­ha iyi ha­zır­la­na­bil­mek için, ge­re­kir­se uzun bir sü­re sus­kun­lu­ğu ve ey­lem­siz­li­ği bi­le gö­ze al­ma­lı­yız.

Dev­rim, hem dı­şı­mız­da­ki düş­ma­na, hem de içi­miz­de­ki olum­suz­luk­la­ra kar­şı, uzun erim­li, sa­bır­lı ve kök­lü bir ça­ba is­ti­yor biz­den; iş­çi sı­nı­fı­nın, çe­şit­li grup­lar ta­ra­fın­dan pay­la­şıl­mış iş­çi ön­der­le­ri­nin, dev­rim­ci-de­mok­rat ay­dın ve bi­lim adam­la­rı­nın, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin bu­gü­ne ka­dar ye­tiş­tir­di­ği en ile­ri un­sur­la­rın, mer­ke­zi bir ça­tı al­tın­da bir­leş­ti­ril­me­si­nin ve düş­ma­nı di­ze ge­tir­me­nin baş­ka yo­lu yok­tur. Asıl ama­cı­mız ko­mü­nist­le­rin, bu­ra­dan ha­re­ket­le de iş­çi sı­nı­fı­nın bir­li­ği­dir. Kav­ra­ya­ca­ğı­mız ana hal­ka bu­dur. Kuş­ku­suz, böy­le­si bir bir­li­ğin ya­ra­tıl­ma­sı ko­lay ol­ma­ya­cak­tır; böy­le­si bir bir­li­ğin ya­ra­tıl­ma­sı­nın ilk adı­mı, grup­lar ara­sın­da ve grup­la­rın ken­di iç­le­rin­de çok yo­ğun, si­ya­si-ide­olo­jik tar­tış­ma ve he­sap­laş­ma­la­rı gün­de­me ge­ti­re­cek­tir. Tar­tış­ma ve he­sa­paş­ma­nın önün­de va­ro­lan an­ti de­mok­ra­tik en­gel­le­rin, der­me çat­ma bil­gi yı­ğın­la­rı­nın, bas­ma­ka­lıp for­mül­ler ve şe­ma­lar­la akıl yü­rüt­me has­ta­lık­la­rı­nın ye­nil­gi­ye uğ­ra­tıl­ma­sı ge­re­kir. Dev­rim­ci­le­rin tar­tış­ma­ya­ca­ğı hiç­bir ko­nu yok­tur; kut­sal, do­ku­nul­maz, ta­bu dü­ze­yi­ne yük­sel­til­miş hiç­bir şey ta­nı­mı­yo­ruz. Bu ne­den­le, en ba­şta, hem grup­la­rın ken­di iç­le­rin­de, hem de ken­di ara­la­rın­da­ki tar­tış­ma­la­rı ve­rim­li kı­la­bi­le­cek de­mok­ra­tik bir or­ta­mın var­lı­ğı­na ih­ti­yaç var­dır. Öte yan­da, kü­für ede­rek, de­di­ko­du ve ka­ra ça­la­rak hiç­bir ye­re va­rı­la­maz; he­le he­le ken­di­le­ri­ni akıl­lı, baş­ka­la­rı­nı ca­hil ye­ri­ne ko­yan, ken­di dı­şın­da­ki­le­re kü­çüm­se­ye­rek bak­ma­yı alış­kan­lık ha­li­ne ge­tir­miş “bil­giç­ler” ile bir so­nu­ca var­mak müm­kün de­ğil­dir. De­mok­ra­si adı­na, kim­se­nin kim­se­yi ala­ya al­ma­sı­na, kim­se­nin bir baş­ka gru­bu te­mel­siz id­di­alar­la suç­la­ma­sı­na, kü­für et­me­si­ne izin ve­ri­le­mez. Bi­lim­sel si­ya­si ah­la­kın dı­şı­na dü­şen her tu­tum ve dav­ra­nış mah­kum edil­me­li­dir.
Si­ya­si-ide­olo­jik te­mel­le­ri, ör­güt­sel ya­pı­sı, ça­ğın si­ya­si-ide­olo­jik ih­ti­yaç­la­rı­na ce­vap ver­me­yen hiç­bir ör­gü­tün ge­le­ce­ği ola­maz. Zo­ra baş­vu­ra­rak, iç tar­tış­ma­la­rı ka­na bu­la­ya­rak, ör­güt­sel ön­lem­ler ala­rak hiç kim­se ken­di si­ya­sal var­lı­ğı­nı uzun sü­re ko­ru­ya­maz. İçin­de biz de ol­mak üze­re, bu­gün­kü ko­num­la­rıy­la, va­ro­lan hiç­bir si­ya­si ör­gü­tün ve si­ya­si çev­re­nin ge­le­ce­ği yok­tur. Dev­rim­ci bir altüst olu­şa ih­ti­ya­cı­mız var­dır ve bu altüst olu­şu gün­de­me ge­ti­re­cek sar­sın­tı­la­rın, fır­tı­na­la­rın ha­ber­ci­le­ri ufuk­ta gö­rün­mek­te­dir. 12 Ey­lül fa­şiz­mi, dış­tan ge­len bir dar­bey­di; ama hiç­bir gru­bu, hiç­bir si­ya­si gö­rü­şü yok et­me­ye gü­cü yet­me­di; ye­te­mez­di de. Çün­kü hiç­bir si­ya­set, dış­tan ge­len dar­be­ler­le yı­kıl­maz. Bir si­ya­si ha­re­ke­ti si­ya­si are­na­dan si­le­cek ge­liş­me­ler, o si­ya­si ha­re­ke­tin bün­ye­sin­den do­ğa­bi­lir an­cak.

So­nuç ola­rak özet­ler­sek:
1. Bi­çi­mi ne olur­sa ol­sun, han­gi tip ül­ke­ler­de olur­sa ol­sun, em­per­ya­list bur­ju­va­zi­den ve em­per­ya­list eko­no­mi­den ko­puk bir fa­şist dik­ta­tör­lük dü­şü­nü­le­mez. Bu­gün­kü du­ru­muy­la Ev­ren-Özal yö­ne­ti­min­de gö­rü­nen fa­şist dik­ta­tör­lük, Ame­ri­kan­cı bir ka­rak­te­re sa­hip­tir. Bu ne­den­le di­ğer em­per­ya­list­le­ri ve ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­yi hiç­bir za­man unut­ma­dan, özel­lik­le de sos­yal em­per­ya­list Rus­ya’yı akıl­dan çı­kar­ma­dan, asıl mü­ca­de­le he­de­fi­miz ABD em­per­ya­liz­mi ol­ma­lı­dır.

2. Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün te­mel sı­nıf­sal gö­re­vi, iç­te emek­çi kit­le­ler adı­na yo­la çı­kan si­ya­si ha­re­ket­le­ri, de­ği­şen oran­lar­da ez­mek; iş­çi sı­nı­fı­nın ka­za­nıl­mış eko­no­mik, de­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­le­ri­ni gas­pe­de­rek onu kö­le­leş­tir­mek; Kürt ulu­su­nu da­ha da yo­ğun bas­kı­lar al­tın­da tut­mak ve ulu­sal, de­mok­ra­tik, kül­tü­rel hak­la­rı­na zin­cir vur­mak; yurt­se­ver, dev­rim­ci de­mok­rat ba­sı­nı sus­tur­mak, söz ve dü­şün­ce öz­gür­lü­ğü­nü kat­let­mek­tir; dış­ta ise gö­re­vi, böl­ge­sel ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da baş­ta ABD ol­mak üze­re, em­per­ya­list­le­rin çı­kar­la­rı­nı kol­la­mak ve sa­vun­mak­tır. Ge­rek yurt için­de, ge­rek­se yurt dı­şın­da, fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün teş­hir ve tec­ri­ti için çok yo­ğun kam­pan­ya­lar yü­rüt­me­li, in­san­lık dı­şı uy­gu­la­ma­la­rı, bel­ge­le­ri ile dün­ya ka­mu­oyu­na açık­lan­ma­lı­dır.

3. Çe­şit­li mil­li­yet­ler­den olu­şan Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ile as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük ara­sın­da­ki çe­liş­me baş çe­liş­me ola­rak önü­müz­de du­ru­yor. Bu çe­liş­me, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı ile bur­ju­va­zi ara­sın­da­ki, em­per­ya­lizm ile en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki, yi­ne fe­odal ka­lın­tı­lar­la ve baş­ta köy­lü­lük ol­mak üze­re, en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­le­ri bağ­rın­da ta­şı­mak­ta­dır.

Ka­pi­ta­list top­lu­mun te­mel çe­liş­me­si, üre­tim araç­la­rı­nın özel mül­ki­ye­ti ile üre­ti­min top­lum­sal ni­te­li­ği ara­sın­da­ki çe­liş­me­dir. Bu çe­liş­me, sı­nıf­sal pla­na bur­ju­va­zi-pro­le­tar­ya çe­liş­me­si ola­rak yan­sır. Bu çe­liş­me an­cak top­lum­sal bir dev­rim­le, üre­tim araç­la­rı­nın mül­ki­yet bi­çi­mi­ni, üre­ti­min top­lum­sal ni­te­li­ği­ne uy­gun ha­le ge­ti­re­rek, ya­ni mül­ki­ye­ti top­lum­sal­laş­tı­ra­rak ve gi­de­rek, bü­tün top­lu­mu, bü­tün ku­rum­la­rıy­la bir­lik­te, sos­ya­list il­ke­ler te­me­lin­de ye­ni baş­tan ör­güt­le­ye­rek çö­züle­bi­lir. Sı­nıf bi­linç­li pro­le­tar­ya, bu nok­ta­ya, çe­şit­li ara ev­re­ler­den ge­çi­le­rek va­rı­la­ca­ğı­nı bi­lir.

Pro­le­tar­ya, yal­nız­ca bur­ju­va­zi ile ken­di­si ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin çö­zü­mü­nü gün­de­mi­ne ala­rak ken­di­si­ni kur­ta­ra­maz. O, em­per­ya­lizm­le en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, ulu­sal dev­rim yön­te­miy­le; fe­odal ka­lın­tı­lar­la köy­lü­lük ve en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki, ezen ulus ile ezi­len ulus ara­sın­da­ki çe­liş­me­yi, de­mok­ra­tik dev­rim yön­te­miy­le çö­ze­rek, ken­di­sini kur­tu­lu­şa ha­zır­la­ya­bi­lir. Pro­le­tar­ya, bü­tün bu ne­den­ler­den ötü­rü, fa­şizm­den za­rar gö­ren, onun­la çe­li­şen bü­tün sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rın or­tak öz­lem ve is­tem­le­ri­ni di­le ge­ti­ren bir prog­ram te­me­lin­de, halk güç­le­ri­nin bir­li­ği­ni sağ­la­ma­lı ve an­ti fa­şist mü­ca­de­le­ye ön­der­lik et­me­li­dir. Ege­men sı­nıf­la­rın ken­di için­de­ki çe­liş­me­ler gün­den gü­ne bü­yü­yor. Ev­ren-Özal iki­li­si ara­sın­da göz­le­nen çe­liş­me­ler bu­nun bir yan­sı­ma­sı­dır. Dev­rim­ci pro­le­tar­ya, bu çe­liş­ki­ler­den ya­rar­lan­ma­sı­nı bil­me­li­dir. An­ti fa­şist mü­ca­de­le prog­ra­mı, ulu­sal, de­mok­ra­tik ve sos­ya­list gö­rev­le­ri içer­me­li ve fa­şist dik­ta­tör­lük ye­ri­ne de­mok­ra­tik cum­hu­ri­yet hedefini koymalıdır. Demokratik ev­re­si ger­çek­le­şe­bi­lir­se, bu, pro­le­tar­ya­nın da­ha ile­ri adım­lar at­ma­sı için bir so­luk­lan­ma, ye­ni­den güç top­la­ma, ni­hai kav­ga­ya ha­zır­lan­ma ev­re­si ola­cak­tır.

4. Bu­gün par­la­men­to için­de ve dı­şın­da var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren SO­DEP, HP, DYP, RP vb. gi­bi bur­ju­va mu­ha­le­fet par­ti­le­ri, sı­nıf­sal öz­le­ri ge­re­ği, tu­tar­lı bir de­mok­ra­si için mü­ca­de­le ede­cek ni­te­lik­ler­den yok­sun­dur­lar. ANAP ve MDP fa­şist par­ti­ler­dir. Gü­ve­ne­bi­le­ce­ği­miz tek dev­rim­ci sı­nıf olan Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı ise bu­gün­kü ha­liy­le ör­güt­süz, ön­der­siz ve dar­ma­da­ğı­nık bir du­rum­da­dır. Önü­müz­de du­ran acil gö­rev, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den pro­le­tar­ya­nın or­tak dev­rim­ci sı­nıf par­ti­si­ni, Tür­ki­ye-Kür­dis­tan Bir­le­şik Ko­mü­nist Par­ti­si’ni ya­rat­mak ve pro­le­tar­ya­yı sa­va­şa ha­zır­la­mak­tır. Bu gö­rev, sa­de­ce bi­zim de­ğil, dev­rim so­ru­nu­nu cid­di ola­rak önü­ne koy­muş bü­tün ko­mü­nist­le­rin de gö­re­vi­dir. Bu ne­den­le­dir ki, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le so­ru­nu, ay­nı za­man­da dev­rim­ci par­ti­nin ya­ra­tıl­ma­sı, de­ği­şik ey­lem ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­nin ya­ra­tıl­ma­sı so­run­la­rı ile bir­lik­te ele alın­ma­lı­dır.

Yu­var­lak, ge­nel ta­nım ve tes­bit­ler­le, alı­şıl­mış for­mül­ler­le fa­şiz­me kar­şı ba­şa­rı­lı bir mü­ca­de­le sür­dü­rü­le­mez; so­mut du­rum­lar­dan, ya­şa­nan ger­çek­ler­den yo­la çı­ka­rak, eko­no­mik, sos­yal, si­ya­sal, ide­olo­jik, kül­tü­rel, sa­nat­sal, her cep­he­de, anti fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün ve fa­şist klik­le­rin uy­gu­la­ma­la­rı­na, ça­lış­ma­la­rı­na, pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci sı­nıf ide­olo­ji­si ve si­ya­se­tiy­le kar­şı çık­ma­lı­yız; gün­cel olay ve ge­liş­me­le­ri, ba­sı­nı, fa­şist ge­ri­ci ya­zar­la­rı gü­nü gü­nü­ne iz­le­me­li ve gü­cü­müz ora­nın­da, en ge­niş emek­çi kit­le­le­ri, genç­li­ği ve ay­dın­la­rı bun­la­ra kar­şı uyar­ma­lı­yız. Sı­cak sı­nıf sa­va­şı­nın için­de ol­ma­lı ve bu sa­va­şın biz­den is­te­di­ği or­gan ve araç­la­rı ya­rat­ma­lı­yız. Bur­ju­va ba­sın ya­yın or­gan­la­rı, rad­yo­su, TV’si, eği­tim ku­rum­la­rı, her gün mil­yon­lar­ca emek­çi­yi ze­hir­li­yor; ken­di pers­pek­tif­le­ri ko­nu­sun­da ko­şul­lan­dı­rı­yor. Fa­şist ge­ri­ci ba­sın ya­yın ve ile­ti­şim araç­la­rı kar­şı­sın­da en azın­dan yurt­se­ver-de­mok­rat bir se­çe­nek çı­kart­ma­lı­yız.

Gö­rü­le­ce­ği gi­bi, an­ti fa­şist mü­ca­de­le ay­nı za­man­da mad­di fi­nans­man ola­yı­dır da. Ba­sın ya­yın, ile­ti­şim araç­la­rı ve or­gan­la­rını ör­güt­le­me ça­ba­la­rı, çe­şit­li ni­te­lik­te­ki kam­pan­ya ve gös­te­ri­ler ve bu­ra­da açık­lan­ma­ya­cak da­ha bir­çok şey, mil­yar­lar­la sa­yı­la­bi­le­cek pa­ra­sal ge­rek­li­li­ği da­ya­ta­cak­tır bi­ze. So­ru­nu­muz, be­lir­le­yi­ci ya­nıy­la te­orik ve si­ya­si hat­tın in­şa­sı ol­mak­la bir­lik­te, pra­tik ça­lış­ma­lar fi­nans­man so­ru­nu­nun aci­len çö­zü­mü­nü is­te­ye­cek­tir biz­den.

Ya­zı­mı­zı bi­ti­rir­ken yi­ne be­lirt­me­li­yiz ki, dev­rim, hiç­bir gru­bun, kim­se­nin, sı­nı­fın is­te­ği­ne gö­re bi­çim­len­mez; o, nes­nel ko­şul­lar ta­ra­fın­dan gün­de­me ge­ti­ri­lir ve bi­çim­le­nir. Bi­ze dü­şen, nes­nel du­ru­mun doğ­ru tes­bi­ti­ni ve bu­na uy­gun öz­nel ko­şul­la­rı ya­rat­ma­ya ça­lış­mak­tır. An­cak böy­le­lik­le nes­nel du­rum üze­rin­de et­ki­li ve yön­len­di­ri­ci ol­ma­yı ba­şa­ra­bi­li­riz. Ak­si hal­de, biz is­te­di­ği­miz ka­dar iyi ni­yet ve yü­ce amaç­lar adı­na, ka­ğıt üze­rin­de, ma­sa baş­la­rın­da, fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün kar­şı­sı­na “sos­ya­list dev­rim”, “de­mok­ra­tik halk dev­ri­mi”, “de­mok­ra­tik cum­hu­ri­yet” vb. se­çe­nek­le­ri­ni çı­kar­ta­lım, is­te­di­ği­miz ka­dar “halk sa­va­şı”, “ge­nel ayak­lan­ma” ve da­ha bir­çok stra­te­ji­ler, tak­tik­ler, mü­ca­de­le bi­çim­le­ri ko­ya­lım, eğer so­mut ör­güt­len­me dü­ze­yi­miz, kad­ro­la­rı­mı­zın ni­te­li­ği, iş­çi sı­nı­fı­nın ve emek­çi kit­le­le­rin eği­tim dü­ze­yi ve için­de bu­lun­duk­la­rı ruh ha­li is­tek­le­ri­mi­ze uy­gun­luk gös­ter­miyor­sa, bütün çabalarımız boşa gidecek­tir. Nes­nel gücümüzü, asıl hedef­lerimiz doğ­rul­tusun­da yet­kin­leş­tir­menin ve geliş­tir­menin yol­larını bul­malıyız. Bugün faşist dik­tatör­lüğe kar­şı mücadele, biz­den tutar­lı bir an­ti faşist prog­ram is­tiyor. Bu prog­ramın uy­gulan­masına ön­der­lik edebilecek nitelik­te, değişen durum­lara göre tak­tik ve stratejik değişik­lik­leri uy­gulayabilecek siyasi bir mer­kez is­tiyor. Bu prog­rama inan­mış ve bu uğur­da savaş­mayı göze alacak emek­çi kit­lelerin eğitimini, siyasi hazır­lığını is­tiyor. Ve bütün bun­ların üzerine, faşiz­me kar­şı mücadelenin mad­di finans­man olayının çözümünü is­tiyor

Yılmaz Güney’in çalış­ma masasın­da yarım kalan çeşit­li el yaz­maları dışın­da tamam­layabil­diği bu son makale, 1984 Tem­muz’un­da kaleme alın­mış ve ölümün­den bir­kaç gün ön­ce basılan Mayıs’ın 4. sayısın­da yayın­lan­mış­tır.