GÜNÜ GELDİĞİNDE HERKES EKTİĞİNİ BİÇER

De­ğer­li ar­ka­daş­la­rım,
Bi­lin­di­ği gi­bi, Av­ru­pa Kon­se­yi, fa­şist Türk dev­le­ti­ni ye­ni­den ka­bul et­ti. Av­ru­pa Kon­se­yi’nin fa­şiz­me kar­şı tu­tu­mu­nu ve de­mok­ra­si an­la­yı­şı­nı or­ta­ya ko­yan bu ka­rar, bi­zim için bek­len­me­dik bir ka­rar, “sürp­riz” bir ka­rar de­ğil­di. Ter­si ha­lin­de, ya­ni Tür­ki­ye’nin Kon­sey’e ka­bul edil­me­me­si ha­lin­de, fa­şiz­me tu­tar­lı bir kar­şı ta­vır ha­lin­de sürp­riz olur­du. Bu­na kar­şın ge­ri­ci fa­şist çev­re­ler ve ba­sın, bi­zim Stras­bo­urg’da bek­le­di­ği­mi­zi bu­la­ma­dı­ğı­mı­zı, ye­nil­gi­ye uğ­ra­dı­ğı­mı­zı yay­dı­lar ve yaz­dı­lar. Kon­sey ça­tı­sı al­tın­da bu­lu­nan bir İn­gi­liz ge­ri­ci­si de “ye­nil­mek için bir ara­ya gel­di­ler” gi­bi söz­ler­le, Kon­sey’in kim­le­ri ba­rın­dır­dı­ğı­nı, han­gi an­la­yış­lar­la iç içe ol­du­ğu­nu bi­ze gös­ter­di. Kon­sey’in ka­ra­rı, yal­nız­ca fa­şist­le­rin di­le­ği­ni de­ğil, ken­di­le­ri­ne “sos­yal de­mok­rat”, “de­mok­rat” vs. di­yen par­ti­le­rin ve ay­dın­la­rın da di­le­ği­ni ye­ri­ne ge­tir­di. İnö­nü’nün Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si’ni, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­nin un­sur­la­rın­dan gö­ren­ler için bu, uya­rı ol­ma­lı­dır.

Ge­niş halk kit­le­le­ri­nin, si­ya­si ge­ri­lik­le­ri, uzun yı­lla­rın ko­şul­lan­ma­sı ve kar­şı dev­rim­ci pro­pa­gan­da­nın yo­ğun et­ki­siy­le ey­lem­le­ri­mi­zi olum­suz kar­şı­la­dı­ğı­nı, biz­le­re kız­dık­la­rı­nı, hat­ta düş­man­ca duy­gu­lar bes­le­dik­le­ri­ni bi­li­yo­ruz. Dev­rim dal­ga­sı­nın ge­ri­le­di­ği, ge­ri­ci­li­ğin az­gın­laş­tı­ğı dö­nem­ler­de, dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri, her za­man­kin­den da­ha ağır mad­di ve ma­ne­vi zor­luk­la­rı gö­ğüs­le­mek, on­la­ra çö­züm­ler bul­mak gö­rev­le­riy­le kar­şı kar­şı­ya ka­lır­lar. Bir­çok ko­nu ve alan­da, ki­mi za­man ye­ter­siz, et­ki­siz, hat­ta ça­re­siz bi­le ka­lır­lar; bu­na­lım­lı zor gün­ler ya­şar­lar. En inaç­lı, en ka­rar­lı gö­rü­nen un­sur­lar­da bi­le, yıl­gın­lı­ğın, umut­suz­lu­ğun et­ki­le­ri za­man za­man ken­di­ni gös­te­rir. Devr­im­ci­le­rin, dev­rim­ci çev­re­le­rin te­orik-pra­tik yet­mez­lik­le­ri, ki­mi ba­şa­rı­sız­lık­la­rı ol­du­ğun­dan çok abar­tı­lır. Bi­le bi­le nes­nel ko­şul­lar hi­çe sa­yı­lır. De­di­ko­du, bir­bi­ri­ne ka­ra çal­ma, fis­kos, uy­dur­ma ve ya­lan ha­ber­le­rin üre­ti­mi böy­le­si dö­nem­le­rin en be­lir­gin özel­lik­le­ri ha­li­ne ge­lir. Dev­rim­ci­ler, de­mok­rat­lar ara­sın­da ki­şi­sel sür­tüş­me­ler, kır­gın­lık­lar yo­ğun­la­şır. Ve gi­de­rek, dev­rim kav­ga­sın­dan kop­ma­nın, bur­ju­va­zi­ye tes­lim ol­ma­nın te­orik kı­lıf­la­rı, ba­ha­ne­le­ri ara­nır. Ve hat­ta ba­zı­la­rı için ge­rek­çe­ye de ih­ti­yaç yok­tur. Çe­ker gi­der­ler. Git­mek­le de kal­maz­lar, ken­di­le­ri­ni hak­lı çı­kart­mak, avut­mak için dev­rim­ci­le­ri kö­tü­le­me­ye, böl­me­ye ve on­la­rı da ken­di­le­ri­ne ben­zet­me­ye ça­lı­şır­lar.

Ama her­kes iyi bil­me­li­dir ki, biz­ler bu dö­ne­mi aşa­ca­ğız. Dev­ri­min zor gün­le­ri­ni ya­şa­yan­lar, acı­sı­nı çe­ken­ler, bu uğur­da ölen­ler, ye­ni bir dün­ya­nın, ye­ni bir top­lu­mun har­cı ol­ma­yı gö­ze alan­lar­dır. Dö­kü­len tek dam­la kan, çe­ki­len en kü­çük acı bi­le bo­şa git­me­ye­cek­tir. Dev­rim­ci kah­ra­man­lık­la­rı unut­ma­ya­ca­ğı­mız gi­bi, iha­net ve kah­pe­lik­le­ri de unut­ma­ya­ca­ğız. Gü­nü gel­di­ğin­de, her­kes, ek­ti­ği­ni bi­çe­cek­tir.

Ge­rek Tür­ki­ye’de, ge­rek­se bü­tün dün­ya­da, sos­yal-si­ya­sal-eko­no­mik çe­liş­me­le­rin her gün yo­ğun­laş­tı­ğı, de­rin­leş­ti­ği göz­le­ni­yor. Dev­rim dal­ga­sı­nın, yi­ne dev bo­yut­la­rıy­la kit­le­le­ri et­ki­le­ye­ce­ği, sar­sa­ca­ğı gün­ler uzak de­ğil­dir. Fa­şiz­min bas­kı­la­rı­na, onun eko­no­mik zor­luk­la­rı­na iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi hal­kı­mız uzun bir sü­re bo­yun eğ­me­ye­cek­tir. Dev­rim ve de­mok­ra­si kav­ga­mız biz­den sa­bır­lı, inat­çı, ka­rar­lı ve cu­sur bir ça­lış­ma bek­li­yor. Sı­nıf düş­man­la­rı­mız olan za­lim­ler­le he­sap­laş­mak için ge­ce­yi gün­dü­ze ka­ta­rak her alan­da ken­di­mi­zi sa­va­şa ha­zır­la­ma­lı­yız. Ken­di­mi­zi si­ya­sal ve pra­tik ko­nular­da ye­tiş­tir­me­li, ge­liş­tir­me­li­yiz. Ör­güt­sel za­af­la­rı­mız, te­orik-fel­se­fi yet­mez­lik­le­ri­miz mut­la­ka aşıl­ma­lı­dır. Uzun bir za­man­da da ol­sa, iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi hal­ka ön­der­lik ede­bi­le­cek mer­ke­zi bir ya­pı­nın, bir dev­rim­ci par­ti­nin ça­tı­sı al­tın­da ol­ma­nın sa­bır­lı ça­lış­ma­la­rı­nı yap­ma­lı­yız. Yıl­gın­lı­ğa, tes­li­mi­yet­le, umut­suz­lu­ğa ha­yat hak­kı ta­nı­ma­ma­lı­yız. Bı­ra­ka­lım ge­ri­ci fa­şist çev­re­ler ve ba­sın, “kaç­kın­lar” di­ye­rek, biz­le­re küf­re­de­rek iç­le­ri­ni dök­sün­ler. El­bet bir gün ko­nuş­ma sı­ra­sı bi­ze ge­le­cek­tir. Bi­li­yo­ruz ki, “kan­sız­lar”, “soy­suz­lar” ede­bi­ya­tı da da­ha ön­ce­ki “anar­şist”, “te­rö­rist”, “bö­lü­cü” yay­ga­ra­la­rı gi­bi if­las ede­cek­tir. On­la­ra gö­re, iş­çi sı­nı­fı­nın ve emek­çi kit­le­le­rin kur­tu­lu­şu için, de­mok­ra­si ve in­san hak­la­rı için zül­me ve bas­kı­la­ra kar­şı sa­va­şan­lar “kan­sız”dır. On­la­ra gö­re, Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı sa­vun­mak, onun bir­li­ği­ni, ba­ğım­sız dev­le­ti­ni sa­vun­mak “bö­lü­cü­lük”tür ve soy­suz­luk­tur.

“Kan­sız” ve “soy­suz” ol­mak is­te­me­yen­ler ise fa­şiz­min çiz­me­le­ri­ni ya­la­ma­lı, bas­kı­la­ra bo­yun eğ­me­li, in­san hak­la­rı­nın çiğ­nen­me­si­ne göz yum­ma­lı, Kürt ulu­su üze­rin­de­ki bas­kı­la­rı al­kış­la­ma­lı­dır. Bi­ze gö­re asıl kan­sız ve soy­suz olan­lar iş­te bun­lar­dır…

Bi­ze gö­re asıl kan­sız ve soy­suz olan­lar, dev­rim kav­ga­sı­nı şu ya da bu ba­ha­ney­le bı­ra­kıp ka­çan­lar­dır.

Biz açık­ca hay­kı­rı­yo­ruz:
Fa­şiz­mi ve em­per­ya­liz­mi ye­ne­ce­ğiz…

Em­per­ya­liz­me ve fa­şiz­me kar­şı çı­kan, on­dan ya­rar uman bu tür güç­le­ri eze­ce­ğiz…

Kürt ulu­su­nun, ba­ğım­sız si­ya­si dev­le­ti­ni kur­ma hak­kı da için­de ol­mak üze­re, ulu­sal ve de­mok­ra­tik bü­tün hak­la­rı­nı sa­vu­na­ca­ğız ve bu uğur­da sa­va­şa­ca­ğız…

Res­mi ide­olo­ji ile ya­zı­lan Tür­kiye ta­ri­hi­ni ye­ni­den ya­za­ca­ğız ve Er­me­ni, Kürt ve di­ğer halk­lar üze­rin­de­ki bas­kı ve kı­yım­la­rı ta­ri­hi ger­çek­li­ği için­de açık­lı­ğa ka­vuş­tu­ra­ca­ğız…

Za­fer şar­kı­la­rı­mı­zı, des­tan­la­rı­mı­zı zo­run­lu ola­rak, kan ve ateş der­ya­sı için­de ya­za­ca­ğız. Her­kes bil­sin ki, za­fer er geç bi­zim, iş­çi sı­nı­fı­nın, ezi­len halk­la­rın ve maz­lum ulus­la­rın ola­cak­tır.

On­la­ra ses­le­ni­yo­ruz:
Bay­lar, kor­ku­nu­zu, te­la­şı­nı­zı an­lı­yo­ruz. Bu­gün ot­lan­dı­ğı­nız top­rak­la­rı, fab­ri­ka­la­rı, ma­den­le­ri ko­ru­mak için her tür­lü vah­şe­te ha­zır­sı­nız. Ama bil­me­li­si­niz ki, ko­rku­nun ece­le fay­da­sı yok­tur ve hiç­bir vah­şet bi­zi hak­lı da­va­mız­dan cay­dır­ma­ya­cak­tır. Si­zi, ken­di ya­rat­tı­ğı­nız sos­yal-si­ya­sal çe­liş­me­ler için­de, dök­tü­ğü­nüz ve dö­ke­ce­ği­niz kan­lar için­de bo­ğa­ca­ğız… Bi­zim, ül­ke­mi­ze dön­me, hem de za­fer­le dön­me umu­du­muz ve gü­ve­ni­miz var­dır. Ama siz­ler bir gün ka­ça­cak ve bir da­ha dön­me­ye­cek­si­niz. Be­yaz Rus­lar’a ba­kan, Kral Fa­ruk’a, Şah’a, So­mo­za’ya ba­kın ve ge­le­ce­ği­ni­zi gö­rün.

Sev­gi­li ar­ka­daş­la­rım… Bi­zi bek­le­yen zor gün­le­re ha­zır­la­na­lım!
Se­lam siz­le­re, ya­rı­na ve kav­ga­mı­za… se­lam bin se­lam!..

Yılmaz Güney, “Uzun Yürüyüş” dö­nü­şü Pa­ris’te dü­zen­le­nen ge­ce için ha­zır­la­dı­ğı bu ko­nuş­ma­yı has­ta­lı­ğı­nın art­ma­sı ne­deniy­le ken­disi sunamadı; top­lan­tının sunucuların­ca gecede okun­du.