SİLAHLARLA KURULAN ANAYASA ANCAK SİLAHLARLA YIKILACAKTIR
Değerli arkadaşlarım,
Değerli konuklar…
Hepinize, ülkemin içinde bulunduğu acının tadıyla merhaba diyorum.
Tattığımız yenilginin burukluğu, içine düştüğümüz hataların kırıklığı ve çarpışmalarda, idam sehpalarında, işkencelerde, açlık grevlerinde kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yanıklığıyla merhaba diyorum.
Acımız büyüktür. Bu nedenle sizlere seslenirken, sarsıcı da olsa, öncelikle gerçeklere değinmek istiyorum. Çünkü sadece “yıkacağız, ezeceğiz, geldik, geliyoruz” laflarıyla, yenilgimizi zafere dönüştüremeyiz. Yenilgileri zafere dönüştürmenin temel koşulu, kendi gerçeğimiz ve hatalarımız karşısında cesur bir tavır takınmaktır. İnanıyorum ki, Türkiye’de, çeşitli milliyetlerden emekçi halkın faşizm karşısında yenilgisi, faşizmin güçlü olmasından ileri gelmedi; tam tersine, bizim, siyasi, örgütsel, ideolojik güçsüzlüğümüzün ve kavrayışımızın sonucu gerçekleşti. Eğer biz, devrim ve demokrasi güçleri gerçekten güçlü olsaydık, işçileri, köylüleri ve milyonları, emekçi halkı seferber eder, faşizmin kalelerini bir bir yıkar ve onları iktidara getirmezdik.
Ülkemizde devrim ve demokrasi mücadelesi neden zafere ulaşmadı? Bu sorunun cevabını açık, cesur ve kararlı bir biçimde bulamazsak, geçmişe ağıt yakan zavallılardan öteye gidemeyiz. Zafer istiyorsak, gerek halkımızın önüne, gerekse dünya kamuoyunun önüne, hatalarımızın bilincinde olan savaşçılar olarak çıkmalıyız.
Türkiye bir cezaevi haline getirilmiştir. Bir kısmı cezaevlerinde mahkumdur; bir kısmı, evlerinde, işyerlerinde gözaltındadır; bir kısmı da kendi kafalarında cezaevi duvarları örerek, kendilerini haspetmişlerdir. Türkiye’de hâlâ işkencelerde adam öldürülüyor, hâlâ eski defterler karıştırılıp insanlar ayıklanıyor, cezaevlerine tıkılıyor… Bütün bu gelişmelere bakıp, hâlâ faşizmin karakterini anlamamakta direnen insanlar varsa, bu, ayrı bir hapishanenin duvarları demektir. Bu, siyasi körlüğün duvarlarıdır. Bu siyasi körlük, sadece bugün için değil, siyasi hatalarımızın her döneminde kendisini gösterdi. Bugün cezaevlerinde bulanan birçok önder, aynı siyasi körlükleri nedeniyle bugünün hazırlanmasında pay sahibidirler. Biz, onlara bakarken iki açıdan bakmalıyız. Birincisi, faşizmin zindanlarında yalnız bırakmamalı, onlara destek olmalıyız. İkincisi ise onların siyasi hatalarını, faşizmin zaferindeki paylarını iyi bilmeliyiz. Eğer bunu yapmazsak, gelecek yenilgilere şimdiden hazır olmalıyız demektir.
Arkadaşlar,
Eski düzen, demokrasi, parlamenter düzen, öte yanda, genel olarak Türkiye’deki cezaevleri ele alınırken, bilerek ya da bilmeyerek yapılan bir hata vardır. Bazıları cezaevlerini ele alırken, cezaevindekileri ikiye ayırıyor ve terörist, anarşist, aşırı ve benzeri deyimler kullanıp, bu arkadaşlara sahip çıkmama, ve hatta, onlara yapılan zulmü hoş karşılama gibi bir hataya düşüyorlar. Doğru tavır, faşizmin zulmü altındaki herkese sahip çıkmaktır. Bugün DİSK’in önderleri, Barış Derneği’nin kurucuları, yazarlar, sanatçılar, faşizmin baskısı altındadırlar. Bunlar bütünün parçalarıdırlar, onlara ne kadar sahip çıkılıyorsa, mücadelenin gereğidir. Ve onlara yapılan insanlık dışı zulüm de sergilenmeli ve lanetlenmelidir. Terör, anarşi çığlıklarının mimarı ile aynı parelele düşmek istemiyorsak Türkiye’yi bir iç savaşa getirmek isteyenlere en küçük bir taviz bile verilmemelidir! Bugün Evren’den yardım uman, onlardan şefaat dilenenler, özellikle devrimci ve gerçekten demokrasi için savaşmış insanları görmezlikten gelmektedirler. Ki onlar, bugün anayasanın bazı maddelerini tartışıyorlar. Anayasanın maddelerini tartışmak, anayasada kısmi eskiliklerin varlığı, kismi hataların ve baskıların varlığı anlamına gelir. Faşistlerin yaptığı anayasa tartışılmaz, o ancak kitlelere ve dünya kamuoyuna anlatılır. O anayasa, ancak halkın mücadelesiyle yırtılır. Silahlarla kurtulan anayasa ancak silahlarla yıkılacaktır.
Dünya kamuoyunu yanıltmada, kendilerine devrimci demokrat diyen birçok insanın da, hatalarına değinmek gerekir. Türkeş’in, Demirel’in bir devamı olan Evren, dünya kamuoyuna “hem sağa hem de sola karşı” olarak tanıtıldı. Bu, ustaca planlanmış bir senaryoydu ve dünya kamuoyu bu tuzağa düştü.
Bu tuzakta kimlerin payı vardır?
Faşist cuntanın temel destekçisi, ABD ve Alman emperyalizmidir. Ancak bazı ülkeler vardır ki, sözde faşizme karşı mücadeleden söz ederken, aynı zamanda generaller çetesini, en büyük halk nişanlarıyla ödüllendiriyorlar. Biz, bütün dünya kamuoyu önünde, faşist cuntayı lanetlerken, onlar faşist cuntanın şeflerine kucak açıyorlar. Bu iki yüzlülük değil midir?
Arkadaşlarım,
Faşizmi ancak kendi öz güçlerimize dayanarak yenebiliriz. Umut dışarda değil, içerdedir. Türkiye’nin çeşitli milliyetten işçileri, köylüleri ve emekçi halkı, dışardan verilen mücadeleyle kurtulamaz. Ülkemizdeki devrim ve demokrasi güçlerini örgütleyemezsek, sonumuz dokuzuncu yılını bitiren Şili gibi, Franko’nun İspanya’sı, Salazar’ın Portekiz’i gibi olacaktır… Ülkemizde, devrime ve demokrasiye inanmış milyonlar doğru bir önderlik bekliyor.
Yüreğimizin ateşini içeriye taşıyalım…
Cezaevlerini boşaltmanın, duvarları yıkmanın temel koşulu budur.
DİSK tarafından 1982 Ekim sonunda Paris’te düzenlenen gecede yapılan konuşma.
