FAŞİZMİ ÇATINIZ ALTINDA TUTMAMALISINIZ
Şu sıra bizim için en başta gelen konulardan biri, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne yeniden kabul edilmesi sorunudur. Bize göre, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne kabul edilmesi, daha önce çeşitli ülkelerin siyaset ve devlet adamları tarafından işlenmiş ve karara bağlanmıştır. Çarşamba günü, Konsey bu kararı onaylayacaktır. Faşist bir rejim demokrasi sandalyesine oturtulacaktır. Basından öğrendiğimiz kadarıyla, Türkiye’ye giden heyetler de bu karara uygun çalışma yapmışlardır. Türk rejimi şirin gösterilmeye çalışılmıştır. Bize göre bu kabul ve tutum, Türkiye’deki faşist rejimden ve ona karşı mücadeleden daha önemli ve ciddi bir sorunu gündemimize getirmiştir. Kendilerine demokrat diyen ülkeler, faşizme demokrasi maskesi takacaklar ve yanlarına oturacaklardır.
O zaman biz şu soruyu soracağız: Türkiye için ayrı bir demokrasi ölçünüz mü var? Ve demokrasiden ne anlıyorsunuz?
Böyle bir kararın altına imza atmakla Avrupa Konseyi demokrat niteliğine, güvenilirliğine gölge düşürmüş olacaktır. Faşizm demokrasinin düşmanıdır, onu çatınız altında tutmamalısınız. Hangi gerekçe ile olursa olsun, hangi taktik anlayışla olursa olsun, faşizmle bu denli açık uzlaşma, onu aklama çabaları, demokrasi adına kuşku verici bir tutumdur. Bazıları, Türkiye’yi, Avrupa Konseyi’ne katmakla, onu daha yakından denetleyebileceklerini düşünüyorlar. Bu uzlaşma kılıfından başka bir şey değildir. Faşizm ile uzlaşarak, ona cesaret vererek değil, onunla gerçekten mücadele edilerek demokrasi korunabilir.
Yine bazıları, Türkiye Avrupa Konseyi’nden uzaklaşırsa Amerika’ya daha yakınlaşacak, daha da gericileşecek diye düşünüyorlar. Bu anlayışla ne yaparsanız yapınız, Türkiye’yi Amerika’nın ileri bir karakolu olarak ve gerici karakteri ile korumaktan başka bir şey yapamazsınız.
Söylemeliyiz ve hatırlatmalıyız ki, Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi daha önce de demokratik bir ülke olarak kabulü yanlıştı. Çünkü tarihinin hiçbir döneminde demokratik bir ülke olmadı. 12 Eylül darbesinden önce de Türkiye demokratik bir ülke değildi, söz ve düşünce özgürlükleri yasaklarla sınırlandırılmıştı. İşçilerin, emekçilerin, memurların siyasi örgütlenmeleri yasaktı… Kürt halkı üzerindeki baskı, ulusal haklarını red, daha önce de vardı ve Türkiye bütün bu olumsuzluklara rağmen demokratik bir ülke olarak kabul ediliyordu. Bu bir çelişme değil midir? Ve böylesi bir deney sizleri düşündürmüyor mu? Denenmiş bir yolu yeniden denemek demokrasi adına ne kazanç sağlayacaktır?
Şimdi, söz ve düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, sendikal hakların yasak olduğu, yazar, sanatçı ve bilim adamlarının baskı altında tutulduğu, insan haklarının her gün yeniden ve yeniden çiğnendiği bir ülke, demokrat ilan edilecek ve aklanacak. Oniki milyonluk bir ulusun, Kürt ulusunun ulusal kimliğini, ulusal kültürünü, dilini reddeden ve baskı uygulayan bir ülke demokrat ilan edilecek… Kıbrıs’ın bir kesimini işgal etmiş, komşu ülkelerin sınırlarını asker çizmeleriyle geçmiş işgalci bir ülke demokrat ilan edilecek… Eğer sizler, demokrat mücadele yollarının tamamen yok edildiği bir ülkeyi demokrat ilan ederseniz, bundan sonra demokratik yollarla mücadele etmemizi bizlerden nasıl isteyeceksiniz? Demokratik mücadele yolları ancak demokrasi koşullarında mümkündür… Herkes bilsin ki, demokratik yolların tıkandığı bir ülkede demokrasi mücadelesi kendisine yeni biçimler bulacaktır.
Türkiye’de, kendilerine sosyal demokrat diyen bazı partiler; kendilerine demokrat, ilerici vs. diyen bazı aydınlar; Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkartılmamasını istiyorlar. Onların haklı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü faşist bir anayasa çerçevesinde hareket etmeyi kabul etmiş olanlar, o anayasanın sınırlarını aşamazlar; sözünü ettiğim bu partilerin ve aydınların da tutarlı bir demokrasi anlayışları yoktur. Çünkü bu anlayışa sahip olanlar günün birinde iktidar olabilseler, demokrasi adına değişen ciddi bir ilerleme olmayacaktır. Soruyoruz: Bugün en ileri nitelikte görünen Sosyal Demokrat Parti iktidar olsa, Kürt halkının ulusal varlığını ve ulusal haklarını kabul edecek mi? Söz ve düşünce üzerindeki, bilim üzerindeki, basın ve sinema üzerindeki sansür kalkacak mı? Küçük bazı reformların dışında bunların yapacakları bir şey yoktur. Bu anlayışta olanlar tabiidir ki, bugünkü faşist rejimi kollayacaklardır.
Her ülke kendi geleceğini kendi halkının mücadelesi ile kurar. Bu tarihin bir yasasıdır ve bizim için de geçerlidir. Çarşamba gününden sonra bizim için yeni bir dönem başlayacaktır. Biz mücadelemize devam edeceğiz. İnanıyoruz ki, önümüzdeki birkaç yıl kimin haklı olduğunu gösterecektir. Onları denetlemek için aralarına alanlar, kurtun hiçbir zaman kuzu olmayacağını kendi deneyleriyle bir kez daha göreceklerdir.
Öğrenmek istiyoruz: Türkiye’yi Avrupa Konseyi’ne alırken hangi koşulları ileri süreceksiniz ve bu koşulların garantisi ne olacaktır?
En azından, idamları önleyebilecek, işkenceleri durdurabilecek misiniz?
Genel siyasi bir af mümkün müdür?
Vatandaşlıktan atılmış binlerce insan ülkesine dönebilecek mi?
Demokrasinin bir gereği olarak işçilerin, emekçilerin siyasi örgütlenmeleri, sendikal hakları ve örgütlenmeleri sağlanabilecek mi?
Kürt ulusu açısından ne değişecektir?
Türkiye, sadece bugünkü hükümet ve bugünkü generaller değildir. Sindirilmiş, baskı altında tutulan milyonları da düşünmelisiniz. Bizler bugün ülkesinden uzakta sürgündeyiz, ama bir gün ülkemize döneceğiz. Ülkemizin gelecekteki yöneticileri olarak bizlere kulak vermelisiniz. Alacağınız karar bize göre yanlış da olsa size küsmeyeceğiz. Önümüzdeki yıllarda, şimdikinden daha güçlü siyasi bir güç olacağımıza inanıyoruz. Demokrasi mücadelesini sabır ve inatla sürdürmeye kararlıyız. Türkiye’de olanları gerçek yönleriyle sizlere duyurmaya devam edeceğiz.
Doğru ve haklı olan kazanacaktır bir gün, İnsanlık ve demokrasi adına ne yazık ki, ne acı ki, bugün haksız ve zalim olanlar kazanıyor.
“Uzun Yürüyüş” eyleminden sonra, 8 Mayıs 1984’te Avrupa Konseyi’nde yapılan konuşma.
